Kübreviyye tarikatının Nûriyye şubesinde yetişip kendi adına nisbet edilen Rükniyye kolunu kuran İranlı âlim, mutasavvıf ve şair. Tam adı Ebü'l-Mekârim Rüknüddîn Ahmed b. Muhammed es-Simnânî'dir; vahdet-i vücûd telakkisine karşılık geliştirdiği vahdet-i şühûd nazariyesiyle tanınır.
659 (1261) yılında Simnân'a bağlı Beyâbânek kasabasının Sûfîâbâd köyünde zengin ve kültürlü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Amcası Melik Celâleddin İlhanlılar yönetiminde vezirlik ve başvezirlik yapmış; babası Melik Şerefeddin Muhammed Bağdat emirliğine getirilmiş, ayrıca “uluğ bitikçi” unvanıyla Gāzân Han'ın veziri olmuştu. Büyük bir âlim olan dayısı Rükneddin Sâin ise Argun Han'ın sağ kolu durumuna gelmiş, Gāzân Han devrinde 1301 yılında öldürülünceye kadar kadı ve vezir olarak görev yapmıştı.
On beş yaşında iken dayısı ve amcasının nüfuzundan faydalanarak Tebriz'deki İlhanlı sarayına intisap etti; hükümdar adayı Argun Han'ın hizmetine girip kısa sürede nedimi oldu ve on yıldan fazla onun emrinde çalıştı. 683 (1284) yılında, kendi ifadesine göre “gaipten gelen bir ses”in uyarısıyla tövbe etti. Argun Han hizmetten ayrılmasına izin vermeyince boş vakitlerini ibadete verdi; doktorların tedavi edemediği bir hastalığı bahane ederek 1286'da Tebriz'den ayrılıp Simnân'a döndü.
Simnân'da dünyayı terketmeye karar verdi; malının büyük kısmını sadaka olarak dağıttı, kalanıyla Sekkâkiyye Tekkesi'ni tamir ettirip burada ikamet etti. Hadis, fıkıh ve kelâmla meşgul olup İzzeddîn-i Fârûşî, Reşîdüddin b. Ebü'l-Kāsım gibi âlimlerden ders aldı; Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kūtü'l-kulûb'unu okuyup uygulamaya çalıştı. Tasavvuf kaynaklarının yanı sıra Sünnî mezheplerin temel kitaplarını da inceledi ve kendi ifadesiyle “ortanın ortasının ortasında” yer almak gerektiği sonucuna vardı.
Dostu Ahî Şerafeddin'in yönlendirmesiyle Bağdat'ta yaşayan Şeyh Nûreddin Abdurrahman el-İsferâyînî'ye intisap etmek istedi. Argun Han Bağdat'a gitmesine engel olunca şeyhi ona yazılı olarak halvete girmesini emretti. Ramazan 688'de (Ekim 1289) Bağdat'a ulaşabildi; İsferâyînî onu Halife Camii'nde itikâfa soktu, zikir telkin etti ve halvetten sonra hacca gönderdi. 6 Şubat 1290'da Bağdat'a döndü; aynı yıl Ebû Hafs Şehâbeddin es-Sühreverdî'den intikal eden irade hırkasını şeyhinin elinden giydi ve irşad göreviyle Simnân'a döndü. Şeyhiyle münasebetini onun vefatına kadar, otuz iki yıla yakın bir süre sürdürdü.
Kısa zamanda halifeler yetiştirip onları irşadla görevlendirdi. Sonuncusu 1332'de olmak üzere birkaç defa daha hacca gitti, İran içinde de seyahatler yaptı. Emîr Çoban'ın isteği üzerine Ebû Said Bahadır Han ile Horasan emîrleri arasındaki siyasî çatışmada ara buluculuk yaptı; benzer maksatlarla Olcaytu ve Emîr Nevruz ile görüştü. Âyetullah-ı Hillî ve Safiyyüddîn-i Erdebîlî gibi âlim ve mutasavvıflarla tanıştı.
22 Receb 736'da (6 Mart 1336) doğduğu yer olan Sûfîâbâd'da vefat etti ve Ahrar hazîresine defnedildi. Ardında birçok seçkin mürid, bir tekke ve zengin bir kütüphane bıraktı.
Tesir Halkası — İsferâyînî'den başka Seyyid Tâceddin, Sadreddin Ahfeş-i Sânî ve dayısı Rükneddin Sâin'den feyz aldığını; İbrâhim b. Edhem, Bâyezîd-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Hafs el-Haddâd en-Nîsâbûrî ve Ebû Tâlib el-Mekkî gibi ilk sûfîlerin ruhaniyetinden ve eserlerinden istifade ettiğini söyler. Kaynağa göre müsamahalı görüşleri bilhassa Emîr Alî-yi Hemedânî ve Nurbahş tarafından Şiîliğin, İmâm-ı Rabbânî tarafından Sünnîliğin lehine geliştirilmiş; en esaslı tesiri de bunlar üzerinde olmuştur. Son makamın ubûdiyyet olduğu görüşüyle İmâm-ı Rabbânî'ye ışık tuttuğu belirtilir.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Sahv halini sekr ve galebe hallerine tercih eder; bu görüşüyle, her ne olursa olsun Kitap ve Sünnet'e bağlı kalmayı şart koşan Cüneyd-i Bağdâdî'nin yanında yer alır. Ona göre tasavvufun esası, iman açısından îkan, amel açısından ubûdiyyet makamına yükselmek ve kulluk görevlerini ihsan mertebesinde ifa etmektir; tarikatı şeriatsız, mârifeti ibadetsiz düşünmek mümkün değildir. Kitap ve Sünnet'in doğrulamadığı bir keşfin, en büyük velîden sâdır olsa bile, değeri yoktur; Kur'an ve Sünnet'in zâhirine dair bilgiye sahip olmadan şeyhlik yapılamaz. Tasavvuftaki 100 makamı Fazlü't-tarîka adlı eserinde kendine has biçimde ele alır; fenâ ve vahdet makamlarını son makam saymaz, son makam kulun ilk haline dönmesi demek olan ubûdiyyet makamıdır ve bu görüşünü Cüneyd-i Bağdâdî'nin “İlâhî seyrin sonu, kulun ilk haline dönmesidir” sözüyle destekler. Kur'an'ın yedi batında tefsirinin, yedi tavır ve gaybet konularının ilk defa onun tarafından ele alındığı kaydedilir. Şiirlerinde Alâüddevle, Alâ-i Devle, Alâ-devle, bazan da yalnız Alâ mahlasını kullanmış; ölümünden sonra bir divanda toplanan bu şiirlerin önemi terbiyevî ve ahlâkî unsurlar taşımalarındadır.
Eserleri — Tasavvuf başta olmak üzere fıkıh, kelâm, hadis, tefsir ve ahlâka dair Arapça ve Farsça eserlerinin sayısının 300'ün üstünde olduğu söylenir; ancak bunların çoğu elli yaprağın altında kalan risâlelerdir. İstihare yapmaksızın bir satır bile yazmadığını söyleyen Simnânî, yazdıklarının Kitap ve Sünnet ölçüsüne vurulmadan kabul edilmemesini ister. Başlıcaları: Hz. Ali'nin fazileti ve ilk üç halifeye karşı tavrı üzerine Menâzırü'l-muhâzır li'l-münâzıri'l-hâzır; Meşâriu ebvâbi'l-kuds; el-Urve li-ehli'l-halve ve'l-celve ve bunun genişletilmiş şekli olup kaynağın eserleri içinde en gelişmişi saydığı Safvetü'l-Urve; Beyânü'l-ihsân li-ehli'l-îkān; mânevî âlemdeki bir seyrini anlatan Sırru bâli'l-bâl; tasavvuf yoluna nasıl girdiğini anlatan Fethu'l-mübîn li-ehli'l-yakīn; Bedâiu's-sanâi; Zeynü'l-mu'tekad; Fusûlü'l-usûl; Fazlü't-tarîka; Risâletü'l-kudsiyyât; Necmeddîn-i Dâye'nin Bahrü'l-hakāik tefsirini tamamlayan Necmü'l-kırân fî te'vîlâti'l-Kur'ân ve Dîvân.
Çok Görüşlü Görüşler
Simnânî'nin görüşlerinin bir kısmı tasavvuf ve mezhepler tarihi içinde tartışma konusudur. Kaynak madde Ehl-i sünnet ilim geleneği içinde yazılmıştır; madde müellifinin kendi değerlendirmeleri aşağıda ayrıca belirtilmiştir. Atlas bu tartışmalarda taraf tutmaz.
Vahdet-i vücûd ve İbnü'l-Arabî — Kaynağa göre Simnânî, kâinatın Allah tarafından yoktan ve tedrîcî olarak yaratıldığını, Hâlik'in yarattığı şeyin aynı olmaktan münezzeh olduğunu savunur; “her şey O'dur” şeklindeki görüşü kabul etmez ve “İslâm vahdet-i vücûdu değil vahdet-i ma'bûdu tebliğ etmiştir” der. Kaynak bu görüşleriyle onun İbn Teymiyye ile aynı paralelde yer aldığını ve Muhyiddin İbnü'l-Arabî'yi şiddetle tenkit ettiğini belirtir. Aynı kaynak, Simnânî'nin “el-hazarâtü'l-hams” nazariyesini izahta ve insân-ı kâmil telakkisini benimseyip açıklamada İbnü'l-Arabî'den faydalandığını da kaydeder. Atlas, vahdet-i vücûd ile vahdet-i şühûd arasındaki tartışmada tercih yapmaz; burada yazılan Simnânî'nin görüşüdür.
Şathiyyât hakkındaki değerlendirmesi — Simnânî şathiyyâtı bir üstünlük eseri değil bir yetersizlik örneği sayar; Bâyezîd-i Bistâmî, Hallâc ve benzerlerinin taşkın sözlerini onların kemalinin delili olarak görmez. Bu, Simnânî'nin kendi görüşüdür; atlas söz konusu zatlar hakkında hüküm vermez.
Mezhebî konumu — Kaynak, ictihadî konulardaki bazı görüşlerinin mutaassıp Sünnîler'in tepkisine yol açtığını ve Şiîler'ce kendi lehlerine yorumlandığını nakleder. Madde müellifinin değerlendirmesine göre ise bu görüşler Sünnî telakkiye uygundur ve Simnânî'nin Şiîlik ve Zeydîlik'le ilgisi yoktur; müellif onu samimi, müsamahakâr, uzlaştırıcı ve müctehid ruhlu bir Sünnî olarak niteler, ashabı saygıyla andığını ama hatalı buldukları davranışları belirtmekten çekinmediğini söyler.
Kaynağın eleştirdiği yönler — Madde müellifi, bazı görüşlerini zayıf hadislere dayandırmak ve eserlerinde az da olsa çelişkili fikirlere yer vermek gibi tartışılabilir taraflarının bulunduğunu; müsamaha fikrini geliştirmesinin, ehil olanları ictihada sevketmesinin ve mezhepler arasındaki uzlaştırıcılığının ise en önemli özelliği olduğunu belirtir. Ayrıca harf ilmiyle uğraşmanın insanı küfre götüreceğini söylemesine rağmen harflerin anlamları üzerinde çok durduğunu kaydeder.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 2, s. 345-347, “ALÂÜDDEVLE-i SİMNÂNΔ maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000937 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
Dış kayıtlar: TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi
