Giriş
Allah Dostları

Âlim

Ebüssuûd Efendi

Şeyhülislâm, Sultânü'l-müfessirîn

Vefât: 982 h. (1574)
Kaynaklı · inceleme bekliyor

Kanûnî Sultan Süleyman devrinin şeyhülislâmı, hukukçu ve müfessir. "Müftilenâm, sultânü'l-müfessirîn, hâtimetü'l-müfessirîn, muallim-i sânî, Hoca Çelebi, Ebû Hanîfe-i Sânî" unvanlarıyla anılır. Tefsirinin mukaddimesinde kendisinden Ebüssuûd Mehmed diye bahsettiğine göre asıl adı Mehmed'dir; Ebüssuûd bir künye veya lakaptır.

Yaygın görüşe göre 17 Safer 896'da (30 Aralık 1490) İstanbul yakınlarındaki Meteris (Metris-Müderris) köyünde doğdu. Babası, Ali Kuşçu'nun yeğeni olan ve Şeyh Yavsî diye tanınan Muhyiddin Muhammed, İskilip'e bağlı İmâd (Direklibel) köyünde doğmuştu; Şehzade Bayezid'in Amasya sancak beyliği sırasında onun dostluğunu kazanmış, Bayezid padişah olunca İstanbul'a davet edilmiş ve Sultanselim civarında kendisi için bir tekke yaptırılmıştı (sonradan Sivâsî Tekkesi diye tanınan). II. Bayezid'e yakınlığı dolayısıyla "hünkâr şeyhi" diye de bilinir. İlk tahsilini babasının yanında yaptı; ondan Seyyid Şerîf el-Cürcânî'nin kelâm ve belâgata dair eserleriyle çeşitli tefsirleri okudu. Daha sonra Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi, Mevlânâ Seydî-i Karamânî ve bazı kaynaklara göre Kemalpaşazâde'den ders aldı. Hocası Seydî-i Karamânî'nin kızı Zeyneb Hanım'la evlendi.

Yavuz Sultan Selim döneminde 922'de (1516) Çankırı Medresesi'ne, buraya gitmekte tereddüt edince İnegöl İshak Paşa Medresesi'ne tayin edildi. 926'da (1520) buradaki süresi dolunca ertesi yıl Dâvud Paşa, bir yıl sonra Mahmud Paşa medreselerinde, ardından Vezir Çoban Mustafa Paşa'nın Gebze'deki medresesinde (931/1525) görev yaptı. Bursa Sultâniye pâyesinin ardından 934'te (1528) Sahn-ı Semân'dan "Müftî Medresesi" diye bilinen medreseye müderris oldu. Beş yıl sonra önce Bursa, 940 Rebîülâhirinde (Kasım 1533) İstanbul kadılığına getirildi. Rebîülevvel 944'te (Ağustos 1537) Rumeli kazaskeri oldu ve hemen sefere katıldı; Kara Boğdan, Estergon ve Budin seferlerinde padişahın yanında bulundu, Budin'in fethinden sonra şehirde ilk cuma namazını o kıldırdı. Sekiz yıl kazaskerlik yaptıktan sonra Şâban 952'de (Ekim 1545) şeyhülislâm oldu.

Kazaskerliği ve şeyhülislâmlığı sırasında ilmî rütbe ve kademeleri sistemli bir düzene kavuşturmaya çalıştı: her pâyedeki âlimin vereceği mülâzım sayısını tesbit etti ve yedi yılda bir mülâzemet usulünü kanunlaştırdı. Onun zamanında şeyhülislâmlık diğer ilmî müesseselerin üstüne çıktı: günlük 200 akçe olan maaş, tefsirinin bir bölümünü Kanûnî'ye takdim etmesi üzerine 300 akçe zamla 500 akçeye, tefsiri tamamlayınca 100 akçe daha artarak 600 akçeye yükseldi; yüksek müderrislerle mevleviyet kadılarını tayin yetkisi şeyhülislâmlara verildi. İlmiye Kanunnâmesi de muhtemelen onun tarafından hazırlanmıştır. Kaynak, ilmiye mesleğindeki ilk bozulmaların da onun şeyhülislâmlığı döneminde görülmeye başladığını kaydeder.

Kaynaklarda uzun boylu, güleç yüzlü, vakur bir kişi olarak tanıtılır; müderrisliği sırasında bayram tatilleri dışında dersini asla ihmal etmediği, müftülüğü zamanında her gün yüzlerce fetva verdiği nakledilir. Kanûnî ona büyük saygı duymuş, Süleymaniye Camii'nin temelini teberrüken ona attırmıştır; Sigetvar seferinden yazdığı mektuba "Halde haldaşım, sinde sindaşım, âhiret karındaşım" diye başlaması bu itibarın göstergesidir. Ayasofya vakıflarının kiracıları lehine çıkan bir ferman üzerine "Olmaz! Emr-i sultânî ile nâmeşrû olan nesne meşrû olmaz; haram olan nesne helâl olmak yokdur" demesi, kaynağa göre ilminin yüceliğini koruduğunun delilidir. Bazı siyasî olaylarda ağırlığını hissettirdi ve Kıbrıs seferinin açılmasını fetvasıyla destekledi.

28 yıl 11 ay şeyhülislâmlık yaptıktan sonra 5 Cemâziyelevvel 982'de (23 Ağustos 1574) vefat etti. Cenaze namazı Fâtih Camii'nde Muhaşşî Sinan Efendi tarafından kıldırıldı; Eyüp Camii civarında kendisinin inşa ettirdiği sıbyan mektebinin hazîresine defnedildi. Haremeyn'de de gıyabında cenaze namazı kılındı; ölümüne birçok mersiye ve tarih düşürüldü. Ahmed, Mehmed ve Mustafa adlı üç oğlu ile Hatice, Rahime ve Kerime adlı üç kızı vardı. Şehzâde Medresesi müderrisi Ahmed Efendi 970 (1562-63) yılında yirmi altı yaşında vefat edip babasının gömüldüğü hazîreye defnedildi; Mehmed Çelebi (ö. 971/1563-64) Halep ve Şam kadılığına, en küçükleri Mustafa Çelebi (ö. 1008/1599) Anadolu ve Rumeli kazaskerliğine yükseldi. Soyu Mustafa Çelebi ile devam etti ve XIX. yüzyılın ortalarına kadar on batın halinde geldi; bu konudaki en önemli belgeler torunlarının elindeki 973 (1565) ve 977 (1569) tarihli iki Arapça vakfiyedir.

Tesir Halkası — Kanûnî, II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed devirlerinde şeyhülislâmlık, kazaskerlik ve diğer ilmî mevkilerde bulunan birçok âlimin hocasıdır. Her biri şeyhülislâm olan Kadızâde Ahmed Şemseddin, Mâlûlzâde Mehmed, Abdülkadir Şeyhî, Hoca Sâdeddin, Bostanzâde Mehmed, Ebülmeyâmin Mustafa ve Sun'ullah efendilerle Zenbillizâde Fudayl Çelebi, Cenâbî Mustafa Efendi, şair Bâkî, tezkireci Âşık Çelebi ve Kınalızâde Hasan Çelebi talebeleri arasında sayılır.

Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Ebüssuûd'un çizgisi ilmî ve hukukîdir. Kaynağa göre fetva koleksiyonları, onun doktriner olmaktan çok pratik değeri olan ve değişen şartlara göre farklı çözümler üretebilen bir hukuk anlayışına sahip olduğunu gösterir; problemleri Hanefî mezhebi içindeki farklı görüşler arasında tercih ve tahrîc yaparak çözmeye çalışmıştır. Kaynak, yargıda Hanefî mezhebinin yerleşik görüşlerinin esas alınmasındaki titizliğini kazâî birliği ve kanun önünde eşitliği sağlama amacına bağlar. Bulûğa eren kızların ancak velilerinin izniyle evlenebileceği görüşünü benimsemiş, kahve içmenin cevazına ve ibret gözüyle seyretmek şartıyla gölge oyununun meşruiyetine fetva vermiştir. Müste'menlerin şahitliğine dair bir padişah müsaadesine "Nâ-meşrû olan nesneye emr-i sultânî olmaz" diyerek itiraz etmiştir. Mîrî arazi rejiminin esaslarını sistemleştirip fetva haline getirmesi onu bu rejimin mimarı olarak öne çıkarmıştır; kānûn-ı cedîdin mukaddimesindeki dokuz fetvanın sekizi ona aittir. Tefsirde Kur'an'ın bütününü tefsir eden Osmanlı âlimlerinin başında gelir. Şeyh Bedreddin'in Vâridât'ına şerh yazan bir Bayramî şeyhinin oğludur; kaynağa göre şer'î hükümlere uygun tasavvufa ve şeriat dairesinde kalan mutasavvıflara daima hürmet göstermiş, büyük mutasavvıflardan tayy-i mekân gibi hârikulâde hallerin zuhur ettiğine inanmış, kendi babasında da bu hallerin görüldüğünü kabul etmiştir; ona göre meşâyihin tarikat ve hakikat dedikleri şey şeriatın özü ve hulâsasıdır. Türkçe ve Arapça şiirleri vardır, fakat kaynak onda bir sanat kabiliyeti olduğunu söylemenin güç olduğunu belirtir; Arapça şiirlerinin en tanınmışı Ebü'l-Alâ el-Maarrî'ye muâraza olarak yazdığı el-Kasîdetü'l-mîmiyye'dir.

Eserleri — ① İrşâdü'l-akli's-selîm ilâ mezâya'l-Kitâbi'l-Kerîm: şeyhülislâm olduktan sonra yazmaya başladığı ve yaklaşık yirmi yılda (muhtemelen 953-973/1546-1566) tamamladığı meşhur tefsiri; Kanûnî'ye sunulmuştur. Bazıları onu Zemahşerî ve Beyzâvî'nin tefsirlerinden üstün tutar; müellif de bu iki eserle Râzî ve Nesefî'nin tefsirlerinden geniş ölçüde faydalanmıştır. Müellif nüshası esas alınarak İSAM tarafından dokuz cilt halinde tahkikli olarak yayımlanmıştır (İstanbul 2021). ② Fetâvâ-yı Ebüssuûd Efendi: ona nisbet edilen fetvaların derlendiği mecmualar; M. Ertuğrul Düzdağ iki mecmuayı düzenleyerek yayımlamıştır (İstanbul 1972, 1983). ③ Ma'rûzât: Kanûnî'ye arzedilip padişah iradesiyle kadıları bağlayan fetvalar. ④ Arâzî-yi Harâciyye ve Öşriyye Hakkında Kanun ve Fetvâlar. ⑤ Risâle fî vakfi'l-menkūl ve'n-nukūd: para vakfına dair. ⑥ Bidâatü'l-kādî: kadıların uyacağı usule dair sak mecmuası. ⑦ Öşür hakkında risâle. ⑧ Galatât-ı Ebüssuûd: halk arasında yanlış kullanılan kelimelere dair. ⑨ el-Kasîdetü'l-mîmiyye ve Arapça kasideleri, Kanûnî için yazdığı Türkçe mersiye ve Münşeât. Ayrıca el-Hidâye'ye ta'likleri, sûre tefsirleri ve fıkıh usulüne dair risâleleri vardır.

Türbesi ve Külliyesi — Eyüp Sultan'da zâviye, sıbyan mektebi ve sebilden oluşan külliyesinde, kendi mezarının da yer aldığı aile hazîresi bulunmaktadır; oğlu Ahmed Efendi de buraya defnedilmiştir. Bunun dışında İstanbul'da Macuncu Odabaşı mahallesinde kendi adıyla anılan bir çeşme ve hamam, İskilip'te babasının türbesi yanında cami, imaret ve mektep (977 tarihli Arapça vakfiyesi İstanbul Evkaf İdaresi'nde kayıtlıdır), Kefe'de bir cami, İnebahtı'da bir mescid ve Şehremini'de bir sıbyan mektebi yaptırmıştır.

Çok Görüşlü Görüşler

Kaynak madde TDV İslâm Ansiklopedisi'nde yazılmıştır. Kaynağın ayrıştığı ve tartışmalı gösterdiği noktalar aşağıda yan yana verilir; madde müellifinin kendi değerlendirmeleri "kaynak" diye ayrılmıştır. Atlas taraf tutmaz.

Doğum yeri — Yaygın görüş Meteris köyüdür. İskilibî nisbesinden hareketle İskilip'te doğduğu da ileri sürülmüştür; kaynak bu ihtimali zayıf bulur ve babası II. Bayezid'in tahta çıkışından kısa süre sonra İstanbul'a geldiğine göre İstanbul'da doğmuş olmasını daha muhtemel sayar. Ailenin menşeini Âmid (Diyarbakır) veya İmâdiye ile ilişkilendiren görüşleri kaynak, İmâd köyünün bu yerlerle karıştırılmasına bağlar ve ailenin İskilip'e bağlı İmâdlı olduğunu çağdaş kaynaklar dahil hemen bütün kaynakların belirttiğini söyler.

Annesinin kimliği — Annesi Sultan Hatun, Ayderûsî ve Mecdî Efendi'ye göre Ali Kuşçu'nun kardeşi Abdünnebî'nin, Atâî ve Âlî'ye göre ise bizzat Ali Kuşçu'nun kızıdır. Atlas iki nakli yan yana kaydeder.

Tasavvufla ilişkisi ve idam fetvaları — Kaynak, Ebüssuûd'un tasavvufa karşı olduğu kanaatini yanlış bulur; Âlî Mustafa Efendi'nin eleştirisinin onun bir tarikata intisap etmemesiyle ilgili olduğunu, Peçuylu İbrâhim'in bu iddiayı da kabul etmediğini aktarır. Kaynağa göre Ebüssuûd'un sert davrandığı kimseler, tasavvuf adı altında şeriata aykırı fikir ve hareketlere meyleden kimselerdir. Bu çerçevede kesin nasları inkâr, Hz. Peygamber'i tahkir ve vahdet-i vücûd konusunda hataya düşme gibi gerekçelerle zındıklıkla suçlanan Muhyiddin Karamânî onun fetvasıyla 957'de (1550) idam edilmiştir. Bayramî-Melâmî şeyhi Hamza Bâlî hakkında da, daha önce Çivizâde'nin fetvasıyla idam edilen (945 veya 946/1529) İsmâil Ma'şûkī'nin meşrebinde olduğu gerekçesiyle idam fetvası vermiştir. Atlas bu fetvalar ve ilgili şahsiyetler hakkında hüküm vermez; kaynağın kaydını aktarır.

Şahsiyeti hakkındaki değerlendirmeler — Kaynak "Olmaz! Emr-i sultânî ile…" sözünü ilminin yüceliğini koruduğunun en önemli delillerinden sayar. Öte yandan Nâmık Kemal Evrâk-ı Perîşân'da onu padişahın huzurunda hoşa gidecek şeyler söyleyen bir "müdâhin" olarak niteler; bazı tarihçiler de Arabzâde Muhyiddin Efendi'yi bütün ricalara rağmen Bursa'ya sürgün etmesi yüzünden onu makamını korumakta haris ve sert olmakla itham etmiş, Kemalpaşazâde'deki zarafetin onda bulunmadığını ileri sürmüştür. Atlas bu değerlendirmeleri yan yana kaydeder.

Para vakfı tartışması — Anadolu Kazaskeri Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi, Ebüssuûd'un para vakfına cevaz veren fetvasına karşı çıkmış ve 945 (1538) yılında para vakfını yasaklayan fetvasını "hükm-i şerîf" haline getirmiştir. Ebüssuûd risâlesinde menkul vakfına dair İmam Şâfiî, Ebû Yûsuf, İmam Muhammed ve İmam Züfer'in görüşlerini naklederek İmam Muhammed'in teamül şartını esas almanın en isabetli yol olduğunu, kendi zamanında böyle bir teamülün oluştuğunu söyleyerek fetvasını savunmuştur. İmam Birgivî de bu görüşe karşı çıkarak 979 (1572) yılında es-Seyfü's-sârim adlı risâlesini yazmıştır. Uygulama Ebüssuûd'un fetvası istikametinde gelişmiş ve fetva kanun haline gelmiştir. Atlas iki tarafın görüşünü yan yana verir.

Arazi hukukundaki çalışmalarının değerlendirilmesi — Ömer Lütfi Barkan başta olmak üzere bazı araştırmacılar, bu çalışmaları örfî hukukun öne çıkarılıp şer'î hukukun geri plana itilmesi olarak değerlendirmiştir. Kaynak ise İslâm hukukunun fethedilen toprakların statüsünü belirlemede devlet başkanına takdir hakkı tanıdığını, mîrî arazi düzenlemesinin bu yetkinin sonucu olduğunu savunur. Atlas bu iki değerlendirme arasında hüküm vermez.

Kaynaklar

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 10, s. 365-371, “Ebüssuûd Efendi” maddesi

Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).

Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin

Kalıcı kimlik: EA-Z-000397 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.

Dış kayıtlar: TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi