İran'ın büyük mutasavvıf-şairi; Mantıku't-tayr, Musîbetnâme ve İlâhînâme gibi tasavvufî mesnevileri ile büyük sûfîlerin hal tercümelerini derleyen Tezkiretü'l-evliyâ'sıyla tanınır. Tam adı Ebû Hâmid Ferîdüddîn Muhammed b. Ebî Bekr İbrâhîm-i Nîsâbûrî'dir.
Horasan Selçukluları'nın son zamanlarında, büyük bir ihtimalle 537-540 (1142-1145) yılları arasında Nîşâbur'da doğdu. Eczacılık ve tıp ile meşgul olduğu için Attâr lakabını aldı. Çocukluk ve gençlik devresi hakkında kaynakların verdiği bilgiler çok farklı ve yetersizdir; eserlerinden, gençliğinde bir yandan attarlıkla uğraştığı, bir yandan da ilim tahsil edip tasavvufî bilgiler edindiği ve çeşitli şeyhlere hizmet ettiği anlaşılır. Kendisi peygamberler ve velîler hakkında birçok kitap okuduğunu, otuz dokuz yıl boyunca tasavvufla ilgili şiir ve hikâyeleri toplamaya devam ettiğini söyler. Anne ve babasını gençliğinde kaybetmesi dışında ailesi hakkında bilgi yoktur; Muhtârnâme'deki iki rubâîsinden otuz iki yaşındaki bir oğlunu kaybettiği anlaşılır.
Küçük yaştan itibaren, özellikle kendini tasavvufa verdikten sonra Irak, Şam, Mısır, Mekke, Medine, Hindistan ve Türkistan'a seyahatler yaptı; ardından Nîşâbur'a dönüp inzivaya çekildi.
Tasavvuf terbiyesini kimden aldığı kesin olarak bilinmez (bk. Çok Görüşlü Sunum). Esrârnâme'nin önsözünde Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'a (ö. 440/1049) mânen intisap ettiğini, kendisini terbiye edenin bu zat olduğunu söyleyerek Üveysî olduğuna işaret eder. Kaynak, bir tarikata girmediği kabul edilse bile onun yalnızca tasavvufa meraklı biri olmadığını; tasavvufu benimseyip içine girdiğini ve az da olsa seyrüsülûk ile meşgul olduğunu belirtir. Kendisine ait olduğu kesin eserlerinde Ehl-i beyt'e hürmet ve sevgide kusuru bulunmayan, müsamahalı ve taassuba karşı bir Sünnî olarak görünür.
Uzun yıllar süren inziva hayatının sonunda, oldukça ileri bir yaşta iken Moğollar tarafından Nîşâbur'da şehid edildi (618/1221).
Tesir Halkası — Kendisinden sonra gelen pek çok İranlı mutasavvıf-şair ve edibe önderlik etti; bunlar arasında Mevlânâ, Mahmûd-ı Şebüsterî, Sa'dî, Hâfız ve Molla Câmî sayılır. Mevlânâ onu âşıkların önderi sayar, tasavvuf yolunda kendini küçük, onu büyük görür ve eserlerinden büyük ölçüde faydalanır; Attâr'ı “ruh”, Senâî'yi ruhun “iki gözü” kabul eder. Kaynağa göre Attâr ateşli gazelleri ve mesnevilerine ustaca yerleştirdiği hikâyelerle Mevlânâ'yı hazırlamış, az da olsa Türk ve Arap edebiyatlarını da etkilemiştir.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Klasik nazım şekillerinin çoğunu kullandı; en çok mesnevi ve gazelde başarı sağladı. Gazelleri tasavvuf zevkini, özellikle vahdet-i vücûd telakkisini ve ilâhî yolculuk için gerekli saydığı aşkı dile getirir; kaynak, bu türde onu bazı istisnalarla yalnız Mevlânâ'nın aşabildiğini söyler. Mesnevilerinde bir tasavvufî meseleyi çerçeve hikâye içinde iç içe küçük hikâyelerle anlatması ona has bir özelliktir; Mevlânâ bu anlatım tarzını bazı yönlerde geliştirmiştir. Sözü akıcı ve süssüz, dili sıcak ve tatlıdır; ömrünün sonuna kadar hiçbir makam ve rütbe sahibini övmemiştir. Kaynağın aktarımına göre Attâr, tarikat, mârifet ve hakikat merhalelerini talep, aşk, mârifet, istiğnâ, tevhid, hayret ve fenâdan ibaret yedi merhaleye çıkarır ve bu merhalelerin bir mürşid-i kâmilin terbiyesinde aşılmasını şart koşar. Mantıku't-tayr'da kuşlar sâlikleri, Hüdhüd mürşidi temsil eder.
Eserleri — Manzum eserlerinin 100.000 beyit civarında olduğu söylenir; eserlerinin sayısını kırk, 114, hatta 190 gösteren kayıtları kaynak mübalağa sayar. Saîd-i Nefîsî, Zerrînkûb ve Fürûzanfer'e göre ona ait olduğunda şüphe bulunmayan eserleri yedisi manzum, biri mensur sekiz tanedir: İlâhînâme (6500 beyit); ilk tasavvufî mesnevisi Esrârnâme; tasavvufî görüşlerini en düzenli yansıtan Musîbetnâme (5740 beyit); tasavvufî olmayan tek mesnevisi Hüsrevnâme; 5000'i aşkın rubâîsinden seçtiği Muhtârnâme; 1187'de kaleme aldığı Mantıku't-tayr; Dîvân ve mensur Tezkiretü'l-evliyâ. Sonuncusu büyük sûfîlerin hal tercümelerini ve sözlerini nakleder; ilk olarak Aydınoğlu Mehmed Bey zamanında Türkçe'ye çevrilmiş, en tanınmış tercümesi Sinan Paşa'ya aittir.
Çok Görüşlü Görüşler
Tasavvuf terbiyesini kimden aldı — Kaynak bu noktanın kesin olarak bilinmediğini belirtir. Babasının da şeyhi olduğu rivayet edilen Kutbüddin Haydar ile Rükneddîn-i Ekâf ve Mecdüddin el-Bağdâdî'nin müridi olduğu şüphelidir. Kendisi ise Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'ın ruhaniyetinden terbiye gördüğünü söyler. Atlas bu anlatımlar arasında tercih yapmaz.
Mezhebi — Hayatının sonlarına doğru Şiî olduğu iddia edilmiştir. Kaynak müellifi bu iddianın, yanlış olarak ona isnat edilen eserlerden kaynaklandığını ve kendisine ait olduğu kesin eserlerinde Attâr'ın Ehl-i beyt'e derin sevgi besleyen, taassuba karşı bir Sünnî olduğunu belirtir. Atlas iddiayı ve kaynağın değerlendirmesini yan yana kaydeder.
Eserlerinin aidiyeti — H. Ritter, Attâr'ın eserlerinde en az üç farklı üslûp görülmesini hayatı boyunca geçirdiği ruhî değişimlere bağlar; Saîd-i Nefîsî, Zerrînkûb ve Fürûzanfer ise bu farkın ona ait olmayan eserlerin kendisine isnat edilmesinden doğduğunu savunur. Pendnâme, Haydarnâme, Uşturnâme gibi pek çok eser onun adıyla basılmıştır; son araştırmalar bunlardan bir kısmının isnadını çok şüpheli, diğerlerini tamamen sahte bulur ve çoğunun XV. yüzyılda yaşayan Attâr-ı Tûnî ile Attâr adlı veya mahlaslı başka kişilere ait olduğunu belirtir.
Vahdet-i vücûd yorumu — Kaynak müellifine göre Attâr, Ahmed el-Gazzâlî'den gelen aşk anlayışı ve Hallâc'daki fenâ telakkisiyle yetinmemiş, vahdet-i vücûdun en üst seviyesine ulaşmış ve belki de farkına varmadan bazan ittihâd, bazan hulûl akîdelerine yaklaşmıştır. Bu, kaynağın kendi değerlendirmesidir; atlas bir hüküm vermez.
Kabrin yeri — Kaynak madde Attâr'ın Nîşâbur'da şehid edildiğini söyler; defnedildiği yerden ve türbesinden söz etmez. Atlasın işaret ettiği Nîşâbur türbesi bu maddeye dayanmaz; konum, mekân kaydının kendi kaynağıyla ayrıca doğrulanmalıdır.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 4, s. 95-98, “Attâr, Ferîdüddin” maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000335 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
