SEvliyâ
Sâkıb Mustafa Dede
Mevlevî şeyhi ve şair; Mevlevî tarihinin en önemli kaynaklarından biri olan Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân 'ın müellifi ve Kütahya Mevlevîhânesi'nin kırk altı yıl postnişini. 1062 (1652) yılında İzmir'de doğdu. Asıl adı Mustafa, babasının adı İsmâil, annesinin adı Halime'dir. Endülüs'ten İzmir'e göç etmiş, İbnü'l-Arabî'nin takipçilerine uzanan bir tasavvuf ailesine mensuptur. İlk tahsilini İzmir'de yaptıktan sonra on beş on altı yaşlarında İstanbul'a gitti; Mustafa Fâzıl Paşa'nın himayesinde Fâtih Medresesi'nde tahsiline devam etti. 1678'de paşanın maiyetinde Çehrin Seferi'ne katıldı; bu sefer sırasında bir Mevlevî dervişinin tesirinde kalarak Mevlevîliğe ilgi duydu. Tahsilini tamamladıktan sonra Farsça öğrenmek üzere Bursa'ya giderek Ahmed Efendi'den ders aldı, ardından Konya'ya geçip Köseç Ahmed Dede'den Fusûsü'l-hikem okudu. İstanbul'a döndüğünde altı ay kadar Fâtih Camii'nde ders verdi. Daha sonra Edirne'ye gitti ve Edirne Mevlevîhânesi şeyhi Neşâtî'nin müridi Seyyid Mehmed Dede'nin yanında çilesini tamamlayarak dede unvanını aldı. İstanbul'a dönünce Galata Mevlevîhânesi şeyhi Gavsî Ahmed Dede'ye intisap etti ve ondan yaklaşık bir yıl Mesnevî okudu. Ardından Nesîb Dede, Hasîb Dede, Lebîb Dede, Vehbî Dede ve Müneccimbaşı Ahmed Dede ile birlikte Mısır'a giderek üç ay Siyâhî Dede'ye hizmet etti; dönüşünde Galata Mevlevîhânesi'nde Gavsî Dede'nin hizmetini sürdürdü. Beşiktaş Mevlevîhânesi'ndeki mukabelelere katılıyor, bu mukabelelerde bulunan IV. Mehmed ile zaman zaman sohbet ediyordu. Padişahla kurduğu yakınlık Müneccimbaşı Ahmed Dede'nin kıskançlığına yol açtı; bunun üzerine İstanbul'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Ardından Rumeli'yi dolaşarak Serez, Filibe, Selânik ve Bosna'yı ziyaret etti. Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân 'ı bu seyahatler sırasında yazmaya başladı. Dönüşünde Sucu Mehmed Dede ile Konya'ya gitti. Konya Mevlânâ Dergâhı postnişini II. Bostan Çelebi tarafından 1102 (1690) yılında Kütahya Mevlevîhânesi şeyhliğine tayin edildi ve bu görevde kırk altı yıl kaldı. 1148 (1735) yılında vefat etti. Şeyh Galib vefatına şu tarihi düşürmüştür: "Mâtemin güç eyleyip Gālib gürûh-ı âşıkān / Dediler târîh-i fevtin hay hatm-i Mevlevî." Tesir Halkası — Uzun şeyhliği boyunca çok sayıda derviş yetiştirdi. Yetiştirdiği önemli simalarla teşekkül eden halkaya Esrar Dede hânedân-ı Sâkıbiyye adını vermiştir. En önemli müridlerinden biri, Osmanlı yenileşme döneminin en mühim şeyh ailelerinden birinin kurucusu olan Seyyid Ebûbekir Dede'dir. Sâkıb Dede'den Seyyid Ebûbekir Dede'nin oğlu Ali Nutkî Dede'ye, oradan Şeyh Galib'e uzanan bir mânevî ve fikrî köprü vardır. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Mevlevîliği, medrese tahsilini tamamladıktan sonra bilinçli olarak seçmiştir; tarikatın yalnızca bir tesir veya kaynak olduğu diğer Mevlevî şairlerinden ayrıldığı nokta budur. Onun için Mevlevîlik maksatlı bir davadır ve sanatı bu davayı işlemenin vasıtası olarak kullanır: çoğu Mevlevîlik ve Mevlevîler üzerine bir bahisle biten, olağan dışı uzunlukta şiirler yazmıştır. Kasideleri 164 beyte kadar çıkar; gazelleri ortalama on dokuz beyit, en uzunu elli bir beyittir. Divan şiirinde Nâbî'nin temsil ettiği hikemî çizgiyi izler; bazı şiirleri baştan sona nasihat ve hikmetli sözlerden ibarettir, çeşitli konuları işlediği pek çok şiirinde de ders vermekten kendini alamaz. Bu tarzda yazdığı Hizmet kasidesi devrinde çok beğenilmiş ve kendisinden bahseden hemen bütün kaynaklara girmiştir. Şiiri ağırlıklı olarak didaktik olmakla birlikte zaman zaman fikri duygu planına yükseltmeyi başarır. Edebî şahsiyetinin dikkat çeken bir yönü, hiç kimseye methiye yazmamış ve hiçbir hâmiye şiir sunmamış olmasıdır. Hiçbir devlet görevi almayan Sâkıb Dede, bu tür ilişkilerden sağlanan faydanın el öpmeye ve dalkavukluğa dayandığını söylemiş, her emeğin sonunda hak ettiği değeri bulacağını savunmuştur. Eserleri — 1. Dîvan. Mevlevîliğe hasredilmiş en hacimli divanlardan biridir; 5689 beyit tutar. Beş yazma nüshası bilinmektedir. Tenkitli neşri Ahmet Arı tarafından doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Bu neşirde otuz yedi kaside, iki müsemmen, beş müseddes, iki tahmîs, 165 gazel, bir müstezad, yirmi iki tarih kıtası, kırk sekiz rubâî, altmış bir müstakil kıta, elli bir diğer manzume ve bir mülemma yer alır. 2. Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân (I-III, Kahire 1283/1866-67). Seyahatleri sırasında yazmaya başladığı bir Mevlevî tarihidir. Birinci ciltte biyografi geleneğini Menâkıbü'l-ârifîn 'in bıraktığı yerden sürdürerek Konya Mevlânâ Dergâhı'nda postnişinlik yapan çelebileri kendi zamanına kadar anlatır; cilt, Mevlânâ'nın kız tarafından torunu olup Karahisar (Afyon) ve Kütahya mevlevîhânelerini kuran çelebilerin biyografileriyle başlar, Mevlânâ soyundan gelen kadınların biyografileriyle biter. İkinci cilt çeşitli mevlevîhânelerde görev yapmış şeyhlere, üçüncü cilt tanınmış Mevlevîler'e ait yetmiş sekiz biyografiye ayrılmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Kayıtlar mevlevîhânenin haziresine defnedildiğini gösterirse de bugün orada bir mezar taşı görünmemektedir. Sandukası, binanın camiye çevrilen bölümünden camekânlarla ayrılmış bir kısmında bulunmaktadır.
KütahyaVefât 1148 h.İncele →