Giriş
Allah Dostları

Evliyâ

Bahâeddîn Nakşibend

Hâce

Doğum: 718 h. (1318)Vefât: 791 h. (1389)
Kaynaklı · inceleme bekliyor

Nakşibendiyye tarikatının kurucusu ve ona adını veren büyük mutasavvıf. Tam adı Hâce Muhammed b. Muhammed el-Buhârî'dir; mensuplarınca, özellikle Türkiye'de Şâh-ı Nakşibend unvanıyla tanınır.

718 (1318) yılında Buhara yakınlarında, daha sonra Kasrıârifân adını alacak olan Kasrıhindûvân köyünde doğdu. Üç günlük bebekken, o sırada köyde bulunan dedesinin mürşidi Baba Muhammed Semmâsî tarafından mânevî evlât olarak kabul edildi; Semmâsî, yanındaki müridi Emîr Külâl'i onun tasavvuf terbiyesiyle görevlendirdi. Bu ilişkiler hakkında ayrıntılı bilgi yoktur.

Uzun yıllar Emîr Külâl'in yanında kaldı; mürşidi onu tekkeye abdest suyu taşımakla görevlendirdi. Tarikat âdâb ve erkânını öğrendiği bu dönemde gördüğü bir rüya üzerine, doğumundan yaklaşık bir asır önce (617/1220) vefat etmiş olan Abdülhâlik-ı Gucdüvânî'nin ruhaniyetine intisap etti ve Üveysî lakabını aldı; uzun yıllar Hakîm et-Tirmizî'nin ruhaniyetinden faydalanması da bununla ilgilidir. Nakledildiğine göre bir gün Buhara'da mezarları dolaşırken Semmâsî'den Gucdüvânî'ye kadar uzanan sûfîleri mâna âleminde müşahede etti; Gucdüvânî ona dinin emir ve yasaklarına uymasını, ruhsatlara değil azîmetlere sadık kalmasını, Hz. Peygamber ve ashabının yolundan gitmesini tavsiye etti. Bu olay onu cehrî zikirden hafî zikre yöneltti.

Bundan sonra kendini yalnız hafî zikre vermesi dervişler arasında tartışmaya yol açtıysa da şeyhine saygısı değişmedi; Emîr Külâl de müridlerine karşı onu savundu. Emîr Külâl, doğduğu Sûhârî köyünde bir camiye tuğla taşıyan Bahâeddin'i çağırıp sülûkünü tamamladığını, artık Türk ve Tacik bütün şeyhlerden faydalanabileceğini söyledi. Ardından Mevlânâ Ârif Dikgerânî'nin sohbetlerine katıldı; sonra Yeseviyye'ye mensup iki Türk şeyhiyle ilgi kurdu: Kusem Şeyh'le ilişkisi kısa sürdü, Halil Ata'nın yanında ise on iki yıl kaldı.

Uzun müridlik devresinden sonra doğum yeri Kasrıhindûvân'a dönerek müridlerini yetiştirmeye başladı. Bundan sonra ikisi hac için olmak üzere üç defa Buhara'dan ayrıldı. İkinci hac yolculuğunda üç gün kaldığı Herat'ta Zeyniyye'nin kurucusu Zeynüddin el-Hâfî'yi ziyaret etti; bir süre sonra Kert hükümdarı Muizzüddin Hüseyin'in davetlisi olarak yeniden Herat'a gidip tasavvuf anlayışını ve tarikatının esaslarını hükümdara anlattı. Döneminin sûfîleri kadar müderrisleri de ona saygı duymuş, o da âlimlere hürmet etmiş; tasavvufî görüşlerini Mevlânâ Hamîdüddin'e arz ederek yanlışı varsa düzeltilmesini istemiştir.

Semâ ve halveti mânevî gelişme yolu olarak kabul etmemesi hafî zikre verdiği önemle ilgilidir. Bir silsileye bağlanmanın kendi başına bir şey ifade etmeyeceğini söyler, kerâmetlere de fazla değer vermezdi; müridleri için belli bir giyim tarzından kaçınması ve tekkede oturmayı sevmemesi kaynakta Melâmetiyye'yi hatırlatan yönler olarak zikredilir.

3 Rebîülevvel 791 (2 Mart 1389) tarihinde doğduğu köyde vefat etti. Cenaze merasiminde şu beytin okunmasını istemişti: "Büyük müflisleriz köyünde ey şâh / Cemâlinden kılarız şey'en lillâh."

Tesir Halkası — Sözleri başkalarının eserleri yoluyla ulaşmıştır; bunların en önemlisi halifesi, Buhara'nın önde gelen âlimlerinden Hâce Muhammed Pârsâ'nın (ö. 822/1420) Risâle-i Kudsiyye'sidir. Hâce Alâeddin Attâr başhalife olarak ortaya çıkmış; silsilenin sürmesi bakımından en önemli halifesi Mevlânâ Ya'kūb-i Çerhî (ö. 851/1447) olmuştur. Çerhî'nin yetiştirdiği Ubeydullah Ahrâr (ö. 895/1490) tarikatın Orta Asya'da en önemli tarikat olmasını ve İslâm dünyasına yayılmasını sağlamıştır. Yûsuf el-Hemedânî'den beri tarîk-i hâcegân diye anılan yol, Bahâeddin'den itibaren tarîk-i Nakşibendî adıyla tanındı; hafî zikir üzerindeki ısrarı tarikatın hüviyetini belirledi. Kaynak, mânevî gelişmesinde Yeseviyye vasıtasıyla Türk tesirinin göz ardı edilmemesi gerektiğini de vurgular.

Eserleri — Tasavvufî görüşlerini içeren herhangi bir eseri bugüne ulaşmamıştır. Kendisine atfedilen şiir ve risâlelerin çoğunun ona ait olması imkânsız gibidir; yalnız adını taşıyan el-Evrâdü'l-Bahâiyye'nin onun tarafından telif edilmiş olabileceği belirtilir.

Türbesi ve Külliyesi — Kasrıârifân sonraki yıllarda onun adını (Buharalılar'ın telaffuzuyla Baveddin) almış; Nakşibendiyye yayıldıkça mezarının etrafında geniş bir külliye oluşmuştur. XIX. yüzyılın sonlarında külliyenin aylık kira gelirleri binlerce ruble tutuyordu. Buharalılar onu "Hâce-i belâ-gerdân" (belâyı defeden hâce) diye anmış ve şehrin mânevî koruyucusu saymışlardır; mânevî varlığı Buhara'nın Orta Asya müslümanları için bir ilim ve kutsiyet merkezi olmasında önemli bir etken olmuştur.

Çok Görüşlü Görüşler

Seyyidlik nesebi — Onun Hz. Peygamber'in neslinden olduğunu, dedeleri arasında İmam Ca'fer es-Sâdık'ın bulunduğunu ileri süren rivayetler vardır. Kaynak bu rivayetlerin ihtiyatla karşılanması gerektiğini, eski kaynakların ona böyle bir nesep atfetmediğini ve mürşidi Emîr Külâl'in Hüseynî bir seyyid olmasından hareketle aile nesebiyle tarikat silsilesinin karıştırılmış olabileceğini belirtir. Atlas bu nesep hakkında hüküm vermez.

Halil Ata kimdir — Kaynaklardaki karışıklıklara rağmen yanında on iki yıl kaldığı Halil Ata'nın, 748 (1347) yılına kadar Çağatay Hanlığı'nda hüküm süren Kazan (Gazan) Han ile aynı kişi olabileceği ileri sürülmüştür. Menâkıb-ı Emîr Külâl'e göre Bahâeddin bu hükümdar bir isyanla devrilinceye kadar yanında kalmıştır. Bu ilişki tarikat ehlinin yöneticileri ikaz etmesi şeklinde yorumlanmışsa da madde yazarı o dönemi mânevî hayatı açısından bir duraklama devri saymayı daha doğru bulur.

Başhalife meselesi — Bir hac sırasında Muhammed Pârsâ'yı başhalife tayin ettiği sanılır; bazı rivayetlere göre bu tayini ölüm döşeğinde de tekrarlamıştır. Buna rağmen başhalife olarak Hâce Alâeddin Attâr ortaya çıkmıştır. Atlas iki anlatım arasında tercih yapmaz.

"Nakşibend" unvanı — Unvanın mânası ve ona ne zaman, nasıl verildiği hakkında ilk Nakşibendî kaynaklarında bilgi yoktur. Sonraları devamlı yapılan hafî zikrin kalpte bıraktığı nakşa (iz) işaret olduğu söylenmiş ve bu yorum genel kabul görmüştür.

Atfedilen eserler — Silkü'l-envâr, Hediyyetü's-sâlikîn, Hayâtnâme ve Delîlü'l-âşıkīn gibi ona nisbet edilen risâlelerin büyük ihtimalle ona ait olmadığı belirtilir.

Kaynaklar

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 4, s. 458-460, “Bahâeddin Nakşibend” maddesi

Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).

Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin

Kalıcı kimlik: EA-Z-000354 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.

Dış kayıtlar: TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi