SHükümdar
Selâhaddîn Eyyûbî
Sultan el-Melikü'n-Nâsır, Kudüs Fâtihi
Haçlılar'a karşı mücadelesiyle tanınan İslâm kahramanı, Eyyûbîler hânedanının kurucusu ve ilk hükümdarı (1171-1193). Tam adı Ebü'l-Muzaffer el-Melikü'n-Nâsır Salâhuddîn Yûsuf b. Necmiddîn Eyyûb b. Şâdî 'dir. Kudüs'ü Haçlılar'dan geri alması onu İslâm dünyasının en ünlü kahramanları arasına yerleştirmiştir. 532 (1138) yılında Tikrît'te doğdu. Babası Necmeddin Eyyûb o sırada Selçuklular'ın Tikrît valisiydi; oğlunun doğduğu yıl Musul Atabegi İmâdüddin Zengî'nin isteğiyle aşiretiyle birlikte Musul'a gidip onun hizmetine girdi. Zengî 534'te (1139) Ba'lebek'i alınca Eyyûb'u oraya vali tayin etti; amcası Esedüddin Şîrkûh da Zengî'nin kumandanları arasına katıldı. Nûreddin Mahmud Zengî döneminde Şîrkûh ordu kumandanı, Eyyûb Dımaşk valisi oldu. Böyle bir ortamda şehzade gibi yetişip iyi bir eğitim gören Selâhaddin Kur'an'ı ezberledi; Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçe biliyordu. Genç yaşta Haçlılar'a karşı seferlere katıldı ve Dımaşk şahneliğine kadar yükseldi. Amcası Şîrkûh'un kumandasında 559 (1164), 562 ve 564 (1169) yıllarında Mısır'a yapılan seferlere katıldı. Şîrkûh'un ölümü üzerine Fâtımî Halifesi Âdıd onu "el-Melikü'n-Nâsır" unvanıyla vezir tayin etti (25 Cemâziyelâhir 564 / 26 Mart 1169). Mısır'a tam anlamıyla hâkim olunca orduyu yeniden teşkilâtlandırdı, Sünnî medreseler ve yeni kurumlar açtı, Fâtımî bürokrasisini kademeli olarak tasfiye etti ve Nûreddin Zengî'den gelen emir üzerine 567'de (1171) Fâtımî hilâfetine son verdi. Nûreddin'in ölümünden (569/1174) sonra 13 Rebîülevvel 570'te (12 Ekim 1174) 700 süvarinin başında Kahire'den Dımaşk'a hareket etti; hedefi Nûreddin'in kurduğu devletin dağılmasını önlemek ve Kudüs'ü kurtarmaktı. Sultanlığı Abbâsî halifesi tarafından tanındı. Halep'in kendisine bırakılmasıyla (17 Safer 579 / 11 Haziran 1183) Kudüs yolu açıldı. Hittîn'de Haçlılar'la yaptığı meydan savaşında büyük bir zafer kazandı (24-25 Rebîülâhir 583 / 3-4 Temmuz 1187). Kısa sürede Filistin'deki pek çok kaleyi aldı ve Mi'rac mûcizesinin yıl dönümü olan 27 Receb 583 (2 Ekim 1187) Cuma günü Kudüs'ü fethetti . Kudüs'ün düşmesi üzerine düzenlenen yeni Haçlı seferinde Akkâ önünde iki yıla yakın savaşlar yapıldı; Akkâ 17 Cemâziyelâhir 587'de (12 Temmuz 1191) Haçlılar'ın eline geçti, fakat Kudüs'ü alma teşebbüsleri başarısızlığa uğratıldı. Nihayet 21 Şâban 588 (1 Eylül 1192) tarihinde üç yıl sekiz ay süreli bir barış antlaşması imzalandı. Antlaşmadan kısa bir süre sonra 27 Safer 589'da (4 Mart 1193) Dımaşk'ta vefat etti . O tarihte Mısır, Libya, Yemen, Filistin ve Suriye'de, Malatya ve Ahlat'a kadar Anadolu'da, Hemedan'a kadar Kuzey Irak'ta onun adına hutbe okunuyordu. Yerine büyük oğlu el-Melikü'l-Efdal Ali geçti. Kaynakların ittifakla belirttiğine göre dindar, merhametli, cömert, güler yüzlü, vakur, sağlam iradeli, mert ve heybetli bir kişiydi. Tarihçilerin anlattığına göre zamanını ya ilim ya cihad ya da devlet işleriyle geçirirdi. Verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutar, affetmeyi severdi; İbn Cübeyr onun, "Af konusunda hata etmek haklı olarak cezalandırmaktan daha çok hoşuma gider" dediğini nakleder. Eman verdiği kişileri kesinlikle cezalandırmamış, Haçlılar bu yönünü çok takdir etmiştir; adaleti İbn Şeddâd ve İbn Cübeyr tarafından özellikle vurgulanmıştır. Aşırı derecede cömert olduğu, öldüğünde özel hazinesinden yalnız bir Mısır dinarı ile az miktarda Nâsırî dirhemi çıktığı kaydedilir. Tesir Halkası — Sultanlığı boyunca aynı kişilerle çalışmış, onlara değer vermiştir; bunların başında veziri Kādî el-Fâzıl ile kâtibi İmâdüddin el-İsfahânî gelir. Emîrlerinden hiçbiriyle ihtilâfa düşmemiş, danışmanlarının görüşlerine daima önem vermiştir; danışmanlarından Üsâme b. Münkız onu Hulefâ-yi Râşidîn devrini yeniden canlandıran biri olarak anar. Devrinde İslâm dünyasının her tarafından Eyyûbî ülkesine akın eden âlim ve talebeler çok sayıda ilmî eser kaleme almış, Suriye ve Mısır İslâm dünyasının önemli ilim merkezleri haline gelmiştir. Kurduğu siyasî birlik Eyyûbîler'in ardından Memlükler'le devam etmiş, 1517'de Yavuz Sultan Selim'in Kahire'yi almasıyla son bulmuştur. Mehmed Âkif Ersoy onu "Şark'ın en sevgili sultanı", Fransız tarihçi Champdor "İslâm'ın en saf kahramanı" diye nitelemiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaynak onun dinî çizgisini açıkça kaydeder: amelde Şâfiî , itikadda Eş'arî idi; müneccimlere inanmazdı. Bahâeddin İbn Şeddâd, tarih bilgisinin kuvvetli ve kültürünün geniş olduğunu, meclisinde bulunanların başkasından duymadıkları şeyleri ondan duyduklarını söyler. Her konuda Nûreddin Mahmud Zengî'nin takipçisi ve başlattığı eserlerin tamamlayıcısı olmuş, yeni bir devlet kurduğunu bile iddia etmemiştir. Hicaz'a, özellikle Mekke ve Medine'ye önem vermiş; "hâdimü'l-Haremeyn" unvanını kullanan ilk hükümdar olmuştur. Eserleri — Kaynak, imar faaliyetleriyle yakından ilgilenen Selâhaddin'in devrinde Filistin, Mısır, Hicaz ve Yemen'de çok sayıda medrese, zâviye, cami, köprü, kale ve hamam yapıldığını kaydeder. Bunların en önemlileri Kahire surları ile kalesi, Nil üzerine yaptırdığı köprüler, Bahrü Yûsuf denilen kanallar, Akkâ ve Kudüs'ün tahkimi, Amr b. Âs Camii, Kubbetü's-sahre ve Mescid-i Aksâ'nın tamiri , Kahire'deki Saîdüssuadâ (Salâhiyye) Hankahı ve Salâhî Hastahanesi'dir. Onun devrinde Dımaşk'ta Emeviyye Camii ile şehir sur ve kapılarında bazı tamiratlar yapılmış, devlet adamları ve emîrler Medresetü'ş-Şâmiyye ve Hankāhü'l-Hâtûniyye gibi pek çok eser yaptırmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Dımaşk'ta bulunan türbesi şehrin en önemli ziyaret yerlerinden biridir. Emeviyye Camii'nin yanındaki türbe kare planlı, üzeri kubbe ile örtülü, küçük ölçekli bir yapıdır; etrafı zamanla ek binalarla sarılmıştır. İç mekânında Osmanlı devrine ait zengin çini süslemeleri bulunur.