Giriş
Allah Dostları

Evliyâ

Serî es-Sakatî

Vefât: 251 h. (865)
Kaynaklı · inceleme bekliyor

Erken dönem Bağdat sûfîlerinin önde gelenlerinden; Ma'rûf-i Kerhî'nin talebesi, Cüneyd-i Bağdâdî'nin dayısı ve üstadı. Zühdü, takvâsı ve edebiyle tanınır; "seyyidü't-tâife" diye anılan Cüneyd'i yetiştirerek Bağdat tasavvuf ekolünün temelinde yer almıştır.

155'te (772) Bağdat'ın Kerh semtinde doğdu. Babasının hurdacılık (sakatî) mesleğini sürdürerek geçimini sağladı; nisbesi buradan gelir. Hayatının ilk döneminde hadis tahsil etmek için Mekke'ye kadar uzanan seyahatlerde bulundu.

Tasavvuf yolunu tutmasında üstadı Ma'rûf-i Kerhî ile Habîb er-Râî'nin etkisi vardır. Hücvîrî ve Ferîdüddin Attâr'ın naklettiğine göre Ma'rûf-i Kerhî yanında yetim bir çocukla dükkânına gelip çocuğu giydirmesini istemiş, isteği yerine getiren Serî onun duasının bereketiyle zühd yoluna girmiştir; bir başka rivayete göre ise Habîb er-Râî'ye dervişlere harcanmak üzere 10 akçe vermiş, Râî'nin duası üzerine gönlü dünyevî ilgilerden soğumuştur. Ma'rûf-i Kerhî, Hâris el-Muhâsibî ve Bişr el-Hâfî gibi dönemin ünlü sûfîlerinin sohbetinde bulundu.

Bağdat'tan kuzey bölgelerine yaptığı seyahatlerde birçok sûfî ile tanıştı. Abadan'da Basra tasavvuf ekolüne mensup sûfîlere ait bir zâviyede riyâzete girdi. Yolda karşılaştığı Ali el-Cürcânî'nin tavsiyesiyle Suriye'ye gitti; burada İbrâhim b. Edhem'in fütüvvet ve ihlâs temelli tasavvuf anlayışını sürdüren sûfîlerden etkilendi. Bir süre Dımaşk, Remle, Kudüs ve Tarsus'ta ikamet etti. Altmış yaşlarında iken o bölgede Bizanslılar'a karşı cihada katıldıktan sonra 218'de (833) Bağdat'a yerleşti ve hayatının sonuna kadar burada yaşadı.

251'de (865) Bağdat'ta vefat etti. Kabri Bağdat'taki Şûnîziyye Kabristanı'nda Cüneyd-i Bağdâdî'nin yanı başındadır. Menkıbeleri, sözleri ve fikirleri genellikle Cüneyd tarafından nakledilmiştir.

Tesir Halkası — Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Saîd el-Harrâz, Ebü'l-Hüseyin en-Nûrî, Semnûn b. Hamza ve İbn Mesrûk gibi Bağdatlı ve Horasanlı; Ali el-Gadâirî ve İsmâil b. Abdullah eş-Şâmî gibi Suriyeli sûfîlerin önderi ve döneminin en başta gelen şeyhlerindendir. Sülemî sonraki sûfîlerin çoğunun Serî'nin yolunu tuttuğunu söyler. Ebû Nuaym el-İsfahânî ve Ferîdüddin Attâr onu ilim, hikmet, mürüvvet, muhabbet, mârifet ve şefkat ehli bir sûfî olarak tanıtır. Bağdat tasavvuf ekolünün kurucusu Cüneyd'i yetiştirmesiyle kendinden sonraki sûfîler üzerinde kalıcı etki bırakmıştır.

Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Tasavvuf anlayışında şer'î ve zâhirî hükümlere riayet esastır. İlim ancak amele ulaştırdığı ölçüde değerlidir; sûfînin ulaştığı mârifet nuru ondaki takvâ nurunu söndürmemelidir. Kur'an ve hadislerin zâhirî mânalarıyla çelişen bâtınî bilgiyi geçersiz sayar; bâtınî mârifete çokça amel ve nefis muhasebesiyle ulaşılır — bu tavrında Hâris el-Muhâsibî'nin etkisi vardır. Müridler için tasavvufa girmeden önce hadis tahsilini gerekli görür; Cüneyd'e "önce sûfîliği sonra hadisi değil, önce hadisi sonra sûfîliği öğrenen bir kişi olmayı" nasip etmesi için dua etmiştir. Bununla birlikte Bişr el-Hâfî gibi hadisin anlamını kavramaya önem vermiş, fazla hadis rivayet etmemiştir. Ona göre sünnet üzere azîmet ehli olmak bid'at üzere çokça yapılan amelden hayırlıdır. Kerametlere güvenilmemesi gerektiğini, kerametin ilâhî mahremiyet perdelerini yırtmaya sebep olacağını söyler; bir bahçede kuşların "Selâmün aleyküm ey Allah'ın velîsi" diye dile gelmesi velîde gönül rahatlığı doğuruyorsa bunun keramete esir olmak demek olduğunu belirtir. Muhabbet tecrübesinde önemli yer tutar: "Muhabbet ehlinin yüzüne kılıç vurulsa bundan haberi olmaz"; "Allahım, bana ne ile azap edersen et, yeter ki aramıza perde koymak suretiyle azap etme." Tasavvufu güzel ahlâka ulaşma olarak anlar: farzları yerine getirmek, haramlardan kaçınmak, çokça sadaka vermek, tövbekâr ve şefkatli olmak; insanları incitmemek, kin beslemeden halktan gelen eziyetlere katlanmak — bu, onun melâmetî tavrının sonucudur. Helâlliği şüpheli şeylerden titizlikle kaçınır, dini geçim yolu haline getirenleri kınar, müridlerine uzleti öğütler, ticaretle meşgul olanların gönüllerini bir an bile Hak'tan ayırmamasını ve el emeğiyle geçinmelerini tavsiye eder. Sırt üstü yatmayacak, ayağını kıble tarafına uzatmayacak kadar edebe riayetkârdı; riyadan öyle kaçınırdı ki kimsenin kendisini tanımadığı bir yerde ölmeyi arzu ederdi. "Keşke herkesin üzüntüsünü ben çeksem de onlar rahatlasa" derdi. İbnü'l-Cevzî'nin naklettiği bir menkıbeye göre çarşıda çıkan bir yangının ardından kendi dükkânının yanmadığını öğrenince "elhamdülillâh" demiş, fakat dükkânları yananların üzüntüsünü paylaşmadığı için hata ettiğini anlayıp otuz yıl Allah'tan af dilemiştir.

Çok Görüşlü Görüşler

Tasavvufa yönelişi — Kaynak iki rivayeti yan yana verir. Birincisine göre Ma'rûf-i Kerhî yetim bir çocukla dükkânına gelmiş, Serî çocuğu giydirmiş ve Ma'rûf'un duasının bereketiyle zühd yoluna girmiştir. İkincisine göre Habîb er-Râî'ye dervişler için 10 akçe vermiş, onun duası üzerine gönlü dünyadan soğumuştur. Atlas ikisi arasında tercih yapmaz; kaynağın da yaptığı gibi ikisini birlikte kaydeder.

Kaynaklar

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 36, s. 564-565, “Serî es-Sakatî” maddesi

Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).

Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin

Kalıcı kimlik: EA-Z-000277 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.