ŞÂlim
Şah Veliyyullah ed-Dehlevî
Hüccetü'l-İslâm, Müceddid
Hindistanlı âlim ve ıslahatçı; hadisi bütün ilimlerin esası saydığı için Hindistan'da muhaddis lakabıyla şöhret bulmuştur. Tam adı Ebû Abdilazîz Kutbüddîn Şah Veliyyullah Ahmed b. Abdirrahîm b. Vecîhiddîn ed-Dihlevî el-Fârûkī 'dir. 14 Şevval 1114 (3 Mart 1703) tarihinde Delhi'ye bağlı Muzaffernagar'da doğdu. Soyu baba tarafından Hz. Ömer'e, anne tarafından İmam Mûsâ el-Kâzım'a ulaşır; VII. (XIII.) yüzyılın sonlarına doğru Hindistan'a yerleşmiş bir aileye mensuptur. Hayatına dair bilgiler daha çok Enfâsü'l-ârifîn adlı eserindeki otobiyografisine dayanır. Dedesi Vecîhüddin ile babası Abdürrahim Delhi ulemâsındandı; ikisi de el-Fetâva'l-Hindiyye 'yi ( el-Âlemgîriyye ) hazırlayan heyette yer almıştı. Şeyh Muhammed Pühletî'nin kızı olan annesi Fahrünnisâ da dinî ilimlere vâkıftı. Küçük yaşta Kur'an'ı ezberledi; ilk öğrenimini babasının yanında gördü. Hindistan'da kendisinden en çok istifade ettiği hocası Şeyh Muhammed Efdal es-Siyâlkûtî'dir. Henüz on dört yaşında iken seyrüsülûkünü tamamlayarak bir Nakşibendî şeyhi olan babasına intisap etti ve onun ölümünden önce ondan hilâfet aldı; gençliğinde kendisine hırka giydirilmiş ve babası tarafından irşad icâzeti verilmiştir. Nakşibendiyye'ye bağlı olmakla birlikte Kādirîlik, Çiştîlik ve Sühreverdîlik'le de ilgilendi; daha sonra Medine'deki hocası ve mürşidi Ebû Tâhir el-Kürdî'den de hilâfet aldı. Babasının vefatından (1131/1719) sonra onun kurduğu Rahîmiyye Medresesi 'nde ders okutmaya başladı; on iki yıl süren bu faaliyet neticesinde çevresinde geniş bir talebe halkası oluştu. On dört yaşında iken dayısı Ubeydullah'ın kızıyla evlenmiş, bu hanımından Muhammed adlı oğlu doğmuştu; hanımının vefatı üzerine Seyyid Senâullah Pânîpetî'nin kızıyla evlendi. İrşad faaliyetini kendisinden sonra sürdürecek olan oğulları Abdülazîz, Refîuddin, Abdülkādir ve Abdülganî ile kızı Emetülazîz bu hanımındandır. 1143'te (1731) hac için gittiği Mekke ve Medine'de yaklaşık on dört ay kaldı; bu sırada özellikle hadisle ilgilendi, talebe de okuttu. Hocaları arasında Medine'deki Şâfiî âlimi Ebû Tâhir Muhammed b. İbrâhim el-Kürdî 'nin ilmî ve tasavvufî hayatından önemli derecede etkilendiğini belirtir. Hindistan'a dönünce Rahîmiyye Medresesi'nde yeniden ders okuttu, daha çok hadis ve tefsire ağırlık verdi. Sayıları artan talebelerine medrese binası kâfi gelmeyince Sultan Muhammed Şah'ın desteğiyle daha geniş bir bina tahsis edildi; sonraları Delhi Dârülulûmu diye şöhret bulan medrese bir dârülhadis vazifesi gördü. Siyasî meselelerle de yakından ilgilendi: Bâbürlü hükümdarına, yönetici ve ileri gelenlerine gönderdiği mektuplarda ekonomik, idarî ve sosyal reformlar yapmalarını ve ülkeyi muhtemel saldırılara karşı güçlendirmelerini istedi. Hindu gruplarının yayılmacı faaliyetlerini önlemesi ve müslümanların güvenliğini sağlaması için Afgan hükümdarı Ahmed Şah Dürrânî'ye mektup yollayarak onu Delhi bölgesine sefere çağırdı. Ahmed Şah, Rûhile lideri Necîbüddevle ile birlik olarak 1760'ta Hindistan'a girdi ve Şah Veliyyullah'ın vefatından kısa bir süre önce Hindular'la yaptığı savaşı kazandı. 29 Muharrem 1176 (20 Ağustos 1762) tarihinde Delhi'de vefat etti ve Eski Delhi'deki Münhediyân Mezarlığı 'nda babasının yanına defnedildi. Tesir Halkası — Henüz hayatta iken çevresinde etkili oldu; ölümünden sonra Rahîmiyye Medresesi mensupları görüşlerine sahip çıktı ve şöhreti önce Hindistan müslümanları arasında, ardından bütün İslâm âleminde yayıldı. Başta Şah Abdülazîz olmak üzere oğulları, Murtazâ ez-Zebîdî ve Senâullah Pânîpetî gibi talebeleri, Ubeydullah es-Sindî gibi takipçileri fikirlerinin yayılmasına katkıda bulundu. Rahîmiyye Medresesi 1857'deki İngiliz işgali sırasında yıkıldı; yakın zamanda Haydarâbâd'da eserlerini neşreden bir Şah Veliyyullah Akademisi kuruldu. Görüşlerini esas alan birbirinden farklı gruplar doğdu: Muhammed Kāsım Nânevtevî öncülüğündeki Diyûbend ekolü, torunu Şah İsmâil eş-Şehîd'in kurduğu ve Seyyid Nezîr Hüseyin'in sürdürdüğü Ehl-i hadîs ekolü, Seyyid Ahmed Han önderliğindeki Aligarh ekolü; Berelvîler'den bazıları da sûfî meşrebinden etkilendi. Kaynağa göre bunların hiçbiri onu aynen takip etmemiş, görüşlerinden kendilerine uyan tarafları sahiplenmiştir. XX. yüzyılın başlarında Şiblî Nu'mânî, Ebü'l-Kelâm Âzâd ve Muhammed İkbal üzerinde belirgin etkisi vardır; İkbal onu son büyük kelâmcı olarak anar. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirleri İshak b. Muhammed İrfân tarafından bir Dîvân 'da toplanmıştır. Tasavvufî çizgisinde İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûd u ile İmâm-ı Rabbânî'nin vahdet-i şühûd unu uzlaştırmaya çalıştı; iki teori arasında ciddi bir fark bulunmadığını, benzer görüşlerin farklı ifadelerle dile getirildiğini ileri sürdü ve bunu bal mumu örneğiyle açıkladı: bal mumundan yapılan şekiller farklı görünse de asılları bal mumudur. Şehâdet ve gayb âlemleri arasında âlem-i misâl adını verdiği ruhanî bir alanın bulunduğunu kabul etti. Sûfîliği sosyal hayattan el çekme şeklinde yorumlayanlara karşı çıktı; çalışmanın, kazanmanın ve topluma hizmetin gerekliliğini vurguladı. Sahte sûfîleri sert bir dille eleştirdi: kaynağa göre mezarlara tâzimde bulunmanın ve ölülerden yardım dilemenin büyük günah işlemekten farklı olmadığını söylemiş, dini öğretmeye yardımcı olmayan şeyhlere ve keramet iddialarına karşı halkı uyarmış, gerçek mânevî rehberliği ise onaylamıştır. İlmî çizgisinde Kur'an'ı Hindistan'ın eğitim dili Farsça'ya tercüme etti; bu yüzden yöre âlimlerince bid'atla itham edildiyse de çalışmasını sürdürdü. Bütün Sünnî fıkıh mezheplerinden yararlanmayı amaçladı, müctehidlerin farklı sonuçlarını eş değerde gördü ve âlimler sayesinde ictihad faaliyetinin kesintiye uğramadığını savundu. Eserleri — Arapça ve Farsça pek çok eser yazmıştır; kesin sayısı tesbit edilememiştir. Önemlileri: tefsir de Farsça Kur'an tercümesi Fethu'r-rahmân fî tercemeti'l-Kur'ân (ilk baskısı müellifin hayatında, 1156/1743), el-Fevzü'l-kebîr fî usûli't-tefsîr ve Te'vîlü'l-ehâdîs ; hadis te el-Muvatta 'ın Farsça şerhi el-Musaffâ , Arapça şerhi el-Müsevvâ ve Şerhu terâcimi ebvâbi Sahîhi'l-Buhârî ; akaid de Kurretü'l-ayneyn fî tafdîli'ş-Şeyhayn ve İzâletü'l-hafâ an hilâfeti'l-hulefâ ; fıkıh ta İkdü'l-cîd fî ahkâmi'l-ictihâd ve't-taklîd ve el-İnsâf fî beyâni sebebi'l-ihtilâf ; tasavvuf ve İslâm felsefesinde dinî hükümlerin hikmetlerine dair Huccetullâhi'l-bâliga , el-Budûrü'l-bâziga , seyrüsülûk âdâbına dair el-Kavlü'l-cemîl , et-Tefhîmâtü'l-ilâhiyye , Eltâfü'l-kuds , Lemehât , es-Sataât ve el-Hemeât ; biyografi ve vasiyette otobiyografisini içeren Enfâsü'l-ârifîn ile sekiz risâleden oluşan Farsça vasiyetnâmesi el-Makāletü'l-vad'iyye .
DelhiVefât 1176 h.İncele →