Dımaşk ve Halep atabegi (1146-1174); Haçlılara karşı mücadelesi, adaleti ve dindarlığıyla tanınan Zengî hükümdarı. Adaleti ve dindarlığı sebebiyle el-Melikü'l-âdil, Haçlılarla yapılan savaşlarda şehid olmayı çok arzu ettiği için Şehîd lakabıyla anılır. Kurdurduğu medrese, dârülhadis, bîmâristan ve vakıflarla İslâm kurumları tarihinde apayrı bir yeri vardır.
17 Şevval 511'de (11 Şubat 1118) Halep'te doğdu. Yazısının güzel olması, çok okuması, hadis ezberleyip rivayet etmesi ve fıkıh bilgisine dair rivayetler iyi bir eğitim aldığını gösterir. Gençliğinde babası İmâdüddin Zengî'nin yanında zaman zaman savaşlara katıldı.
Babası Ca'ber Kalesi'ni kuşattığı sırada öldürülünce (5 Rebîülâhir 541 / 14 Eylül 1146) Halep'e gelip şehre hâkim oldu. Urfa'yı II. Josselin'in elinden yeniden aldı; bunun Avrupa'da uyandırdığı büyük yankı II. Haçlı Seferi'ne yol açtı. 549 (1154) yılında Dımaşk'ı ele geçirdi. 552 (1157) depreminin ardından Hama, Şeyzer, Humus ve diğer şehirlerdeki kaleleri kısa sürede yeniden yaptırdı. Esedüddin Şîrkûh kumandasında Mısır'a gönderdiği birlikler sonunda Kahire'de idareyi ele geçirdi (564/1169); Şîrkûh'un ölümünden sonra yerine yeğeni Selâhaddîn-i Eyyûbî getirildi.
567 (1171) yılında Selâhaddin'den Mısır'da hutbenin Abbâsî halifesi adına okutulmasını istedi; kesin emri üzerine hutbe 7 Muharrem 567 / 10 Eylül 1171'de Abbâsî halifesi adına okunmaya başlandı ve birkaç gün sonra Fâtımî Devleti yıkıldı. Abbâsî Halifesi Müstazî-Biemrillâh ona saltanat alâmetleriyle bir temliknâme gönderdi. 568 (1173) yılında Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıcarslan ile karşı karşıya geldiğinde, iki müslüman devletin savaşmasının yalnız Haçlıların işine yarayacağını söyleyen âlimlerin ve din adamlarının araya girmesiyle anlaşma sağlandı.
Hanefî fıkhını iyi bildiği, ancak kendisinde mezhep taassubu bulunmadığı, hadisle meşgul olduğu, geceleri zikir yaptığı ve zikre kalkmak isteyenleri uyandırmak için Dımaşk Kalesi'nde belli saatlerde davul çaldırdığı kaydedilir. Haftanın belli günlerinde baş kadısı ve diğer kadılarla birlikte Dımaşk'ta yaptırdığı dârüladlde oturup davalara bakar, ülkesinin hiçbir yerinde İslâm'a aykırı davranışlara izin vermezdi. Tarihçiler onun gayri şer'î vergileri (mükûs) kaldırdığını söyler. İbnü'l-Esîr, Hulefâ-yi Râşidîn ile Ömer b. Abdülazîz'den sonra ondan daha iyisini, daha adaletli ve merhametlisini görmediğini belirtir.
Depremlerde yıkılan Dımaşk, Humus, Hama, Halep, Şeyzer ve Ba'lebek kalelerini yeniden yaptırdı veya tamir ettirdi; yangın ve depremlerde yıkılan Halep Ulucamii'ni yeniden inşa ettirdi, Urfa Ulucamii'ni hükümdarlığının ilk yıllarında yaptırdı. En büyük ve en güzel eseri 568 (1172-73) yılında tamamlanan Musul Ulucamii'dir (Câmiu'n-Nûrî). Nizâmülmülk'ten sonra çok sayıda medreseyi hizmete açan devlet adamıdır; Dımaşk'taki en-Nûriyyetü'l-kübrâ ve en-Nûriyyetü'l-Hanefiyyetü's-suğrâ yaptırdığı medreselerin en güzel örnekleridir. Dımaşk'taki Nûriyye Dârülhadisi 1893'teki yangında birkaç duvarı dışında tamamen yıkılmıştır; bugün müze olarak kullanılan Dımaşk bîmâristanı da onun eseridir. Yetimler için okullar, çok sayıda han, ribât, hankah ve sebil yaptırdı. Vakıflara tahsis ettiği arazi ve dükkân gelirlerinin yıllık 30.000 dinarı bulduğu, vakıflara yardım ve sadaka olarak 200.000 dinar dağıttığı; müderrislere, fukahaya, hac yolcularına, fakir ve kimsesizlere, Ali evlâdına, zâviye ve ribâtlara yardım ettiği kaydedilir.
Mısır'a gitmek üzere hazırlık yaptığı sırada Dımaşk Kalesi'nde vefat etti (11 Şevval 569 / 15 Mayıs 1174). Önce iç kaledeki bir odaya gömüldü, daha sonra Havvâsin denilen çarşının girişinde Hanefîler için yaptırdığı en-Nûriyyetü'l-kübrâ medresesinin girişindeki türbesine nakledildi. Yerine on bir yaşındaki oğlu el-Melikü's-Sâlih İsmâil geçti.
Tesir Halkası — Siyasî hedeflerinden Mısır'daki Fâtımî Devleti'ne son verip İslâm dünyasını Abbâsî halifesinin şahsında birleştirmeyi gerçekleştirdi; Haçlı devletlerini bütünüyle ortadan kaldıramamışsa da Kudüs'ün kurtarılmasına zemin hazırladı. Öldüğü sıralarda Selâhaddin Mısır, Libya, Yemen ve Sudan'ın bir kısmını onun adına idare ediyordu. Kudüs'ün fethedileceğine inandığından Mescid-i Aksâ'ya konulmak üzere Halep'te sanat değeri çok yüksek bir ağaç minber yaptırdı; Selâhaddîn-i Eyyûbî Kudüs'ü fethettiğinde bu minberi Mescid-i Aksâ'ya koydurdu. Minber 1969'da çıkarılan bir yangında yanmıştır.
Türbesi ve Külliyesi — Türbesi, Dımaşk'ta (Şam) yaptırdığı ve medrese, mescid ve bâninin türbesinden meydana gelen külliyenin içindedir. Nûriyye Medresesi (en-Nûriyyetü'l-kübrâ) adıyla da tanınan yapının taçkapısı üzerindeki altı satırlık kitâbe Şâban 567'de (Nisan 1172) tamamlandığını bildirir; bu kitâbe bâninin Hanefî oluşuna işaret ederken ikinci kapının üstündeki kitâbe burada Şâfiî mezhebiyle ilgili derslerin de okutulduğunu kaydeder. Bina, ortasında büyük bir havuz bulunan merkezî bir avluya göre üç eyvanlı bir plana sahiptir; avlunun kıble yönünde mescid yer alır. Türbe giriş holünün kıble yönündedir; üzeri mukarnaslı bir kubbe ile örtülüdür ve yüksek tutulan beden duvarları medresenin kütlesini aşar. İçinde kıble tarafında iki devşirme sütunçeli göz alıcı bir mihrap, ortasında üzerinde kitâbe bulunan bir taş lahit vardır; dört duvarında geniş bir kuşak hâlinde Âyetü'l-kürsî yazılıdır.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 33, s. 259-262, “Nûreddin Zengî, Mahmud” maddesi
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Engin Beksaç · c. 33, s. 263, “NÛREDDİN ZENGÎ KÜLLİYESİ” maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000311 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
