Kādiriyye tarikatının kurucusu; tam adı Muhyiddîn Ebû Muhammed Abdülkādir b. Ebî Sâlih Mûsâ Zengîdost el-Geylânî'dir.
470'te (1077) Hazar denizinin güneybatısındaki Gîlân eyalet merkezine bağlı Neyf köyünde doğdu. Nisbesi Arapça'da "el-Cîlî, el-Cîlânî", Farsça'da "Gîlî, Gîlânî", Türkçe'de Geylânî şeklinde telaffuz edilir. Babası Ebû Sâlih Mûsâ'nın dindar bir kimse olduğu bilinir; hakkında fazla bilgi yoktur. Devrin tanınmış zâhid ve sûfîlerinden Ebû Abdullah es-Savmaî'nin kızı olan annesi Ümmü'l-Hayr Emetü'l-Cebbâr Fâtıma'nın da kadın velîlerden olduğu kabul edilir.
Küçük yaşta babasını kaybetti; annesinin yanında ve dedesi Savmaî'nin himayesinde büyüdü. On sekiz yaşına gelince annesinden izin alarak bir kafileye katılıp devrin en önemli ilim merkezi olan Bağdat'a gitti (1095). Orada Ebû Gālib b. Bâkıllânî, Ca'fer es-Serrâc, Ebû Bekir Sûsen ve Ebû Tâlib b. Yûsuf gibi âlimlerden hadis; Ebû Sa'd el-Muharrimî, Ebû Hattâb ve Kādî Ebû Hüseyin gibi hukukçulardan fıkıh; Zekeriyyâ-yı Tebrîzî gibi dilcilerden edebiyat okudu. Kısa zamanda usul, fürû ve mezhepler konusunda geniş bilgi sahibi oldu.
Bağdat mutasavvıflarıyla yakın dostluklar kurduğu bu yıllarda Ebü'l-Hayr Muhammed b. Müslim ed-Debbâs (ö. 525/1131) vasıtasıyla tasavvufa intisap etti; kaynaklar tarikat hırkasını Debbâs'tan giydiğini ve onun damadı olduğunu bildirir. Hocası Ebû Sa'd'ın kendisine tahsis ettiği Bâbülerec'deki medresede hadis, tefsir, kıraat, fıkıh ve nahiv okuttu, vaaz vermeye başladı; bir süre sonra bunların hepsini bırakarak inzivaya çekildi.
Menkıbeye göre yirmi beş yıl kadar süren inzivâ döneminin sonunda, başka biri yedirmedikçe kendi eliyle hiçbir şey yememeye ahdetmiş; aradan kırk gün geçtiği ve içinden "açım, açım" sesleri geldiği hâlde olağan üstü bir dayanma gücü göstererek direnmiştir.
1127'de ilk defa vaaz vermeye başladığında ancak birkaç kişiye hitap ediyordu. Cemaati giderek arttığı ve medrese dar gelmeye başladığı için vaaz meclisini Bâbülhalbe'deki bir camiye nakletti. Açık havada verdiği vaazlarını dinlemek için 70.000 kişinin Bağdat'a geldiği, arka saflarda bulunanların ön saftakiler kadar sesini rahatlıkla işittikleri rivayet edilir. Karşılaştığı kimseleri hemen tesiri altına aldığı için Bâzullah (Allah'ın şahini) ve el-Bâzü'l-eşheb (avını kaçırmayan şahin) unvanlarıyla da anılmıştır; Demîrî'ye göre bu unvan kendisine şeyhi Debbâs'ın meclisinde verilmiştir. Vaazlarında dinleyicilerine kurtuluşu ve cenneti vaad ettiğini, bu konuda teminat verecek kadar kesin konuştuğunu ve hitabetinin son derece etkili olduğunu kaynaklar görüş birliği içinde zikrederler.
Tarikat silsilesi Ebû Sa'd Mübârek el-Muharrimî, Ebü'l-Hasan el-Hekkârî, Ebü'l-Ferec et-Tarsûsî, Abdülvâhid et-Temîmî ve Şiblî vasıtasıyla Cüneyd-i Bağdâdî'ye ulaşır. İnzivâ döneminin sonunda oğluyla birlikte hacca gitti; Mekke'de tanıştığı birçok sûfîye hırka giydirdi. 561 (1166) yılında Bağdat'ta vefat etti.
Tesir Halkası — Kādiriyye, İslâm dünyasının en yaygın tarikatlarından biri olmuştur. Kuzey Afrika'da daha çok şerîf, şürefâ, şorfa; Irak, Suriye ve Anadolu'da seyyid ve Geylânî diye anılan Kādirîler, Bağdat ve çevresinde yaşamış; Moğol ve Timur istilâları sebebiyle zaman zaman Bağdat'ı terkedip Musul'a ve İran'a gitmek zorunda kalmışlarsa da daha sonra cedlerinin türbesinin bulunduğu Bağdat'a dönmüşlerdir. Türk halk edebiyatı ve folklorunda da önemli bir yer tutar; Yûnus Emre'ye nisbet edilen "Seyyâh olup şu âlemi arasan / Abdülkādir gibi bir er bulunmaz" mısraları bunun örneklerindendir.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Bağdat'a gittiğinde mensup olduğu Şâfiî mezhebini bırakıp mizacına daha uygun bulduğu Hanbelî mezhebine girmiş, bununla birlikte hayatının sonuna kadar her iki mezhebe göre fetva vermiştir. Yaşadığı dönemde Hanbelîler'in imamı olmuş ve bu sebeple kendisine Muhyiddin (dini ihya eden) unvanı verilmiştir. "Mezheplerin en iyisi İmam Ahmed'in mezhebidir" diyerek amel ve itikadda Ahmed b. Hanbel'i hararetle savunur; müteşâbihatı te'vile kalkışmaz. Mezhebe bağlılığı bütün eserlerinde, özellikle el-Gunye'de açıkça görülür.
Eserleri — En tanınmış eserleri, bir müridinin isteği üzerine kaleme aldığı el-Gunye li-tâlibî tarîki'l-hak ile sohbet meclislerindeki konuşmalarının oğlu Abdürrezzâk tarafından derlenmesinden meydana gelen ve yetmiş sekiz söyleve (makale) ayrılan Fütûhu'l-gayb'dır. el-Gunye'nin tasavvuf açısından en önemli kısmı "Âdâbü'l-mürîd" başlıklı son bölümüdür. Fütûhu'l-gayb, İbn Teymiyye ve Abdülhak ed-Dihlevî tarafından şerhedilmiştir. 🔴 Kendisine nisbet edilen Gavsiyye (Hamriyye) risâlesi — Allah ile arasında geçtiği iddia edilen konuşmaları ihtiva eder — kaynağın açık ifadesiyle ona ait değildir.
Öğütleri ve Dersleri
Aşağıdaki öğütler zatın kendi eserinden okunmuştur: Fütûhu'l-gayb (Muhtar Holland'ın İngilizce tercümesinden; Arapça aslı Muhammed Sâlim el-Bevvâb neşri). Eser yetmiş sekiz söylevden oluştuğu için atıflar söylev numarasıyla verilmiştir; söylev numarası baskıdan bağımsızdır.
Her mü'minin üç vazifesi — Üç şey her hâlükârda her mü'minin dikkatini ister: uyulacak bir emir, sakınılacak bir yasak ve rızâ ile karşılanacak bir ilâhî takdir. En önemsiz durumda bile bu üçünden en az biri mutlaka geçerlidir; öyleyse mü'min zihnini ve duygularını daima bunlara yöneltmelidir. (Birinci Söylev)
Nasihat — "Uyun, uydurmayın; itaat edin, dönek olmayın; Allah'ın birliğini tasdik edin, O'na ortak koşmayın; şüpheye düşmeyin; inancınızı ikrar edin, yakınmadan; sabredin, öfkelenmeden; yerinizde durun, kaçmadan; ihtiyacınızı bildirin, isyan etmeden; bekleyin ve gözleyin, asla ümit kesmeden; birbirinize kardeş gibi davranın, düşman gibi değil; itaatte birleşin, ayrı yollara gitmek yerine; birbirinizi sevin, karşılıklı nefret etmeyin; günahın lekesinden arınıp temizlenin." (İkinci Söylev) — Bu söylevin özeti TDV ana maddesinde de Türkçe olarak alıntılanır; iki kaynak birbirini doğrular.
Belâ ve imtihan karşısında insanın sırası — Kul bir imtihanla sınandığında ilk tepkisi kendi gücüyle başa çıkmaktır. Kendi çabası sonuç vermezse insanlardan yardım arar: nüfuz sahipleri, mevki sahipleri, imkân sahipleri; hastalıkta hekimler. Bundan da bir fayda görmezse nihayet dua, yakarış ve hamd ile Rabbine yönelir. "Kendi başına idare edebildiği sürece insanlara dönmez; insanlardan yardım mümkün olduğu sürece Yaratan'a dönmez." (Üçüncü Söylev)
Mertebe mertebe ölmek — "Yaratılmışa öldüğünde sana denilir ki: Allah sana rahmet etsin; şimdi de tutkuya ölmeyi nasip etsin. Tutkuna öldüğünde: Allah sana rahmet etsin; şimdi de kendi dileğine ve isteğine ölmeyi nasip etsin. Dileğine öldüğünde: Allah sana rahmet etsin; şimdi seni ardında ölüm olmayan bir hayata döndürsün." (Dördüncü Söylev)
Dünyaya bakış — Dünyayı süsleri, aldatmaları ve tuzaklarıyla gördüğünde, ona karşı tavrın edep dışı bir manzaradan yüz çeviren kimsenin tavrı gibi olmalıdır: gözünü çevirir, burnunu tutarsın. Dünyayı da öyle gör; cazibesinden bakışını çevir. (Beşinci Söylev)
Kerâmât
Aşağıdaki, kaynağın kerâmet konusundaki kendi çerçevesidir; atlas rivayet derlemesi yapmaz.
Kaynak, daha sağlığından itibaren Abdülkādir-i Geylânî'den birçok kerâmet nakledildiğini ve kişiliğinin tam mânasıyla menkıbeleştiğini kaydeder; hatta bu yüzden gerçek kimliğinin önemini yitirdiğini ve unutulduğunu belirtir. Tasarruf ve kerâmetlerinin ölümünden sonra da devam ettiğine inanıldığı için, müridlerinin darda kaldıklarında söyledikleri "Medet, yâ Abdülkādir!" sözü bir tarikat geleneği hâline gelmiştir. Atlas rivayetleri tek tek derlemez; kaynağın bu çerçevesini ve aşağıdaki bölümde yer alan tenkitleri birlikte kaydeder. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, ABDÜLKĀDİR-i GEYLÂNÎ, c. 1, s. 234-239.)
Çok Görüşlü Görüşler
Soy şeceresine yöneltilen itiraz — Kaynaklarda soyu Hz. Ali'ye ulaştırılır: Abdülkādir b. Mûsâ b. Abdullah b. Yahyâ b. Muhammed b. Mûsâ el-Cevn b. Abdullah el-Kâmil b. Hasan el-Müsennâ b. Hasan b. Ali. Buna karşılık, babasının "Zengî-dost" unvanıyla anılması ve kendisinin Bağdat'ta a'cemî (Arap olmayan) olarak tanınması gibi hususlar öne sürülerek, Hz. Hasan'a varan bu şecerenin sonradan ortaya konulmuş olduğu da ileri sürülmüştür. Atlas taraf tutmaz.
Menâkıb geleneğine yöneltilen ciddi tenkitler — Kaynak, Geylânî hakkındaki anlatı geleneğinin erken dönemden itibaren tenkit edildiğini kaydeder ve tenkitçileri adlarıyla sayar: Dürerü'l-cevâhir adlı bir eser yazan İbnü'l-Cevzî onu ciddi surette tenkit etmiştir. İbn Kesîr, hakkında söylenenlerin çoğunun hayal mahsulü olduğunu, el-Gunye ve Fütûhu'l-gayb'da mevzû (uydurma) hadisler bulunduğunu söyler. İbn Receb, Behcetü'l-esrâr ve benzeri menâkıbnâmelerin hurafe ve saçma sözlerle dolu olduğunu, bunların Abdülkādir'e ait olamayacağını belirtir; Zehebî de bu görüşe katılır. Reşîd Rızâ, uydurma bir eser olan Gavsiyye risâlesini hayranlarının ona nisbet ettiklerini, bilhassa Hintliler'in kendisine kutsiyet atfederek ona taparcasına saygı gösterdiklerini söyler. Ayrıca Sem'ânî'nin "Konuşmasını dinledim, bir şey anlamadım" demesi kaydedilir; kaynak bunu Sem'ânî'nin tasavvufî hayata yabancı olmasına bağlar.
Atlas bu tenkitleri gizlemez. Bir zata duyulan saygı, o zat hakkındaki eleştirel literatürü saklamayı gerektirmez; şeffaflık ilkesi tam tersini gerektirir. Okuyucu hem menâkıb geleneğini hem ona yöneltilen itirazları görerek kendi kanaatini kurar.
Ona ait olmayan bir eser — Kendisine nisbet edilen Gavsiyye (Hamriyye) risâlesi, kaynağın açık ifadesiyle ona ait değildir.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — TDV İslâm Ansiklopedisi · c. 1, s. 234-239, “ABDÜLKĀDİR-i GEYLÂNΔ maddesi
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Abdülkādir-i Geylânî · s. 78 söylev, “Fütûhu'l-gayb” maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000283 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
