Kütüb-i Sitte'den el-Câmiu's-sahîh'in (Sünen) müellifi muhaddis. Tam adı Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ b. Sevre (Yezîd) et-Tirmizî'dir. Sika bir muhaddis olduğunda âlimler icmâ etmiştir; en önde gelen âlimler için kullanılan imam lakabıyla anılması hadis ilmindeki üstün yerini gösterir.
Muhtemelen 209 (824) yılında, bugün Özbekistan sınırları içinde bulunan Tirmiz'de — veya Tirmiz'e bağlı Buğ köyünde — doğdu. Kendi belirttiğine göre Merv'den gelip Tirmiz'e yerleşen bir aileye mensuptur; Benî Kays Aylân kabilelerinden Benî Süleym'e nisbetle Sülemî nisbesiyle de anılır.
235 (849) yılı civarında hadis tahsiline başladı; önce Tirmiz'de, daha sonra başta Horasan, Irak ve Hicaz olmak üzere çeşitli bölgelerdeki âlimlerden hadis öğrendi. Kütüb-i Sitte imamlarının her birinin hocası olan İbnü'l-Müsennâ ile Bündâr diye tanınan Muhammed b. Beşşâr'dan, ayrıca İshak b. Râhûye, Kuteybe b. Saîd, Hennâd b. Serî, Ali b. Hucr, İmam Buhârî, İmam Müslim ve Ebû Dâvûd gibi muhaddislerden faydalandı. Bağdat'a gitmediği, dolayısıyla Ahmed b. Hanbel'den istifade etmediği anlaşılmaktadır; ilim tahsili için muhtemelen Mısır ve Suriye'ye de gitmemiştir.
Uzun süre Buhârî'nin talebesi oldu, ondan pek çok hadis rivayet etti ve fıkhü'l-hadîsi öğrendi. Kendi ifadesine göre hadislerdeki illetler, râviler ve isnadlar konusunda Irak ve Horasan'da Buhârî'den üstün bir âlim bulunmadığı için bu konularda da hocasından büyük ölçüde yararlandı. Buhârî de onun ilmini ve zekâsını takdir etmiş; Tirmizî'nin naklettiğine göre kendisine "Aslında benim senden faydalandıklarım senin benden faydalandıklarından daha çoktur" demiştir. Buna rağmen el-Câmiu's-sahîh'inde Buhârî'den hiç hadis almaması, Müslim ve Ebû Dâvûd'dan da birer hadis rivayet etmesi, bu üçünün genellikle aynı hocalardan hadis nakletmesiyle açıklanır.
Yaşadığı devirde fıkıh mezhepleri yaygınlaştığı için her mezhebin belli başlı görüşlerini o mezhep imamının önde gelen talebelerinden öğrendi; diğer Kütüb-i Sitte imamları gibi hiçbir mezhebe intisap etmedi. Kuvvetli hâfızası rivayetlere konu olmuştur: Zehebî, Mekke'ye giderken daha önce rivayetlerini iki cüz hâlinde yazdığı bir şeyhle görüştüğünde bu hadisleri ezberden okuduğuna dair bir rivayete yer verir. Hâkim el-Kebîr'in naklettiğine göre hocalarından biri, Buhârî'nin vefatından sonra Horasan'da ilmi, hâfızası, zühd ve takvâsıyla Tirmizî gibi bir âlim kalmadığını, onun takvâsı sebebiyle gözlerini kaybedinceye kadar ağladığını söylemiştir. Çok duygulu bir insan olduğu, kendisine söz getirebilecek her davranıştan uzak durduğu, dünya malına değer vermediği ve bütün gayretiyle âhiretini imar etmeye çalıştığı bilinir.
el-Câmiu's-sahîh'i tamamladıktan sonra onu Horasan, Irak ve Hicaz bölgelerindeki âlimlere gösterip takdir ve tasviplerini aldı. 13 Receb 279'da (9 Ekim 892) Tirmiz'e bağlı Buğ köyünde vefat etti.
Tesir Halkası — Pek çok talebesi arasında Ebü'l-Abbas Muhammed b. Ahmed b. Mahbûb el-Mahbûbî, Ebû Saîd Heysem b. Küleyb eş-Şâşî (eş-Şemâil'in de râvisi), Ebû Zer Muhammed b. İbrâhim et-Tirmizî, Ebû Muhammed Hasan b. İbrâhim el-Kattân, Ebû Hâmid Ahmed b. Abdullah et-Tâcir ve Ebü'l-Hasan el-Fezârî el-Câmiu's-sahîh'i rivayet etmekle ünlüdür. Muhaddis Hammâd b. Şâkir en-Nesefî ile Mekhûl b. Fazl en-Nesefî de talebeleri arasında anılır. İbn Halfûn el-Endelüsî, Şüyûhu Ebî Îsâ et-Tirmizî adlı eserinde onun hocalarını tesbit etmiştir.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Çizgisi hadis ilmidir. İbn Hibbân, bir muhaddiste bulunması gereken öğrendiği hadisleri derleme, tasnif etme, ezberleme ve müzakere etme vasıflarının onda bulunduğunu söyler. Hadislerin sıhhatini zedeleyen, tesbiti son derece zor gizli kusurları (ilel) mükemmel şekilde bilen çok az sayıdaki âlimden biridir. Bu yetkinliği sebebiyle bir konuda sahih hadis bulamadığında bazı zayıf hadisleri de almış, fakat senedlerini tenkit ederek râvilerinin ne ölçüde güvenilir olduğunu belirtmiştir. İki hadis dışında eserindeki bütün rivayetlerin kendisiyle amel edilen hadis niteliği taşıdığını ileri sürer. Hadis ilmine hizmetlerinden biri hasen terimine kazandırdığı özel anlamdır: bazı âlimlere göre haseni ilk defa terim hâlinde kullanarak hadisle ilgili üçlü taksimi (sahih, hasen, zayıf) başlatan odur. Bazı âlimler, ilel ile cerh ve ta'dîldeki otoritesi sebebiyle eserinin Sahîhayn'dan sonra üçüncü sırada yer alması gerektiğini söylemiştir.
Eserleri — ① el-Câmiu's-sahîh: Kütüb-i Sitte'ye dahil eseri; birçok şerhi ve muhtasarı vardır, pek çok neşri arasında Delhi ve Bulak baskıları ile Ahmed Muhammed Şâkir, Muhammed Fuâd Abdülbâkī ve İbrâhim Utve Avd'ın hazırladığı neşirler anılır. ② eş-Şemâilü'n-nebeviyye: sahasında ilk çalışma olup bu konuda yazılanların en mükemmeli kabul edilmiştir; hadislerinin büyük çoğunluğu sahih, önemli bir kısmı hasen, pek azı zayıftır; üzerine birçok şerh, hâşiye ve ihtisar yapılmış, çeşitli dillere çevrilmiştir. ③ el-İlelü'l-kebîr: el-Câmi'den önce yazılmıştır; aslı bilinmeyen eserin Ebû Tâlib el-Kādî tarafından fıkıh bablarına göre tertip edilen şekli yayımlanmıştır. ④ el-İlelü's-sagīr: el-Câmi'in sonunda elli birinci kitap olarak yer alır ve eserin mukaddimesi mahiyetindedir; İbn Receb el-Hanbelî onu şerhetmiştir. ⑤ Tesmiyetü ashâbi'n-nebî: aşere-i mübeşşere ile başlayan, sahâbe adlarını ilk harflerine göre sıralayan eser; Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki iki nüshasına göre 730 sahâbînin adını verir. ⑥ Kitâbü't-Târîh: hakkında bilgi yoktur. ⑦ Kitâbü'l-Esmâ ve'l-künâ: İbn Hacer'in gördüğü anlaşılır. ⑧ ez-Zühd: İbn Hacer ondan söz eder, fakat görmediğini belirtir.
Çok Görüşlü Görüşler
Doğum yeri — Kaynak onun Tirmiz'de veya Tirmiz'e bağlı Buğ köyünde doğduğunu söyler; doğum yılını da "muhtemelen" kaydıyla verir. Atlas iki yer arasında tercih yapmaz.
Kabrin yeri — Madde vefat yeri olarak Tirmiz'e bağlı Buğ köyünü verir ve onun Tirmiz şehrinde öldüğünün de ileri sürüldüğünü ekler. Türbesinden ya da atlasın işaret ettiği Şîrâbâd civarındaki ziyaretgâhtan hiç söz etmez; kabrin yeri kaynakta ancak vefat yerinden çıkarılabilir. Atlas iki rivayet arasında tercih yapmaz ve pin konumunu ikinci bir kaynağın teyidine bırakır.
Doğuştan âmâ olduğu iddiası — Tirmizî'nin doğuştan âmâ olduğu iddia edilmiştir. Kaynak, takvâsı sebebiyle gözlerini kaybedinceye kadar ağladığı rivayetinin ve hâfızasına dair diğer olayların bu iddianın aksini gösterdiğini belirtir.
İbn Hazm'ın "meçhul" demesi — Doğu İslâm dünyasındaki şöhretine rağmen İbn Hazm onun için "meçhul" terimini kullanmıştır. Kaynağa göre bu, İbn Hazm'ın el-Câmiu's-sahîh ile el-İlel'i görmediğini ve bu eserlerin V. (XI.) yüzyılın ilk yarısında Endülüs'te yeterince tanınmadığını gösterir; bununla birlikte İbn Hazm'ın başka önemli şahsiyetler için de bu ifadeyi kullanmasına bakılarak kasıtlı davrandığı da ima edilmiştir.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 41, s. 202-204, “Tirmizî” maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000365 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
