Giriş
Allah Dostları

Evliyâ

Hakîm et-Tirmizî

Hakîm

Vefât: 320 h. (932)
Kaynaklı · inceleme bekliyor

Velîlik konusundaki görüşleriyle tanınan sûfî. Tam adı Ebû Abdillâh el-Hakîm Muhammed b. Alî b. Hasen et-Tirmizî'dir. Helenistik felsefeden ve gnostisizmden gelen hikmet anlayışını tasavvufa aktararak bu hareketin yeni bir döneme girmesine katkıda bulunduğu için Hakîm diye anılmıştır.

Tirmiz'de muhtemelen III. (IX.) yüzyılın başlarında doğdu. Hayatını ve ruhî gelişmesinin önemli bir kısmını anlattığı Büdüvvü şe'n adlı risâlesinde, “kaderinin mutlu bir tecellisi ve iyi bir hoca” diye tanımladığı bir zatın kendisini ilme teşvik ettiğini söyler; küçük yaşlardan itibaren naklî ve aklî ilimleri öğrendiği bu hocanın bir hadis âlimi olan babası olması çok muhtemeldir. Tirmiz ve Belh'te birçok muhaddisten hadis dersleri aldı ve seçkin bir Hanefî fakihinden fıkıh öğrendi.

Yirmi yedi yaşında iken hacca gitmek üzere yola çıktı; bir süre Irak'ta kalıp hadis dinledikten sonra Basra yoluyla Mekke'ye ulaştı. Büdüvvü şe'n'de, her gece seher vakti Kâbe civarında dua edip büyük günahlarından tövbe ettiğini, halini düzeltmeye, dünyaya ilgi duymamaya ve Kur'an'ı ezberlemeye muvaffak kılması için Allah'a yakardığını anlatır. Hac dönüşü hâfızlığını memleketinde tamamladı; Allah'ı tanımak ve âhirete yönelmek için kitap okumaya, araştırmaya ve belde belde dolaşıp bir mürşid aramaya başladı. Bu arada sürekli oruç tuttu ve nâfile namaz kıldı.

Âriflerin sözlerinden etkilendi; Ahmed b. Âsım el-Antâkî'nin bir eserinin tesiriyle riyâzet ve çile yolunu tuttu. Yalnızlıktan hoşlandığı, tek başına kırlarda gezdiği ve sık sık harabeleri ve mezarlıkları ziyaret ettiği bu dönemde, kendi anlatımına göre, rüyasında Hz. Peygamber'i gördü; nihayet Hak ile arasındaki perdenin kalktığını ve ilhama mazhar olduğunu, meclisine gelenlerle sabahlara kadar sohbet etmeye başladığını söyler. Ahmed b. Hadraveyh, Yahyâ b. Muâz er-Râzî ve Ebû Türâb en-Nahşebî gibi büyük sûfîlerin sohbetlerine katıldı.

Tasavvuf, ahlâk, kelâm, hadis, tefsir, mezhepler tarihi ve dil ilimleri gibi çok değişik konularda yazdığı eserler ilgiyle karşılandı; ancak bu durum bazılarının onu kıskanmasına, bazı sözlerini yanlış yorumlayarak kendisini suçlamasına yol açtı. Aşktan bahsettiği, halkın ahlâkını bozduğu, bid'at çıkardığı ve peygamber olduğunu iddia ettiği ileri sürülerek Belh valisine şikâyet edildi; vali bu konularda konuşmayacağına dair kendisinden yazılı bir belge aldı. Hakîm et-Tirmizî, çektiği sıkıntıların kendisini daha da olgunlaştırdığını, çıkan bir kargaşa sonunda kendisine eziyet edenlerin beldelerinden kaçmak zorunda kaldıklarını ve kendisine hürmet eden insanların sohbetine devam ettiklerini söyler.

Büdüvvü şe'n'de hayatının son dönemi hakkında bilgi yoktur. Ömrünün sonuna kadar eser yazmayı ve çevresinde toplanan müridlerin terbiye ve irşadıyla meşgul olmayı sürdürdü; 320 (932) yılında Tirmiz'de vefat etti. Türbesi Tirmiz halkı tarafından bugün de ziyaret edilmektedir.

Tesir Halkası — Görüşlerini benimseyenlerin oluşturduğu gruba Hakîmiyye adı verilmiştir; Ebû Bekir el-Verrâk ile Ebû Ali el-Cûzcânî bu hareketin önde gelen simalarıdır. Gazzâlî İhyâü ulûmi'd-dîn'in “gurur” bahsinde geniş ölçüde onun Kitâbü'l-Ekyâs ve'l-mugterrîn'inden, İbn Kayyim el-Cevziyye Kitâbü'r-Rûh'ta el-Furûk ve men'u't-terâdüf'ünden faydalanmıştır. İbn Atâullah el-İskenderî, şeyhi Mürsî ile Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'nin ona büyük değer verdiklerini ve kendisini en büyük velîlerden saydıklarını bildirir; bu tesir İbn Atâullah'ta da vardır. Bahâeddin Nakşibend'in onu büyük bir velî olarak tanıdığı ve zaman zaman ruhaniyetine teveccüh ettiği nakledilir. Hücvîrî'nin gönlünü fetheden Hakîm et-Tirmizî, İbnü'l-Arabî'nin hayran olduğu ve tesirinde kaldığı bir mutasavvıftır.

Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kendine mahsus bir üslûpla nakille aklı bağdaştırmaya, naklî ilimleri aklî bir temele dayandırmaya çalışmıştır. Tasavvufu geniş ölçüde hikmet olarak anlar; bilgiyi ilim, zâhir hikmet ve bâtın hikmet diye üçe ayırır ve son ikisi üzerinde durur. Hak, adl ve sıdk üzerinde önemle durduğu kavramlardır: hak organlar, adl kalpler, sıdk akıllar için söz konusudur. Ona göre ruhî faaliyetler ya beşerî çaba ya da ilâhî inâyetle gerçekleşir; birincisinde genel, ikincisinde özel velâyet bahis konusudur. Velîlik de peygamberlik gibi kesbî olmayıp ilâhî bir lutuftur; ancak peygamberin tebliğ görevi bulunduğundan mûcize gibi bir delile ihtiyacı vardır, velînin ise yoktur: “Peygamberlik delil iledir, velîlik delildir.” Velîlik zamanla sınırlı değildir, her zaman velî bulunur. Daha çok “hatmü'l-evliyâ” konusundaki fikirleriyle dikkati çeker: nasıl bir hâtemü'l-enbiyâ varsa bir de hâtemü'l-evliyâ vardır ve o yalnız velîlerin sonuncusu değil, makamı en yüce olanıdır. Bu görüşleri kendisinden sonraki mutasavvıfları geniş ölçüde etkilemiştir. Kendi ifadesine göre kitaplarını önceden tasarlayarak değil, mânevî hallerin baskısı altında teselli bulmak için yazmıştır.

Eserleri — Eserlerinin önemli bir kısmı günümüze ulaşmıştır. ① Hatmü'l-evliyâ: nübüvvet ve velâyet meselesinin ilk defa düzenli ve etraflı biçimde ele alındığı, yirmi dokuz bölümlük eser; dördüncü bölümünde tasavvufî mahiyette 157 soru sorulup cevapsız bırakılmış, İbnü'l-Arabî bu soruları el-Cevâbü'l-müstakīm adlı eserinde ve el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye'de cevaplandırmıştır. ② Büdüvvü şe'n: otobiyografisi. ③ İlelü'ş-şerîa: Allah'ın nuru ile bakan kimsenin şer'î hükümlerin illet ve hikmetini kavrayabileceğini örneklerle gösterir. ④ Hakīkatü'l-âdemiyyîn: naklî ilimlerin doğruluğunu felsefî usulle ispata çalışır. ⑤ el-Menhiyyât: her yasağın ardında bir gerekçe bulunduğunu gösterir. ⑥ Nevâdirü'l-usûl fî ma'rifeti ahbâri'r-Resûl: her birine “asıl” adını verdiği 291 konu başlığı altında birer hadisin şerhi. ⑦ el-Furûk ve men'u't-terâdüf: eş anlamlı görünen kelimeler arasındaki farklar. Yayımlanmış diğer eserleri arasında Sıfâtü'l-kulûb, Kitâbü'r-Riyâza ve edebü'n-nefs, Edebü'l-âlim ve'l-muallim, Beyânü'l-fark beyne's-sadr ve'l-kalb ve'l-fuâd ve'l-lüb, es-Salât ve makāsıdühâ, el-Hac ve esrâruh, Menâzilü'l-ubbâd, el-Emsâl mine'l-Kitâb ve's-Sünne, İlmü'l-evliyâ ve el-Akl ve'l-hevâ sayılır.

Kerâmât

Aşağıdakiler kaynakta NAKİL olarak yer alan rivayetlerdir; atlas onları 'böyle olmuştur' diye değil, 'kaynaklar böyle nakleder' diye kaydeder.

Hızır'dan tahsil — Kaynak, Ferîdüddin Attâr'ın Tezkiretü'l-evliyâ'da şunu yazdığını nakleder: arkadaşları tahsil için seyahate çıktıklarında, başka kimsesi bulunmayan annesini yalnız bırakıp onlara katılamadığı için çok üzülen Hakîm et-Tirmizî Hızır'la karşılaşmış ve ondan tahsil görmüştür. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Hakîm et-Tirmizî” maddesi, c. 15)

Çok Görüşlü Görüşler

Hakîm et-Tirmizî'nin velâyet anlayışı, yaşadığı dönemden itibaren tartışılmıştır. Atlas bu tartışmada taraf tutmaz; kaynağın aktardığı görüşleri sahipleriyle birlikte yan yana kaydeder.

Hatmü'l-evliyâ ve suçlamalar — Kaynağa göre Hakîm, Hatmü'l-evliyâ ve İlelü'ş-şerîa'da ileri sürdüğü fikirler yüzünden suçlanmış; bazılarına göre Tirmiz'den çıkarılmasına da bu fikirler yol açmıştır. Sübkî ve İbn Hacer'in kaydettiğine göre velîleri nebîlerden üstün görmek, hiç kimsenin bilmediği tarzda Allah sevgisinden bahsetmek, eserlerine mevzû hadisler almak ve bid'atçılık yapmakla suçlanmıştır. Hakîm ise Büdüvvü şe'n'de bu tür konuları hayalinden bile geçirmediğini söyler. Madde müellifi, ne Hatmü'l-evliyâ'da ne diğer eserlerinde velîliği nebîlikten üstün gördüğüne dair bir ifade bulunduğunu belirtir. Takıyyüddin İbn Teymiyye ise onun bu görüşünün bazı kimselerin hâtemü'l-evliyâ oldukları iddiasıyla ortaya çıkmalarına yol açtığını söyler. Muhyiddin İbnü'l-Arabî ise bu nazariyeye büyük önem vermiştir.

Şer'î hükümlerin illeti — İlâhî emir ve yasakların bağlı olduğu bir sebep bulunmadığını, amacın insanların denenmesi olduğunu ileri sürenlere karşı hükümlerin illet ve hikmetinin kavranabileceğini savunması, onun bütün dinî hükümleri akılcı bir yaklaşımla yorumladığı suçlamasıyla karşılaşmasına sebep olmuştur.

Eserlerinin üslûbu — Kaynak, kolay anlaşılır bir üslûpla yazmakla birlikte bir konuyu anlatırken başka konulara geçmekten ve düzensizlikten kurtulamadığını, dönemin tasavvuf ve felsefe terimlerinin henüz belirginleşmemiş olmasının da bir ölçüde müphemliğe yol açtığını belirtir.

Kaynaklar

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 15, s. 196-199, “Hakîm et-Tirmizî” maddesi

Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).

Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin

Kalıcı kimlik: EA-Z-000355 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.

Dış kayıtlar: TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi