Yûnus (a.s.)
Aleyhisselâm
Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen peygamberlerden. Adı İbrânîce Yonah (güvercin) kelimesinden gelir; Grekçe'ye Ionas, Arapça'ya Yûnus, Batı dillerine Jonas ve Jonah şeklinde geçmiştir. Kur'an'da ondan Yûnus (en-Nisâ 4/163; el-En'âm 6/86; Yûnus 10/98; es-Sâffât 37/139), Zünnûn (el-Enbiyâ 21/87) ve Sâhibü'l-hût (balık sahibi; el-Kalem 68/48) diye bahsedilir; kendisine vahiy indiği, doğru yola sevkedilenlerden, âlemlere üstün kılınanlardan, sâlihlerden ve peygamberlerden olduğu bildirilir. Kur'an'ın onuncu sûresi onun adını taşır. Hadislerde babası Mettâ'ya nisbet edilerek Yûnus b. Mettâ diye anılır. Bazı İslâm kaynaklarına göre Hz. Ya'kūb'un oğlu Bünyâmin'in kabilesindendir; Sa'lebî'ye göre Ninevâlıdır ve kavmi putperesttir. İbn Kuteybe'ye göre Elyesa'dan (bazı kaynaklarda İlyâs), Makdisî'ye göre Hz. Süleyman'dan sonra kendi kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. İslâm kaynaklarında hemen bütün eserler Ninevâ'dan “Yûnus b. Mettâ'nın şehri” diye bahseder. Kur'an'daki anlatıma göre Allah'ın elçilerinden biri olan Yûnus (es-Sâffât 37/139), kavmi kendisine inanmayınca öfkeyle onlardan uzaklaşmış (el-Enbiyâ 21/87), yüklü bir gemiye binmiş (es-Sâffât 37/140), çekilen kura neticesinde kaybedenlerden olmuş ve kendisini bir balık yutmuştur (es-Sâffât 37/141-142). Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı insanların tekrar dirileceği güne kadar balığın karnında kalabilirdi; fakat o, “Senden başka ilâh yoktur, şüphesiz ben zalimlerden oldum” demiş (el-Enbiyâ 21/87-88; es-Sâffât 37/143-144), duası kabul edilerek Allah'ın rahmetiyle (el-Kalem 68/49) güçsüz bir halde balığın karnından çıkarılmış, kendisine gölge yapması için yanında kabak cinsinden geniş yapraklı yaktîn bitkisi yaratılmış (es-Sâffât 37/145-146) ve daha sonra 100.000 veya daha fazla insana peygamber olarak gönderilmiştir (es-Sâffât 37/147). Kavmi iman etmiş, başlarına geleceği bildirilen azaptan kurtulmuş ve bir süre daha nimetlerden faydalanarak yaşatılmıştır (es-Sâffât 37/148). Yûnus sûresinde bu kavmin, kendilerine azap geleceği bildirilince iman etmeleri sayesinde azaptan kurtulan yegâne kavim olduğu beyan edilir (Yûnus 10/98). “Öyle ise rabbinin hükmünü sabırla karşıla ve öfkeye kapıldıktan sonra ıstırap içinde haykıran balık sahibi gibi olma” âyetinde (el-Kalem 68/48) ise Yûnus'un davranışı kınanarak Resûl-i Ekrem'e, müşrikler iman etmediğinde hemen öfkeye kapılmaması bildirilir. Hadislerde de Yûnus'tan söz edilir. “Hiçbir insanın, ‘Ben Yûnus b. Mettâ'dan daha hayırlıyım’ demesi uygun değildir” hadisi bunlardandır. Başka bir hadise göre Resûlullah, Mekke ile Medine arasındaki Herşâ tepesine geldiğinde, “Yuları hurma lifinden olan kızıl bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir aba ile Yûnus'un buradan telbiye ederek geçtiğini görür gibiyim” demiştir. Kaynaklarda Hz. Peygamber'in de Ninevâ'nın Yûnus peygamberin memleketi olduğunu söylediği belirtilir: Tâif'te gördüğü eziyet üzerine Şeybe ve Utbe b. Rebîa kardeşlerin üzüm bağına sığındığında kendisine üzüm sunan hıristiyan köle Addâs'a nereli olduğunu sormuş, “Ninevâ” cevabını alınca, “Yûnus b. Mettâ'nın memleketi Ninevâ mı? O benim kardeşimdir. O peygamberdi; ben de peygamberim” buyurmuş; bundan etkilenen Addâs orada İslâm'ı kabul etmiştir. Tefsir ve kısas kitaplarında kıssa ayrıntılı rivayetlerle anlatılır; atlas bunları “kaynaklar böyle nakleder” diye kaydeder. Hz. Ali'den nakledilen bir rivayete göre otuz yaşında kendisine vahiy gelen Yûnus kavmine otuz üç yıl peygamberlik yapmış, fakat kendisine yalnız iki kişi iman etmiştir. Kavminden ümit kesip beddua edince bu hususta acele davrandığı bildirilmiş, kırk gün daha tebliğde bulunması emredilmiştir. Otuz yedinci günde kavmine üç gün sonra azabın geleceğini, alâmetinin de renklerinin değişmesi olacağını söylemiş, kırkıncı gün onlardan ayrılmıştır. Üzerlerine azap bulutları çökünce kavmi tövbe edip iman etmiş, Allah da onları bağışlamıştır. Kavminin helâk edilmesini beklerken bağışlandığını gören Yûnus yalancı durumuna düştüğünü düşünerek öfkeyle oradan ayrılmış ve bir gemiye binmiştir; gemi batma tehlikesiyle karşılaşınca denize atılmış, bir balık tarafından yutulmuş, karanlıklar içinde ettiği dua kabul edilerek sahile çıkarılmış, orada bir bitki onu gölgelemiş ve iyileşince tekrar Ninevâ'ya gönderilmiştir. Kisâî'nin naklettiği bir rivayette ise balık onu Allah'ın emriyle, tüysüz bir yavru kuş gibi güçsüz halde Dicle kenarına çıkarmış; Cebrâil gelip vücudunu meshetmiş, dişi bir ceylan onu emzirmiş; Yûnus daha sonra kaybettiği eşine ve çocuklarına kavuşarak memleketine dönmüş ve ölünceye kadar tebliğini sürdürmüştür. Türbesi ve Külliyesi — Ortaçağ İslâm seyyahlarından İbn Cübeyr ve İbn Battûta, Ninevâ'yı anlatırken Hz. Yûnus ile Ninevâ halkının tövbelerinin kabul edildiği Tellüttevbe (Tellüyûnus) tepesinden de bahseder ve cuma günleri halkın, bir inanışa göre Yûnus peygamberin kabrinin de bulunduğu bu tepeyi ziyarete gittiğini bildirir. Kaynaklarda Ninevâ'da onun hâtırasına yapılmış bir manastırdan da söz edilir. XIX. yüzyılda Ninevâ'da Koyuncuk ve Nebîyûnus tepelerinde yapılan arkeolojik kazılarda Asur krallarına ait saraylar, tapınaklar ve kil tabletler ortaya çıkarılmıştır. Musul'da, şehirdeki çok sayıda türbe arasında Hz. Yûnus türbesi sayılır; Dicle'nin doğu yakasında şehrin karşısındaki Nebî Yûnus Camii şehrin önemli camilerindendir ve Osmanlı döneminde birkaç defa onarılmıştır. Musul'un içinde ve dışında Hz. Şît, Yûnus, Circîs ve Dânyâl gibi bazı peygamberlerin makamları bulunur.
