Giriş
Allah Dostları

Âlim

Dâvûd-i Karsî

Vefât: 1169 h. (1756)
Kaynaklı · inceleme bekliyor

Çok yönlü Osmanlı âlim ve müderrisi; Birgi Ulucami Medresesi'nde okuttuğu dersler ve özellikle Birgivî'nin eserlerine yazdığı şerhlerle tanınır. Döneminde Dâvûd-i Karsî veya Dâvud Efendi olarak anılmış; bütün eserlerinin mukaddimesinde kendisini Dâvûd b. Muhammed el-Karsî el-Hanefî diye tanıtmıştır.

Aslen Karslıdır; doğum tarihi ve ailesi hakkında bilgi yoktur. Temel medrese eğitimini Kars'ta, o yörenin tanınmış zâhid ve âlimi Çolak Abdullah Efendi'den aldı. Ardından İstanbul'a giderek tahsilini ve mülâzemetini tamamladı. Akkirmânî'nin de mümeyyiz olarak bulunduğu ruûs imtihanını başarıyla verdi; mümeyyizlerin sorularıyla onun cevaplarından oluşan Risâletü'l-imtihân Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Kaynaklarda bir taşra medresesine tayin edildiğine dair bilgi yoktur; madde, resmî makamlardan uzak zâhidâne hayatından hareketle böyle bir tayine yanaşmadığı sonucunun çıkarılabileceğini belirtir.

Tahsilini tamamladıktan sonra Mısır'a gitti; orada kısa sürede ilmî ehliyetini çevresine kabul ettirip ders vermeye başladı ve daha çok öğrencilerinin ihtiyacı doğrultusunda eserler telif etti. Mısır'dan ne zaman döndüğü kesin değildir; orada yazdığı iki eserin öğrencileri tarafından 1154 yılının ilk aylarında (1741'in ortaları) İstanbul'da istinsah edilmesinden hareketle, 1153 yılının sonlarında (1741'in ilk ayları) İstanbul'a geldiği söylenebilir. Bir süre sonra hayranı olduğu Birgivî'nin memleketi Birgi'ye giderek yerleşti ve Birgi Ulucami Medresesi'nde müderrislik yaptı. 1159 (1746) yılında Kıbrıs'a gidip bir müddet orada öğretim ve irşadla meşgul olduğu, bu sırada yazdığı eserlerden anlaşılır. 1162 yılının ramazan bayramında (14-16 Eylül 1749) bir ziyaret için Lârende'de (Karaman) bulunduğu da orada yazdığı bir eserin ferâğ kaydından öğrenilir.

Birgi Ulucami Medresesi'nde Arap dili ve edebiyatı, tefsir, hadis, kelâm, mantık, âdâbü'l-münâzara ve ilm-i mîkāt gibi çok çeşitli alanlarda ders verdi; bir yandan öğrencilerini sağlam bir öğretim metoduyla yetiştirmeye çalışırken öte yandan bu ilim dallarında Türkçe ve Arapça pek çok eser telif etti. Dünya malına, makam ve mansıba değer vermeyerek zâhidâne bir hayatı tercih etti; ilmi, takvâsı ve Ehl-i sünnet akîdesine bağlılığıyla talebelerinin ve muhitinin takdirini kazandı.

Hayatının son 15 yılını Birgi'de geçirdi ve 1169 yılının son günlerinde (Ağustos 1756) bu kasabada vefat etti. Vasiyeti gereği, Birgi'nin dışındaki bir tepe üzerinde medfun bulunan Birgivî'nin yanına gömüldü. Ömer ve Osman adlı iki oğlu olduğu, onların eserlerinden bahseden bazı kaynaklardan öğrenilir.

Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Bazı eserlerinin muhtevasından, bâtınî fikirler karıştırılmış tasavvufî anlayışlarla mücadele ettiği ve bunlara karşı Asr-ı saâdet'in ihsan anlayışını savunduğu anlaşılır. Nûr sûresinin 35. âyetini tefsir ettiği er-Risâletü'n-Nûriyye ve'l-mişkâtü'l-kudsiyye'yi bazı müfrit tasavvuf ehline cevap olarak kaleme almış, Şerh-i Âmentü billâh'ı Mâtürîdî mezhebine göre yazmıştır.

Eserleri — Kendisinden önce yazılmış, daha çok ders kitabı olarak okutulan pek çok esere, özellikle talebelerinin istifadesini kolaylaştırmak için şerh ve hâşiye yazdı; kaynak eserlerini yedi grupta toplar. Tefsir ve kıraat: er-Risâletü'n-Nûriyye; "dâd" harfinin telaffuzuna dair el-Fethiyye; besmele ve hamdeleye dair Tahrîrât ve takrîrât; Birgivî'nin tecvide dair ed-Dürrü'l-yetîm'ine şerh. Hadis: Birgivî'nin hadis usulüne dair risâlesinin şerhi Şerhu Usûli'l-hadîs; öğrencilerine Sahîh-i Buhârî okutmadan önce usul bilgisi vermek için yazılmış, birçok defa basılmış (ilki İstanbul 1272), Türkçeye tercüme edilmiş (Mukarribü't-tâlibîn, İstanbul 1290) ve üzerine hâşiyeler yazılmıştır. Kelâm: Hızır Bey'in el-Kasîdetü'n-nûniyye'sine biri Türkçe (1158/1745), diğeri Arapça (1169/1756 sonlarında Birgi'de tamamlandı) iki şerh; Şerh-i Âmentü billâh; Ûşî'nin Bed'ü'l-emâlî kasidesine şerh; insan fiilleri ve irade konusundaki Risâle fî beyâni mes'eleti'l-ihtiyârâti'l-cüz'iyye. Mantık: Teftâzânî'nin Tehzîbü'l-mantık'ına el-Mûcez; 1150 (1737) yılında tamamladığı Tekmile li-Tehzîbi'l-mantık ve onun şerhi; Kıbrıs'ta 1159 (1746) yılında yazdığı Şerhu'l-Îsâgūcî ile el-Îsâgūci'l-cedîd; Lârende'de Ebû Saîd el-Hâdimî'nin önerme bahsine dair risâlesine yazdığı şerh. Cedel ve münazara: 1152 (1739) yılında yazdığı Tezkire li-vezâifi'l-bahhâsîn ve şerhi. Arap dili: Şerhu'l-Emsileti'l-muhtelife (Arapça ve Türkçe), Birgivî'nin İzhârü'l-esrâr ve el-Avâmil'ine şerhler, 1151 (1738) yılında tamamladığı Muhtâru Muhtâri's-Sıhâh sözlüğü, 1155 (1742) yılında yazdığı aruz şerhi. İlm-i mîkāt: kıblenin tayini ve ibadet vakitlerinin belirlenmesine dair iki risâleye şerh. Bunlardan başka 33 ana başlık ihtiva eden, Takrîrât-ı Dâvûd Efendi diye de bilinen Ma'lûmât adlı bir not ve takrir mecmuası vardır.

Çok Görüşlü Görüşler

Tahsilden sonra nereye gitti — Âkifzâde el-Amâsî başta olmak üzere ondan bahseden bütün kaynaklar, mülâzemetini tamamladıktan sonra Birgi'ye gittiğini kaydeder. Madde müellifi ise eserlerini yazıldıkları yer ve tarihlere göre inceleyerek önce Mısır'a gittiği ve İstanbul'a 1153 yılının sonlarında (1741) döndüğü sonucuna varır. Atlas iki anlatımı da kaydeder; maddenin tespitinin eserlerin ferâğ kayıtlarına dayandığını not eder.

Kara Dâvud karışıklığı — Sonraları "Kara Dâvud" diye de anılmışsa da kaynak bunun, kendisinden çok önce yaşamış Teftâzânî talebesi Kara Dâvud veya Dâvûd b. Kemâl el-Kocevî el-İzmitî (ö. 948/1541) ile karıştırılmasından kaynaklandığını belirtir. Karışıklık eser nisbetlerine de yansımıştır: Şerhu'ş-Şemsiyye Kara Dâvud İzmitî'ye, bir Türkçe Delâilü'l-hayrât şerhi ise 1170 (1756) yılında vefat eden Karadâvudzâde Şeyh Mehmed Efendi'ye aittir; Şerhu'l-Menâr'ın da Kara Dâvud'a veya Kocevî'ye ait olması ihtimali daha kuvvetlidir. Şerhu Tekmileti't-Tehzîb bazı kaynaklarda Gelenbevî şerhine hâşiye olarak anılmışsa da Dâvûd-i Karsî Gelenbevî'den (ö. 1205/1790) önce vefat ettiği için bu tespit yanlıştır.

Nûniyye şerhindeki tarikat tenkidi — Arapça Nûniyye şerhinin ilk baskısında (İstanbul 1291) kasidenin 13. beytine ait açıklamalarda müellif, hulûl ve ittihâd fikirlerinin karıştığı Vücûdiyye, İttihâdiyye, Hulûliyye ve Zuhûriyye gibi görüşleri tenkit etmiş; Mevlevîlik, Halvetîlik, Celvetîlik, Sa'diyye, Kādiriyye ve Gülşeniyye gibi tarikatların da bu dört görüşten türediğini ileri sürmüştür. Bu yüzden Halil Efendizâde'nin yaptırdığı ikinci baskıda (İstanbul 1318) bu kısım metinden çıkarılmıştır. Atlas bu iddiayı müellifin kendi görüşü olarak, kaynaktaki çerçevesiyle kaydeder; adı geçen tarikatlar hakkında hüküm vermez.

Kaynaklar

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 9, s. 29-32, “Dâvûd-i Karsî” maddesi

Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).

Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin

Kalıcı kimlik: EA-Z-000729 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.