Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin kendisiyle sohbetinden sonra hayatının yönü değişen mutasavvıf; Mevlevî geleneğinin "hakikat güneşi" saydığı sûfî.
582 (1186) yılı civarında Tebriz'de doğdu. Tam adı Muhammed b. Ali b. Melikdâd Tebrîzî'dir. Babası Ali b. Melikdâd (Melik Dâvûd da denir) Horasan'ın Bezer kasabasından gelip Tebriz'e yerleşmiş bir kumaş tüccarıdır. Gençliğinde kapalı bir mânevî yol tuttu; Tebriz civarında zühd içinde yaşayan ve geçimini sepet örerek sağlayan şeyh Ebû Bekr-i Selebâf'ın yanında yetişti. Kaynaklar seyahatlerine çıkmadan önce yaklaşık on dört yıl Selebâf'ın hizmetinde bulunduğunu kaydeder.
Mevlânâ ile buluşmasından önce Bağdat, Dımaşk, Halep, Kayseri, Aksaray, Sivas, Erzurum ve Erzincan'a uzanan geniş bir seyahat hayatı yaşadı; Evhadüddîn-i Kirmânî, Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî ve Dımaşk'ta İbnü'l-Arabî başta olmak üzere devrin tanınmış âlim ve sûfîleriyle görüştü. Kaynaklara göre Anadolu'ya yönelmeden önce Halep'te on dört ay halvet ve riyâzetle meşgul oldu.
Mevlânâ ile ilk karşılaşmalarının Dımaşk'ta mı Halep'te mi olduğu kaynaklarda ihtilâflıdır. Bir rivayete göre Mevlânâ, tüccar kıyafetindeki Şems'i görüp ona "Ey dünyanın ve mânaların sarrafı!" diye seslenmiş, Şems bu sözler karşısında istiğraka düşmüştür. Belirleyici olan ikinci karşılaşmadır: Eflâkî'ye göre Şems 26 Cemâziyelâhir 642'de (29 Kasım 1244) Konya'ya gelmiş, bir kervansaraya yerleşmiş ve Mevlânâ'ya Hz. Peygamber ile Bâyezîd-i Bistâmî'yi karşılaştıran bir soru yöneltmiştir. Mevlânâ'nın, Hz. Peygamber'in mânevî susuzluğunun sonsuzluğuna dair cevabı Şems'i derinden etkilemiştir.
Bu karşılaşmanın ardından iki dost Selâhaddîn-i Zerkûb'un evinde üç ay süren bir halvete girdi; oruç ve semâ ile geçen bu dönemde Mevlânâ ders ve vaaz görevlerini bırakıp bütün vaktini Şems'le geçirdi. Bu durum, Mevlânâ'yı kamuya açık irşadından yoksun kalmakla karşı karşıya gören Konya ulemâsı ve halkı arasında husumet doğurdu. Şehir halkının baskısı üzerine Şems 643'te (1245-46) Konya'dan ayrılıp Dımaşk'a gitti; Mevlânâ'nın ardından Arapça-Farsça manzum mektuplar gönderdiği nakledilir. Yaklaşık bir yıl sonra dönen Şems, Mevlânâ'nın evlâtlığı Kimyâ Hatun ile evlendi. Kimyâ Hatun'un vefatından yedi gün sonra, Şâban 644'te (Aralık 1246) ikinci defa kaybolarak yine Dımaşk'a döndü; Mevlânâ, Sultan Veled'i bir heyetle arkasından gönderdi ve Şems, İbnü'l-Arabî'nin de ikamet ettiği Cebelisâlihiyye'de bulunarak Konya'ya getirildi.
8 Şâban 645'te (8 Aralık 1247) büsbütün ortadan kayboldu. Âkıbeti hakkında birden çok rivayet vardır; bunlar aşağıda Çok Görüşlü Sunum bölümünde verilmiştir.
Tesir Halkası — Şems'e bağlanan bir hilâfet silsilesi ya da müstakil bir tarikat yoktur; Mevlânâ ile ilişkisi alışılmış mürşid-mürid yapısını aşan, iki mânevî akranın sohbeti olarak anlaşılmıştır. Buna karşılık tesiri Mevlevî geleneğinin bütününe sinmiştir: Mevlânâ'nın Dîvân-ı Kebîr'i Şems'i şemsü'l-hak ve'd-dîn ve nûr-ı mutlak gibi unvanlarla öven manzumelerle doludur ve divan onun adıyla anılır. Şems'in kayboluşundan sonra Mevlânâ daha derin mânevî hâllere girmiş, en büyük eseri Mesnevî bu dönemin ardından yazılmıştır. Sultan Veled, Mevlânâ'nın Şems'in mânâsını Selâhaddîn-i Zerkûb'da bulduğunu, iki mânevî makamın "süt ile şekerin karışması gibi" birleştiğini kaydeder.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şems'in çizgisinin merkezinde ilâhî aşk ve insan sevgisi vardır; tarikatı şeriat ve hakikatle birlikte anlaşılan bir yol olarak görür, melâmeti bir mânevî makam sayar ve semâı bir hâl olarak yaşar — Mevlânâ'ya devrederek semâın bilinen biçimini de o öğretmiştir. Kuru bilgiyi reddeder: kaynağın naklettiğine göre Allah dostlarının sohbetini tattıktan sonra bütün ilmini defterinden silmiş, aklî ve naklî ilimlerden soyunarak tecrîd, tefrîd ve tevhid alanını tercih etmiştir. Karşılaştığı şeyh ve âlimleri ihlâsları bakımından sıkı bir imtihandan geçirir; Mevlânâ'nın mânevî olgunluğunu görüp ona müridlikle değil sohbetle bağlanması bu tavrın sonucudur.
Eserleri — Şems'in öğretisi Makālât-ı Şems-i Tebrîzî adıyla derlenen mecmuada yaşamaktadır; eser Hırka-i Şems ve Esrâr-ı Şemseddîn-i Tebrîzî adlarıyla da anılır. Sözleri, sohbetleri ve hikâyelerinden oluşan derlemeyi Sultan Veled'in yahut bizzat Mevlânâ'nın yapmış olabileceği belirtilir. En eski nüshası Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi'ndedir (nr. 2154). Mehmet Nuri Gençosman'ın Türkçe ve William Chittick'in İngilizce (2004) tercümeleri yayımlanmıştır.
Türbesi ve Külliyesi — Kabrinin yeri kesin değildir. Eflâkî, cesedinin bir kuyuya atıldığını, sonra Sultan Veled tarafından çıkarılarak Emîr Bedreddin'in yakınına defnedildiğini nakleder; Konya'daki makam bu rivayete dayanır. Başka kaynaklar kabrini Tebriz'de, Hoy'da (İran) veya Multan'da (Pakistan) gösterir. Kaynak, son istirahatgâhını kesinleştiren bir tarihî kayıt bulunmadığını belirtir.
Kerâmât
Aşağıdakiler, kaynakta NAKİL olarak yer alan rivayetlerdir; atlas onları "böyle olmuştur" diye değil, "kaynaklar böyle nakleder" diye kaydeder.
Sarraf sözü ve istiğrak. Bir rivayete göre ilk karşılaşmalarında Mevlânâ, tüccar kıyafetiyle duran Şems'e "Ey dünyanın ve mânaların sarrafı!" diye seslenmiş; Şems bu söz üzerine istiğraka düşmüştür. (Kaynak: Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn)
Kervansaraydaki sual. Konya'ya geldiğinde bir kervansaraya inen Şems, Mevlânâ'ya Hz. Peygamber ile Bâyezîd-i Bistâmî'yi karşılaştıran bir soru sormuş; Mevlânâ'nın Hz. Peygamber'in mânevî susuzluğunun sonsuz olduğuna dair cevabı ikisinin yolunu birleştirmiştir. (Kaynak: Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn)
Kaybolan ceset. Bir rivayete göre yedi kişi Şems'e saldırıp hançerlemiş; Şems bir na'ra atmış ve ortadan kaybolmuş, geride yalnız birkaç damla kan kalmıştır. (Kaynak: Eflâkî, Menâkıbü'l-ârifîn)
Çok Görüşlü Görüşler
Nesebi. Bazı kaynaklar soyunu İsmâilî dâîlerine bağlar; Mevlevî kaynakları bu nisbeti reddeder. Atlas iki kaydı da taraf tutmadan verir.
Mevlânâ ile ilk karşılaşmanın yeri. Kaynaklar ilk buluşmanın Dımaşk'ta mı yoksa Halep'te mi olduğunda ayrılır.
Âkıbeti — öldürülme rivayeti. Bir anlatıya göre yedi kişi Şems'i hançerlemiş; bazı kaynaklar bu tertipte Mevlânâ'nın oğlu Alâeddin'in de payı olduğunu ileri sürer. Bu, bir iddiadır ve atlas onu hüküm olarak değil rivayet olarak kaydeder.
Âkıbeti — gaybet görüşü. Füruzanfer ve Midhat Bahâri gibi birçok Mevlevî araştırmacısı Şems'in ölmediğine, mânevî bir gaybete girdiğine inanır; Mevlânâ'nın onu aramak için Dımaşk'a defalarca gitmesini ve bedeni kaybolsa bile mânâsının Mevlânâ'da birleşmiş olmasını delil gösterirler.
Kabrinin yeri. Konya (kuyudan çıkarılıp Emîr Bedreddin'in yakınına defni), Tebriz, Hoy ve Multan ayrı ayrı ileri sürülmüştür; kaynak hiçbirini kesinleştiren bir tarihî kayıt bulunmadığını belirtir.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Semih Ceyhan · c. 38, s. 511-516, “ŞEMS-i TEBRÎZΔ maddesi
- Menâkıbü’l-ârifîn — Ahmed Eflâkî · “Ahmed Eflâkî, Şems-i Tebrîzî bahsi”
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000050 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
Dış kayıtlar: TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi
