Celvetiyye yolunun pîri sayılan Bursalı mutasavvıf ve şair. Adı Mehmed, lakabı Muhyiddin'dir; şiirlerinde kullandığı "Üftâde" mahlasıyla tanınır. Üftâde "düşkün, âşık" demektir ve bu ad ona bir rüya uyarısından sonra kalmıştır.
Bursa'nın Araplar mahallesinde doğdu. Doğum tarihi kaynaklarda 895 (1490) olarak verilmekle birlikte, müridi Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin Vâkıât'ında geçen bir ibareden 900 (1495) civarında dünyaya geldiği anlaşılmaktadır. Babasının Manyas'tan gelip Bursa'ya yerleştiği kaydedilir.
Çocuk yaşlarında Bayramî şeyhlerinden Muk'ad Hızır Dede'ye intisap etti ve onun teşvikiyle ilim tahsiline başladı; şeyhinin vefat ettiği 918'e (1512) kadar yaklaşık sekiz yıl ona hizmet etti. Güzel sesiyle Bursa Ulucamii'nde ve Doğan Bey Mescidi'nde ezan okudu. Birkaç akçelik maaşı kabul ettiği için rüyasında "Mertebenden üftâde oldun (düştün)" diye uyarıldığının ERTESİ GÜNÜ ezan okumayı bıraktı. Bu olaydan sonra ipekçilik ve düğmecilik yaparak, kitap istinsah ederek geçimini sağladı; imamlık ve müezzinlik görevini ise ücret almadan, fahrî olarak sürdürdü. Bu tercih onun hayatının anahtarıdır: geçimini el emeğinden çıkarmış, dinî hizmeti ücretten ayırmıştır.
Otuz beş yaşları civarında vaaz ve irşada başladı. Doğan Bey Mescidi, Namazgâh Camii ve diğer camilerdeki vaazlarını halk büyük bir ilgiyle takip etti. Uludağ eteklerindeki Pınarbaşı Kuzgunluk mahallesinde inşa ettirdiği cami ve tekkede irşad faaliyetini sürdürürken 1529-1536 yılları arasında Emîr Sultan Camii hatipliğine tayin edildi. Bu görevi Emîr Sultan'ın mânevî işaretiyle kabul ettiğini söylemiş ve vefatına kadar sürdürmüştür. Yerkapı semtinde 985 (1577) yılında tamamladığı camisi ile tekkesi, çeşitli zamanlarda yapılan tamir ve tâdilâtla günümüze ulaşmıştır.
12 Cemâziyelevvel 988 (25 Haziran 1580) tarihinde vefat etti. Mehmed ve Mustafa adlı iki oğlu tekkesinde sırayla postnişin oldu. En meşhur halifesi, hayatının son yıllarında 984'te (1576) kendisine intisap eden Azîz Mahmûd Hüdâyî'dir; Hüdâyî'nin üç yıl boyunca tuttuğu notlar Vâkıât adıyla Üftâde'nin öğretisini bugüne taşımıştır. TEİS, halifelerinin en meşhurları arasında Üftâdezâde Şeyh Mehmed Efendi (994/1586), Muabbir Veli Dede (1010/1601), Üftâdezâde Şeyh Mustafa Efendi (1017/1608) ve Hüdâyî'yi sayar; yaşı diğer kardeşlerinden küçük olmasına rağmen oğullarından Mehmed Efendi'yi halife olarak vasiyet ettiği de rivayetler arasındadır.
Silsilesi ve Celvetiyye
Üftâde'nin tarikat silsilesi Hızır Dede ve Akbıyık Sultan vasıtasıyla Hacı Bayrâm-ı Velî'ye ulaşır. Celvetiyye tarikatı Azîz Mahmûd Hüdâyî'ye nisbet edilmekle birlikte, seyrüsülûk usulü bakımından CELVETİ esas alan Üftâde'dir; bu sebeple TDV müellifi "onun Celvetiyye'nin pîri olduğu da söylenebilir" der. Bir Celvetî şeyhi olan İsmâil Hakkı Bursevî bu gelişmeyi ay istiaresiyle anlatır: Celvetiyye, İbrâhim Zâhid-i Geylânî devrinde HİLÂL, Üftâde zamanında AY, Hüdâyî döneminde DOLUNAY durumundadır (Silsile-i Celvetiyye, s. 63).
Zühdü ve Kanûnî ile Karşılaşması
En belirgin özelliklerinden biri zühd ve takvâsıdır; haramlardan kaçınmanın yanında bazı helâllere dahi iltifat etmemiştir. Bir zamanlar vaazlarında Mesnevî ve Fusûsü'l-hikem'den bahsetmesini yasaklayan Kanûnî Sultan Süleyman'ın, sonradan onu İstanbul'a davet edip hürmet gösterdiği; tekkesine vakfetmek istediği bir iki köyü kabul etmediğini görünce vezirlerine "bazı şeyhler tâlib-i dünyâdır, fakat Üftâde târik-i dünyâdır" dediği rivayet edilir.
Şairliği
Yûnus Emre tarzında sade bir dille ârifane şiirler yazdı; şiirleri tekke çevrelerinde büyük ilgi gördü, bazıları ilâhi şeklinde bestelenerek okunageldi. Divanı Bursalı Mehmed Tâhir tarafından bastırılmış (İstanbul 1328), Latin harfleriyle üç neşri daha yapılmıştır (Mustafa Bahadıroğlu, "Celvetiyye'nin Pîri Hz. Üftâde ve Divanı", Bursa 1995; "Üftâde Divanı", Bursa 2000 ve İstanbul 2011). Çoğu aruzla, bir kısmı heceyle yazılmış elli parça şiir ihtiva eden divanını Paul Ballanfat "Le divan Hazret-i Pir Üftâde" adıyla Fransızca'ya çevirmiş (Paris 2002), Angela Culme-Seymour bu Fransızca çeviriyi "The Nightingale in the Garden of Lover" adıyla İngilizce'ye aktarmıştır (Oxford 2005). "Yine dûş oldu gönül yârin cemâl-i şem'ine / Götürüp yüzden nikābı garkolup envârına" mısralarıyla başlayan şiirini Ali Örfî Efendi "Şerh-i Nutk-ı Üftâde" adıyla şerhetmiştir. TEİS, şiirlerinde hem Arapça-Farsça kelimelerin sıkça kullanıldığı ârifane bir dilin hem de halkın anlayacağı yalın bir söyleyişin yan yana bulunduğunu; temaların Allah'a âşık olmak, cemâlini görmeye layık hale gelmek ve tarikata bağlılık etrafında döndüğünü kaydeder.
Vâkıât
Azîz Mahmûd Hüdâyî, 1 Zilkade 984 (20 Ocak 1577) tarihinden itibaren üç yıl süren seyrüsülûkü boyunca mürşidinin sözlerini Arapça olarak kaydetmiş; hilâfet alıp Bursa'dan ayrılmasına bir ay kala, 9 Şevval 987 (29 Kasım 1579) Cuma günü eseri tamamlamıştır. Vâkıât-ı Hüdâyî (Vâkıât-ı Üftâde) adıyla tanınan kitabın baş tarafında "sülûk esnasında hazret-i şeyh ve bu fakir arasında geçen, işlenmiş altından kıymetli yüce sözler" anlamına gelen bir ibare bulunur. İsmâil Hakkı Bursevî'nin "Hazret-i Hüdâyî'nin derlediği Şeyh Üftâde'nin sözleri ki Vâkıât adıyla ünlenmiştir" demesi, esere bu adın sonradan verildiğini gösterir. Üftâde'nin görüşleri ve Celvetiyye tarikatı hakkında TEMEL KAYNAK sayılan kitabın müellif nüshası, her biri 100 varaklık iki cilt hâlinde Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi'nde kayıtlıdır (Hüdâî Efendi, nr. 249-250). Hüdâyî'nin müridlerinden olduğu tahmin edilen Mehmed Muizzüddin Celvetî, eserin bazı kısımlarını şeyhin sağlığında Türkçe'ye çevirmiştir (Süleymaniye Ktp., Mihrişah Sultan, nr. 253/6).
Tekkesi
Uludağ'ın eteklerinde, güneyden kuzeye dik meyilli bir arazide toplam 2.507 m² üzerine kurulan tekke; mescid, semâhâne, harem, selâmlık, çilehâne ve çeşmeden meydana gelen bir külliye niteliğindedir. Üftâde'nin torunu, dördüncü postnişin Kutub İbrâhim Efendi 1081 (1670) yılında tekkeyi ilâve binalarla yenilemiş ve etrafını müstahkem hâle getirmiştir. Bugünkü şekli III. Selim ve II. Mahmud dönemi özelliklerini taşır. Mescidin batı duvarındaki, "Hû Çeşmesi" diye bilinen çeşmenin yenilenmiş parçası üzerinde 974 (1566) tarihi ile suya dair âyet (el-Enbiyâ 21/30) işlidir. Çilehânede, eskiden dergâhta kullanılan ve Üftâde ile Azîz Mahmûd Hüdâyî'ye atfedilen birtakım eşyalar sergilenmektedir. Selâmlık kısmı günümüzde yıkılmış ve üzerinden yol geçirilmiştir; harem, çilehâne ve diğer bölümlerde son yıllarda kapsamlı restorasyonlar yapılmıştır.
Öğütleri ve Dersleri
Üftâde'nin öğretisi iki yerde durur: müridi Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin üç yıl boyunca tuttuğu VÂKIÂT ve kendi DİVANI. Bu bölüm o iki kaynağın verdiği öğretiyi ve kendi mısralarını kaynak göstererek aktarır; atlas ona ait olmayan hiçbir cümleyi "Üftâde demiştir" diye kaydetmez.
Öğretisinin Çekirdeği: Keşfi Terket, Şeriatı Terketme
Keşif ve mârifetle ilgili görüşlerinin özünü şu sözü oluşturur: "Mülk ve melekût âleminde bulunan şeylerin tamamı size keşif yoluyla görünse, şeriata uygun biçimde izah etmeye gücünüz yetmiyorsa O KEŞFİ TERKEDİN, FAKAT ŞERİATI TERKETMEYİN." Ona göre melekût âleminde seyreden bir sâlik, o âlemin meselelerini mülk âleminde bulunan ve bu âlemin kayıtlarıyla mukayyet olan bir kimseye anlatmamalı; hakikati keşfeden sâlik "ağzını şeriatın iğne ve ipliğiyle dikmelidir". Eğer sözlerini şeriat libasına sokmadan uluorta konuşursa fesada yol açar; Hallâc-ı Mansûr ve Seyyid Nesîmî'de görüldüğü gibi fitne denizi dalgalanmaya başlar. Ayrıca mücerret taklit yoluyla bu sözleri söyleyenlerin ilhâda düşmelerine sebebiyet verebilir (TDV DİA)
İnsanlara Seviyelerine Göre Hitap
Bu ölçünün tabii sonucu şudur: insanlara anlayış seviyelerine göre hitap etmek gerekir; nitekim peygamberler de öyle yapmış, insanlarla akıllarının alacağı şekilde konuşmuştur. TDV müellifi bu ilkenin pratikteki karşılığını da kaydeder: "Bu sebeple Üftâde'nin ağzından şathiye kabilinden TEK BİR SÖZ BİLE çıkmamıştır" (TDV DİA)
Zühd: Haramdan Öte, Bazı Helâllerden de Çekinmek
En belirgin özelliklerinden biri zühd ve takvâsıdır; haramlardan kaçınmanın yanında bazı helâllere dahi iltifat etmemiştir (TDV DİA). Hayatındaki karşılığı somuttur: dinî hizmeti ücretten ayırmış, geçimini ipekçilik, düğmecilik ve kitap istinsahıyla el emeğinden çıkarmış; tekkesine vakfedilmek istenen köyleri kabul etmemiştir.
Seyrüsülûk Usulü: Celvet
Celvetiyye tarikatı Hüdâyî'ye nisbet edilmekle birlikte, seyrüsülûk usulü bakımından CELVETİ esas alan Üftâde'dir; TDV müellifi bu yüzden "onun Celvetiyye'nin pîri olduğu da söylenebilir" der. İsmâil Hakkı Bursevî yolun gelişimini ay istiaresiyle anlatır: İbrâhim Zâhid-i Geylânî devrinde hilâl, Üftâde zamanında ay, Hüdâyî döneminde dolunay (Silsile-i Celvetiyye, s. 63). TEİS de eserlerinde Celvetiyye'nin esasları ve âdâbının yanında seyr-ü sülûk, ilâhî mârifetler ve vahdet-i vücûd konularının ağır bastığını kaydeder.
Vâkıât: Üç Yıllık Dersin Zabtı
Hüdâyî, 1 Zilkade 984 (20 Ocak 1577) tarihinden itibaren üç yıl boyunca mürşidinin sözlerini TARİHLERİYLE birlikte Arapça kaydetmiş; eseri 9 Şevval 987 (29 Kasım 1579) Cuma günü tamamlamıştır. Kitabın başındaki ibare, sülûk esnasında şeyh ile mürid arasında geçen sözleri "işlenmiş altından kıymetli yüce sözler" olarak niteler. Vâkıât, Üftâde'nin görüşleri ve Celvetiyye tarikatı hakkında TEMEL KAYNAK sayılır; müellif nüshası her biri 100 varaklık iki cilt hâlinde Hacı Selim Ağa Kütüphanesi'ndedir (Hüdâî Efendi, nr. 249-250) (TDV DİA; TEİS)
Vaaz Usulü
Vaazlarında başta Mevlânâ'nın Mesnevî'si olmak üzere birçok eserden iktibaslar yaparak çok yönlü konuları halkın rahat anlayabileceği tarzda izah etmiştir (TEİS). Bir dönem Kanûnî'nin vaazlarında Mesnevî ve Fusûsü'l-hikem'den bahsetmesini yasaklaması, bu usulün devrinde ne kadar dikkat çektiğini de gösterir (TDV DİA)
Kendi Mısralarıyla Öğütleri
Aşağıdaki bentler divanının yayımlanmış neşrinden alınmıştır ve kaynağı belirtilmiştir.
① Hidâyet niyazı ve ehl-i irfanla yol:
Gece gündüz edelim zâr ü efgân
Hidâyet eyleye Allâhu Gufrân
Kılavuz ola bize ehl-i irfân
Hidâyet eyleye Allâhu GufrânCemâlin görmeğe eyleye lâyık
Tarîkatde olalım Hakk'a sâdık
Gönülden olalım Allâh'a âşık
Hidâyet eyleye Allâhu Gufrân.
Meral, Arzu [hzl.], Dîvân-ı Hazret-i Üftâde, İstanbul: Revak Yayınları, 2012, s. 3-4; TEİS'in "Eserlerinden Örnekler" bölümünden.
② Varlıktan geçmek:
Göster cemâlin nûrunu
Şevk eylesün âşıkların
Kes gayrıdan gönüllerin
Zevk eylesün âşıklarınBahr-i muhîte gark edüp
Ummâna sal canlarını
Ummân içinde kendüyü
Yoğ eylesün âşıklarınOlan cemâline hicâb
Varlığıdır dervişlerin
Al bunların varlığını
Bulsun safâ âşıkların.
Aynı neşir, s. 5-6.) Son bent Üftâde'nin sülûk anlayışının özeti gibidir: cemâlin önündeki perde, dervişin KENDİ VARLIĞIDIR.
③ Zikirle gönle cilâ:
Yâ İlâhî zikrin ile ver gönüllere cilâ
Görüne tevhîd içinde hûb cemâlin ey Hudâ
Rehber eyle zikrini olsun vesîle zâtına
Zikr içinde erdiler cümle erenler hep Hakk'aCânımıza zikrin ile ver hayât-ı câvidân
Kim fenâdan kurtulup zikrin ile bulsun bekā.
Aynı neşir, s. 7.
④ Tarikat erenlerine seslenişi:
Ey tarîkat erenleri
Dost yolunun serverleri
Tâliblerin rehberleri
Dostdan haber verin bana.
Aynı neşir; TEİS'in aynı bölümünden.
Üslûbu
Yûnus Emre tarzında sade bir dille ârifane şiirler yazmıştır; şiirlerinin bir kısmı ilâhi olarak bestelenip okunagelmiştir. TEİS, şiirlerinde hem Arapça-Farsça kelimelerin sıkça geçtiği ârifane bir dilin hem de halkın anlayacağı yalın bir söyleyişin bulunduğunu; temaların Allah'a âşık olmak, cemâlini görmeye layık hâle gelmek, tarikata bağlılık ve Allah'tan hidâyet talebi etrafında döndüğünü kaydeder.
Kerâmât
Aşağıdakiler kaynaklarda NAKİL olarak yer alan rivayetlerdir; atlas onları "böyle olmuştur" diye değil, "kaynaklar böyle nakleder" diye kaydeder. Her rivayetin geldiği eser parantez içinde belirtilmiştir.
Önce Bir Ölçü: Üftâde Kerametin İfşasına Karşıydı
Bu bölüm okunurken zatın kendi ölçüsü akılda tutulmalıdır. Üftâde, keşif ve kerametlerin ifşasına karşı çıkmış, aklın sınırlarını zorlayan ifadelerden sakınmıştır; ağzından şathiye kabilinden tek bir söz bile çıkmamıştır (TDV DİA; TEİS). Yani aşağıdaki nakiller, onun kendi tercihine RAĞMEN halkın hafızasında yaşayan rivayetlerdir — TEİS'in ifadesiyle "kerametleri bugün bile dilden dile anlatılmaktadır".
Adını Veren Rüya
Güzel sesiyle Bursa Ulucamii'nde ve Doğan Bey Mescidi'nde ezan okurken, birkaç akçelik maaşı kabul ettiği için rüyasında "Mertebenden üftâde oldun (düştün)" diye uyarıldığı; bu uyarının ERTESİ GÜNÜ ezan okumayı bıraktığı nakledilir. TEİS, bunun üzerine maaşı terk ettiğini ve kendisine "Üftâde" denilmesini İSTEDİĞİNİ kaydeder — yani bu ad bir iltifat değil, bir nefis muhasebesinin adıdır (TDV DİA; TEİS)
Annesinin Rüyası
TEİS, annesi hakkında "kalp gözü açık bir hanım" olduğu ve bir gün rüyasında oğlunun büyük bir süt deryasında yüzdüğünü gördüğü dışında bilgi bulunmadığını yazar; bu rüya babası tarafından, oğlunun büyüyünce büyük bir âlim ya da evliya olacağı yönünde tabir edilmiştir (TEİS)
Farsça Bilmeden Mesnevî'den Vaaz
TEİS, gayet akıcı ve anlaşılır bir dille vaaz eden Üftâde'nin, FARSÇA BİLMEDİĞİ HÂLDE Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin rüyadaki himmeti sayesinde Mesnevî'den vaaz ve nasihat ettiğini nakleder (TEİS)
Emîr Sultan'ın Mânevî İşareti
1529-1536 yılları arasında Emîr Sultan Camii hatipliğine tayin edildiğinde, bu görevi Emîr Sultan'ın mânevî işaretiyle kabul ettiğini kendisi söylemiştir; görevi vefatına kadar sürdürmüştür (TDV DİA)
Kanûnî'nin Şahitliği: "Târik-i Dünyâ"
Bir zamanlar vaazlarında Mesnevî ve Fusûsü'l-hikem'den bahsetmesini yasaklayan Kanûnî Sultan Süleyman'ın, sonradan onu İstanbul'a davet edip hürmet gösterdiği; tekkesine vakfetmek istediği bir iki köyü kabul etmediğini görünce vezirlerine "bazı şeyhler tâlib-i dünyâdır (dünyayı isteyen), fakat Üftâde târik-i dünyâdır (dünyayı bırakan)" dediği rivayet edilir (TDV DİA). Bu nakil bir keramet anlatısı değil, zühdünün devrin en güçlü adamı tarafından tescilidir.
Ücretten Kaçınma
Maaşı bırakmasının ardından ipekçilik ve düğmecilik yapıp kitap istinsah ederek geçindiği, imamlık ve müezzinliği ise ÜCRET ALMADAN sürdürdüğü kaydedilir (TDV DİA). Menkıbenin özü şudur: rüyadaki uyarı bir defalık bir tövbe değil, ömür boyu sürdürülen bir usul olmuştur.
Hüdâyî'nin İmtihanı
Kadılık ve müderrislikten gelen Azîz Mahmûd Hüdâyî'yi kabul etmeden önce ondan evvela mal ve mülkten, sonra memuriyetten feragat etmesini; nefsini ayaklar altına alması ve gururunu yenmesi için de KADI GİYSİLERİYLE Bursa sokaklarında sırıkla ciğer satmasını istemesi, Üftâde'nin terbiye usulünün en bilinen örneği olarak nakledilir (TEİS'in Hüdâyî maddesi; nakil Tezeren 1987 ve Yılmaz 1990'a dayandırılır). Kaynaklar bunu keramet değil, kerametin önündeki nefis terbiyesi olarak anlatır.
"Padişahlar Ardınca Yürüsün"
Vefat etmeden önce Hüdâyî'ye söylediği bu sözün, Sultan I. Ahmed'in Hüdâyî'ye duyduğu saygıyla Üsküdar çarşısında onu atına bindirip bir süre arkası sıra seyis gibi yürümesiyle gerçekleştiği nakledilir (TEİS'in Hüdâyî maddesi; nakil Tezeren 1987, s. 15). Yani rivayet, kerameti Üftâde'nin sözünün TUTMASINDA görür.
Ulucami'nin Kapısındaki Beyit
TEİS, Bursa Ulucamii'nin batı kapısında yazılı Arapça beyti ona nisbet eder: "Yâ Câmi'al-kebîr ve yâ mecma'al-kibâr / Tûbâ limen yezûrüke fi'l-leyli ve'n-nehâr" — "Ey Ulu Cami! Ey âlimlerin ve evliyaların toplandığı yer! Seni gece ve gündüz ziyaret edenlere müjdeler olsun" (TEİS)
Çok Görüşlü Görüşler
Bu kayıt iki bağımsız akademik kaynağa dayanır: TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki "ÜFTÂDE" maddesi (Nihat Azamat, c. 42, s. 282-283, İstanbul 2012) ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki "ÜFTÂDE, Mehmed Muhyiddin" maddesi (Dr. Murat Karaca). Tekkesiyle ilgili tasvir TDV'nin "ÜFTÂDE TEKKESİ" maddesinden alınmıştır (Hasan Basri Öcalan, c. 42, s. 283-284). İki kaynak ana hatlarda örtüşür; ayrıldıkları noktalar aşağıda açıkça bırakılmıştır.
Doğum Tarihi
TDV, kaynaklarda 895 (1490) verilmekle birlikte Hüdâyî'nin Vâkıât'ındaki bir ibareden 900 (1495) CİVARINDA doğduğunun anlaşıldığını yazar; TEİS 1490'ı verir. Atlasın kaydında kaynaklarda yaygın olan 895 (1490) tutulmuş, bu ihtilaf burada açık bırakılmıştır.
Vefat Tarihi
TDV kesin gün verir: 12 Cemâziyelevvel 988 (25 Haziran 1580). TEİS ise 989/1581 der. Atlas TDV'nin gün-ay-yıl veren kaydını esas almıştır (bu sayede vefat yıldönümü GÜN düzeyinde tutulabiliyor); TEİS'in farkı gizlenmemiştir.
Hızır Dede'den Hilâfet Alıp Almadığı
Kaynakların çoğu Üftâde'nin Hızır Dede'den hilâfet aldığını belirtir. TDV müellifi buna itiraz eder: şeyhinin vefatında (918/1512) on sekiz yaşlarında bulunan Üftâde'nin o yaşta hilâfet alması "pek mâkul görünmemektedir". Üftâde'nin kendi sözü de aktarılır: "Merhum şeyhim zamanında bana açılmadı, ancak vefatından sonra açıldı." Hızır Dede'den başka "şeyhim" dediği bir kimseye rastlanmadığına göre sülûkünü ÜVEYSÎ tarikle tamamlamış olması kuvvetli bir ihtimal olarak değerlendirilir. Bu, kaynaklar arası basit bir fark değil, TDV müellifinin gerekçeli bir tenkididir.
Sünbül Sinan İddiası — TDV'ye Göre Doğru Değil
Lemezât-ı Hulviyye müellifi Cemâleddin Hulvî ve onu takip eden bazı müellifler, Üftâde'nin Hızır Dede'den önce İstanbul'da Sünbül Sinan'a (ö. 936/1529) intisap ederek ondan icâzet aldığını kaydeder. TDV bunun DOĞRU OLMADIĞINI söyler: ileri yaşlarında birçok defa İstanbul'a giden Üftâde'nin Sünbül Sinan ile görüşmesi mümkünse de kendisine intisap etmesi uzak bir ihtimal, hilâfet alması ise mümkün değildir.
CELVETİYYE'NİN PÎRİ KİM? Tarikat Azîz Mahmûd Hüdâyî'ye nisbet edilir; buna karşılık seyrüsülûk usulü bakımından celveti esas alan Üftâde olduğu için TDV "onun Celvetiyye'nin pîri olduğu da söylenebilir" der. İsmâil Hakkı Bursevî'nin hilâl-ay-dolunay istiaresi de bu kademeli oluşu anlatır. Atlas iki nisbeti birbirinin yerine koymaz: Hüdâyî kurucu olarak, Üftâde usulün pîri olarak kaydedilir.
Hızır Dede'nin Nisbesi
TDV onu "Muk'ad Hızır Dede" diye Bayramî şeyhleri arasında anar; TEİS "Karacabeyli Hızır Dede" der. İki kaynak intisabın çocukluk yaşlarında olduğunda birleşir.
Babası ve İlk Geçimi
TDV babasının Manyas'tan gelip Bursa'ya yerleştiğini kaydeder; TEİS babasını "Manyaslı Mehmet Efendi" olarak adlandırır ve Üftâde'nin küçük yaşta ipek ticareti yapan bir tüccarın yanına ÇIRAK verildiğini, babasının vefatı üzerine ailenin nafakasını temin ettiğini söyler. TDV'de ipekçilik ve düğmecilik, ezan maaşını bıraktıktan SONRAKİ geçim yolu olarak geçer. İki anlatı çelişmez ama sıralama farklıdır; atlas her ikisini de ayrı ayrı kaydeder.
Muslihuddin Mustafa Efendi'nin Kimliği
Çocukluğundan itibaren sohbetinde bulunduğu sûfîlerden, Irgandı Köprüsü yanındaki Selçuk Hatun Camii imamı Muslihuddin Mustafa Efendi'nin, Zeyniyye Dergâhı şeyhlerinden Muallimzâde Şeyh Mustafa Efendi (ö. 930/1524) ile AYNI KİŞİ olması TDV'de "muhtemel" kaydıyla verilir — kesinleştirilmiş bir teşhis değildir.
Halife Listesindeki Bir Tarih Farkı
TEİS, halifelerinin en meşhurlarını sayarken Azîz Mahmûd Hüdâyî için "1038/1623" yazar. Hüdâyî'nin vefatı, TDV ve TEİS'in kendi Hüdâyî maddesi dahil olmak üzere 1038/1628 olarak bilinir; buradaki eşleşme farkı kaynakta böyle durmaktadır. Atlas bunu ne düzeltir ne aktarır — yalnız görünür kılar.
TÜRBE İLE TEKKE AYNI YER DEĞİL (koordinat bulgusu). Atlasın pini türbeyi gösterir: 40.182988, 29.057976. Kültür Envanteri'nin "Üftade Türbesi" kaydı bu koordinatla BİREBİR aynı, OpenStreetMap'in "Üftade Camii" kaydı 19 metre, KE'nin "Üftâde Camii Haziresi" kaydı 15 metre mesafededir — yani türbe pini iki bağımsız sayısal kaynakla doğrulanmıştır (ADR-024). Buna karşılık her iki kaynakta "Üftâde Tekke Külliyesi" adıyla geçen yer, türbeden yaklaşık 633 METRE uzaktadır. Atlasta şu an tekke için ayrı bir mekân kaydı yoktur; türbe ile tekkeyi aynı nokta saymak yanlış olurdu.
Kaynaklar
- İslâm Âlimleri Ansiklopedisi · c. 15, s. 12
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · “ÜFTÂDE TEKKESİ” maddesi
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Nihat Azamat · c. 42, s. 282-283, “Üftâde” maddesi
- Üftade Camii ve Türbesi'nin Mimarisi ve Bezemeleri
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS) — Murat Karaca · “ÜFTÂDE, Mehmed Muhyiddin” maddesi
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · “ÜFTÂDE” maddesi
- Evliyalar Ansiklopedisi · “Bursa Evliyâları” maddesi
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Hasan Basri Öcalan · c. 42, s. 283-284, “Üftâde Tekkesi” maddesi
- Lemezât; vr. 187 b
- Şakâyik-ı Nu'mâniyye Zeyli (Atâî); s.357
- Osmanlı Müellifleri; c.1, s.22
- Sefînet-ül-Evliyâ; c.2, s.362
- Yâdigâr-ı Şemsî; s.27
- Kâmûs-ul-A'lâm; c.2, s.999
- Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (50. Baskı) s.1107
- Güldeste-i Riyâz-ı İrfân — İsmâil Belîğ · s. 109
- Vâkı'ât
- Menâkıb-ı Üftâde (Selîmağa Kütüphânesi, Hüdâyî bölümü No: 982)
- Kitâb-ı Silsile-i İsmâil Hakkı; s.79
Her kayıt kaynaklıdır (Kaynak Zorunluluğu).
