Şâfiî mezhebinin imamı, büyük müctehid; fıkıh usulü alanında günümüze ulaşan ilk kitap olan er-Risâle'nin müellifi. Tam adı Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs eş-Şâfiî'dir.
150 (767) yılında Gazze'de doğdu. Baba tarafından soyu Hz. Peygamber'in dördüncü kuşaktan dedesi Abdümenâf ile birleşir; bu yüzden Kureşî ve Muttalibî nisbeleriyle de anılır. Büyük dedesi Osman'ın dedesi Sâib, Bedir Gazvesi'nde esir düşüp fidye vererek serbest kaldıktan sonra İslâm'ı kabul etmiş; Şâfiî onun oğlu Şâfi'a nisbetle şöhret bulmuştur. Anne tarafından soyu için Ezd kabilesine dair rivayetler tercih edilmiştir.
Babası vefat edince annesi Fâtıma onu iki yaşında Mekke'ye götürdü. Mina yakınlarındaki Şi'bülhayf'ta mahrumiyet içinde büyüdü; temel eğitimini güçlü hâfızası sayesinde bir tür belletmenlik yaparak ücret ödemeden sürdürdü, yazı malzemesini topladığı kemiklerden ve bir devlet dairesinin atık kâğıtlarından sağladı. Yedi veya dokuz yaşında Kur'an'ı ezberledi, on üç yaşında Mescid-i Harâm'da Kur'an okutmaya başladı. İsmâil b. Kustantîn'den kıraat okudu. Ardından Benî Hüzeyl kabilesine katılarak onların şifahî kültürünü ve örflerini, atıcılık ve biniciliği öğrendi; Arap şiiri, edebiyatı ve tarihine ilgi duydu. Çevresinin telkiniyle Süfyân b. Uyeyne ve Müslim b. Hâlid ez-Zencî'den ilim tahsiline başladı; bu dönemdeki hocaları arasında Fudayl b. İyâz'ın adı da geçer.
İmam Mâlik b. Enes'in yanına gitmeye karar verince ödünç aldığı bir nüshadan el-Muvatta'ı ezberledi; hocası ez-Zencî'nin ve Mekke valisinin mektuplarıyla Medine'ye gitti. Zehebî onun o sırada yirmi yaşını biraz geçmiş olduğunu belirtir. Mâlik yeteneğini sezince onunla bizzat ilgilendi; bu talebelik hocasının vefatına (179/795) kadar sürdü ve Şâfiî, hocasının ilmî birikimine en iyi nüfuz eden öğrencilerinden oldu.
Mâlik'in vefatından sonra Yemen valisinin davetiyle Yemen'e gitti; yol masrafını annesi evini rehin ederek karşıladı. Orada bir kamu görevi aldı ve yaklaşık beş yıl kaldı. Bir siyasî entrikanın içinde kalarak yönetime karşı ayaklanma örgütlemekle suçlandı ve Hârûnürreşîd'in huzuruna çıkarılmak üzere Rakka'ya götürüldü; beraberindekiler idam edilirken güçlükle kurtuldu. 184 (800) yılındaki bu olay, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ile tanışmasına vesile oldu; göz hapsinde tutulduğu sırada onun derslerine devam etti ve Hanefî birikimini eleştirel bir incelemeye tâbi tuttu. Halife hakkındaki olumsuz kanaatinin değiştiğini bildirip onu 4000 (veya 10.000) dirhemle ödüllendirince Mekke'ye döndü.
Mekke'de hem ders okuttu hem Irak'ta temin ettiği eserlere reddiyeler yazdı; Şeybânî ile Bağdat'ta ve Mekke'de, en az biri Hârûnürreşîd'in huzurunda olmak üzere münazaralar yaptı. 195 (811) yılında gittiği Bağdat'ta iki yıl kaldı; Emîn ile Me'mûn arasındaki mücadele sırasında şehir kuşatılınca ayrıldı, 198'de (814) döndü, fakat üç ay sonra Mısır'a gitmeye karar verdi. Bu dönemle ilgili rivayetler, derslerine en çok devam edenin Ahmed b. Hanbel olduğunu ve ehl-i hadîsin kendisine nâsırü'l-hadîs unvanını verdiğini gösterir.
Mısır'da ömrünün sonuna kadar kaldı. Dayıları Ezdliler'de bir süre misafir oldu; en çok desteği İmam Mâlik'in önde gelen talebelerinden Abdullah b. Abdülhakem'in ailesinden gördü. Önemli sağlık sorunlarına rağmen yoğun bir telif ve öğretim faaliyeti sürdürdü; mezhebinin cedîd görüşleri bu dönemde imlâ yoluyla kayda geçti. Hocası Mâlik'i ilmî ölçüler içinde eleştirmeye başlayınca bazı çevrelerin tepkisiyle karşılaştı; kaynağın naklettiğine göre bunlar onu Mısır'dan çıkarmak için valiye baskı yaptılar, Şâfiî üç gün süre istedi ve üçüncü gece vali vefat etti.
29 Receb 204 (19 Ocak 820) tarihinde vefat etti ve Karâfe'de Benî Abdülhakem Mezarlığı'na defnedildi; daha sonra kabrinin üzerine bir türbe yapıldı. Halife Me'mûn onu Mısır kadısı yapmak isteyince "Allahım! Dinim, dünyam ve âkıbetim için bu görev hayırlı olacaksa nasip eyle, değilse canımı al" diye dua ettiği ve üç gün geçmeden vefat ettiği rivayet edilir. İki oğlu ve bir kızı olduğu kaydedilir: Ebü'l-Hasan Muhammed 231 (845) yılında, babasından ve Ahmed b. Hanbel'den hadis öğrenip Halep (yahut el-Cezîre) kadılığı yapan Ebû Osman Muhammed 242 (856) yılında vefat etmiş; kızı Zeyneb'den olan torunları ilimde temayüz etmiştir.
Güzel yüzlü olduğu, sünnete uyarak saç ve sakalını kınayla boyadığı, yemin etmekten titizlikle sakındığı, gecenin bir bölümünü ibadetle geçirdiği, daha çok Kur'an okuyabilmek için teravihi evinde yalnız kıldığı ve yüzüğünün kaşına "Allah, Muhammed b. İdrîs'in güvencesidir" ibaresini nakşettirdiği rivayet edilir. İlimlerin yararına dair şöyle dediği nakledilir: "Kur'an öğrenenin saygınlığı artar, fıkıhla meşgul olanın değeri yükselir, hadis yazanın delilleri kuvvetlenir, dil üzerine yoğunlaşanın tabiatı incelir, matematiğe yoğunlaşanın muhakemesi güçlenir, kendini korumayana ise ilmi fayda etmez."
Tesir Halkası — Çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Mısır öncesi dönemdeki talebeleri arasında Ebû Sevr, Ahmed b. Hanbel, Kerâbîsî ve Za'ferânî öne çıkar. Mısırlı öğrencilerinden Büveytî, Müzenî ve Rebî' b. Süleyman el-Murâdî mezhep açısından merkezî bir konuma sahiptir; Humeydî, Harmele b. Yahyâ, Rebî' b. Süleyman el-Cîzî, Yûnus b. Abdüla'lâ ve Ebû Abdullah İbn Abdülhakem de öğrenci ve râvileri arasında anılır. Kavl-i kadîm râvilerinden Ebû Sevr, bazı hususlarda ona muhalefet ederek kendine ait bir mezhep oluşturmuştur. Ahmed b. Hanbel, Allah'ın kitabı ve Resûlullah'ın sünneti konusunda en fakih kişinin Şâfiî olduğunu söylemiştir.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şâfiî'nin çizgisi fıkıh ve usul çizgisidir. Hocası Mâlik'in vefatından sonraki ilmî hayatı Mısır öncesi ve sonrası diye iki döneme ayrılır: birinci döneme ait görüşleri kavl-i kadîm, Mısır'daki görüşleri kavl-i cedîd diye anılır; Mısır'da önceki görüşlerini yer yer terkettiğini ve nihaî anlayışının yeni görüşleri olduğunu bizzat söylemiştir. Düşüncesinde vahiy, özel olarak Resûlullah'ın sünneti merkezî bir yer tutar; sünneti vahyin ayrılmaz parçası sayar. Ona göre dinî hüküm ancak Kur'an veya Sünnet'teki haber, icmâ ve kıyasa dayanılarak verilebilir. İlâhî hitabın doğru anlaşılmasını Arapça'nın bütün incelikleriyle kavranmasına bağlar; dilci Abdülmelik b. Hişâm onunla pek çok sohbette bulunduğu halde hiç lahin yaptığını görmediğini, Asmaî de Hüzeyl şiirini ondan aldığını söyler. Başlangıçta kelâmla uğraştığı, sonra bu alanda ayağın kayabileceği gerekçesiyle fıkha yöneldiği rivayet edilir; itikad esaslarının naslarda ifade edildiği şekliyle benimsenmesi gerektiğini söylemiş, Kur'an'ın mahlûk olduğunu iddia edenlere şiddetle karşı çıkmıştır. Şiir ve hikmetli sözleri çeşitli eserlerde dağınık olarak yer alır; bunlar sonradan derlenerek Dîvânü'ş-Şâfiî adıyla yayımlanmıştır, fakat kendisi böyle bir eser telif etmemiştir.
Eserleri — ① el-Üm: cedîd dönemi fıkıh düşüncesini en ayrıntılı biçimde yansıtan ve mezhebin ana kaynağını oluşturan eser; Rebî' b. Süleyman ile Za'ferânî rivayet etmiştir. ② er-Risâle: fıkıh usulüne dair görüşlerini ihtiva eden ve bu alanda günümüze ulaşan ilk kitap. ③ el-Hücce: kavl-i kadîm devresinin temel eseri, en güçlü râvisi Za'ferânî. ④ el-İmlâ (el-Emâlî): öğrencilerine dikte ettiği eserler. Ayrıca el-Üm içinde yer alan er-Red alâ Muhammed b. el-Hasan, Siyerü'l-Evzâî, İhtilâfü'l-Irâkıyyeyn, Cimâu'l-ilm, İbtâlü'l-istihsân, İhtilâfü Mâlik ve'ş-Şâfiî ve kendi türünün ilki olan İhtilâfü'l-hadîs risâleleri vardır. Kendisine nisbet edilen Ahkâmü'l-Kur'ân Beyhakī'nin, el-Müsned ise Ebü'l-Abbas el-Esamm'ın (ö. 346/957) el-Üm'den derlediği eserdir; el-Fıkhü'l-ekber'in de sonraki bir âlime ait olması kuvvetle muhtemeldir.
Türbesi ve Külliyesi — Türbe Kahire'de Karâfetüssuğrâ Kabristanı'ndadır. Kaynağa göre Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin Fâtımî iktidarını sona erdirmesinin ardından Mısır'da Sünnî anlayışın yeniden hâkim olmasının sembolü kabul edilir. Selâhaddin kabrin yakınında bir medrese (1176-1179) ve kabir için ahşap bir sanduka (574/1178-79) yaptırdı; ustası İbn Meâlî'nin adını taşıyan bu sanduka Kahire'deki Ortaçağ ahşap işçiliğinin en muhteşem örneklerinden biridir. Kitâbeye göre kubbeyi 608'de (1211) el-Melikü'l-Kâmil yaptırmıştır. Türbe iç genişliği 15 metre olan kare bir tabana oturur; taştan inşa edilen yapının üzeri kurşun kaplı ahşap bir kubbeyle örtülüdür ve dıştan iki katlı gibi görünür. Kubbenin tepesinde eskiden kuşlar için hububatla doldurulduğu söylenen bakır bir sandal (kayık) vardır. Köşedeki mihrap ve duvarların alt kısmındaki renkli mermer levhalar muhtemelen Sultan Kayıtbay'ın 885 (1480) tamiratına, kubbe ve geçiş bölümündeki nakışlar XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Emîr Ali Bey el-Kebîr'e aittir; Sultan Kansu Gavri de kubbeyi tamir ettirmiştir. İmam Şâfiî'nin ismini ve ölüm tarihini taşıyan mermer taş orijinaldir. Türbede el-Melikü'l-Kâmil'in annesi için yapılmış ikinci bir sanduka daha vardır; Selâhaddin'in hanımı Şemse ve oğlu el-Melikü'l-Azîz Osman da, yerleri kesin olarak gösterilmemekle birlikte, bu türbede gömülüdür.
Çok Görüşlü Görüşler
Kaynak maddeler TDV İslâm Ansiklopedisi'nde, Ehl-i sünnet ilim geleneği içinde yazılmıştır. Şâfiî'nin diğer fakihlerle münazaraları ve eleştirileri ilmî bir tartışma olarak aktarılmıştır; atlas dört mezhebe eşit mesafededir ve hiçbir mezhebin görüşünü üstün tutmaz. Kaynakların ayrıştığı noktalar aşağıda yan yana verilir.
Doğum yeri — Kaynak Gazze'yi esas alır. Doğum yerinin Askalân olduğu rivayeti bu şehrin Gazze'ye komşu oluşuyla açıklanabilir; Yemen'de doğduğuna dair rivayeti izah etmek ise kaynağa göre kolay değildir.
Mısır'a gidiş tarihi — Kaynaklarda 198, 199 ve 200 yılları geçer. Mısır'daki ikametinin dört yıl sürdüğü rivayeti esas alınırsa 199 sonları veya 200 (815) başında vardığı söylenebilir. İlki 189 (805) yılından önce olmak üzere Mısır'a iki defa gittiğine dair rivayet araştırmacılarca sağlam bulunmaz.
Ebû Yûsuf ve Ahmed b. Hanbel ile karşılaşma — Ebû Yûsuf ile münazaraları olduğuna dair rivayetler vardır; kaynak, Ebû Yûsuf'un vefatına kadarki üç yıllık süreyi (795-798) Şâfiî'nin çoğunlukla Yemen'de geçirdiğini hatırlatarak bu rivayetlerin ihtiyatla karşılanması gerektiğini söyler. Zehebî de onun Bağdat'a Ebû Yûsuf'un vefatından sonra gittiğini ve onunla karşılaşmadığını açıkça belirtir. Ahmed b. Hanbel ile Bağdat'taki ilk ikameti sırasında tanıştığına dair rivayet de kaynağa göre soru işaretleri taşır.
Hocası Mâlik'i eleştirmesinin sebebi — Rivayetlerde, Mâlik'e ait bazı eşyanın, bilhassa sarığının Mağrib'de yağmur duasına çıkarıldığı haberi ağırlıklı yer tutar. Kaynak, Şâfiî'nin eleştirisinin bu tür haberlerden değil, belli bir süreç sonunda varılan daha köklü ilmî sebeplerden kaynaklandığını; onun hakikate uymayı Mâlik'e uymaktan üstün tuttuğunu, fakat Mâlik'e saygıda kusur etmeden ilmî ölçüler içinde eleştirdiğini belirtir. Atlas, iki büyük imam arasındaki bu ilmî ayrılığı taraf tutmadan kaydeder.
Modern araştırmalardaki konumu — Kaynağa göre Joseph Schacht, The Origins of Muhammadan Jurisprudence (Oxford 1950) adlı eserinde Şâfiî'nin rakip fıkıh çevrelerine yönelttiği eleştirileri kullanarak İslâm hukuk tarihine dair geleneksel kabulleri sarsacak bir portre çizmiş, bu yaklaşım sonraki çalışmalarda Şâfiî'yi odak haline getirmiştir. Wael B. Hallaq ise onun İslâm hukuk teorisinin "baş mimarı" olup olmadığını sorgulayan bir makale yazmıştır (1993). Atlas bu akademik tartışmada hüküm vermez.
Kubbenin bânisi — Kitâbe kubbeyi el-Melikü'l-Kâmil'e bağlar (608/1211). Kaynak, onun o sırada henüz hükümdar olmamasının kubbenin annesi tarafından yaptırıldığına dair rivayeti güçlendirdiğini belirtir.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 38, s. 223-233, “Şâfiî” maddesi
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Doris Behrens-Abouseif · c. 26, s. 303-304, “KUBBETÜ'l-İMÂM eş-ŞÂFİΔ maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000322 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
