Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 1/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Hâce Alâeddin Ali Erdebîlî

Hâce

Sadreddîn-i Erdebîlî'nin oğludur; babasının 794'te (1392) vefatı üzerine Safeviyye tarikatının başına geçti. Tarikat onun döneminde en geniş nüfuz alanına ulaştı; Anadolu'da halifeler edindi ve tesiri Timur'un yakın çevresine kadar uzandı (Timur'un Erdebil ziyaretinde Türk esirleri âzat ettiği rivayetinin sıhhatini Faruk Sümer tartışmalı bulur). Bayramiyye açısından önemi, Hamîdüddin Aksarâyî'nin (Somuncu Baba) Hoy'da kendisine intisap edip hilâfet alarak Anadolu'ya dönmesidir; Hacı Bayrâm-ı Velî'nin kurduğu Bayramiyye'nin silsilesi böylece Erdebil dergâhına bağlanır (TDV, icazetin babası Sadreddîn'den alındığı görüşünü de kaydeder — ihtilaf notu). Ömrünün sonunda büyük bir toplulukla hac yolculuğuna çıktı; Kudüs'te çevresine müridler toplandı ve Cemâziyelevvel 832'de (Şubat 1429; bazı kaynaklarda 830/1427) burada vefat ederek Mescid-i Aksâ'nın doğu suru boyundaki Bâbürrahme Kabristanı'na defnedildi; kabri "Seyyid Ali A'cemî" adıyla bilinir. Döneminde Safeviyye tasavvufî bir tarikat kimliğindeydi. (Kaynaklar: Nihat Azamat, TDV İslâm Ansiklopedisi 'Erdebîlî, Alâeddin'; Haşim Şahin, TDV İslâm Ansiklopedisi 'Somuncu Baba'; Encyclopaedia Iranica 'Alī, Ḵᵛāja'.)

KudüsVefât 832 h.İncele
Evliyâ

Hakîm Ata (Süleyman Bakırgânî)

Ata

Yesevî geleneğinin en erken evresiyle ilişkilendirilen Orta Asya sûfîsi; genellikle Ahmed Yesevî 'nin doğrudan müridi sayılır ve Türkçe hikmet leriyle tanınır. Hârizm'de hem kabri hem de adını yaşatan sözlü gelenekle yüzyıllardır anılan bir velîdir. Kimliği bütünüyle kesin değildir; doğumuna ve tahsiline dair kaynak bilgi vermez. Ali Şîr Nevâî adının Süleyman olduğunu söyler ve Hakîm lakabını şöyle açıklar: Yesevî'nin müridleri arasında yalnız o, topladığı odunu kuru kalsın diye hırkasının içine sarmayı akıl etmiş; Ahmed Yesevî de onu hikmetle ( hakîmâne ) davrandığı için övmüştür. Hakkındaki erken kayıtlar seyrektir. İlk olarak, Bahâeddin Nakşbend'in en eski biyografisi olan ve XV. yüzyılın hemen başında yazılan Enîsü't-tâlibîn 'de, Bahâeddin'in "Türk meşâyihi" ile ilişkisini önceden haber verdiği yorumlanan bir rüya vesilesiyle anılır. XV. yüzyılın ikinci yarısında bir Üveysî velîye dair menâkıbnâmede ( Heşt Hadîka ) Ahmed Yesevî ile bağlantılı bir "Hakîm Süleyman" iki kez geçer. Hakkındaki ilk geniş anlatımlar ise Nevâî'nin (ö. 906/1500) Nesâyimü'l-mahabbe 'si ile XVI. yüzyıl başına ait Nakşibendî menâkıbnâmesi Reşehât-ı Aynü'l-hayât 'ta yer alır. İki kaynak da onun Yesevî'nin müridi olduğunu ve hikmet denen manzum vecizeleriyle ün kazandığını doğrular; bunun dışında pek az noktada uyuşurlar. İntisabı Ahmed Yesevî'yedir. Reşehât onu Yesevî'nin halifeleri arasında sayar; ancak eserin nüshaları üçüncü mü dördüncü halife olduğu konusunda ayrılır (bk. Çok Görüşlü Sunum). Erken dönem öteki deliller, Yesevî'nin dördüncü halifesi olan "Hakîm Süleyman" tanımını destekler. Reşehât 'ın birleştirilmiş anlatımına göre Hakîm Ata Hârizm'de yaşamıştır. Aynı eserin Zengi Ata'ya ayırdığı bölüm, onun "Borak Han"ın (bir başka anlatımda "Buğra Han"ın) kızı Anber Ana ile evliliğini nakleder. Vefatı için anılan 582/1186-87 tarihi, kaynağa göre ilk kez XIX. yüzyıl eseri Hazînetü'l-asfiyâ 'da geçer ve güvenilir bir bilgiye dayanmıyor görünmektedir; Yesevî'nin doğrudan müridi ise XIII. yüzyılın başında yaşamış olmalıdır. Hârizm'de vefat etti ve orada defnedildi. Vefatından sonra hanımı Anber Ana, müridi Zengi Ata ile evlenmiştir. Tesir Halkası — Reşehât onu Yesevî silsilesinde oldukça kesin bir yere koyar: Zengi Ata 'nın şeyhidir. Zengi Ata'nın dört müridinden biri olan Sadr Ata, XV-XVIII. yüzyıllar boyunca bütün Yesevî tarikatının soyunun kendisine bağlandığı halkadır. Bu tarikat, kaynakların bildirdiği kadarıyla, ne Hârizm'de ne de Yesevî'nin memleketi Türkistan'da, Mâverâünnehir 'de kök salmış ve ağırlıkla Farsça bir menâkıb edebiyatı bırakmıştır. Öte yandan Türkçe halk menâkıbnâmesi Hakîm Ata Kitabı , Zengi Ata'nın Hakîm Ata ile hiç karşılaşmadığını ima eder. Hârizm'de onu ata sayan "soy toplulukları" bulunur ve ona odaklanan sözlü gelenek bugün de dolaşımdadır. Geç XVI. yüzyıl Osmanlı Türkçesi eseri Cevâhirü'l-ebrâr ile XVII. yüzyıl eseri Lemehât da ona dair anlatılar içerir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Hem Nevâî hem Reşehât onun Türkçe hikmet leriyle ün kazandığını doğrular ve her biri farklı örnekler verir. Ona nispet edilen Türkçe şiirler aynı dönemde kayda geçmiştir; böylece Türkçe vecize ve şiir söyleme geleneğiyle ilişkilendirilmesi, bizzat Ahmed Yesevî'ninkinden belirgin biçimde daha erkene gider. Odun hikâyesi gibi bağımsız anlatılar sonradan başka rivayetlerle birleşerek Hakîm Ata Kitabı adıyla bilinen Türkçe halk menâkıbnâmesini oluşturmuştur (Zaleman tarafından 1898'de yayımlandı). Eserleri — "Süleyman Bakırgânî" adıyla ona nispet edilen bir şiir derlemesi en geç XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren dolaşımdaydı ve Bakırgan Kitabı adıyla birçok kez basılmıştır. Kaynak bu derlemenin içeriğini ayrıca anlatmaz; bu seride eser okunmadığı için öğüt bölümü açılmamıştır. Türbesi ve Külliyesi — Ziyaretgâhı Hârizm'in Bakırgan mevkiindedir (Özbekistan'da Kongrat/Qoʻngʻirot kasabası yakını) ve daha XVI. yüzyılın başında önde gelen bir ziyaret yeri olarak anılır. Reşehât ise defnedildiği yeri "Akkurgan" diye adlandırır. Ziyaretgâhın Hârizm'deki öne çıkan yeri, kaynağın onu bölgenin yerel bir velîsi sayma ihtimalini tartışmasının dayanaklarındandır.

KarakalpakistanVefât 582 h.İncele
Âlim

Şemsü'l-Eimme es-Serahsî

İmam

İslâm dünyasının «Şemsü'l-eimme es-Serahsî» diye tanıdığı büyük Hanefî hukukçusu; Hanefî fıkhının iskeletini oluşturan «zâhirü'r-rivâye» eserlerini delilleriyle şerh ederek bu fıkhın anlaşılmasına ve yayılmasına katkı sağladı. Hanefî âlimleri arasında eserleri kadar hayatıyla da dikkat çeker. Kendi eserlerinin önsözünde kendisinin de belirttiği üzere tam adı Ebû Bekr Muhammed b. Ahmed b. Ebî Sehl 'dir. Bugünkü Türkmenistan–İran sınırında eski bir Horasan beldesi olan Serahs 'ta veya civarında doğdu; tahsil için Buhara'ya gitti. Buhara'da Şemsü'l-eimme Abdülazîz el-Halvânî'den (ö. 452/1060) ders aldı ve devrinin seçkin şahsiyetlerinden biri oldu; hocasından yalnız üzerinde ders verdiği halıyı değil, «imamların güneşi» anlamına gelen Şemsü'l-eimme unvanını da tevarüs etti. Halvânî'den başka, Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in önsözünde bildirdiği üzere Şeyhülislâm Ebü'l-Hasan es-Suğdî (461/1069) ve Ebû Hafs Ömer b. Mansûr el-Bezzâr'dan da ders aldı; es-Siyerü'l-kebîr 'in kendisine üç hocasından üç ayrı senetle ulaştığını söyler. Karahanlılar döneminde yaşadı ve devletin ikiye ayrılmasından sonra Batı Karahanlıların topraklarında ikamet etti. Bu dönemde hükümdarlarla ulema arasında zaman zaman ağır anlaşmazlıklar yaşandı, bazı fakihler idam edildi. Serahsî en geç 466/1073 'te hapse atıldı ve 480/1087 'de serbest kaldı; bu sürede Şemsü'l-mülk II. Nasr b. İbrâhim, Ebû Şücâ Hızır Han ve Ahmed Han olmak üzere üç hakan tahta geçti. Hapsinin sebebini kendisi açıklamaz: el-Mebsût 'un on dokuz, Usûlü'l-fıkh 'ın, Şerhu Ziyâdâti'z-ziyâdât 'ın ve Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in birer yerinde olmak üzere yirmi üç pasajda hapis hayatından, o günlerin zorluklarından ve kendisini hapse düşüren sebepten yalnız üstü kapalı biçimde söz eder; hakkı söylediği, bir itham ve sarf ettiği bir «söz» yüzünden hapsedildiğini bildirir. Hapis Özkent 'te (Uzcend) geçti. Cuma namazına gitmekten ve halkla görüşmekten men edilmiş, ailesinden, oğlundan ve kitaplarından mahrum bırakılmıştı; ilk yıllarda ağır şartlarda tutulduğu, sonra kalede daha rahat bir odaya (zâviye) alındığı anlaşılır. Usûlü'l-fıkh 'ta «Uzcend kalesinde bir odada» bulunduğunu söyler. Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in imlâsına bir ara kendisini himaye eden Emîr Gûn lakaplı bir zatın evinde başladı, sonra yeniden kaleye dönmesi emredildi. Kendi kaydına göre 480 yılı Rebîülevvel ayının bitmesine on gün kala bir cuma günü serbest kaldı, ayın son günü Uzcend'den hareket ederek Mergīnân 'a gitti ve İmam Seyfeddin Ebû İbrâhim İshâk b. İsmâil'in evine misafir oldu. Burada Seyfeddin'in ve fukahanın isteğiyle, hapiste başladığı Şerhu's-Siyeri'l-kebîr 'in imlâsını «Şurût» bölümünden itibaren sürdürdü ve eseri 480/1087 yılı Cemâziyelevvel'inin üçüncü günü tamamladı. Yaklaşık seksen yaşında hapisten çıktığı belirtilir. Mergīnân'dan sonrası hakkında kaynaklar bilgi vermez. Vefat tarihi konusunda farklı rakamlar vardır: biyografi eserleri umumiyetle 483/1090-91 tarihini zikreder, «490 yılına doğru» ve «500 yılına doğru» gibi ifadeler de bulunur; hapisten sonra Mergīnân'a gittiğine dair kayıtlar 483 tarihini destekler mahiyettedir. Tesir Halkası — Kaynaklarda adı geçen meşhur talebeleri arasında Burhânü'l-eimme Abdülazîz b. Ömer b. Mâze (ö. 536/1141), Kâdîhân'ın (ö. 592/1196) dedesi Mahmûd b. Abdülazîz el-Özcendî, Burhâneddin el-Mergīnânî'nin anne tarafından dedesi Ebû Hafs Ömer b. Ali ez-Zenderâmîsî, Rükneddin Mes'ûd b. Hüseyin el-Küşânî (veya Kâşânî), Osman b. Ali b. Muhammed el-Bîkendî ve Ebû Bekir Muhammed b. İbrâhim el-Hasîrî bulunur. İbn Kutluboğa ve Leknevî, hapisten çıkıp Mergīnân'a gittiğinde talebelerinin de oraya vardığını ve hapiste başladıkları Şerhu's-Siyeri'l-kebîr imlâsını orada tamamladıklarını anlatır. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kuvvetli hafızası ve üstün yeteneğiyle tanınır; eserlerinden fıkıh dışında matematik ve cebirde de başarılı olduğu, şiirle de ilgilendiği anlaşılır. el-Mebsût 'un ilk cildinde el-Asl ile birlikte yirmi eserin adı geçer; bunların hepsi Hanefî hukukçularına aittir. Serahsî, İmam Muhammed'in iki öğrencisi Ebû Süleyman el-Cüzcânî ve Ebû Hafs el-Kebîr'in rivayet ettiği iki el-Asl nüshası üzerinde çalışmış, iki nüsha arasındaki farklara dikkat çekmiştir. Eserleri — Eser sayısı bakımından en büyük Müslüman fakihlerden biridir. Eserlerinin büyük kısmı hapiste kaleme alınmış olup İmam Muhammed'in «zâhirü'r-rivâye» adı altında toplanan ve Hanefî fıkhının temel görüşlerini oluşturan eserlerinin şerhlerinden oluşur: el-Asl / el-Mebsût , Ziyâdât , el-Câmiu's-sagīr , el-Câmiu'l-kebîr , es-Siyerü's-sagīr ve es-Siyerü'l-kebîr . Otuz ciltlik el-Mebsût , hapsin zor şartları altında talebelerine imlâ ettirildi ve hapiste yazdırdığı ilk eserdir; Usûlü'l-fıkh 'ı ondan hemen sonra kaleme aldı; Şerhu's-Siyeri'l-kebîr Özkent'te başlayıp Mergīnân'da tamamlandı. Türbesi ve Külliyesi — Kırgızistan'ın Özkent (Özgön) şehrinde Serahsî'ye atfedilen bir mezar bulunur. Nusret Çam 2004 yılında burada, yeni yapılmış veya yeni tamir görmüş tuğladan bir niş içinde yan yana duran iki siyah taştan yazılı olanının Serahsî'ye atfedildiğini görmüştür; Serahsî'nin mezar taşının Sovyetler döneminde Petersburg'a götürüldüğü de rivayet edilir. Çam'ın okuduğu altı satırlık sülüs kitabe ise unvanlarından büyük bir âlim olduğu anlaşılan Ali oğlu Muhammed adlı bir kişiye aittir ve 2 Şevval 607 (19 Mart 1211) tarihini taşır; künye ve tarih bakımından taşın Serahsî'ye ait olması mümkün değildir. Halkın büyük kısmı mezarın Serahsî'ye ait olduğunu düşünmeye devam eder; Çam bu kanaati, halkı ağır vergiler karşısında cesaretle savunan âlime duyulan sevgiyle açıklar ve Serahsî Özkent dışında öldüyse burada onun için bir makam yapılmış olabileceğini belirtir.

MargilanVefât 483 h.İncele
Evliyâ

Sadreddîn-i Erdebîlî

Şeyh

Safeviyye tarikatının kurucusu Safiyyüddîn-i Erdebîlî'nin oğlu ve halefidir. Babasının 735'te (1334) vefatı üzerine Erdebil dergâhının başına geçti ve yaklaşık altmış yıl tarikatı yönetti; postnişinlik bu dönemde babadan oğula geçen bir gelenek hâlini aldı. Babasının kabri üzerine türbe, dervişler için halvethâne ve dârülhuffâz gibi binalar yaptırarak bugün UNESCO Dünya Mirası listesindeki Şeyh Safiyyüddîn Külliyesi'nin çekirdeğini oluşturdu. Halifeleri aracılığıyla tarikatı Gürcistan ve Horasan taraflarına yaydı; meşhur halifesi Kāsım-ı Envâr'ı önce Gîlân'a, 779'da (1377) Herat'a gönderdi. Kaynaklar Timur dâhil dönemin hükümdarlarının kendisine saygı gösterdiğini aktarır. Onun döneminde Safeviyye, Sünnî çevrelerde de itibar gören tasavvufî bir tarikattı. 794'te (1392; bazı kaynaklarda 1391) vefat etti ve Erdebil'de babasının yanına defnedildi; yerine oğlu Hâce Alâeddin Ali geçti. Bayramiyye silsilesi bu aile yoluyla Erdebil dergâhına bağlanır. (Kaynaklar: Reşat Öngören, TDV İslâm Ansiklopedisi 'Safeviyye'; Ankara Üniversitesi Açık Ders; UNESCO WHC ref. 1345.)

ErdebilVefât 794 h.İncele
Evliyâ

İnce Bedreddin

Şeyh

XV. yüzyılda yaşamış Bayramî sûfîsi. Acem diyarından Hamîdüddin Aksarâyî (Somuncu Baba) ile birlikte Anadolu'ya gelmiş, sülûkünü Ankara'da Hacı Bayrâm-ı Velî'nin nezaretinde tamamlayarak halifeleri arasına girmiştir. Lâmiî Çelebi ve Sarı Abdullah Efendi onu Hacı Bayram'ın önde gelen halifeleri arasında sayar. Nev'îzâde Atâî'ye göre Lârende (Karaman) ve Bursa çevresinde çok sayıda dervişi bulunmuş, Müstakimzâde Ankara'daki müridlerinden de söz etmiştir. "İnce" lakabı, Hacı Bayram'ın diğer halifesi Kızılca Bedreddin'den ayırt etmek içindir; iki Bedreddin klasik kaynaklarda sıkça karıştırılır (çok-görüşlü not). Hacı Bayram'ın isteğiyle, Farsça bilmeyen dervişler için Fahreddîn-i Irâkî'nin Lemaât'ını Türkçeye çevirmiştir (Tercüme-i Lemaât); eser ilk Bayramî neslin tasavvufî birikiminin önemli tanığıdır. Doğum ve vefat tarihi ile kabri bilinmemekte (15. yüzyıl ortaları), temsil ettiği kol günümüze ulaşmamıştır. (Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi 'Hacı Bayrâm-ı Velî' ve 'Bayramiyye'; Ercan Alkan, Tasavvuf Dergisi 31, 2013.)

Karamanİncele
Evliyâ

Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Ömer Dede)

Emîr Sikkînî

Bayramiyye'nin Melâmiyye kolunun pîri kabul edilen sûfî. Doğum tarihi bilinmez; doğum yeri kaynaklarda Göynük ve Bursa olarak ihtilaflıdır. En erken kaynak Abdurrahman el-Askerî'nin Mir'âtü'l-ışk'ıdır; halk arasında Bıçakçı Emîr Dede diye tanınmış, "Ömer" adını ilk kez Taşköprizâde kaydetmiştir. Bıçakçılık mesleğinden ötürü "Sikkînî" nisbesiyle anılır. Tasavvufa Bursa'da Somuncu Baba (Hamîdüddin Aksarâyî) çevresinde başladığı, sülûkünü Hacı Bayrâm-ı Velî'nin yanında tamamlayıp halifesi olduğu kabul edilir; şeyhinin vefatından sonra Göynük'e yerleşti. Menkıbeye göre taç-hırka gibi zâhirî alâmetler konusunda Akşemseddin ile ihtilafa düşmüş, taç ve hırkasıyla ateşe girdiği, kendisine zarar gelmeden yalnız alâmetlerin yandığı rivayet edilir; zâhirî alâmetleri terk edişi Bayramî-Melâmîliğinin başlangıcı sayılır. 880'de (1475) Göynük'te vefat etti; sekizgen planlı müstakil türbesi Göynük Çeşme Mahallesi'ndedir. Yolunu halifesi Bünyâmin Ayâşî sürdürmüştür. (Kaynaklar: Haşim Şahin, TDV İslâm Ansiklopedisi 'Ömer Dede Sikkînî'; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü 'Emîr Sikkînî'; Kültür Portalı 'Ömer Sekkin Hazreti Türbesi'.)

BoluVefât 880 h.İncele
Evliyâ

Hızır Dede (Muk'ad Hızır Dede)

Dede

Bayramiyye'ye mensup Osmanlı sûfîsi. Mihaliç (Karacabey) yöresinde çobanlık yaparken ayaklarının donması sonucu kötürüm kaldığı için "Muk'ad Hızır Dede" diye anılmıştır. Bursa'ya gelerek Ulucami yanındaki eski minare civarında münzevi bir hayat sürdüğü nakledilir. Silsilesi, güvenilir kabul edilen tespite göre Akbıyık Sultan (ö. 860/1456) vasıtasıyla Hacı Bayrâm-ı Velî'ye ulaşır; bazı kaynaklarda doğrudan Hacı Bayram halifesi gösterilmesi kronolojik açıdan tartışmalıdır. Asıl önemi, Celvetiyye'nin kurucusu sayılan Üftâde'yi çocuk yaşta yönlendirip yaklaşık sekiz yıl terbiyesinde bulundurmasıdır; bu intisap sayesinde Celvetiyye, Bayramiyye'nin bir şubesi kabul edilir. Üftâde'ye hilâfet verdiği rivayeti, vefatında Üftâde'nin on sekiz yaşlarında olması sebebiyle ihtiyatla karşılanmış, Üftâde'nin sülûkünü Üveysî yolla tamamladığı görüşü öne çıkmıştır. 918 (1512) civarında (bazı kaynaklarda 913/1507) Bursa'da vefat etti; kabri Pınarbaşı Kabristanı üstünde Üçkuzular mevkiindedir. (Kaynaklar: Nihat Azamat, TDV İslâm Ansiklopedisi 'Üftâde'; Hasan Kâmil Yılmaz, TDV İslâm Ansiklopedisi 'Celvetiyye'; Visit Bursa 'Hızır Dede Türbesi'.)

BursaVefât 918 h.İncele
Âlim

Hacı Muhyiddin Hoca Efendi (Siverek)

Hacı

Siverek'in ilim ve tasavvuf ehli arasında zikredilen, Kâdirî meşrep bir müderris. Siverek'teki Feyziyye Medresesi'nde ders vererek pek çok talebe yetiştirmiştir. 1898'de vefat etti; türbesi Siverek'in Güney Mahallesi'ndedir ve halk tarafından ziyaret edilir. Kaynaklarda Siverek mutasavvıfları arasında sayılır.

ŞanlıurfaVefât 1316 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Müslüm et-Teberdârî (Mesleme b. Nâme es-Serûcî)

Şeyh

Suruç'un Ziyaret köyünde doğan, kaynaklarda 'Şeyh Müslüm et-Teberdârî' (ö. 466/1074) diye anılan mutasavvıf; asıl adı Şeyh Mesleme b. Nâme es-Serûcî el-Abbâsî'dir. Ziyaret köyündeki zâviyesinde sürekli mürit yetiştirmiş; öğrencileri arasında Şeyh Akîl el-Menbicî de vardır. Zâviye 1168'de cami ve tekkeden oluşan bir külliye haline getirilmiş, çevresi Selçuklu ve Osmanlı dönemi kabirleriyle kuşatılmıştır. Türbedeki kitâbeye göre kabir 1538'de Şeyh Muhammed oğlu Şeyh Hasan tarafından yaptırılmıştır. Halkın türbeye teveccühü günümüze dek sürmüştür.

ŞanlıurfaVefât 466 h.İncele
Âlim

Hartavîzâde Şeyh Muhammed Selim Hâfız Efendi

Şeyh Hâfız

1785'te Urfa'da doğan Nakşibendî-Hâlidî âlim ve mutasavvıf. Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî'ye intisap ederek onun halifelerinden oldu ve üstadının vefatından sonra Urfa'da Hâlidî kolunu temsil etti. Kaynaklarda Türkçe, Farsça ve Arapça şiir söyleyen büyük bir âlim ve şeyh olarak anılır. 1860'ta Urfa'da vefat etti; önce Mevlid-i Halil Mezarlığı'na defnedildi, 1874'te yol çalışması sebebiyle kabri Debbâğhâne (Dabakhane) Camii yanına nakledildi. 1880'de oğlu Feridüddin tarafından adına türbe yaptırıldı.

ŞanlıurfaVefât 1277 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Muhammed Lütfi Efendi (Siverek)

Şeyh

1884'te Siirt'in Tillo (Aydınlar) beldesinde doğan, Siverek'e yerleşerek burada irşad faaliyeti yürüten Kâdirî şeyhi. İlim ve tasavvuf çevrelerinde tanınmış, halkın rağbet ettiği bir zat olarak Siverek mutasavvıfları arasında sayılır. 1956'da vefat etti ve Siverek'in Hamidiye Mahallesi'ndeki türbesine defnedildi. Kabri bölge halkı tarafından ziyaret edilmektedir.

ŞanlıurfaVefât 1375 h.İncele
Evliyâ

Nuri Baba (Mustafa Nuri)

Asıl adı Mustafa Nuri olan (1870-1951) Urfalı Rufaî şeyhi. Mezar taşındaki kayda göre Rufaî tarikatının İzzeddin şubesine bağlı Seyyâdî kolundandır; taşta adı, nesebi ve hicrî 1371 vefat tarihi yazılıdır. Kabri Bediüzzaman Mezarlığı'nda altı sütun üzerine oturtulmuş kubbeli bir türbede yer alır. Türbe içindeki diğer dokuz kabrin müritlerine ait olduğu belirtilir; halk tarafından ziyaret edilir.

ŞanlıurfaVefât 1371 h.İncele
Evliyâ

Ali Haydar Dede (Mevlevî)

Dede

Urfa Mevlevîhânesi'nin postnişinlerinden Mevlevî şeyhi. Kaynaklarda, 1728-29 (1141) yılında kurulan Urfa Mevlevîhânesi'nin Rakka Valisi Hüseyin Paşa ile birlikte bânîsi/ilk postnişini olarak anılır. Urfa Kültür Atlası, vefatından sonra Mevlevîhâne semâhânesine defnedildiğini ve türbesinin burada bulunduğunu kaydeder. Vefat tarihi kesin olarak bilinmemekte, XVIII. yüzyıl ortalarına (yaklaşık 1740'lar) tarihlenmektedir.

Şanlıurfaİncele
Âlim

Hoca Ahmed-i Zengî

Hoca

Urfa'nın 1144'te Musul Atabegi İmâdüddin Zengî tarafından Haçlılardan geri alınması sırasında yaşamış ilim ehli bir zat. Nisbesinden hareketle İmâdüddin Zengî'nin yakınlarından olduğu, muhtemelen ordunun imamı sıfatıyla şehre girdiği ve fetih çarpışmalarında şehit düştüğü belirtilir; adının önündeki 'Hoca' unvanı ilmiye sınıfına mensubiyetine işaret eder. Kabri, merkezde Haşimiye Meydanı doğusundaki, eski adı 'Hoca Ahmed Camii' olan Pazar Camii avlusundadır. Vefatı yaklaşık 1144'e tarihlenir.

ŞanlıurfaVefât 539 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Ramazan Şânî Efendi

Şeyh

Asıl adı Ramazan olup şiirlerinde 'Şânî' mahlasını kullanan Urfalı mutasavvıf şair. 1631'de Urfa'da doğdu; Halvetî tarikatına intisap ederek şeyhlik makamına ulaştı. 1658'de Kurtuluş (Beykapısı) civarında Urfa'nın önde gelen Halvetî tekkesini kurdu; bu koldan gelen silsile sonraki dönemde Ramazâniyye ile ilişkilendirilir. Devrinin bilinen en eski Urfalı şairlerinden sayılır; şair Nâbî'nin de etkilendiği isimler arasında zikredilir. 1665'te vefat etti ve yerine halifesi İshak Çelebi'yi bıraktı. Kabri Beykapısı dışında eski buğday pazarı yakınındadır.

ŞanlıurfaVefât 1076 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Yakup Halife (Yakubiye)

Şeyh

'Yakup Halife er-Rûhâvî' diye bilinen Urfalı Halvetî şeyhi. Halvetî silsilesinde Şeyh Nasûh Efendi'nin halifelerinden olarak yer alır ve kaynaklarda 'reîsü's-sâlikîn ve fahrü'l-ârifîn' gibi vasıflarla anılır. Urfa'nın Kurtuluş Meydanı civarında bir Halvetî tekkesi yaptırdığı, kabrinin bulunduğu semtin onun adına 'Yakubiye Mahallesi' diye anıldığı belirtilir. Vefat tarihi kesin bilinmemekle birlikte 1619'dan sonra öldüğü kaydedilir. Türbesi Urfa Kalesi eteğinde, Ayn Zeliha Gölü'nün güneybatısındadır.

Şanlıurfaİncele
Evliyâ

Hac Kermo (Hacı Abdülkerim Efendi)

Hacı

Asıl adı Hacı Abdülkerim olup halk arasında 'Hac Kermo' diye tanınan, aslen Bağdatlı bir Kâdirî şeyhi. Urfa'ya gelip yerleşmiş, Kâdirî tarikatını temsil etmiştir. Mezar taşında 'hâzâ kabrü'l-merhûm el-Hâc Abdülkerim bin el-Hâc Muhammed' yazılıdır ve Ağustos 1823'te vefat ettiği kayıtlıdır. Bir kızı ve dört oğlu olduğu, oğullarından Hacı Mustafa'nın (ö. 1876) yerine Kâdirî halifesi olduğu belirtilir. Kabri Harrankapı Mezarlığı'ndadır; halk tarafından ziyaret edilir.

ŞanlıurfaVefât 1239 h.İncele
Evliyâ

Kaşgârî Abdullah Efendi (Abdullah Nidâî Kâşgarî)

Nakşibendî şeyhi

Kaşgârî Abdullah Efendi, Doğu Türkistan Kaşgar'dan İstanbul'a gelerek Nakşibendî tarikatının önde gelen şeyhlerinden biri olmuştur. "Nidâî" mahlasıyla tasavvufî şiirler kaleme almış, ilmi ve irşadıyla geniş bir muhit edinmiştir. Eyüp Nişanca'da adıyla anılan Kaşgârî Dergâhı'nda uzun yıllar irşad faaliyeti yürütmüştür. 1174/1760 yılında vefat etmiş ve bu dergâhın haziresindeki türbesine defnedilmiştir. Türbesi, dergâhın kurucusu Yekçeşm Ahmed Murtazâ Efendi'nin kabriyle aynı külliyede yer alır ve günümüzde ziyaret edilmektedir.

İstanbulVefât 1174 h.İncele
Sahâbe

Câbir b. Abdullah el-Ensârî

Sahâbî, r.a.

Câbir b. Abdullah el-Ensârî, çok hadis rivayet eden ve uzun ömürlü sahâbîlerden biri olarak bilinir. TDV kaynaklarına göre Medine'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. İstanbul Ayvansaray'daki Atik Mustafa Paşa (Hazreti Câbir) Camii içinde adına izâfe edilen makam, Osmanlı ziyaret kültürünün bir parçası olan temsilî bir mekândır; makamın kime ait olduğu (Câbir b. Abdullah ya da Câbir b. Semüre) kaynaklarda ihtilaflıdır. İstanbul kuşatmalarına katıldığına dair rivayet daha çok Osmanlı halk geleneğine dayanır. Bu sebeple burası "makam — kabir ihtilaflı", asıl medfeni Medine olarak kaydedilir. Eyüp Düğmeciler'deki ayrı makam ise oğlu Câbir b. Muhammed el-Ensârî'ye aittir; karıştırılmamalıdır.

İstanbulVefât 78 h.İncele
Evliyâ

Yekçeşm Ahmed Murtazâ Efendi (Kaşgârî Murtazâ Efendi)

Şeyh, Hâce (Nakşibendî-Müceddidî)

Yekçeşm Ahmed Murtazâ Efendi, Nakşibendî-Müceddidî yolunun temsilcilerinden olup Ahmed Yekdest Cüryânî'nin halifelerindendir. Devlet hizmetinde çeşitli görevler üstlenmiş olmakla birlikte asıl kimliğini tasavvufî irşadıyla kazanmıştır. Eyüp Nişanca'da kendi adıyla anılan tekkeyi kurmuş, buranın Kaşgârî Dergâhı olarak devamını sağlamıştır. 1160/1747 yılında vefat etmiş ve kurduğu tekkenin haziresine defnedilmiştir. Kabri, dergâhın ilk mukîm şeyhi Kaşgârî Abdullah Efendi'nin türbesiyle aynı külliyede bulunur.

İstanbulVefât 1160 h.İncele
Evliyâ

Divitçizâde Mehmed Tâlib Efendi

Şeyh

Divitçizâde Mehmed Tâlib Efendi (ö. 1090/1679), Üsküdarlı Celvetî şeyhi Devâtî Mustafa Efendi'nin oğludur. İlmiye yolunu bırakarak Fidancı Şeyh Mehmed Efendi'den hilâfet almış, babasının 1660'ta vefatı üzerine Bülbülderesi'ndeki tekkenin şeyhi olmuştur. Bir dönem Aziz Mahmud Hüdâyî Dergâhı postnişinliğinde de bulunmuştur. Mecâlis, Ta'bîr-nâme, Dîvân-ı İlâhiyât ve Kasîde-i Bürde şerhi gibi eserler bırakmış; vefatında babasının yanına, Şeyh Devâtî Camii haziresine defnedilmiştir.

İstanbulVefât 1090 h.İncele
Evliyâ

Datu Sanggul (Şeyh Muhammed Abdüssamed)

Şeyh, Velî

Datu Sanggul lakabıyla anılan Şeyh Muhammed Abdüssamed, 18. yüzyılda Güney Kalimantan'da yaşamış, Bencerli halk arasında büyük velî olarak saygı gören bir âlimdir. Kaynaklara göre Sumatra'nın Palembang bölgesinden ilim aramak üzere Tatakan yöresine gelmiş, buradaki üstadı Datu Suban'ın yanında yetişmiştir. 'Kitab Barencong' adlı eserle ilişkilendirilir ve Kalimantan'da İslâm'ın yayılmasında önemli rol oynamıştır; Datu Kalampayan (Muhammed Erşad el-Bencerî) ile çağdaş olduğu rivayet edilir. Kabri, Tapin'e bağlı Tapin Selatan'daki Tatakan köyünde (Muning) olup bölgenin başlıca dinî ziyaretgâhlarındandır. Kesin vefat tarihi kaynaklarda geçmez.

Tapinİncele
Sahâbe

Câbir b. Abdullah el-Ensârî (Harran Makamı)

Sahâbî, radıyallâhü anh

Câbir b. Abdullah el-Ensârî (ö. 78/697), Hz. Peygamber'in Benî Seleme kabilesinden en çok hadis rivayet eden sahâbîlerindendir; yaklaşık 94 yıl yaşamış muammerûndan olup Akabe Biatı'na katılan son sahâbîlerdendir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Medine'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir; dolayısıyla Harran'a 20 km uzaklıktaki Yardımcı (Câbir el-Ensâr) köyündeki türbe bir MAKAM olup kabrin buraya aidiyeti ihtilaflıdır. Rivayete göre bölge fetihleri sırasında kopan bir uzvunun buraya defnedildiği anlatılır; 1992'de Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restore edilen cami ve türbe yoğun ziyaret görmektedir.

ŞanlıurfaVefât 78 h.İncele
Sahâbe

Kâ'b el-Ahbâr

Tâbiîn'in büyüklerinden, Benî İsrâil âlimi

Kâ'b el-Ahbâr, Yemen kökenli, Ehl-i kitap ilimlerine vukûfu ile tanınan ve Hz. Ömer devrinde Müslüman olan büyük tâbiîlerdendir. İsrâiliyat rivayetleri ve tefsire dair nakilleriyle erken dönem İslâm ilim geleneğinde önemli bir yer tutar. Kaynakların çoğu asıl kabrinin Humus'ta (bir rivayette Şam Bâbüssagīr'de) bulunduğunu belirtir. İstanbul'da Ayvansaray'daki Toklu Dede Haziresi'nde adına izâfe edilen makam ise temsilî bir ziyaret yeridir; kabrin buradaki mevcudiyeti tarihî olarak ihtilaflıdır. Osmanlı döneminde surdışı-surîçi hattındaki sahabe makamları ziyaret kültürünün bir parçası olarak korunmuştur. Bu sebeple burası "makam — kabir ihtilaflı" niteliğiyle kaydedilir.

İstanbulVefât 32 h.İncele