ŞÂlim
Şemsü'l-Eimme es-Serahsî
İmam
İslâm dünyasının «Şemsü'l-eimme es-Serahsî» diye tanıdığı büyük Hanefî hukukçusu; Hanefî fıkhının iskeletini oluşturan «zâhirü'r-rivâye» eserlerini delilleriyle şerh ederek bu fıkhın anlaşılmasına ve yayılmasına katkı sağladı. Hanefî âlimleri arasında eserleri kadar hayatıyla da dikkat çeker. Kendi eserlerinin önsözünde kendisinin de belirttiği üzere tam adı Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed b. Ebî Sehl 'dir. Bugünkü Türkmenistan–İran sınırında eski bir Horasan beldesi olan Serahs 'ta veya civarında doğdu; tahsil için Buhara'ya gitti. Buhara'da Şemsü'l-eimme Abdülazîz el-Halvânî'den (ö. 452/1060) ders aldı ve devrinin seçkin şahsiyetlerinden biri oldu; hocasından yalnız üzerinde ders verdiği halıyı değil, «imamların güneşi» anlamına gelen Şemsü'l-eimme unvanını da tevarüs etti. Halvânî'den başka, Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in önsözünde bildirdiği üzere Şeyhülislâm Ebü'l-Hasan es-Suğdî (461/1069) ve Ebû Hafs Ömer b. Mansûr el-Bezzâr'dan da ders aldı; es-Siyerü'l-kebîr 'in kendisine üç hocasından üç ayrı senetle ulaştığını söyler. Karahanlılar döneminde yaşadı ve devletin ikiye ayrılmasından sonra Batı Karahanlıların topraklarında ikamet etti. Bu dönemde hükümdarlarla ulema arasında zaman zaman ağır anlaşmazlıklar yaşandı, bazı fakihler idam edildi. Serahsî en geç 466/1073 'te hapse atıldı ve 480/1087 'de serbest kaldı; bu sürede Şemsü'l-mülk II. Nasr b. İbrâhim, Ebû Şücâ Hızır Han ve Ahmed Han olmak üzere üç hakan tahta geçti. Hapsinin sebebini kendisi açıklamaz: el-Mebsût 'un on dokuz, Usûlü'l-fıkh 'ın, Şerhu Ziyâdâti'z-ziyâdât 'ın ve Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in birer yerinde olmak üzere yirmi üç pasajda hapis hayatından, o günlerin zorluklarından ve kendisini hapse düşüren sebepten yalnız üstü kapalı biçimde söz eder; hakkı söylediği, bir itham ve sarf ettiği bir «söz» yüzünden hapsedildiğini bildirir. Hapis Özkent 'te (Uzcend) geçti. Cuma namazına gitmekten ve halkla görüşmekten men edilmiş, ailesinden, oğlundan ve kitaplarından mahrum bırakılmıştı; ilk yıllarda ağır şartlarda tutulduğu, sonra kalede daha rahat bir odaya (zâviye) alındığı anlaşılır. Usûlü'l-fıkh 'ta «Uzcend kalesinde bir odada» bulunduğunu söyler. Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in imlâsına bir ara kendisini himaye eden Emîr Gûn lakaplı bir zatın evinde başladı, sonra yeniden kaleye dönmesi emredildi. Kendi kaydına göre 480 yılı Rebîülevvel ayının bitmesine on gün kala bir cuma günü serbest kaldı, ayın son günü Uzcend'den hareket ederek Mergīnân 'a gitti ve İmam Seyfeddin Ebû İbrâhim İshâk b. İsmâil'in evine misafir oldu. Burada Seyfeddin'in ve fukahanın isteğiyle, hapiste başladığı Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in imlâsını «Şurût» bölümünden itibaren sürdürdü ve eseri 480/1087 yılı Cemâziyelevvel'inin üçüncü günü tamamladı. Yaklaşık seksen yaşında hapisten çıktığı belirtilir. Mergīnân'dan sonrası hakkında kaynaklar bilgi vermez. Vefat tarihi konusunda farklı rakamlar vardır: biyografi eserleri umumiyetle 483/1090-91 tarihini zikreder, «490 yılına doğru» ve «500 yılına doğru» gibi ifadeler de bulunur; hapisten sonra Mergīnân'a gittiğine dair kayıtlar 483 tarihini destekler mahiyettedir. Tesir Halkası — Kaynaklarda adı geçen meşhur talebeleri arasında Burhânü'l-eimme Abdülazîz b. Ömer b. Mâze (ö. 536/1141), Kâdîhân'ın (ö. 592/1196) dedesi Mahmûd b. Abdülazîz el-Özcendî, Burhâneddin el-Mergīnânî'nin anne tarafından dedesi Ebû Hafs Ömer b. Ali ez-Zenderâmîsî, Rükneddin Mes'ûd b. Hüseyin el-Küşânî (veya Kâşânî), Osman b. Ali b. Muhammed el-Bîkendî ve Ebû Bekir Muhammed b. İbrâhim el-Hasîrî bulunur. İbn Kutluboğa ve Leknevî, hapisten çıkıp Mergīnân'a gittiğinde talebelerinin de oraya vardığını ve hapiste başladıkları Şerhu's-Siyeri'l-kebîr imlâsını orada tamamladıklarını anlatır. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kuvvetli hafızası ve üstün yeteneğiyle tanınır; eserlerinden fıkıh dışında matematik ve cebirde de başarılı olduğu, şiirle de ilgilendiği anlaşılır. el-Mebsût 'un ilk cildinde el-Asl ile birlikte yirmi eserin adı geçer; bunların hepsi Hanefî hukukçularına aittir. Serahsî, İmam Muhammed'in iki öğrencisi Ebû Süleyman el-Cüzcânî ve Ebû Hafs el-Kebîr'in rivayet ettiği iki el-Asl nüshası üzerinde çalışmış, iki nüsha arasındaki farklara dikkat çekmiştir. Eserleri — Eser sayısı bakımından en büyük Müslüman fakihlerden biridir. Eserlerinin büyük kısmı hapiste kaleme alınmış olup İmam Muhammed'in «zâhirü'r-rivâye» adı altında toplanan ve Hanefî fıkhının temel görüşlerini oluşturan eserlerinin şerhlerinden oluşur: el-Asl / el-Mebsût , Ziyâdât , el-Câmiu's-sagīr , el-Câmiu'l-kebîr , es-Siyerü's-sagīr ve es-Siyerü'l-kebîr . Otuz ciltlik el-Mebsût , hapsin zor şartları altında talebelerine imlâ ettirildi ve hapiste yazdırdığı ilk eserdir; Usûlü'l-fıkh 'ı ondan hemen sonra kaleme aldı; Şerhu's-Siyeri'l-kebîr Özkent'te başlayıp Mergīnân'da tamamlandı. Türbesi ve Külliyesi — Kırgızistan'ın Özkent (Özgön) şehrinde Serahsî'ye atfedilen bir mezar bulunur. Nusret Çam 2004 yılında burada, yeni yapılmış veya yeni tamir görmüş tuğladan bir niş içinde yan yana duran iki siyah taştan yazılı olanının Serahsî'ye atfedildiğini görmüştür; Serahsî'nin mezar taşının Sovyetler döneminde Petersburg'a götürüldüğü de rivayet edilir. Çam'ın okuduğu altı satırlık sülüs kitabe ise unvanlarından büyük bir âlim olduğu anlaşılan Ali oğlu Muhammed adlı bir kişiye aittir ve 2 Şevval 607 (19 Mart 1211) tarihini taşır; künye ve tarih bakımından taşın Serahsî'ye ait olması mümkün değildir. Halkın büyük kısmı mezarın Serahsî'ye ait olduğunu düşünmeye devam eder; Çam bu kanaati, halkı ağır vergiler karşısında cesaretle savunan âlime duyulan sevgiyle açıklar ve Serahsî Özkent dışında öldüyse burada onun için bir makam yapılmış olabileceğini belirtir.
MargilanVefât 483 h.İncele →