İÂlim
İmam Mâtürîdî
İmam
Sünnî kelâmın iki büyük ekolünden Mâtürîdiyye 'nin adını aldığı imam; müfessir ve Hanefî fakihi. Tam adı Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâtürîdî es-Semerkandî 'dir. Takipçileri onu imâmü'l-hüdâ , alemü'l-hüdâ , reîsü meşâyihi Semerkand , imâmü'l-mütekellimîn ve imâmü Ehli's-sünne gibi unvanlarla andı. Nisbet edildiği Mâtürîd, bugün Özbekistan sınırları içinde bulunan Semerkant'ın dış mahallesidir; 1920'de şehri ziyaret eden Barthold burayı şehrin kuzeybatısında bir köy olarak tarif eder. Hayatı hakkında kaynaklarda çok az bilgi vardır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmez; hocası Rey Kadısı Muhammed b. Mukātil er-Râzî'nin 248 (862) yılında vefat ettiği bilgisinden hareketle III. (IX.) yüzyılın ilk yarısının ortalarında doğduğu ve ömrünün bir asra yakın olduğu tahmin edilir. Abbâsî merkezî otoritesinin zayıfladığı, Sâmânoğulları'nın Mâverâünnehir'e hâkim olduğu devirde yaşadı. Ailesi hakkında babasının ve dedesinin (Muhammed b. Mahmûd) adından başka bir şey bilinmez. Kaynak, eserlerindeki dil ve üslûbun ana dili Arapça olmayan bir müellifi gösterdiğini, cümle kuruluşlarının Türkçe gramere uygunluğunu ve yaşadığı bölgede Türklerin çoğunlukta olmasını göz önüne alarak Türk asıllı olduğunun söylenmesi gerektiğini belirtir. Hanefî mezhebinin dördüncü, hatta üçüncü kuşak âlimlerindendir. Ebû Bekir Ahmed b. İshak el-Cûzcânî, Nusayr b. Yahyâ el-Belhî ve Nîşâbur Kadısı Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed el-Cûzcânî gibi hocalardan okudu; öğrenimini, Dârü'l-Cûzcâniyye'de ders veren ve Semerkant ulemâsının reisliğini üstlenen Ebû Nasr el-İyâzî 'nin yanında tamamladı. Eğitim hayatı, seyahatleri, hacca gidip gitmediği ve resmî bir görev alıp almadığı bilinmez. Zalimliği kesin olan devrin sultanına "âdil" diyen kimsenin küfre girdiği yolundaki kanaati ve Ebü'l-Kāsım el-Kâ'bî'yi zalim devlet adamlarıyla ilişkisi yüzünden kınaması, devrin siyaset adamlarıyla münasebetinin iyi olmadığını gösterir. Kelâm, tefsir, fıkıh ve mezhepler tarihi alanlarındaki çalışmalarıyla tanındı. Kitaplarının adları Mu'tezile, Karâmita ve Revâfız gibi fırkalarca ileri sürülen düşüncelere karşı uzun mücadeleler verdiği izlenimini uyandırır. Kaynak, çağdaş oldukları hâlde görüştüklerine dair bir kayıt bulunmayan Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'den daha önce bu alanda etkin bir varlık göstermeye başladığını ve ilmî çevresiyle birlikte Mâverâünnehir'de İslâm düşüncesinin istikrar kazanmasında, İslâm'ın ve Hanefîliğin Türkler arasında yayılmasında önemli görev yaptığını kaydeder. Kendi memleketinde bile iki asra yakın bir süre ihmal edildiği, hilâfet merkezinden uzakta yaşaması ve siyasî iktidarla anlaşmazlığı sebebiyle Eş'arîler gibi devlet imkânlarından yararlanmadığı kaynağın kaydettiği hususlardandır. Ebü'l-Muîn en-Nesefî ve İbn Fazlullah el-Ömerî, tarih vermeden Eş'arî'den (ö. 324/935-36) kısa bir müddet sonra vefat ettiğini kaydeder; Kureşî iki hocasına dayanarak 333'te (944) öldüğünü belirtir ve Fîrûzâbâdî, İbn Kutluboğa, Kefevî, Zebîdî, Leknevî gibi âlimler aynı tarihi benimser. Semerkant'ın ünlü Çâkerdîze Mezarlığı 'na defnedildi. Arkadaşı Hakîm es-Semerkandî mezar taşına şu anlamda bir ibare yazdırdı: "Burası bütün hayatını ilme adayan, gücünü ilmin yaygınlaşması ve öğretilmesi yolunda tüketen, din yolundaki eserleri övgüyle anılan ve ömrünün meyvelerini devşiren kişinin mezarıdır." Ebû Mansûr künyesinin, evlâdı olmayana Mansûr adında oğlu olması temennisiyle verilebileceğini kendisinin kaydetmesi, kaynağa göre erkek evlâdı bulunmadığının bir işareti sayılabilir. Nesli kız tarafından sürdü: Semerkant Kadısı Ebü'l-Hasan Ali b. Hasan el-Mâtürîdî'nin (ö. 511/1117) babaannesi onun kızının kızıdır; bu kadı ile babası, dedeleri Mâtürîdî'nin mezarının yakınına defnedilmiştir. Tesir Halkası — Kendisinden Ebû Ahmed el-İyâzî, Ebü'l-Hasan Ali b. Saîd er-Rüstüfağnî ve Ebû Muhammed Abdülkerîm b. Mûsâ el-Pezdevî fıkıh ve kelâm tahsil etti. Öğrencisinin öğrencisi İbn Yahyâ onu "zamanında ilimde, anlayışta, mezhepleri bilmede ve takvâda yegâne" diye tavsif eder. Aynı İbn Yahyâ, kendi döneminde Semerkant Ehl-i sünnetinin Cûzcâniyye ve İyâziyye diye bilindiğini söyleyip Mâtürîdiyye'den söz etmez; kaynak bunu, IV. (X.) yüzyılın ikinci yarısında ekolün henüz ona nisbet edilmediğinin işareti sayar. Ebü'l-Yüsr el-Pezdevî (ö. 493/1100) bile Kitâbü't-Tevhîd 'i dil ve üslûp bakımından problemli bulup bazı görüşlerini eleştirmiştir. Onu bir ekol sahibi olarak benimseyen ve Tebsıratü'l-edille 'yi yazan Ebü'l-Muîn en-Nesefî ile Mâtürîdîlik bir kelâm akımı olarak tarihteki yerini aldı. İbn Fazlullah el-Ömerî'ye göre "Mâtürîdiyye" adını, Ehl-i sünnete verdiği güçlü destekten öfkelenen Mu'tezile kelâmcıları takmıştır. Teftâzânî, Horasan, Irak ve Şam'da Eş'ariyye'nin, Mâverâünnehir'de Mâtürîdiyye'nin yaygın olduğunu, tekvin ve imanda istisna gibi konularda ayrılsalar da iki grubun âlimlerinin birbirini bid'atçılıkla suçlamadığını kaydeder. Eş'arîlik Şâfiî ve Mâlikîler, Mâtürîdîlik Hanefîler arasında yayıldı. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şair değildir; bu bölüm ilmî ve tasavvufî çizgisini taşır. Kaynağın kelâm bölümüne göre günümüze ulaşan eserlerden hareket edilirse Sünnî kelâmın kurucusunun Mâtürîdî sayılması gerekir: Kitâbü't-Tevhîd , sonraki Sünnî kelâm eserlerinin ana planını oluşturan üç esası (ilâhiyyât, nübüvvet, âhiret) sistemli biçimde içeren ilk eserdir. Dinin gerekliliği konusunda akıl ve nakli iki kaçınılmaz bilgi kaynağı sayar; nesne ve olayların gerçekliğine ulaşmak için duyuların idraki (iyân), haber ve istidlâl olmak üzere üç vasıta tanır; ilham, kura ve yüz hatlarından hüküm çıkarma gibi sistemsiz yöntemlere epistemolojik değer vermez. İnsana irade hürriyeti tanımayan Cebriyye ile ilâhî kudreti kısıtlayan Mu'tezile'yi eleştirir; kadere ayırdığı bölüm kitabın dörtte birini aşar. Tasavvufî yönüne dair kayıtlar da vardır: Nesefî'nin ona kudvetü'l-ferîkayn (iki grubun lideri) demesi zâhir ve bâtın ilimlerinde önder konumunu çağrıştırır; takvâya ulaşmanın yollarına dair açıklamaları önemli ölçüde tasavvufî karakter taşır. Bununla birlikte Kitâbü't-Tevhîd 'de keşif ve ilhamın bilgi kaynağı olamayacağını açıkça söyler; öğrencisi Rüstüfağnî'den nakledildiğine göre velîlerin peygamberlerden üstün olduğunu savunanların görüşünü reddeder, dünya nimetlerinden istifadeyi yadırgayanlara bunların insan için yaratıldığını söyleyerek karşı çıkardı. Eserleri — Kendisine aidiyeti kesin on üç eserinden on ikisinin adını Ebü'l-Muîn en-Nesefî kaydeder. Tefsir: Te'vîlâtü'l-Kur'ân ( Te'vîlâtü Ehli's-sünne ) — öğrencilerine yaptığı takrirlerden oluşur; kelâm, fıkıh ve usul bakımından da zengindir, kırk civarında nüshası bilinir. Kelâm: Kitâbü't-Tevhîd (tam olarak basılmış tek eseri), Kitâbü'l-Makālât , Kâ'bî'ye karşı Reddü Evâili'l-edille , Reddü Tehzîbi'l-cedel ve Reddü Va'îdi'l-füssâk , Beyânü vehmi'l-Mu'tezile , Reddü'l-Usûli'l-hamse (Ebû Ömer el-Bâhilî'ye), Reddü Kitâbi'l-İmâme (Revâfız'dan birine), er-Red ale'l-Karâmita . Fıkıh: Me'âhizü'ş-şerâi' fî usûli'l-fıkh , Kitâbü'l-Cedel fî usûli'l-fıkh , fürûa dair er-Red ale'l-Karâmita ve Şerhu'l-Câmii's-sağîr . Kaynak, ona nisbet edilen Şerhu'l-Fıkhi'l-ekber 'in aslında Ebü'l-Leys es-Semerkandî'ye ait olduğunu, Risâle fi'l-akāid , Farsça Pendnâme ve benzeri risâlelerin nisbetinin de problemli olduğunu belirtir. Türbesi ve Külliyesi — Barthold, 1920'de Semerkant'a yaptığı seyahatte Çâkerdîze Mezarlığı'nda Mâtürîdî'nin türbesini gördüğünü kaydeder. Mezarlık Sovyetler Birliği döneminde iskâna açıldı ve türbenin bulunduğu yer bir evin bahçesinde kaldı; 1991 yılında şehri ziyaret eden bir grup Türk ilim adamı orada türbe bulunmadığını, kabrin üzerine beton atılıp avlu olarak kullanıldığını ifade etti. Bugün Semerkant'ın Siyab merkez ilçesinin İkinci Şark mahallesi Gucdüvân sokağında yer alan mezarının bulunduğu alana 2000 yılında tamamlanan yeni bir türbe ve etrafına bir külliye inşa edildi. Özbekistan Bakanlar Kurulu kararıyla aynı yıl 1130. doğum yılı büyük etkinliklerle kutlandı; 17 Kasım 2000'de türbenin açılışı münasebetiyle uluslararası bir sempozyum düzenlendi.
SemerkantVefât 333 h.İncele →