Hz. Mûsâ'nın ağabeyi ve Kur'ân-ı Kerîm'de yirmi yerde adı geçen peygamber. Hârûn kelimesinin menşei bilinmemektedir; İbrânîce Tevrat'ta Aharon şeklinde kaydedilen kelimenin Filistin Süryânîcesi'nden Arapça'ya geçtiği tahmin edilmekte ve “parlayan” anlamında olabileceği belirtilmektedir.
Kur'an'da adı sık anılmakla birlikte hayatı ve faaliyetiyle ilgili fazla bilgi bulunmaz; umumiyetle Hz. Mûsâ ile beraber zikredilir. Tevrat'ta da fazla yer almaz ve Hz. Mûsâ'nın yanında ikinci planda kalır. Tevrat'taki bilgilere göre Levi ailesinden Amram ile Yokebed'in oğludur; Mûsâ'dan üç yaş büyük, kız kardeşi Miryam'dan küçüktür. Mısır'da İsrâiloğulları'na baskı uygulayan Firavun zamanında ve erkek çocukların öldürülmesi emrinden önce dünyaya gelmiştir. Elişeba ile evlenmiş; Nadab, Abihu, Eleazar ve İtamar adında dört oğlu olmuştur. Hz. Mûsâ'nın Medyen'deki ikameti döneminde Hârûn Mısır'da kalmıştır.
Hz. Mûsâ, Medyen dönüşü Horeb dağında ilk vahye muhatap olup İsrâiloğulları'nı Mısır'dan çıkarmakla görevlendirilince, “ağzı ve dili ağır bir kişi” olduğunu söyleyerek kaygısını belirtmiş; bunun üzerine kardeşi Hârûn ona sözcü olarak verilmiştir. Beraberce Mısır'a dönüp İsrâiloğulları'nın yaşlılarını topladılar; Hârûn Rabb'in sözlerini onlara duyurdu. Firavun'la görüştüklerinde Hârûn seksen üç yaşındaydı. Firavun mûcize isteyince Hârûn asâsını yere attı ve asâ yılan olup sihirbazların yılanlarını yuttu. Tevrat'ta çeşitli mûcizelere vesile olan asâ bazan Mûsâ'ya, bazan Hârûn'a nisbet edilir; bazı yerde de Mûsâ'nın asâsını Hârûn kullanır.
Kızıldeniz'i geçip Sînâ çölüne ulaştıktan sonra açlık baş gösterince Mûsâ ile Hârûn kavme bıldırcın eti ve ekmek müjdesini verdiler. Amâlika ile savaşta Hârûn ile Hur, Mûsâ'nın ellerini yukarıda tutmasına yardım ederek mûcizenin devamını sağladılar. Mûsâ Allah ile görüşmek üzere dağa çıktığında yerine Hârûn ile Hur'u bıraktı. Kâhinlik görevinin meşruluğunu ispat için Hârûn'un asâsı tomurcuklanıp çiçek açtı. Kadeş'te susuzluk üzerine Rab, Mûsâ ve Hârûn'a asâ ile kayaya vurmalarını söyledi ve kayadan su fışkırdı.
Kur'ân-ı Kerîm'de Hârûn'a vahiy geldiği, hidayete erdirildiği (en-Nisâ 4/163; el-En'âm 6/84), lutufta bulunulduğu (es-Sâffât 37/114), güzel konuştuğu (el-Kasas 28/34) ve Mûsâ ile beraber ona da furkan verildiği (el-Enbiyâ 21/48) belirtilir. Hz. Mûsâ Firavun'a gitmekle görevlendirilince kardeşinin kendisine yardımcı verilmesini ve göreve ortak edilmesini Allah'tan istemiş, bu isteği kabul edilerek Hârûn'a peygamberlik verilmiştir (Tâhâ 20/29-36; el-Furkān 25/35; Meryem 19/53). İkisi birlikte âyetler ve gerçek bir delille Firavun'a gönderilmiş (Yûnus 10/75; el-Mü'minûn 23/45); sihirbazlar mağlûp olunca Mûsâ ve Hârûn'un rabbine inandıklarını açıklamışlardır (el-A'râf 7/121-122). Mûsâ kırk günlük süre için Sînâ'ya giderken “Yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma” diyerek yerine Hârûn'u vekil bırakmıştır (el-A'râf 7/142). Bir âyette de Mûsâ ve Hârûn'un hep hayırla yâdedilecekleri bildirilir (es-Sâffât 37/120).
Mûsâ Tûr'da iken kavmi Sâmirî'nin iğvâsıyla buzağı heykeli yapıp ona tapmaya başlayınca Hârûn onları “Ey kavmim! Andolsun siz bununla fitneye düşürüldünüz. Rabbiniz çok esirgeyendir, siz bana uyun, emrime itaat edin” diyerek uyarmış (Tâhâ 20/90), fakat sözünü dinletememiştir. Mûsâ dönüşte kavminin buzağıya taptığını görünce Hârûn'a çıkışmış, o da “Ey anamın oğlu, saçımı başımı tutma! Ben senin, İsrâiloğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın diyeceğinden korktum” diyerek gerekçesini açıklamıştır (Tâhâ 20/92-94). Bu olaydaki rolü Tevrat'ta bambaşka anlatılır; üç farklı anlatım “Farklı Görüşler” bölümünde karşılaştırılmıştır.
Kadeş'ten göç eden kavim Hor dağına geldiğinde Rab, Mûsâ'ya Hârûn'un ecelinin geldiğini bildirmiş; Mûsâ onun elbisesini çıkarıp oğlu Eleazar'a giydirmiş ve Hârûn Hor dağının tepesinde vefat etmiştir (Sayılar 20/7-29; 33/38; Tesniye 32/50). Vefatında 123 yaşında olduğu zikredilir (Sayılar 33/39).
Tesir Halkası — Yahudi kutsal kitabında Hârûn yalnız Mûsâ'nın kardeşi ve İsrâiloğulları'nın lideri olarak değil, aynı zamanda kâhinler sınıfının atası ve başkâhin olarak gösterilir. Tevrat'ın Levililer bölümünün bütünü, ayrıca Çıkış ve Sayılar'ın büyük kısmı kâhin Hârûn'a ve görevlerine tahsis edilmiştir. Kurban takdimi, toplanma çadırı ve ahid sandığıyla ilgili görevler, halkı takdis etmek, cüzzamlılar hakkında hüküm vermek, mukaddesle bayağıyı ayırmak ve Tanrı'nın kanunlarını halka öğretmek onun uhdesindedir. Kendisinin ve zürriyetinin kâhinliği dâimî statüdedir; asıl kol oğlu Eleazar'ın soyudur ve kâhin Ezrâ'nın soyu Hârûn'a dayanmaktadır. Hıristiyanlık'ta ise Hârûn Mesîh'in bir örneği kabul edilir: kurban takdim etmesi, Tanrı ile insanlar arasında aracılık etmesi ve Kudsü'l-akdes'te dinî görev yapması bakımından ona benzetilir; Hârûn Eski Ahid'in, Îsâ ise Yeni Ahid'in başkâhinidir (İbrânîler'e Mektup 5/2-5; 7/11-12; 8).
Türbesi ve Külliyesi — Yaygın geleneğe göre Hârûn'un vefat ettiği Hor dağı, Petra'nın batısında Cebelihârûn denilen 1400 m. yüksekliğindeki dağdır; bu atlas kaydı oraya bağlıdır. Dağın en yüksek tepesinde onun kabri olduğuna inanılan bir yapı bulunmaktadır. Bununla birlikte kaynak, Hz. Hârûn'un kabrinin nerede bulunduğunun kesin olarak bilinmediğini açıkça kaydeder; öne sürülen öteki yerler “Farklı Görüşler” bölümünde sayılmıştır.
Mûcizât
Aşağıdaki iki anlatım Kur'an'da yer almaz; İslâmî kaynaklarda Hz. Hârûn'un vefatıyla ilgili olarak nakledilen rivayetlerdir ve burada nakledenlerin adıyla birlikte verilmiştir.
Sa'lebî'nin naklettiği rivayet (Arâisü'l-mecâlis, s. 187-188) — Allah Hz. Mûsâ'ya, “Hârûn'un ruhunu kabzedeceğim, onu şu dağa getir” diye vahyeder. İkisi dağa çıktıklarında orada benzeri görülmemiş bir ağaçla bir ev ve üzerinde yataklar bulunan bir sedir bulurlar. Hârûn burada yatmak istediğini söyleyince Mûsâ “yat ve uyu” der; Hârûn'un isteği üzerine kendisi de yatar. Hârûn'un ruhu kabzedilince ev ve yatak semaya yükseltilir. Mûsâ kavminin yanına döndüğünde Hârûn'u göremeyen kavim onu Mûsâ'nın öldürdüğünü iddia eder; Mûsâ iki rek'at namaz kılıp dua edince Hârûn'un üzerinde vefat ettiği yatak semadan iner ve İsrâiloğulları gerçeği görüp kabul ederler.
Taberî'nin naklettiği rivayet (Târîḫ, I, 434) — Kavminin ithamı üzerine Hz. Mûsâ onları Hârûn'un kabrine götürür ve ona seslenir. Hârûn başından toprakları silkeleyerek kabrinden kalkar. Mûsâ'nın “Seni ben mi öldürdüm?” sorusuna “hayır” cevabını verince Mûsâ ona “yatağına geri dön” der, Hârûn da tekrar ölüm uykusuna yatar.
Çok Görüşlü Görüşler
Kabrin yeri kesin olarak bilinmiyor — Kaynak bunu açıkça söyler. Atlas kaydının bağlı olduğu Cebelihârûn yaygın gelenektir, kesin bilgi değildir. Hor dağının veya Mosera'nın nerede bulunduğu tartışmalıdır ve kaynakta beş ayrı yer anılır:
- Cebelihârûn — Petra'nın batısında, 1400 m. Yaygın gelenek; en yüksek tepesinde kabir olduğuna inanılan bir yapı vardır. Bu atlas kaydı buraya bağlıdır.
- Jebel Madra — G. L. Robinson, Hor ile Moserah'ı aynı dağ kabul eder ve bunun Kadeş ile Arabah arasındaki güzergâh üzerinde bulunduğunu söyler.
- Aynülkudeyrât'ın 17 km. kuzeybatısı — F. M. Abel, “vâdî Hârûniyye” adına dayanarak Hor dağını buraya yerleştirmiştir.
- Kadeş Barnea'daki tepeler.
- İmâretü'l-Hureysa dağı — Kadeş yakınında.
Tevrat kendi içinde çelişiyor — Hârûn'un Hor dağının tepesinde öldüğü bildirildiği hâlde (Sayılar 20/7-29; 33/38; Tesniye 32/50), Tevrat'ın bir başka yerinde Mosera'da öldüğü belirtilmektedir (Tesniye 10/6). Atlas iki kaydı da olduğu gibi aktarır.
Altın buzağıdaki rolü — üç farklı anlatım
- Tevrat: Mûsâ'nın dönüşü gecikince kavim Hârûn'a gelip kendileri için bir ilâh yapmasını istemiş, Hârûn da ziynet eşyasından dökme bir buzağı heykeli yapmıştır (Çıkış 32/2-6). Rab ona çok öfkelenmiş, helâk etmek istemiş, fakat Mûsâ'nın yalvarması üzerine vazgeçmiştir (Tesniye 9/20).
- Tevrat'ın kendi içindeki çelişki: Çıkış 32/21, 25, 35'e bakılırsa buzağı yapımında esas rol Hârûn'undur; başka yerlerde ise buzağı yapımını talep eden ve Hârûn'u bu iş için tehdit edenin (Çıkış 32/1), ayrıca buzağıyı tanrı kabul edenin (Çıkış 32/4) halk olduğu belirtilmektedir.
- Hagada: Hârûn buzağıyı yapma suçundan aklanmaya çalışılır. Hagada'ya göre Hârûn anlaşmazlığı barışla çözme yanlısıdır; buzağı hadisesinde de bu duygusu hâkim olmuştur. Esasen o da Mûsâ gibi buzağıya tapanları şiddetle cezalandırabilirdi, fakat iyi kalpliliği sebebiyle affetmiştir. Diğer bir yoruma göre ise böyle davranmasının sebebi, karşı çıktığı halkı tarafından öldürülen Hur'un başına gelenlerin kendi başına gelmesinden korkmasıdır (Midraş).
- Kur'an: Kaynağın ifadesiyle “Tevrat'ta kaydedildiğinin aksine”, Hârûn kavmini buzağıya tapmaktan uyarmış, fakat sözünü dinletememiştir (Tâhâ 20/90). Sapmanın sorumlusu olarak Sâmirî gösterilir (Tâhâ 20/85, 95-98).
“İki Hârûn” tartışması — Ahd-i Atîk'in bazı bölümlerinde (I. Samuel 12/68; Mika 6/4) Hârûn, Mûsâ ile birlikte İsrâiloğulları'nı Mısır'dan çıkaran lider olarak anılır ve kâhinliğine hiç temas edilmez. Tevrat ve Yeşu'da ise liderliği paylaşan Hârûn'un yanında, sadece kâhin ve kâhin ailesinin atası olan tamamıyla farklı bir Hârûn daha ortaya çıkar. Kâhinliği ön plana çıkaran bölümler Ruhban metnine aittir. İlk geleneklerde ruhban sınıfına ait bir şahsiyet olarak görünmeyen Hârûn'un nasıl olup da bu sınıfın lideri hâline geldiği kesin şekilde bilinmemekle beraber, bu yönünün kâhinliğin önem kazandığı ve Ruhban metninin yazıldığı Bâbil esareti sonrası dönemde ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. I ve II. Krallar bölümlerinde ise Hârûn ve Hârûn oğullarına dair hiçbir bilgi yoktur.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 16, s. 254-256, “HÂRÛN” maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000566 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
