Şeyh Abdülkerim Emrullah (Haji Rasul)
Şeyh
Endonezyalı müslüman âlim, eğitimci ve yenilikçi lider (1879-1945); Batı Sumatra'nın Minangkabau bölgesindeki ıslah hareketinin öncülerinden. Gençliğinde Muhammed Resûl adıyla anılmış, hac dönüşünden sonra Hacı Resûl lakabıyla meşhur olmuştur. Biyografisini yazan Hamka onun oğludur. 10 Şubat 1879'da Minangkabau bölgesindeki Sungai Batang'da doğdu. Babası Şeyh Muhammed Emrullah bir Nakşî şeyhiydi. Hollanda sömürge yönetimine tepki olarak pek çok ulemâ ailesinin çocukları gibi o da sömürge okulları yerine geleneksel dinî eğitim veren kurumlarda okudu; Kur'ân-ı Kerîm, dinî dersler ve Arapça öğrendi. On beş yaşında tahsilini ilerletmek üzere Mekke'ye gitti. Minangkabau kökenli Muhammed Cemîl Cambek ve Muhammed Tâhir Celâleddin gibi, ileride Sumatra'da yenilikçi din anlayışını savunacak Endonezyalılarla birlikte, o dönemde Mescid-i Harâm'ın imamlığını da yapan Minangkabaulu âlim Şeyh Ahmed Hatîb 'in öğrencisi oldu. Abdullah Câmiuddin, Osman Saravâkî, Hamîd Ciddevî ve Saîd Yemenî gibi Malay ve Arap kökenli hocalardan da ders aldı. 1901'de ülkesine döndü; 1903'te yeniden Mekke'ye giderek Şâmiye'deki evinde ders vermeye başladı. Talebeleri arasında İbrâhim b. Mûsâ Parabek ve Muhammed Zaîm Simabur gibi Endonezyalılar vardı. Öğrencileri çoğalınca hocası Ahmed Hatîb ondan Mescid-i Harâm'da ders okutmasını istedi; Arap asıllı imamlar buna karşı çıkınca öğretimini Harem'in yakınındaki bir evde sürdürdü. Bu sırada karısını ve yeni doğan çocuğunu kaybetti. 1906'da haccını ifa ettikten sonra Sumatra'ya döndü; önce Maninjau'da, ardından Padang Panjang'daki Surau Jembatan Besi'de ders okuttu. Gelenekçi bir kurum olan Surau Jembatan Besi onun çalışmalarıyla modern bir eğitim kurumuna dönüştü; 1918'de Sumatra Thawalib adını alan okul Güney Tapanuli ve Açe'nin batı sahillerine kadar etkisini genişletti. 1907'de babası öldükten sonra, zamanla yozlaştırıldığını düşündüğü Nakşibendiyye uygulamalarını düzenlemek için uğraştı. Dinî görüşlerinin oluşmasında Mekke'deki hocası Ahmed Hatîb'in etkisi daha belirleyici olmakla birlikte Cemâleddîn-i Efgānî, Muhammed Abduh ve M. Reşîd Rızâ'nın görüşlerinden de haberdar olduğu kabul edilir. Singapur'da basılan yenilikçi el-İmâm dergisinin Sumatra temsilcisi oldu; bu dergi 1909'da kapanınca dostu Hacı Abdullah Ahmed'le birlikte 1 Nisan 1911'den itibaren Padang'da aynı çizgide el-Münîr dergisini çıkardı. Dergi Minangkabau'da "eski nesil" denilen geleneksel ulemâ ile "yeni nesil" yenilikçi ulemâ arasında açık bir tartışma başlattı; Cava, Sumatra, Sulavesi, Kalimantan, Singapur ve Malay yarımadasında okuyucu buldu. Muhammediyye'nin kurucusu Kiai Hacı Ahmed Dahlân Yogyakarta'da derginin temsilcisi oldu. Kaynak yetersizliği yüzünden dergi ancak 1915'e kadar yayımlanabildi. 1919'da İslâm Din Öğretmenleri Birliği'nin (Persatuan Guru-Guru Agama Islam) kuruluşunda etkin rol oynadı. 1925'te Cava'ya yaptığı ikinci ziyarette Sarekat Islam'ın lideri Hacı Ömer Said Çokroaminoto ve Kiai Hacı Ahmed Dahlân ile görüştü; dönüşünde memleketi Sungai Batang'da Sandi Aman adıyla bir dinî teşkilât kurdu. Bunu daha sonra Muhammediyye'nin Batı Sumatra şubesine dönüştürdü ve kurum kısa sürede bölgenin en büyük ve en etkili dinî teşkilâtı oldu. 1926'da Abdullah Ahmed'le birlikte, hilâfet meselesini görüşmek üzere Kahire'de toplanan Dünya İslâm Kongresi'ne katıldı; takdir toplayan konuşmalarından sonra Şeyh Abdülazîz es-Seâlibî'nin de içinde bulunduğu bir komisyonun teklifiyle kendilerine dinî ilimlerde doktora pâyesi verildi. Aktif siyasetten uzak durmakla birlikte sömürge hükümetinin eğitim politikalarını eleştirdi ve modern özel eğitim kurumlarının açılmasını teşvik etti; 1931'de Padang'da açılan Normal Islam kolejine destek verdi. 1925'te din öğretmenlerini mahallî otoritelerin denetimine veren kanunun çıkmasını engelledi, 1932'de "Korsan Okullar Kanunu" diye bilinen kanuna karşı oluşan muhalefete öncülük etti. Hollanda yönetimi onu on iki defa sorguya çekti, birkaç defa tutukladı; son olarak 12 Ocak 1941'de tutuklanıp Batı Cava'daki Sukabumi'ye sürgün edildi. Japon işgaliyle serbest kalınca ailesiyle Cakarta'ya yerleşti; Japon yönetiminin kurduğu Halkın Gücü Merkezi (Putera) ile Din İşleri Bürosu'na danışman tayin edildi. Bu dönemde Japonların saikeirei denilen, ayakta eğilerek yapılan saygı uygulamasına rükûa benzediği gerekçesiyle karşı çıktı ve bunun İslâm'a aykırılığını göstermek için "Hanna Allah" (sadece Allah'a) adlı bir makale yazdı. İslâm İşleri Bürosu danışmanlığını sürdürürken 2 Haziran 1945'te Cakarta'da vefat etti ve buradaki Pemakaman Umum Karet Mezarlığı 'na defnedildi. Tesir Halkası — Kurduğu Sumatra Thawalib okulu ve aynı adla kurulan öğrenci teşkilâtı sömürge döneminin sonuna kadar bölgenin dinî ve siyasî gelişmelerinde önemli rol oynadı. Doktora pâyesiyle Batı Sumatra ve Endonezya ulemâ çevrelerinde itibarı iyice artınca diğer yeni nesil hocalarla birlikte Muhammediyye'yi geliştirmeye ve yenilikçi görüşlerini yaymaya çalıştı. 1920'li yıllar boyunca Sumatra Thawalib'de etkili olan komünizm ve sosyalizm taraftarlarına karşı mücadele verdiyse de, kendi kurduğu okulun İslâm sosyalizmini destekleyen genç hocaları karşısında başarı sağlayamadı. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Tasavvufun önemini kabul etmekle birlikte Minangkabau'da etkili olan Nakşibendiyye'nin çeşitli uygulamalarına karşı çıktı: râbıtanın İslâm'da yeri olmadığını, tarikat şeyhlerinin Allah ile insanlar arasında aracı görülmesinin şirkle eşdeğer olduğunu, Tenbîhü'l-gāfilîn , Dürretü'l-vâizîn ve Nüzhetü'l-mecâlis gibi eserlerin asılsız rivayetlerle dolu olduğunu ileri sürdü. Endonezya'da ilk devirlerde çok etkili olan vahdet-i vücûd çizgisindeki anlayışı reddetti, Gazzâlî'nin ılımlı tasavvufunu daha mâkul buldu. Minangkabau'da yalnız kız çocuklarının mirastan pay almasını öngören âdât uygulamasına karşı çıkarak mirasın ferâiz kurallarına göre dağıtılmasını istedi. Mezhep taassubunu ve taklitçiliği eleştirdi, ictihad kapısının kıyamete kadar açık olduğunu söyledi. Muska takma, büyü, kabir üzerinde telkin, hutbelerin yalnız Arapça okunması ve ölenlerin anısına ziyafet verilmesi gibi uygulamaları bid'at saydı. Eserleri — Yirmi yedi kitabı bulunduğu kaydedilir. İlk kitabı İzhâru esâtîri'l-mudillîn (1906), şirk ve tasavvufa dair eleştirilerini içerir. Umdetü'l-enâm fî ilmi'l-kelâm (1908) Allah'ın yirmi sıfatını ve tevhidi ele alır; Rikābü'l-mülhidîn (1910) Minangkabau'daki Nakşibendiyye uygulamalarıyla ilgilidir. Sülelü'l-usûl (1914) usûl-i fıkha, el-İfsâh (1919) nikâha dairdir; el-Burhân (1922) Amme cüzünün tefsiridir. el-Kavlü's-sahîh 'te sahih ve mevzû rivayetleri inceler; Cermin Terus (1929) kadınlar hakkındaki görüşlerini içerir. el-Kevâkibü'd-dürriyye (1940) Endonezya dilinde cuma hutbesi okunmasını yasaklayan bir âlimin görüşünü eleştirir. Fıkıh usulüne dair en önemli eseri Pengantar Usul Fiqh (1966) oğlu Hamka tarafından yayımlanmıştır.
