Endonezyalı âlim ve sûfî; Halvetiyye'nin Güney Sulavesi'deki Yûsufiyye şubesinin kurucusu, Bentem'de Hollandalılar'a karşı direnişin önderi ve sürgün edildiği Güney Afrika'da İslâmiyet'in ilk gerçek kurucusu kabul edilen zat. Tam adı Ebü'l-Mehâsin Muhammed Yûsuf Hediyyetullāh Tâcü'l-Halvetî el-Makassarî'dir.
3 Temmuz 1626'da Güney Sulavesi'nin (Selebes) Gowa bölgesindeki Moncong Loe köyünde doğdu. Mahallî rivayetlere göre annesi köy reisinin kızı, babası bir çiftçi ya da orta hâlli bir köy reisidir; kendisi bir eserinde babasının adını Abdullah olarak zikreder. Kur'an okumayı öğrendikten sonra Arap asıllı Seyyid Bâ Alevî b. Abdullah Tâhir'den Arapça, fıkıh, akaid, hadis, tefsir ve tasavvuf dersleri aldı. On beş yaşında eğitimini Cikoang'da Celâleddin el-Aydîd'in yanında sürdürdü. Genç yaşta Gowa Sultanı Alâeddin'in kızıyla evlendi.
Eylül 1644'te Hicaz'a gitmek üzere Makassar Limanı'ndan ayrıldı. Yolda Batı Cava'da sultanlık ailesine ve saray çevresine yakın önemli şahsiyetlerle görüştü, bir süre kaldıktan sonra Açe'ye geçti. Ders almak istediği Nûreddin er-Rânîrî o sırada Açe'den ayrılmak zorunda kaldığı için ona orada ulaşamadı; muhtemelen Hindistan'ın Gucerât bölgesindeki Rânîr şehrinde onunla görüştü. Nitekim bir eserinde Rânîrî'den şeyhi ve hocası diye bahseder ve ondan Kādiriyye icâzeti aldığını belirtir. Hindistan'da Ömer b. Abdullah Bâ Şeybân ile de görüştükten sonra Yemen'e gitti; Zebîd'de Muhammed b. Abdülbâkī en-Nakşibendî'den Nakşibendiyye, Seyyid Ali ez-Zebîdî'den Bâ Aleviyye icâzeti aldı. Mekke'de haccını ifa edip Medine'ye geçti; Hicaz'da bulunduğu yıllar Sumatralı âlim Abdürraûf es-Sinkilî ile aynı döneme rastlar. Safiyyüddin el-Kuşâşî, İbrâhim el-Kûrânî ve Hasan el-Acemî buradaki hocaları arasında zikredilebilir. Medine'de İbrâhim el-Kûrânî vasıtasıyla Şettâriyye'ye intisap edip icâzet aldı. Ardından Şam'a gitti; İbnü'l-Arabî Camii imamı Ebü'l-Berekât Eyyûb b. Ahmed ed-Dımaşkī el-Halvetî'ye intisap etti ve kendisine Tâcü'l-Halvetî unvanını veren bu şeyhten eserlerinde övgüyle bahsetti. Mekke'de iken Malay-Endonezya kökenli öğrencilere ders verdiği kaydedilir.
Osmanlı yönetimindeki Hicaz ve Şam'da en az yirmi yıl yaşadığı anlaşılan Yûsuf'un 1664, 1668 veya 1672 yılında ülkesine dönmüş olabileceği ileri sürülür. Döndüğünde Gowa'da İslâmî kuralların tam uygulanmadığını, içki, kumar ve esrarın yaygın olduğunu gördü; bunların yasaklanmasını istedi, fakat hükümdar malî kayıplara yol açacağı gerekçesiyle teklifini kabul etmeyince memleketini terkedip Bentem'e yerleşti. Burada eski dostu olan yeni Bentem sultanı Ageng Tirtayasa'nın kızıyla evlendi. Hollanda kaynaklarında sultanlığın en yüksek seviyedeki din adamı, dinî ve siyasî konularda söz sahibi biri diye tanıtılır. Gowa Sultanı Abdülcelîl bir heyetle onu ülkesine davet edince bu teklifi kabul etmedi; yerine Halvetiyye ve Nakşibendiyye'den hilâfet verdiği Makassarlı âmâ talebesi Abdülbeşîr ed-Darîr'i gönderdi. Bentem'deki ilk yıllarını ilim, irşad ve telifle geçirdi; öğrencileri arasında sultanlık ailesi ve Bentem eşrafının çocukları, bu arada veliaht prens Abdülkahhâr da vardı.
Zamanla siyasî konulara müdahale etmeye başlayan Yûsuf kendisini hânedan içi kavgaların ortasında buldu; Hollanda'nın Bentem üzerindeki baskı ve müdahalelerine karşı da mücadele etmek zorunda kaldı. Abdülkahhâr tahtı ele geçirip Hollanda taraftarı bir politika izlerken Yûsuf, Hollandalılar'ın bölgeden uzaklaştırılmasını isteyen eski sultan Ageng ve oğlu Veliaht Purbaya'nın yanında yer aldı. 1682'de Abdülkahhâr'ın Hollandalılar'la birlikte düzenlediği askerî harekât neticesinde Sultan Ageng 1683'te Batavya'ya (bugünkü Cakarta) sürgün edildi. Yûsuf, Bentemli, Makassarlı, Bugili ve Cavalılar'dan oluşan 4000 civarındaki bir silâhlı grupla mücadeleyi sürdürdü; nihayet Hollandalılar'ın bir hilesiyle teslim olmak zorunda kaldı, Cirebon'da savaş esiri ilân edilip hapsedildi ve Bentem direnişi sona erdi.
Müslüman halk üzerindeki etkisinden çekinen Hollandalı yetkililer onu 12 Eylül 1684'te iki eşi, çocukları, hizmetçileri, on iki müridi ve yakın arkadaşlarıyla birlikte Sri Lanka'ya (Seylan) sürgün ettiler. Yûsuf burada kendini ilmî faaliyetlere verdi ve eserlerinin çoğunu burada yazdı. Onun serbest bırakılması için 1689'da Gowa Sultanı Abdülcelîl ve sultanlığın ileri gelenlerinin yaptığı başvuru Batavya'daki Hollanda genel valisince reddedildi. Gowa sultanı ısrar edince, hemşerileriyle bağlantısını sürdüren Yûsuf'u 7 Temmuz 1693'te bu defa Güney Afrika'nın Cape Town şehrine sürgün etme kararı alındı. 2 Nisan 1694'te Cape Town'a götürülen Yûsuf ve arkadaşları, Eerste River ağzında bir çiftlik köyü olan Zandaliet'e yerleştirildi; bu yer bugün Macassar diye anılır. Müslümanların ibadet etmesine izin vermeyen, Malaylı köleleri hıristiyan olmaya zorlayan, hatta kendisine de baskı yapan Hollandalılar'a karşı küçük bir azınlık olan Malaylı ve Endonezyalı müslümanların inançlarını korumaları için çalıştı; bazı yerlilerin de Müslümanlığı benimsemesini sağladı. Kādiriyye, Şettâriyye ve Rifâiyye'nin bölgede onun vasıtasıyla yayıldığı kabul edilir.
22 Mayıs 1699'da yetmiş üç yaşında Cape Town'da vefat etti ve ikamet ettiği yere yakın olan Faure'de defnedildi. Gowa Sultanı Abdülcelîl'in Hollanda hükümetinden talebi üzerine mezarından alınan toprak ve kemik parçaları Nisan 1705'te memleketi Gowa'ya getirilerek sultanlık ailesinin mezarlarının bulunduğu Lakiung'a defnedildi. Sultan Abdülcelîl, ailesinden gelenlere bazı muafiyetler tanıdı ve kızlarından Sitti Labibah'ı veliaht prens Karaeng Anamoncong (Sultan İsmâil) ile evlendirdi.
Tesir Halkası — Hayatının önemli bir kısmını sürgünlerde geçiren Yûsuf, gerek ülkesinde gerekse sürgün yerlerinde İslâmiyet'in gelişmesine katkı sağlayan bir âlim ve sûfî, aynı zamanda müslüman toplumu yönlendiren bir lider ve hareket adamıdır. Hollandalılar'a karşı mücadelesi ve sürgünü onun ülkesinde millî kahraman olarak anılmasına vesile olmuş, 1995'te Endonezya'da millî kahraman ilân edilmiştir. Beş yıl kaldığı Güney Afrika'da çok güçlü etkiler bırakmış; Güney Afrika müslümanları 1994 yılını onun ülkelerine gelişinin 300. yılı olarak kutlamış, Devlet Başkanı Nelson Mandela onun Güney Afrika'ya hizmetini takdir etmiş, Güney Afrika hükümeti 25 Eylül 2005'te onu millî önder ilân etmiştir. Güney Sulavesi'de Halvetiyye'nin kendi adına nisbet edilen Yûsufiyye şubesinin silsilesi günümüze kadar devam etmiştir.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaynağa göre tasavvuf anlayışı zâhidâne bir sûfîlik değildir; ılımlı ve orta bir yol izlemiş, dünya ve âhiret dengesini gözetmiştir. Tevhidi tasavvufî düşüncesinin merkezine alır ve onu dalları ve yaprakları mârifet ve ibadet olan bir ağaca benzetir. Şeriat kurallarını yerine getirmeyen bir müminin insân-ı kâmil derecesine yükselemeyeceğini belirtir. İbnü'l-Arabî'nin tasavvufî görüşlerini benimsemekle birlikte onun vahdet-i vücûd anlayışının tam bir takipçisi değildir; tasavvufu, kulluğu kuvvetlendirmeye, sâlih amel ve zikir vasıtasıyla ahlâkı güzelleştirmeye yardım eden bir düşünce sistemi olarak görür. Eserlerinde “tarîkat-ı Muhammediyye” ve “tarîkat-ı Ahmediyye” tabirlerini kullanmasına bakılarak kendi döneminde yenilikçi bir sûfî anlayışını temsil ettiği ileri sürülmüştür. Kādiriyye, Nakşibendiyye, Bâ Aleviyye, Şettâriyye ve Halvetiyye'den icâzet almıştır.
Eserleri — Yirmiden fazla eseri tesbit edilmiştir; çoğu Arapça, birkaçı Endonezya mahallî dillerinden Bugi (Makassar) ve Bentem (Sunda) dillerindedir. Tasavvuf, ahlâk, fıkıh ve akaid üzerinedir; tasavvufun kelâmla ilişkisine dair risâleleri de vardır. Risâlelerinde tevhid, mârifet ve şeriat kavramlarını sıkça işler; Gazzâlî, Cüneyd-i Bağdâdî, İbnü'l-Arabî, Abdülkerîm el-Cîlî ve İbn Atâullah el-İskenderî'ye fazlaca atıf yapar. Eserlerinin tamamını Bentem'de ve Sri Lanka sürgününde kaleme almıştır; Sri Lanka'da yazdıklarından bazıları “Seylâniyye” adıyla da bilinir. Yazma nüshalarının çoğu Cakarta'daki Millî Kütüphane'de, on iki tanesi Leiden'deki KITLV Kütüphanesi'ndedir. Nabilah Lubis'in tesbit ettiği yirmi üç eser arasında el-Berekâtü's-Seylâniyye, Bidâyetü'l-mübtedî, Fethu keyfiyyeti'z-zikr, Habü'l-verîd, Metâlibü's-sâlikîn, en-Nefhâtü's-Seylâniyye, Kurretü'l-ayn, Sefînetü'n-necât, Sırrü'l-esrâr, Tâcü'l-esrâr, Tuhfetü'l-ebrâr ve en önemlilerinden sayılan Zübdetü'l-esrâr bulunur. Eserlerinden yirmi bir tanesi Tudjimah tarafından Endonezyacaya tercüme edilmiş (Jakarta 1987), Zübdetü'l-esrâr'ı Suleman Essop Dangor Endonezyaca ve İngilizceye çevirmiştir (Durban 1990).
Türbesi ve Külliyesi — Cape Town'daki mezarının üzerine 1903-1913 yıllarında Hint asıllı Cape Townlı bir müslüman olan Hacı Süleyman Şah Muhammed tarafından büyük bir türbe inşa edilmiş; dört talebesinin mezarı ve diğer yapılarla birlikte çevresi daha sonra yeniden düzenlenmiştir. Millî miras kabul edilen bu türbe bugün en önemli ziyaret yerlerinden biri ve buradaki Malaylı-Endonezyalı müslüman toplumun merkezidir. Gowa'da ise kemik ve toprak parçalarının defnedildiği Lakiung'daki mezarının yanına Gowalı eşinin mezarı sonradan nakledilmiş; Sultan Abdülcelîl onun ve eşinin mezarlarında her yıl ziyaret töreni düzenleme geleneğini başlatmıştır.
Kerâmât
Aşağıdakiler kaynakta NAKİL olarak yer alan rivayetlerdir; atlas onları 'böyle olmuştur' diye değil, 'kaynaklar böyle nakleder' diye kaydeder.
Bir avuç toprak — Kaynak, bir Gowa menkıbesinde Cape Town'dan bir parmağına ait kemiklerin bulunduğu bir avuç toprak getirildiğini ve bu toprağın Gowa'ya ulaştırılmasının hemen ardından onun bütün bedeninin şeklini aldığının ifade edildiğini nakleder. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Yûsuf el-Makassarî” maddesi, c. 44)
Halk arasında yayılan kerametleri — Kaynak, Hollandalılar'a karşı mücadele eden büyük bir kahraman olarak görülmeye başlamasıyla birlikte kerametlerinin halk arasında yayıldığını ve Hollandalı yetkililerin bu etkiden çekinerek onu sürgün ettiğini kaydeder; kerametlerin mahiyetini vermez. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Yûsuf el-Makassarî” maddesi, c. 44)
Çok Görüşlü Görüşler
Babasının adı — Bazı rivayetlerde babasının Hızır peygamberin soyundan geldiği ve adının Hızır olduğu iddia edilir; kendisi ise bir eserinde babasının adını Abdullah olarak zikreder. Babasının Moncong Loe köyünün reisi olduğu ve Müslümanlığı kabul ettikten sonra Abdullah Hızır adını aldığı şeklinde bir rivayet daha vardır. Atlas zatın kendi beyanını kaydeder, diğer rivayetleri de gizlemez.
Açe'ye gidişinin sebebi — Bir rivayete göre Bentem Sultanı Abdülkādir'in dinî görüşmeler için Açe'ye gönderdiği heyete dahil edilmiş, başka bir rivayete göre Bentem'de iken adını duyduğu Nûreddin er-Rânîrî'den ders almak için Açe'ye gitmiştir. Atlas ikisi arasında tercih yapmaz.
İstanbul yolculuğu — Şam'daki öğreniminden sonra İstanbul'a kadar gittiği rivayet edilir; kaynak, kendi eserlerinde buna dair bilgi bulunmadığını belirtir.
Teslim alınışı — Hollanda kaynaklarına göre kumandan Van Happel müslüman kılığına girerek mevziine kadar ulaşmış ve onu yakalamıştır. Diğer bir rivayete göre Van Happel, kızıyla birlikte onun gizlendiği yere gitmiş, teslim olursa serbest bırakılacağını söylemiş; bunun üzerine Yûsuf ve ona bağlı kuvvetler teslim olmuş, ancak Cirebon'a geldiklerinde savaş esiri ilân edilmişlerdir. Atlas ikisi arasında tercih yapmaz.
Kabrin yeri — Kaynak iki kabir yeri verir: vefat ettiği Cape Town yakınındaki Faure'de ilk defnedildiği yer ile mezarından alınan toprak ve kemik parçalarının Nisan 1705'te defnedildiği Gowa'daki Lakiung. Kaynağa göre iki ayrı türbenin bulunması bazı spekülasyonlara yol açmış, bazıları Cape Town'daki mezarın boş olduğunu ileri sürmüştür; Cape Town'daki müslümanlar ise Gowa'ya yalnız bir parmağının kemiklerinin götürüldüğüne inanırlar. İki yer de bugün ziyaretgâhtır. Atlas kaydı Gowa'ya bağlıdır; atlas bu iki yer arasında tercih yapmaz.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 44, s. 17-19, “Yûsuf el-Makassarî” maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000444 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
