Fars gazelinin en büyük üstadı; Lisânü'l-gayb ve Tercümânü'l-esrâr lakaplarıyla anılan şair. Tam adı Hâce Şemseddin Muhammed Hâfız-ı Şîrâzî'dir; öğrenimi sırasında Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlediği için Hâfız lakabını almıştır.
Şîraz'da doğdu; doğumu için verilen tarihler 717 (1317) ile 726 (1326) arasında değişir. Büyük şöhretine rağmen hayatı hakkında pek az bilgi vardır. İyi bir öğrenim gördüğüne ve “Hâce” unvanını kullandığına göre seçkin bir aileye mensup olmalıdır. Adının Kemâleddin veya Bahâeddin olduğu sanılan babasının İsfahan'daki Kûhpâye'den, Tuyseran'dan veya Hemedan'dan Şîraz'a geldiği rivayet edilir; genellikle kabul edilen, babasının adının Bahâeddin olduğu ve Salgurlular döneminde Kûhpâye'den Şîraz'a geldiğidir. Annesi Kâzerûnludur. Tezkirelere göre babası öldüğünde kardeşlerin en küçüğü olmasına rağmen geçimi bozulan ailesi için bir süre fırında çalıştı ve bu sırada okumaya büyük ilgi duydu. Zemahşerî'nin el-Keşşâf'ını, Sekkâkî'nin Miftâhu'l-ulûm'unu, Mutarrizî'nin el-Misbâh'ını, Urmevî'nin Mefâtîhu'l-envâr'ını ve Adudüddin el-Îcî'nin el-Mevâkıf'ını okudu; hocaları arasında Kıvâmüddin Ebü'l-Bekā gibi tanınmış kıraat ve fıkıh âlimleri vardır. Dinî ilimlerin yanında başta Arap edebiyatı olmak üzere çok iyi bir edebiyat kültürü aldığı, devrinin mûsikisi hakkında bilgi edindiği ve iyi satranç oynadığı şiirlerinden anlaşılır.
Büyük bir ihtimalle daha öğrenciliğinde şair olarak tanınmaya başladı; 1303-1357 yıllarında Şîraz'da hüküm süren İncû hânedanının son hükümdarı Ebû İshak'a intisap etti ve muhtemelen divanda kendisine maaş bağlandı. Şiiri ve içkiyi seven Ebû İshak'ın ve ona saltanatını sağlayan ayyârların — “rind” de denilen bu kalendermeşrep insanların — etkisi altında kaldı; Şîraz'ın ünlü bağ ve bahçeleri de bu havayı besledi. Ebû İshak ve veziri Hacı Kıvâmüddin ile yakın ilişkideydi; bu dönemde şiirleri elden ele ve ülkeden ülkeye dolaşıyor, şöhreti Hindistan'da Bengal'e kadar ulaşıyordu. Muzafferîler'den “muhtesip” lakaplı Mübârizüddin'in Şîraz'daki kargaşayı şiddetle bastırıp Sa'dî'nin kitaplarını bile yasakladığı günler Hâfız'ın da şikâyet ettiği bir dönemdir. Babasını tahttan indiren Şah Şücâ' onu büyük bir ihtimalle divanda görevlendirdi; hâmisi vezir Kıvâmüddin sayesinde müreffeh bir hayat sürdü. Şah Şücâ' Kirman ulemâsının telkiniyle babasının yolunu tutup vezir Kıvâmüddin'i öldürttüğünde Hâfız Yezd'e gidip Hâce Celâleddin Turan Şah'a sığındı; umduğunu bulamayınca Şîraz'a döndü ve Turan Şah sayesinde Şah Şücâ' ile arası düzeldi. Şah Şücâ'ın yerine geçen Zeynelâbidîn de ona iyi davrandı, fakat onun ölümü üzerine maddî durumu bozuldu. Bir rivayete göre Timur Şîraz'ı alıp yeni vergiler koyduğunda Hâfız kendine düşen küçük vergiyi bile veremeyecek haldeydi; Timur'un huzuruna çıktı, hükümdar “Eğer o Şîrazlı Türk gönlümüzü tutsak ederse yanağındaki siyah ben için Semerkant'ı ve Buhara'yı bahşederdim” beytini okuyup “Sevgilisinin yüzündeki bir ben için Semerkant'ı ve Buhara'yı veren insan nasıl yoksul olur?” deyince “Bu kadar cömert olduğumuz için bu hale düştük” cevabını vererek hükümdarın sempatisini kazandı ve vergiden kurtuldu.
Tasavvufla ilgisi olmakla birlikte kaynaklarda tarikatı ve şeyhi hakkında kesin bilgi verilmez. Şemseddin Abdullah-ı Şîrâzî, İmâd-i Fakīh-i Kirmânî ve Seyyid Şerîf el-Cürcânî gibi mutasavvıf ve âlimlerden istifade ettiği, Ni'metullāh-ı Velî, Hâce Ebü'l-Vefâ el-Bağdâdî ve Kemâl-i Hucendî gibi şeyhlerle görüştüğü tezkirelerde kayıtlıdır. Kaynak, hakikat yoluna kılavuzsuz gidilemeyeceğini söyleyen ve tasavvuf neşvesine sahip olan Hâfız'ın zamanındaki şeyhlerden birine intisap etmemiş olmasını uzak bir ihtimal sayar.
Eski müreffeh günlerini bir daha bulamayan Hâfız 791'de (1389) veya daha kuvvetli bir ihtimalle 792'de (1390) Şîraz'da vefat etti ve bugün türbesinin bulunduğu Hâfızıye semtine defnedildi. Gazellerinin yalnız birinde karısının, birinde de bir oğlunun ölümüne dair ifadeler bulunur. ŞÎRAZ maddesi onun türbesini, Sa'dî-i Şîrâzî'nin türbesiyle birlikte, şehrin anılmaya değer mimari eserleri arasında sayar.
Tesir Halkası — Divanı İran dışında Ortadoğu, Hindistan, Türkiye ve bazı Avrupa ülkelerinde tanınmıştır; Türkiye'de Mesnevî ve Gülistân'dan sonra en çok okunan Farsça metinlerin başında gelir ve Fars dili ile belâgat öğretiminde ezberletilen şiirler arasında önemli yeri vardır. Türk divan şiirine geniş ve sürekli etkisi olmuştur: XIV ve XV. yüzyılda Hâfız'dan tercüme denilecek kadar benzer gazeller vardır; bu benzerlik Şeyhî'de açık, Ahmed Paşa'da tazminlerle değişmiş, Fuzûlî'de ise açıkça görüldüğü beyitler sınırlıdır. Bâkî gazellerine Farsça tahmîs ve nazîreler yapmış, Nef'î'de usta olmak için Hâfız gibi bir engeli aşma gereğini ima eden mısralar vardır; Nedîm ve Şeyh Galib'de tesir bulunmasa da nazîreler ve takdir mısraları yer alır. Köprülü saz şairlerinin bile ona yabancı kalmadığını söyler. Tanzimat sonrasında Ziyâ Paşa Harâbât mukaddimesinde gençliğinde Hâfız'ı okuduktan sonra ufkunun genişlediğini yazar; Nâmık Kemal'in Cezmi'si ve Ahmed Midhat'ın Felâtun Bey ile Râkım Efendi'si gibi romanlarda kahramanlar Hâfız divanı okur; Abdülhak Hâmid'in Tayflar Geçidi ve İlhan'ında Hâfız'ın hayali oyun kişileri arasındadır. Mehmed Âkif “Süleymaniye Kürsüsünde”ki vâizin ağzından divanın ahlâksızlığa cevaz veren bir fetva kitabı haline gelmesinden şikâyet eder; Yahya Kemal ise “Rindlerin Ölümü”nde Hâfız'ın ebedîliğine işaret eder. Batı'da Hâfız'ı Hammer çevirisinden okuyan Goethe, bu etki altında yazdığı on iki bölümlük lirik-mistik şiirlerini West-östlicher Divan adıyla yayımladı (Stuttgart 1819). Divan fal kitabı olarak da kullanılmıştır: falını öğrenmek isteyen kişi “Ey Hâfız-ı Şîrâzî, bize bakmaktasın; ben bir sır istiyorum, sen bütün sırları açıklıyorsun” tekerlemesini söyledikten sonra açtığı sayfadaki gazelden kendi davranışlarına dair sonuçlar çıkarır.
Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaside, rubâî ve kıtalar da yazmış olmasına rağmen şöhrete gazelleriyle ulaştı. Daha önce gazel söyleyen bütün üstatların meziyetlerini kendinde topladığı için gazelleri Fars edebiyatında türünün en gelişmiş örnekleri sayılır. Önceki şairler gibi mecazi anlamlar da taşıyan aşk ve şarap meclislerini terennüm etti; bazan başka şairlerin beyitlerini kendi gazellerine serpiştirdi. Âhenk ve akıcılığın yanında dilinin sade, tekellüfsüz ve veciz oluşu şöhretinin başlıca sebeplerindendir; Abdurrahman-ı Câmî gazellerinin âhenkte Zahîr-i Fâryâbî'nin kasideleri değerinde olduğunu, üslûbunun Nizârî-i Kuhistânî'ye yakın düştüğünü, fakat şiirinde hiçbir sunîlik görülmediğini söyler. Her türlü ilmî, ahlâkî ve felsefî mazmunu ihtiva eden gazellerinde değişik vezinler kullandı, edebî sanatlarla mâna ve ifadeyi boğmadı; Arap şairlerinin divanlarıyla çok meşgul olduğundan gazellerine ve özellikle mülemma'larına sevgiliye hitap ederek başladı. Etkilendiği şairlerin başında ömrünün son yıllarını Şîraz'da geçirmiş olan Hâcû-yi Kirmânî gelir; onu Selmân-ı Sâvecî izler, Hayyâm'ın etkisi de görülür. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Sa'dî-i Şîrâzî ve Kemâleddîn-i İsfahânî'den iktibaslarda bulundu, şiirlerine cevaplar yazdı; ancak nazîre ya da iktibas olsun yazdığı her şiire kendi damgasını vurdu.
Eserleri — Dîvân. Hâfız şiirlerini hayatta iken bir divan halinde tertip etmediği için bütün bu şiirlerin ona aidiyeti tartışma konusudur; yakın zamana kadar şiirlerinin, divan nüshalarının önsözünde yalnız “câmi‘” diye anılan Gülendam adlı bir kişi tarafından derlendiği kabul edilirdi. Yeni tespit edilen eski tarihli üç nüsha derlemeye Hâfız hayatta iken başlandığını göstermiştir; bunlardan biri Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan ve İskender Mirza'nın emriyle 813-814 (1410-1411) yıllarında istinsah edilen Ayasofya nüshasıdır (nr. 9945), bir diğeri aynı emirle yazılan British Museum nüshasıdır (nr. 7759). Hüseyin Baykara gibi hükümdarların şiirleri yeniden tespit için kurdurduğu heyetler de tam sonuç verememiştir. 827 (1424) tarihli bir yazma ilk defa Abdürrahîm Halhâlî tarafından yayımlanmış; Muhammed Kazvînî ile Kāsım Ganî bu nüsha ve yirmiye yakın eski nüshaya dayanarak yeni bir neşir yapmışlardır; Pervîz Nâtil Hânlerî, Ebü'l-Kāsım-ı Encevî, Celâl-i Nâînî ve Nezîr Ahmed, Îrec Efşâr, Selîm Neysârî, Reşîd İyvazî ve Ekber Behrûz divanın diğer nâşirleridir. Sehl-i mümteni görünen şiirleri için başlangıçtan itibaren şerhler yazıldı: en eskisi Muslihuddin Mustafa Sürûrî'nin, ardından Şem'î'nin ve en mükemmeli sayılan Sûdî Bosnevî'nin Türkçe şerhleri gelir; Sûdî şerhi İsmet Settârzâde tarafından Farsça'ya çevrilmiştir. Mevlevî şeyhi Mehmed Vehbî Konevî (ö. 1244/1828) şiirleri ilk defa tasavvufî bir görüşle şerhetmiştir. Divan Türkçe'ye tam olarak ilk defa Abdülbaki Gölpınarlı tarafından çevrilmiştir (İstanbul 1944); Batı'da Joseph von Hammer'in Almanca çevirisi (Stuttgart 1812-1813) en önemlisi sayılır, Hermann Brockhaus Sûdî şerhiyle birlikte (Leipzig 1854-1860), H. Wilberforce Clarke (London 1891), Gertrude L. Bell (London 1897) ve A. J. Arberry (Cambridge 1947) İngilizce çeviri ve seçmeler yayımlamışlardır.
Çok Görüşlü Görüşler
Doğum yılı — Kaynak doğumu için verilen tarihlerin 717 (1317) ile 726 (1326) arasında değiştiğini kaydeder, bir yıl seçmez. Atlas da yıl vermez.
Babasının adı ve menşei — Babasının adı Kemâleddin veya Bahâeddin olarak sanılır; Şîraz'a İsfahan'daki Kûhpâye'den, Tuyseran'dan ya da Hemedan'dan geldiği rivayet edilir. Genellikle kabul edilen Bahâeddin adı ve Kûhpâye menşeidir; atlas diğer rivayetleri de kaydeder.
Vefat yılı — Kaynak 791 (1389) yılını da anar, fakat 792 (1390) yılını “daha kuvvetli bir ihtimal” sayar. Atlas kaydındaki 792 (1390) bu kuvvetli ihtimale dayanır; 791 (1389) rivayeti burada saklıdır.
Tarikatı ve şeyhi — Tasavvufla ilgisi bilinmekle birlikte kaynaklarda tarikatı ve şeyhi hakkında kesin bilgi yoktur. Tezkireler bazı mutasavvıf ve âlimlerden istifade ettiğini ve bazı şeyhlerle görüştüğünü kaydeder; kaynak zamanının şeyhlerinden birine intisap etmemiş olmasını uzak bir ihtimal sayar, ama bir ad vermez. Atlas onu belirli bir tarikata bağlamaz.
Divanın sıhhati — Hâfız şiirlerini hayatta iken tertip etmediği için dolaşan şiirlerin tamamının ona ait olup olmadığı tartışmalıdır; içindeki şiirlerin hepsinin ona ait olduğu kabul edilen bir nüsha bugüne kadar bulunamamıştır. Gazel getirenlere para verildiği için mahlas beytine Hâfız adının yazılmış olabileceği de kaynakta belirtilir. Bu sebeple bu kayıtta öğüt alanı açılmamıştır.
Şiirinin tasavvufî yorumu — Mevlevî şeyhi Mehmed Vehbî Konevî'nin şerhi Hâfız'ın hemen her sözünü tasavvufî açıdan yoruma tâbi tutar; kaynak bu şerhin onun gerçek düşüncelerini ve sanatını yansıtmadığı kanaatindedir. Öte yandan aynı kaynak gazellerindeki aşk ve şarap meclislerinin mecazi anlamlar da taşıdığını ve şairin tasavvuf neşvesine sahip olduğunu söyler. Atlas ikisi arasında tercih yapmaz; okuyucuya iki okumanın da var olduğunu bildirir.
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) · c. 15, s. 103-106, “Hâfız-ı Şîrâzî” maddesi
- TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) — Osman Gazi Özgüdenli · c. 39, s. 182-184, “ŞÎRAZ” maddesi
Bu kaydın kaynakları aşağıdadır (Kaynak Zorunluluğu).
Bu kayıtta bir hata mı gördünüz? Kaynağıyla düzeltme önerin
Kalıcı kimlik: EA-Z-000344 · bu adres kaydın adı değişse de aynı kayda gider; atıfta bunu kullanın.
