Giriş
Allah Dostları

Evliyâ

Necmeddîn-i Kübrâ

Şeyh

Vefât: 618 h. (1221)
Kaynaklı · inceleme bekliyor

Hârizmli büyük mutasavvıf, Kübreviyye tarikatının pîri. Müridlerini velâyet makamına erdirdiği için şeyh-i velî-tırâş (velî yontan şeyh) unvanıyla tanınır. Tarikata adını veren Kübrâ lakabı, Kur'an'da haşir gününü simgeleyen "et-tâmmetü'l-kübrâ" (en-Nâziât 79/34) ifadesinin kısaltılmış şeklidir; Necmeddin adıyla birlikte bu lakabın ona üstün zekâsı ve giriştiği ilmî tartışmalarda kesinlikle galip gelmesi sebebiyle gençliğinde hocası tarafından verildiği kaydedilir. Bazı müridlerinin ona "âyetullāhi'l-kübrâ" dedikleri de rivayet edilir.

540'ta (1145) Hârizm'in Hîve şehrinde doğduğu kabul edilir; ancak bu tarih kesin değildir. Dinî eğitime önem veren, ticaretle meşgul bir aile ortamında yetişti. Çocukluğunda kumaş dükkânını hırsızlardan korumak için gece yalnız kaldığını ve bu sırada aklını başından alan bazı hayaller gördüğünü anlatır; bu ifadelerinden, tasavvufa girdikten sonra sık karşılaştığı müşâhedelerin kökünün hayatının ilk dönemine uzandığı anlaşılır.

Gençliğini Hârizm'de geçirdikten sonra ilim tahsili için memleketinden ayrıldı. Nîşâbur'da Ebü'l-Meâlî el-Ferâvî'den, Hemedan'da Ebü'l-Alâ el-Hemedânî ve Muhammed b. Ebû Süleyman el-Hemedânî'den, İsfahan'da Ebü'l-Mekârim Lebbân ve Ebû Ca'fer es-Saydelânî'den, Mekke'de Ebû Muhammed et-Tabbâh'tan, İskenderiye'de Ebû Tâhir es-Silefî'den hadis okudu. Fevâihu'l-cemâl'de anlattığına göre İskenderiye'de iken rüyasında Hz. Peygamber kendisine Ebü'l-Cennâb (dünya ve âhiretten kaçınan) künyesini vermiş, hadisle meşgul olduğu için onu övmüş ve gecelerini Kur'an okumaya ayırmasını tavsiye etmiştir.

Otuz beş yaşına kadar ilim tahsilini sürdürdü, sonra intisap edebileceği bir şeyh aramaya koyuldu. Dizfûl'de hastalandı ve şehrin tanınmış sûfîlerinden İsmâil el-Kasrî'nin dergâhında misafir edildi; şeyh gece onu semâ âyinine davet edince dervişlerin çıkardığı seslerden rahatsız olmasına rağmen katıldı ve bu sırada iyileştiğini fark etti. Ertesi gün Kasrî'ye intisap etti. Zâhir ilimlerindeki geniş bilgisinin onda kibre yol açabileceğini gören Kasrî onu, Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'nin halifesi Ammâr Yâsir el-Bitlisî'ye gönderdi. Kendini şeyhinden üstün görme hayaliyle tarikat âdâbına aykırı bazı davranışlarda bulunması üzerine Bitlisî onu Kahire'deki Rûzbihân el-Vezzân el-Mısrî'nin yanına yolladı; oradaki amacı gerçekleşince bir sonraki sülûk aşaması için Ammâr Yâsir'e döndü. Kendi kitaplarında yalnız Ammâr Yâsir'in adını anar; onun gözetiminde çıkarmaya başladığı ilk erbaîni on gün sonra nasıl bıraktığını ve şeyhin kalan günleri tamamlaması için kendisini nasıl azarladığını anlatır.

580'de (1184) Hârizm'e döndü ve hayatını, sayılarının altmış kadar olduğu kaydedilen müridlerinin terbiyesine vakfetti. Mecdüddin el-Bağdâdî, Necmeddîn-i Dâye, Radıyyüddin Ali Lala, Sa'deddîn-i Hammûye, Cemâleddîn-i Cîlî, Baba Kemâl-i Cendî ve Seyfeddin el-Bâharzî önde gelen müridleri arasında sayılır. Tasavvuf aleyhtarı Fahreddin er-Râzî ile Hârizm'de görüştüğü rivayeti gerçektir. Adını vermediği bir vezir tarafından ziyaret edildiğini söylemesinden Hârizm sarayıyla iyi ilişkiler içinde olduğu anlaşılır; Mecdüddin'in kardeşi Bahâeddin'in Hârizmşah sarayında bulunması bu ilişkiyi onun sağladığını gösterir.

Moğollar'ın 618'de (1221) Hârizm'in merkezi Gürgenç'te (Köhne Ürgenç, Türkmenistan) gerçekleştirdikleri katliam sırasında öldü. Reşîdüddin Fazlullah'a göre Cengiz Han ona şehri terk etmesi için izin vermiş, fakat o, şehir yakılıp yıkılırken hayatının bağışlanmasını kabul edemeyeceğini söylemiştir. Yâfiî ise katliamdan önce aralarında Sa'deddîn-i Hammûye ve Radıyyüddin Ali Lala'nın da bulunduğu müridlerine şehri terk etmelerini emrettiğini, ardından savaşa girip şehid olduğunu kaydeder.

Tesir Halkası — Orta Asya kökenli üç büyük tarikattan biri olan Kübreviyye'nin (diğerleri Yeseviyye ve Hâcegân) kuruluşu onun 580'de (1184) Hârizm'e dönüşüyle başlatılabilir. Bu tarihle vefatı arasındaki otuz sekiz yılda velâyet mertebesine ermiş altmışa yakın halife yetiştirdi; onun ve halifelerinin irşadıyla tarikat XIII ve XIV. yüzyıllarda Orta Asya'dan Hindistan ve Irak'a kadar yayıldı. Silsilesi şeyhi Ammâr Yâsir ve Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî vasıtasıyla Ma'rûf-i Kerhî'ye, ondan da İmam Ali er-Rızâ yoluyla Hz. Ali'ye ulaşır; bu bakımdan Kübreviyye Sühreverdiyye'nin bir kolu sayılabilir, fakat Mısır'dan Hârizm'e dönüşle doğan coğrafya farkı ve tasavvufî vurgularındaki özgün tercihler ona müstakil bir tarikat niteliği kazandırmıştır. Müşâhedeleri tahlil etme ilgisi, başta Necmeddîn-i Dâye ve Alâüddevle-i Simnânî olmak üzere sonraki Kübrevîler'ce sürdürüldü. Kaynak, sonraki dönemlerdeki uzlaştırma çabalarına rağmen onun kesinlikle Sünnî olduğunu vurgular.

Eserleri — Dört eseri kaydedilir. ① el-Usûlü'l-aşere (Akrebü't-turuk): en tanınmış ve en etkili eseridir. Seyrüsülûkün üç mertebesiyle (muâmelât ehli, mücâhede ve riyâzet ehli, Allah'a doğru mânen seyredenler) başlar; Allah'a en yakın yol üçüncüsüdür. Ardından on ilke (tövbe, zühd, tevekkül, kanaat, uzlet, devamlı zikir, teveccüh, sabır, murâkabe, rıza) açıklanır. Emîr-i Kebîr Ali Hemedânî Farsça'ya çevirmiş; Abdülgafûr-i Lârî ve Kemâleddîn-i Hârizmî Farsça, İsmâil Hakkı Bursevî Türkçe şerh yazmıştır. ② Risâle ile'l-hâimi'l-hâif min levmeti'l-lâim: on bölümdür; zâhir ve bâtın temizliği yapılmadan rabbânî huzura çıkılamayacağını, bunun on hususa (tahâret, halvet, devamlı susma, devamlı oruç, devamlı zikir, teslimiyet, hatıra bir şey getirmeme, kalbi şeyhe bağlama, mecburiyet halinde uyuma, yeme içmede orta yol) riayetle mümkün olduğunu anlatır; müellif eseri Farsça'ya da kendisi çevirmiştir. ③ Âdâbü's-sûfiyye: tasavvuf âdâbını yedi bölümde (hırka giyme, oturma, kalkma, hankaha giriş, misafiri karşılama, semâa katılma, sefer) ele alır. ④ Fevâihu'l-cemâl ve fevâtihu'l-celâl: Batılı araştırmacılarca en çok tanınan eseridir; şahsî his ve müşâhedelerine ağırlık verir. Müşâhedeyi ednâ ve a'lâ diye ikiye ayırır; gaybet halinde görülen gökyüzünün dünya gözüyle görülen gök olmadığını söyler. Nurlar iki kısımdır: biri kalpten yükselir, diğeri arştan iner; aradaki perde kalkınca ikisi birleşir ve Kur'an'ın ifadesiyle "nur üzerine nur" (en-Nûr 24/35) olur. Nurların renkleri aynı zamanda mânalardır — yeşil kalbin diriliğine, sarı hastalığa işaret eder. Tasavvuf tarihinin en özgün eserlerinden sayılan kitap F. Meier tarafından geniş bir incelemeyle neşredilmiş, Türkçe ve Fransızca'ya çevrilmiştir. Kaynaklarda ona atfedilen Aynü'l-hayât tefsiri aslında müridi Necmeddîn-i Dâye'nin Bahrü'l-hakāik'idir; karışıklık ikisinin aynı adı taşımasından doğar. Ona rubâîler de nisbet edilir; bir kısmının ona ait olması mümkün görülür.

Türbesi ve Külliyesi — Gürgenç'in (Köhne Ürgenç) dışında Necmeddîn-i Kübrâ'ya atfedilen bir kabir ve onun adına kurulmuş bir zâviye günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. İbn Battûta 732'de (1332) Hârizm'i ziyaretinde türbeden söz eder ve zâviyede yolculara yemek dağıtıldığını söyler. Rus arkeologu A. Y. Yakubovski 1929 yılındaki araştırmaları sonucunda türbenin 1321-1333 yılları arasında ayakta olduğu kanaatine varmıştır. Şifahî geleneğe göre türbe Timur tarafından yaptırılmıştır; bu rivayet Timur'un türbeyi tamir ettirmesi ve genişletmesiyle ilgili olmalıdır. Türbe XIX. yüzyılda Hîve Hanı Muhammed Emin Han tarafından onarılmıştır. Kaçar bürokrat ve edebiyatçısı Rızâ Kulı Han Hidâyet diplomatik bir görevle Hârizm'e gittiğinde türbeyi ziyaret etmiş ve o dönemdeki durumu hakkında bilgi vermiştir. Sovyet devrinde ziyaretçisi azalmakla birlikte türbe XIX. yüzyıldan bu yana ilgi odağı olmayı sürdürmektedir.

Kerâmât

Aşağıdakiler kaynakta NAKİL olarak yer alan rivayetlerdir; atlas onları "böyle olmuştur" diye değil, "kaynaklar böyle nakleder" diye kaydeder.

Birkaç damla su — Menkıbeye göre Necmeddin, Kahire'de Şeyh Rûzbihân el-Vezzân'ı hankahında çok az miktarda bir suyla abdest alırken bulmuş; şeyh onun üzerine birkaç damla su serpmiş, Necmeddin bu birkaç damlayı kulağında şiddetli bir yumruk darbesi gibi hissetmiş ve bilincini yitirmiştir. Sonraki nesillerce anlatılan bu menkıbeyi Kübrevî silsilesinin önemli halkalarından Alâüddevle-i Simnânî rivayet etmiş, müridi İkbâl Sîstânî yazıya geçirmiştir. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, NECMEDDÎN-i KÜBRÂ, c. 32)

"Deryada ölsün" — Halifesi Mecdüddin el-Bağdâdî'nin şeyhi hakkında, "Şeyhimiz deniz kenarında bir kuştu, terbiye kanatlarını müridlerinin üzerine örtmüştü; müridleri yumurtanın kabuğunu kırıp denize daldılar, o kıyıda kaldı" dediği; bu söz üzerine şeyhin serzenişle "Deryada ölsün" dediği ve sonra Mecdüddin'in Hârizmşah tarafından suya atılarak boğdurulduğu rivayet edilir. Necmeddîn-i Kübrâ'nın bu ölüm sebebiyle Hârizmşah'a kızdığı, pişmanlığını söylemesine rağmen onu affetmediği ve Hârizm'in bütünüyle yakılıp yıkılacağını kendisine haber verdiği de aynı rivayetin parçasıdır; Abdurrahman-ı Câmî nakleder. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, NECMEDDÎN-i KÜBRÂ, c. 32)

Çok Görüşlü Görüşler

Doğum yılı — 540 (1145) yılında Hîve'de doğduğu kabul edilir; fakat kaynak bu tarihin kesin olmadığını, Moğol işgali sırasında yaklaşık seksen yaşında olduğuna dair rivayetler dikkate alınarak birkaç yıl ileriye götürülebileceğini söyler. Atlas yılı kaynağın ihtiyat kaydıyla verir.

İntisap dönemi — İki rivayet birbirinden oldukça farklıdır. İkbâl Sîstânî'nin yazıya geçirdiği Simnânî rivayetine göre Dizfûl'de İsmâil el-Kasrî'ye intisap etmiş, ondan Ammâr Yâsir el-Bitlisî'ye, oradan Kahire'de Rûzbihân el-Vezzân'a gönderilmiş ve tekrar Ammâr Yâsir'e dönmüştür. Kemâleddîn-i Hârizmî'ye göre ise İskenderiye'deki hadis çalışmasından sonra Kahire'de Rûzbihân'ın halkasına katılmış, çeşitli erbaînler çıkarmış, şeyh onu kızıyla evlendirmiş; ikinci çocuğunun doğumundan sonra hadis okumak için Tebriz'e gitmiş, orada meczup derviş Baba Ferec'in eski bir derviş elbisesi giydirmesiyle ilimden tasavvufa yönelmiş, sonra Ammâr Yâsir ve İsmâil el-Kasrî tarafından irşad edilmiştir. Fritz Meier uzun bir tahkikten sonra Sîstânî rivayetini daha mâkul bulur; kaynak, her iki rivayette de aynı üç şeyhin adı geçtiğine göre onlarla irtibatının muhakkak olduğunu belirtir. Atlas ikisi arasında tercih yapmaz.

Vefat şekli — Reşîdüddin'e göre Cengiz Han şehri terk etmesine izin vermiş, o kabul etmemiştir. Yâfiî'ye göre müridlerini şehirden çıkarıp savaşa girmiş ve şehid olmuştur. Bir başka rivayete göre Moğol saldırısını engellemek için dua talep etmek üzere müridlerini Buhara'ya Abdülhâlik-ı Gucdüvânî'ye göndermiştir; kaynak bu rivayetin Gucdüvânî'nin Nakşibendî muakkiplerinin arzusunu yansıttığını söyler. Atlas rivayetleri yan yana kaydeder.

Kabri — Reşîdüddin'e göre katliamda ölenlerin çokluğundan cesedi bulunamamıştır; Yâfiî ise cesedin bulunduğunu ve enkaz haline gelen hankahına defnedildiğini söyler. Köhne Ürgenç'teki türbe kaynağın ifadesiyle "ona atfedilen" bir kabirdir; atlasın işareti bu atfa dayanır ve atlas kabrin kesinliği konusunda kaynaktan ileri gitmez.

Kimler müridiydi — Abdurrahman-ı Câmî, Mevlânâ'nın babası Bahâeddin Veled'in onun müridlerinden olduğunu söyler; fakat kaynak, ne Bahâeddin Veled'in ne Mevlânâ'nın eserlerinde ondan ima ile bile söz edilmediğini ve doktrin açısından görüşlerinin yer almadığını belirtir. Ferîdüddin Attâr'ın onun mensuplarından olduğu iddiası da aynı ihtiyatla kaydedilir. Atlas bu iddiaları kesinleşmiş bağ olarak yazmaz.

Mezhebî aidiyeti — On iki imama gösterilen saygı birkaç nesil sonra bazı Kübrevîler'i Şîa'ya yöneltmiş ve onu Şiîlikle uzlaştırma çabaları olmuştur; kaynak Necmeddîn-i Kübrâ'nın kesinlikle Sünnî olduğunu vurgular. Atlas kaynağın hükmünü aktarır.

Kaynaklar

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Hamid Algar · c. 32, s. 498-500, “NECMEDDÎN-i KÜBR” maddesi
  2. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Hamid Algar · c. 32, s. 500-506, “NECMEDDÎN-i KÜBRÂ (Kübreviyye)” maddesi

Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).

Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin

Kalıcı kimlik: EA-Z-000363 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.