Ş Evliyâ
Şeyh Şâbân-ı Velî Hz. Pîr, Kutbü'l-aktâb
Halvetiyye'nin Şâbâniyye kolunun pîri; bütün tarikat çevrelerince Anadolu'nun dört kutbundan biri olarak kabul edilir (diğerleri Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Hacı Bektâş-ı Velî ve Hacı Bayrâm-ı Velî'dir). Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde dünyaya geldi. Hayatına dair bilgilerin önemli bir kısmı, Şâbân-ı Velî Dergâhı'nın beşinci şeyhi Ömer Fuâdî'nin Menâkıb-ı Şerîf-i Pîr-i Halvetî Hazret-i Şa'bân-ı Velî adlı eserine dayanmaktadır. Annesini ve babasını küçük yaşta kaybeden Şâbân-ı Velî'yi bir hanım evlât edindi. İlk öğrenimini Taşköprü'de yaptıktan sonra Kastamonu'daki Abdürrezzak Camii Türbesi'nde medfun bulunan Osman oğlu Hoca Velî'den tefsir ve hadis dersleri okuyup icâzet aldı; daha sonra İstanbul'a giderek Fâtih medreselerinden birinde kaldı. Ömer Fuâdî'nin verdiği bilgiye göre öğrenimini tamamladığı günlerde rüyasında kendisine "Vatan-ı aslînize gidiniz" denilmesi üzerine, muhtemelen 925 (1519) yılında birkaç arkadaşıyla birlikte Kastamonu'ya dönmek için yola çıktı. Düzce ile Bolu arasındaki Konrapa'da, Halvetiyye'nin Cemâliyye kolunun pîri Cemâl-i Halvetî'nin halifelerinden Hayreddin Tokadî ile karşılaştı. Hayreddin Efendi sohbet sırasında kendisine bir âyetin meâlini sordu; o da müfessirlerin görüşlerine göre cevaplar verdi. Hayreddin Tokadî'nin âyetin ledünnî mânasını kendisinin o güne kadar öğrendiklerinden çok farklı şekilde izah etmesi gönlünde derin izler bıraktı. Arkadaşlarına Hayreddin Efendi'nin yanında kalacağını söyledi ve onun dervişi olup on iki yıl hizmette bulunduktan sonra seyrüsülûkünü tamamlayıp halife olarak Kastamonu'ya gönderildi; bu durumda 937 (1530-31) yılı civarında Kastamonu'ya döndüğü söylenebilir. Kastamonu'ya geldiğinde önce Halvetî şeyhlerinden Seyyid Sünnetî Efendi'nin Hisarardı semtinde zâviye olarak kullanmak için yaptırdığı mescide yerleşti; bir süre sonra yakınındaki Cemal Ağa (Hüsam Halîfe) Camii'nde inzivaya çekildi. Hacı Seydi ve Çatak Baba'nın teklifleriyle tekrar Seyyid Sünnetî Mescidi'ne döndü ve burada birçok defa erbaîn çıkardı. Bu mescidin şehrin dışında olması sebebiyle bazı dervişlerinin ısrarlı daveti üzerine şehir merkezindeki Honsalar Camii'ne taşındı; buradaki irşad faaliyetleri sırasında Şâbân Dede, Şâbân-ı Velî diye tanınmaya ve kerametleri dilden dile dolaşmaya başladı. Honsalar Camii, Atabey Gazi mahallesinde çıkan bir yangında yanınca, Hisarardı'nda Seyyid Sünnetî Mescidi yakınındaki Eyüb Halîfe tarafından bağışlanan bir eve taşındı ve yerine geçecek şeyhlerin de burada oturması için bir vakıfnâme tanzim ettirdi. Daha sonra Şâbâniyye tarikatının âsitânesi olacak bu mekânda uzun yıllar irşad faaliyetini sürdüren Şâbân-ı Velî 18 Zilkade 976 (4 Mayıs 1569) tarihinde vefat etti ve tekkesinin bahçesine defnedildi. "Eyledi Şa'bân Efendi azm-i dildâr-ı cinân" mısraı vefatına tarih düşürülmüştür. Hüseyin Vassâf, Menâkıb 'da evliliği hakkında bilgi verilmeyen Şâbân-ı Velî'nin Yahyâ adında bir oğlu olduğunu, Yahyâ Efendi'nin 100 yaşını aşmış olduğu hâlde 1082 (1671) yılında vefat ettiğini, oğlu Müntehâ Efendi'nin ve neslinden gelenlerin de şeyh olarak görev yaptıklarını kaydeder. Tesir Halkası Zâhir ilimlerindeki bilgisi ve zâhir ile bâtın dengesini gözetmesi, ulemâdan birçok kişinin kendisine intisap etmesinde etkili olmuştur. Ebüssuûd Efendi'nin yakın arkadaşlarından olduğu belirtilen Süleymaniye Camii vâizi Kastamonulu Muharrem Efendi bunlardan biridir; Muharrem Efendi ondan hilâfet almış, vâizliğin yanı sıra İstanbul'da şeyhlik yapmıştır. Halvetiyye en fazla kola ayrılan tarikat olduğu gibi, Şâbâniyye de Halvetiyye içinde birçok kola sahip en yaygın tarikattır. Şâbâniyye Anadolu, Balkanlar, Irak, Suriye ve Hicaz'dan Hindistan ve Afrika'nın içlerine kadar çok geniş bir coğrafyada temsil edilmiştir. Ömer Fuâdî'nin yanı sıra Şâbânî şeyhlerinden İbrâhim Hâs, onun hakkında Tezkiretü'l-Hâs adını verdiği bir menâkıbnâme kaleme almış; Şâbân-ı Velî Dergâhı'nın son şeyhi Mehmed Atâullah Efendi (Armay) ise Ömer Fuâdî'nin Menâkıbnâme 'sine bir zeyil yazmıştır. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi Halvete ve riyâzete çok önem veren Şâbân-ı Velî hayatının son yedi yılını dergâhındaki halvethânede geçirmiştir. XVII. yüzyıl Şâbânî şeyhlerinden Muslihuddin Vahyî, onu cezbe ve melâmetle Hakk'a ulaşan " şüttâr " tarikine mensup bir âşık olarak tanıtır; Vahyî'ye göre onun sermayesi Hz. Ali'nin sırrıdır. Hayatı boyunca şeriat ve hakikat âdâbını gözetmiş, mensuplarının da bu dengeyi korumasını istemiştir; " Şeriat bademin kabuğu, tarikat özüdür " şeklindeki sözü bu özelliğini göstermektedir. Tâc-ı şerifi ve bir gömleğiyle bazı asâ, tesbih ve seccadeleri günümüze ulaşmış, ancak türbesinde muhafaza edilen bu eşyalardan bir kısmı yakın bir tarihte çalınmıştır. Türbesi ve Külliyesi Türbesinin inşaatı Ömer Fuâdî tarafından I. Ahmed'in şehzadesi Sultan Osman'ın himayesinde başlatılmış, Şâbân-ı Velî'nin dervişlerinden Himmet Dede'nin oğlu Vezir Murad Paşa'nın kethüdâsı Ömer Bey'in desteğiyle sürdürülmüştür. Ömer Bey'in çok para harcayıp israf ettiği gerekçesiyle Nasuh Paşa tarafından Diyarbekir'de idam edilmesi üzerine, Ömer Fuâdî'nin gayretleri ve hayır severlerin yardımlarıyla 1020 (1611) yılında tamamlanan türbe, Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde önemli tamirler görmüştür.
KastamonuVefât 1569 İncele →