Giriş
Allah Dostları

Evliyâ

Bâyezîd-i Bistâmî

Sultânü'l-ârifîn

Vefât: 261 h. (875)
Kaynaklı · inceleme bekliyor

İlk büyük mutasavvıflardan; “Sultânü'l-ârifîn” ve pîr-i Bistâm diye anılır. Tam adı Ebû Yezîd Tayfûr b. Îsâ b. Sürûşân'dır. Tasavvuf tarihinde sekr, fenâ, melâmet, tevhid, mârifet, muhabbet, mi'rac ve îsâr gibi konulardaki sözleri ve şathiyeleriyle tanınır.

Tasavvuf ve tabakat kitaplarının hemen hepsi ondan bahseder; ancak bu bilgiler çoğunlukla menkıbelerine, sözlerine ve şathiyelerine dairdir, hayatına ilişkin bilgi pek azdır. Bu kısıtlı bilgilere göre İran'ın Horasan eyaletindeki Bistâm kasabasında doğdu. Dedesi Sürûşân (Serûşân) aslen İranlı Mecûsî bir din adamıyken müslüman olmuştur. Dindarlığıyla tanınan babası Îsâ'nın iki kızı ve üçü de âbid ve zâhid olan Âdem, Tayfur ve Ali adlarında üç oğlu vardı; “Bâyezîd” diye meşhur olan Tayfur bunların ortancasıdır. Kaynak, Câmî'nin onun adını “Ebû Yezîd Tayfûr b. Îsâ b. Âdem b. Sürûşân” diye yanlış kaydettiğini, bunun aslında büyük kardeşi Âdem'in torununun künyesi olduğunu belirtir; ikisi karıştırılmasın diye birincisine Büyük Bâyezîd, ikincisine Küçük Bâyezîd denir.

Attâr onun 103 üstattan faydalandığını söyler; Herevî başlangıçta Hanefî olduğunu belirtir. Serrâc'ın onu ömründe bir defa hacca giden mutasavvıflardan sayması, ilim ve mârifet için fazlaca seyahat etmediğini gösterir; nitekim kendisi de Ahmed b. Hadraveyh'e çok dolaşmanın iyi bir şey olmadığını söylemiştir.

Serrâc'ın verdiği bilgiye göre tasavvuftaki üstadı Ebû Ali es-Sindî adında biridir: Bâyezîd bu ümmî şeyhe farzları yerine getirecek kadar şer'î ilim öğretmiş, karşılığında ondan tevhid ve fenâ ilmini öğrenmiştir. Attâr, onun bu makama çetin riyâzetler ve zor mücâhedeler sonunda ulaştığını söyler. Bazı sözlerine bakılırsa tasavvufî bilgileri Allah'tan vasıtasız olarak aldığına inanıyordu.

Tasavvufun doğuş devrinde yaşadığından çağdaşı mutasavvıfların birçoğuyla ilgili menkıbeleri vardır; bunların en önemlileri Şakīk-ı Belhî, Hâtim el-Esam, Ahmed b. Hadraveyh, Zünnûn, Ebû Türâb en-Nahşebî, Yahyâ b. Muâz ve Sehl b. Abdullah ile ilgili olanlardır. Kaynak, bu olayların çoğunun mevsuk olmadığını ve aynı dönemde yaşadıkları halde Ma'rûf-i Kerhî, Hâris el-Muhâsibî, Serî es-Sakatî, Ebû Hafs el-Haddâd ve Hamdûn el-Kassâr ile arasında herhangi bir menkıbe rivayet edilmemesinin dikkat çekici olduğunu kaydeder.

Daha sağlığında pek çok kişi tarafından ziyaret edildi; bunlardan kendisine bağlanıp görüşlerini benimseyenlerin sayısı oldukça fazladır ve bir kısmı ailesindendir. Büyük kardeşi Âdem'in oğlu Ebû Mûsâ, bunun oğlu Umey diye bilinen Mûsâ b. Îsâ ve Küçük Bâyezîd diye tanınan Tayfûr b. Îsâ onun görüşlerine bağlı mutasavvıflardandır. Bunlar içinde Ebû Mûsâ, kalp safiyetini takdir ettiği, kimseye açmadığı sırları kendisine aktardığı sâdık bir talebesi ve hizmetkârıydı. İbrâhim el-Herevî, Hasan b. Aleviyye, Ebû Abdullah el-Mağribî ve Ebû Mûsâ ed-Dübeylî tanınmış mürid ve halifelerindendir.

Hadis âlimlerinden Hüseyin b. Îsâ el-Bistâmî, “Peygamber gibi benim de mi'racım var” dediğini ileri sürerek onu Bistâm'dan çıkardı. Bunun üzerine hacca giden, ardından Cürcân'a dönen Bâyezîd, Bistâm'a ancak onun ölümünden sonra gelebildi.

Vefat tarihi ihtilâflıdır: kaynaklar 234 (848) ve 261 (875) yıllarını verir; maddenin başlığı 234/848 tarihini soru işaretiyle kaydeder (ayrıntı Çok Görüşlü Sunum'da). Kabri Bistâm'dadır.

Tesir Halkası — Coşkulu davranışları, taşkın sözleri ve samimi haliyle çevresinde derin tesir bıraktı ve seçkin bir zümrenin kendi görüşleri etrafında toplanmasını sağladı. Onu takip edenlere Tayfûrî, tuttuğu yola Tayfûriyye veya Bistâmiyye denmiştir; kaynak bunun bilinen mânada bir tarikat değil bir tasavvuf cereyanı olduğunu belirtir. Hallâc, Şiblî, Harakānî, Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr, Nifferî, Senâî, Attâr, Câmî, İbnü'l-Arabî, İbnü'l-Fârız ve Mevlânâ gibi büyük mutasavvıfların bu cereyana bağlı kaldığı kaydedilir; Şettâriyye ve Aşkıyye tarikatları onu pîr edinmiştir. Çeşitli tarikatların silsilelerinde bir kol başı olarak yer alır; kaynak, özellikle Nakşibendiyye'nin silsilenâmesinde ona önemle yer vermesini, bazan onu Üveysî saymasını dikkat çekici bulur. Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'ın kabrini ziyaret ederken “Burası herkesin kaybettiği şeyleri bulabileceği bir yerdir” demesi, ölümünden sonra da tesirinin sürdüğünü; sonraki dönemlerde bir velîyi övmek için ona “asrın Bâyezîd'i” denmesi, halk nezdindeki mertebesini gösterir.

Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaynağa göre sâlikin kendinden geçip (sekr) benliğini yok ederek (fenâ) Hakk'a ermesi gerektiği düşüncesindedir; bu dereceye ancak sürekli riyâzet, çetin nefis mücadelesi, derin tefekkür ve dikkatli murakabe ile erişilir. Allah'a nasıl erebileceğini sorduğunda “Nefsini bırak da öyle gel” cevabını aldığını, bunun üzerine gömleğinden çıkan yılan gibi benliğinden sıyrıldığını anlatır. Hakk'a giden yolun uzunluğunu anlatmak için “Binlerce makamı geride bıraktıktan sonra Allah'ın mânasında değil lafzında olduğumu gördüm” demiştir. Allah'ın zâtını olumsuzluk bildiren terimlerle anlatır; benlik, senlik, O'nluk (eneiyyet, entiyyet, hüviyyet) deyimlerini sık kullanır ve kendi benliğinden geçip Allah'a ulaşmayı bir mi'rac hali olarak tasvir eder; bu ruhî mi'raca Attâr'ın Tezkiretü'l-evliyâ'sında ve Sehlegī'nin Kitâbü'n-Nûr'unda geniş yer verilmiştir. Kaynak onu bir aşk sûfîsi olarak niteler; yaşadığı hali “Aşkın yağdığı bir sahraya açıldım; zemini ıslanmış; burada ayak, kara batar gibi aşka batmaktadır” sözleriyle anlatmıştır. Kendisinden pek çok kerâmet ve keşf hali nakledilmekle birlikte olağanüstü hallere önem verilmesini istemez, aslolanın şeriatın hükümlerine bağlı kalmak olduğunu söylerdi: “Falan kişi tayy-ı mekân ediyor” denilince “Şeytan ile leş yiyen kargalar da aynı şeyi yapıyor”, “Falan zat su üzerinde yürüyor” denilince “Balıklar da aynı işi yapıyor” demiştir. Şer'î edeplerden birine aykırı davranana Allah'ın velîlik sırrını emanet etmeyeceğini söyler; büyüklüğüne inanılan birini ziyarete giderken onun kıbleye karşı sümkürdüğünü uzaktan görünce görüşmekten vazgeçmiştir. Evinden mescide giderken yola bir defa olsun tükürmediği, yalnızken bile Allah'ın huzurunda olduğunu düşünerek diz üstü oturduğu kaydedilir. Son derece insan severdi; bir defasında “Allahım! Beni cehenneme at ve vücudumu o kadar büyüt ki cehennemde başka birini koyacak yer kalmasın” demiştir.

Eserleri — Kaynak müstakil bir eser kaydetmez. Tasavvufî görüşlerini Farsça olarak ifade eden ilk sûfîlerden biridir; bu sözler sonradan Arapça'ya çevrilmiştir. Şathiyelerinden bir bölümünün yeğeni Ebû Mûsâ tarafından Cüneyd-i Bağdâdî için tercüme edildiği nakledilir. Sehlegī şathiyelerini Kitâbü'n-Nûr'da toplamış, bunların önemli bir bölümünü Baklî Şerh-i Şathiyyât'ta açıklamıştır. Söz ve şiirlerini ihtiva ettiği rivayet edilen bazı risâleler, Abdurrahman Bedevî tarafından Şatahâtü's-sûfiyye (Kahire 1949) içinde neşredilmiştir.

Türbesi ve Külliyesi — Türbesi Bistâm'da, tarihî binaların toplu olarak bulunduğu yerin tam ortasında, süs ve ihtişamdan uzak bir haldedir. Olcaytu tarafından yaptırılan türbe tarih boyunca pek çok sultan ve devlet adamı tarafından ziyaret edilmiştir.

Kerâmât

Aşağıdakiler kaynakta NAKİL olarak yer alan rivayetlerdir; atlas onları 'böyle olmuştur' diye değil, 'kaynaklar böyle nakleder' diye kaydeder. Kaynak, Bâyezîd ile çağdaşı sûfîler arasında geçtiği söylenen olayların çoğunun mevsuk olmadığını ayrıca belirtir.

Yahyâ b. Muâz'a cevabı — “Burada olan biri sevgi kadehinden öylesine içti ki bir daha hiç susamadı” diye kendisine haber gönderen Yahyâ b. Muâz'a, “Burada bulunanlardan biri de yedi deryayı bir yudumda içtiği halde hâlâ ağzını açarak daha yok mu diye sormakta” şeklinde cevap verdiği nakledilir. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Bâyezîd-i Bistâmî” maddesi, c. 5)

Karıncalar — Hemedan'dan aldığı hardal tohumuna birkaç karıncanın karışarak Bistâm'a geldiğini görünce karıncaları Hemedan'a götürüp eski yerlerine bıraktığı rivayet edilir; kaynak bunu hayvanlara beslediği şefkatin örneği olarak anar. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Bâyezîd-i Bistâmî” maddesi, c. 5)

Gāzân Han'ın rüyası — Gāzân Han'ın kabri üzerine bir türbe yaptırmak istediği, ancak rüyasına giren Bâyezîd'in kendisini bundan vazgeçirdiği rivayet edilir. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Bâyezîd-i Bistâmî” maddesi, c. 5)

Çok Görüşlü Görüşler

Kaynak, Süleyman Uludağ'ın TDV İslâm Ansiklopedisi maddesidir ve Sünnî tasavvuf tarihi yazımı içinde kaleme alınmıştır. Madde müellifinin kendi değerlendirmeleri aşağıda “kaynak şöyle der” diye ayrılmıştır; öteki görüşler sahiplerinin adıyla verilmiştir. Atlas bu tartışmalarda taraf tutmaz.

Vefat ve doğum tarihi — Kuşeyrî vefat tarihi olarak 234 (848) ve 261 (875) yıllarını verir ve ikincisini tercih eder; Herevî de 261'i daha doğru görür; Sülemî tercih yapmaksızın iki tarihi de kaydeder. Sehlegī onun 234'te yetmiş üç yaşında vefat ettiğini söyler; buna göre doğumu 161 (777) olur. Abdürrefî' ise 131'de (748) doğup 234'te 103 yaşında vefat ettiğini zikreder. Kaynak, bunlar içinde doğruya en yakın olanın Sehlegī'nin rivayeti olduğunu söyler ve madde başlığında 234/848 tarihini soru işaretiyle verir. Atlasın kayıtlı tarihi (261/875) Kuşeyrî ile Herevî'nin tercihine karşılık gelir. Atlas iki tarih arasında tercih yapmaz.

Şiî kaynaklardaki hocaları — Şiî kaynaklar genellikle onun altıncı imam Ca'fer es-Sâdık'ın (ö. 148/765) talebeleri arasında yer aldığını kaydeder. Onu yedinci imam Mûsâ el-Kâzım'ın (ö. 183/799), sekizinci imam Ali er-Rızâ'nın (ö. 203/818) ve dokuzuncu imam Muhammed et-Takī'nin (ö. 220/835) talebesi olarak gösterenler de vardır; Hânsârî Ravzâtü'l-cennât'ta Ebû Ca'fer Cevâd adının Ca'fer Sâdık şeklinde tahrif edilmiş olabileceğini söyler. Kaynak, Ca'fer es-Sâdık'a talebelik rivayetini tarih bakımından doğru bulmaz. Atlas Şiî geleneğin rivayetini ve madde müellifinin kronolojik değerlendirmesini yan yana kaydeder.

Şathiyeler — Sekr haline büyük önem veren Bâyezîd'e göre fenâ hali de esasen sekr halidir. Cezbe ve vecd halinde söylediği şathiyeler açıklanmaya ve yoruma muhtaçtır: Serrâc el-Lüma''da Cüneyd-i Bağdâdî'nin bunlardan bazılarına dair açıklamalarını nakleder; Baklî, Sehlegī'nin topladığı şathiyelerin önemli bir bölümünü şerh eder. “Kendimi tenzih ederim, şanım ne yücedir” sözü, kaynağın saydığı meşhur şathiyelerindendir. Görüşler şöyle ayrışır: ① Herevî, şathiyeleri dolayısıyla aleyhinde çok şey uydurulduğunu söyler ve bu tür ifadelerin ona ait olabileceğine ihtimal vermez. ② Mutasavvıflar bu sözleri zevkle tekrarlamış; bazı fıkıh ve kelâm âlimleri ise onları sert tepkiyle karşılamış, içinde sakladığı inançların sekr halinde açığa çıktığı görüşünü ileri sürmüştür; İbn Sâlim şathiyeleri reddeder. ③ Kaynağa göre hadis, fıkıh ve kelâm âlimlerinin çoğu şathiyeleri doğru bulmamakla birlikte sekr halinden dolayı onu mâzur görmüştür. ④ İbn Teymiyye, sekr halinde söylenen bu tür sözleri yaymak değil gizlemek gerektiğini ifade eder, ondan saygıyla bahseder ve özellikle vahdet-i vücûdcu mutasavvıfların bu sözleri delil olarak ileri sürmesine şiddetle karşı çıkar. Atlas bu görüşlerden birini tercih etmez; şathiyelerin varlığını ve etrafındaki tartışmayı kaydeder.

“Heme ûst” sözünün yorumu — Fenâdan da fâni olma halini anlatmak için kullandığı “Heme ûst” (her şey O'dur) sözünü kaynak vahdet-i vücûda değil vahdet-i şühûda işaret sayar; gerekçesi, onun yaşadığı dönemde vahdet-i vücûdun İslâm âleminde bilinmemesidir. Buna karşılık İbnü'l-Arabî başta olmak üzere vahdet-i vücûdcu mutasavvıflar onu bu inanca sahip bir sûfî olarak tanıtmışlardır. Atlas iki yorum arasında tercih yapmaz.

Tenkit edilen söz ve davranışları — Cehennemden korkmadığını, cennete pek değer vermediğini, namazı ayakta durmak, orucu aç kalmaktan ibaret saydığını söylemesi, İslâm'da önem verilen bazı hususları hafife alması şeklinde yorumlanarak tenkit edilmiştir. Semerkant'ta etrafına toplananları dağıtmak için Kur'an'da Firavun'un söylediği bildirilen “Ben sizin en yüce rabbinizim” sözünü tekrarlaması ve bir başka defa halkın aşırı ilgisinden kurtulmak, nefsinin gurura kapılmasını önlemek için ramazanda oruç bozması da tenkitlere sebep olmuştur. Kaynak, onun “aşkın yağdığı sahra” sözüyle kendisinden sâdır olan taşkın söz ve davranışları ıslak zeminli aşk sahasındaki ayak kaymaları olarak anlatmak istediğini belirtir. Atlas tenkitleri ve bu açıklamayı yan yana kaydeder.

Sekr ve sahv — Kaynağa göre genel kurallara ve şer'î hükümlere bir çeşit meydan okuma telakki edilen Tayfûrîliğe tepki olarak, sekre karşı sahvı savunan Cüneydiyye yolu ortaya çıkmıştır. “Sûfîler arasında Bâyezîd'in yeri, melekler arasında Cebrâil'in yeri gibidir” diyen ve bazı şathiyelerini şerh eden Cüneyd-i Bağdâdî'ye göre yine de o tasavvufta son mertebeye ulaşamamıştır; söz ve halleri sülûkün başlangıç ve ortalarında görülen türdendir.

Tasavvufî görüşlerinin kaynağı — Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür: Sühreverdî el-Maktûl onu İslâm öncesi İran mânevî hayatının bir temsilcisi sayar; dedesinin Mecûsî olması bu iddiaya delil gösterilmiş, görüş son zamanlarda İran'da taraftar toplamıştır; Ebü'l-Alâ Afîfî de aynı görüştedir. Üstadı Ebû Ali es-Sindî'nin Hindistanlı olması, Vedalar'ın ve Budizm'in tesirinde kaldığına delil olarak öne sürülmüştür. Kâmil Mustafa eş-Şeybî düşünceleriyle Şiîlik arasında kuvvetli bir münasebete dikkat çeker. Abdülkadir Mahmud tasavvufî telakkisinin esasını hulûl ve ittihâdın oluşturduğunu ileri sürer; İbnü'l-Cevzî'nin Telbîsü İblîs'teki tenkitleri de oldukça serttir. Atlas bu görüşlerden hiçbirini benimsemez; sahipleriyle birlikte kaydeder.

Kaynaklar

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 5, s. 238-241, “Bâyezîd-i Bistâmî” maddesi

Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).

Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin

Kalıcı kimlik: EA-Z-000340 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.

Dış kayıtlar: TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi