Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 26/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Sahâbe

Şurahbîl b. Hasene

Hz.

Hz. Peygamber'in vahiy kâtiplerinden, Suriye fethine gönderilen dört kumandandan biri olan sahâbî. Tam adı Şürahbîl b. Hasene bint Mutâ' el-Kindî 'dir; künyesi Ebû Abdillâh olarak verilir, Ebû Abdirrahmân ve Ebû Vâile künyeleriyle de anılır. 573 veya 574 yılında Mekke'de doğdu. Aslen Kindelidir. Mekke'de Zühreoğulları'nın halîfi olarak yaşayan babası Abdullah, Şürahbîl çok küçük yaşta iken öldüğü için annesi Hasene'ye nisbet edilmiştir. Babasının vefatından sonra annesiyle evlenen Kureyşli Süfyân b. Ma'mer el-Cumahî'nin yanında büyüdü. Gençlik yılları Mekke'de geçti; okuma yazma bildiği için itibar gördü. Otuz beş yaşlarında aile fertleriyle birlikte müslüman oldu. İlk iman edenlerle birlikte müşriklerin işkencelerine mâruz kaldı ve ikinci kafile ile Habeşistan'a hicret etti. Medine'ye gelişi 7 (628) yılındaki Hayber Gazvesi sırasında olmuştur; üvey babasının akrabaları olan Züreykoğulları'nın yanına yerleşti. Bundan sonra birçok seriyye ve gazveye katıldı; Resûl-i Ekrem'in vahiy kâtipliğini yaptı ve çeşitli antlaşma metinlerini yazdı. Bunlardan biri, Tebük Gazvesi sırasında cizye vermek üzere antlaşma yapılan Eyle halkına ve önderleri Yuhannâ b. Rü'be'ye gönderilen metindir. Hz. Peygamber vefatından kısa bir süre önce onu Mısır'a elçi olarak gönderdi; Şürahbîl ancak Resûlullah'ın vefatından sonra Medine'ye dönebildi. Adı Hz. Ebû Bekir döneminde sıkça duyulmaya başlandı. Halife onu Yemâme'de Müseylimetülkezzâb üzerine gönderilen İkrime b. Ebû Cehil'e yardım etmek üzere yeni bir birliğin başında yolladı; ancak yeterli kuvvete sahip olmadığı için başarı sağlayamadı. Hâlid b. Velîd'in Müseylime'yi bertaraf etmesinin ardından Suriye'ye gönderilen orduların başında Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Yezîd b. Ebû Süfyân ve Amr b. Âs ile birlikte dördüncü kumandan olarak yer aldı. Emrindeki 3000 kişiyle Tebük üzerinden Ürdün'e ulaştı; yardımcı kuvvetlerle asker sayısı 7500'e çıkınca diğer kumandanlarla birlikte Busrâ'yı kuşattı ve şehir Hâlid b. Velîd'in komutasında fethedildi. Ecnâdeyn Savaşı'nda (13/634) Hâlid b. Velîd onu Amr b. Âs ile birlikte ordunun sağ cenah kumandanlığında görevlendirdi; savaşın kazanılmasında önemli rol oynadı ve Beysân'a çekilen Bizans ordusunu takip etti. Fihl Savaşı'nda da kumandan olarak yer aldı. Dımaşk kuşatmasında Ferâdîs Kapısı'nı tuttu ve fetih sırasında şehre birlikleriyle bu kapıdan girdi. Yermük Savaşı'nın (15/636) kazanılmasında da büyük payı oldu; savaştan sonra Başkumandan Ebû Ubeyde tarafından Ürdün'e gönderildi. Kudüs teslim alınırken Hz. Ömer'le birlikte şehre girdi. Suriye-Filistin bölgesinde Akkâ, Sûr ve Taberiye gibi yerleri ele geçirdi. 18 (639) yılında Amvâs'ta ortaya çıkan veba salgınında vefat etti. Kaynağa göre kabri Ürdün'de Livâü'l-ağvâri'ş-şimâliyye bölgesindeki Vâdilyâbis köyünde, bir caminin son cemaat mahallinde özel bir bölmede bulunmaktadır. Kendisinden yalnız bir iki rivayet nakledilmiştir; râvileri arasında iki oğlu Rebîa ve Abdurrahman ile Ebû Abdullah el-Eş'arî'nin adları geçer.

Wadi al-YabisVefât 18 h.İncele
Sahâbe

Dırâr b. Ezver

Hz.

Şair ve cengâver sahâbî; Esedoğulları'ndandır. Tam adı Ebü'l-Ezver Dırâr b. Mâlik b. Evs el-Esedî 'dir; Ebû Bilâl künyesiyle de anılır. Babası "eğri boyunlu" anlamına gelen Ezver lakabıyla tanındığı için Dırâr b. Ezver diye şöhret bulmuştur. Bazı kaynaklarda adının Abd b. Ezver olduğu söylenir; ancak Abd'in onun kardeşi olduğu anlaşılmaktadır. Esedoğulları'nın zenginlerindendi; 1000 devesi ve bunları güden birkaç çobanı vardı. Kabilesinden bir heyetle birlikte 9 (630) yılında Medine'ye gitti ve Resûl-i Ekrem'den izin alarak huzurunda Lâmiyye kasidesini okudu. Kasidede içkiyi, kumarı ve eğlenceyi, hatta ailesini ve bütün servetini bırakarak Hz. Peygamber'in yanında müşriklere karşı savaşmaya geldiğini, bu alışverişte zarar etmemeyi umduğunu söylüyordu. Hz. Peygamber kasideyi dinledikten sonra ona kârlı bir alışveriş yaptığını söyledi. Hz. Peygamber onu Benî Esed'in bir kolu olan Benî Saydâ'ya ve Benî Düel'in (Benî Dîl) bir kısmına elçi olarak gönderdi. Esedoğulları'ndan Tuleyha b. Huveylid peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkınca Dırâr'ı Benî Esed yöneticilerini yakından gözetmekle görevlendirdi. Dırâr, Tuleyha'ya karşı harekete geçmek üzere kabiledeki müslümanları bir araya topladı; fakat bu sırada Hz. Peygamber'in vefat haberi gelince Tuleyha'nın etrafında toplananlar hızla çoğaldı ve Dırâr, Benî Esed'deki müslüman yöneticilerle birlikte Halife Hz. Ebû Bekir'in yanına döndü. Ridde savaşlarında ve çeşitli bölgelerin fethinde Hâlid b. Velîd'in emrindeki orduda yer aldı; Hâlid'in Temîmoğulları üzerine gönderdiği birliklerden birine kumanda etti. Bu birlik, Benî Temîm'in zekât âmili olduğu hâlde Hz. Peygamber'in vefatından sonra zekât toplanmasına karşı çıkan Mâlik b. Nüveyre ile adamlarını esir alarak Hâlid b. Velîd'e teslim etti; kaynağın bildirdiğine göre Mâlik, başkumandanın emriyle Dırâr tarafından öldürüldü. Yemâme Savaşı'nda (12/633) yine Hâlid b. Velîd'in emrinde büyük kahramanlıklar gösterdi. Kaynak, çeşitli savaşlara katıldıktan sonra Ecnâdeyn Savaşı'nda (13/634) şehid düştüğü kanaatindedir. Fırat kıyısında, bugünkü Necef'in bulunduğu Bânikyâ'daki çetin savaşta aldığı ağır yaranın ıstırabından söz eden bir şiiri de onun 13 yılında vefat ettiğini gösterir. Vefatına dair diğer rivayetler Çok Görüşlü Sunum'da yer alır. Tesir Halkası — Hz. Peygamber'den iki hadis rivayet etmiştir: biri, huzurunda kasidesini okuduğunda Resûl-i Ekrem'in ona iyi bir alışveriş yaptığını söylemesi; diğeri, Hz. Peygamber'e hediye ettiği süt devesini onun emriyle sağarken Resûl-i Ekrem'in kendisine "Memeyi büsbütün kurutma!" diye ihtarda bulunmasıdır. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Câhiliye devrinden itibaren ünlü atı Muhabber 'in sırtında çeşitli savaşlarda yiğitlik gösterdiği ve katıldığı her savaş için bir şiir söylediği rivayet edilir; hayatına yer veren eserlerde şiirlerinden örnekler bulunur. Kendisi gibi cesur ve şair olan kız kardeşi Havle bint Ezver de Şam ve Mısır gibi ülkelerin fethinde bulunmuş ve bu savaşlar için şiirler söylemiştir. Türbesi ve Külliyesi — Kaynağa göre mezarı Vâdilürdün'de (Ürdün Vadisi), Gūrülbilevne bölgesindeki Dırâr köyünde küçük bir mescidin içindedir.

Deir AllaVefât 18 h.İncele
Sahâbe

Muâz b. Cebel

Hz.

Ensâr'ın genç âlimlerinden sahâbî; Hz. Peygamber'in helâl ve haramı en iyi bilen kişi olarak gösterdiği, Yemen'e kadı ve muallim olarak gönderdiği zattır. Tam adı Ebû Abdirrahmân Muâz b. Cebel b. Amr el-Ensârî 'dir; Hazrecî ve Cüşemî nisbeleriyle de anılır. Hicretten on sekiz yıl önce (m. 603) Medine'de dünyaya geldi. Hazrecoğulları'nın Benî Udey koluna mensup olan babasının ölümü üzerine annesi Hind bint Sehl, Benî Selime oğullarının reisi Ced (Cüd) b. Kays ile evlendi. Muâz on sekiz yaşında müslüman oldu ve İkinci Akabe Biatı'na katıldı. Kabilesinden İslâm'ı kabul eden arkadaşlarıyla birlikte geceleri Benî Selime'den henüz müslüman olmayanların putlarını kırdı veya putların âcizliğini ortaya koyacak işler yaptı. Resûl-i Ekrem hicretten sonra onunla Abdullah b. Mes'ûd arasında kardeşlik bağı kurdu. Bedir başta olmak üzere Huneyn ve Tâif dışındaki bütün gazvelere katıldı ve bunlarda kabilesinin bayraktarı veya temsilcisi oldu. Mekke'nin fethinden sonra Hz. Peygamber Huneyn'e giderken onu Mekke'ye önce emîr, ardından Kur'an ve dinî bilgiler muallimi tayin ettiği için Huneyn ve Tâif gazvelerine katılamadı. Hz. Peygamber hicretin 9. yılı Rebîülâhirinde (Ağustos 630) onu Ebû Mûsâ el-Eş'arî ile birlikte Yemen'e elçi, zekât memuru ve kadı olarak gönderdi; heyetin başına Muâz'ı tayin ederek onun Yukarı Yemen'de, Ebû Mûsâ'nın Aşağı Yemen'de görev yapmasını istedi. Yemen'de nasıl hüküm vereceğine dair aralarında geçen konuşma meşhurdur: Muâz önce Allah'ın kitabına göre hükmedeceğini, orada bulamazsa Resûlullah'ın sünnetine bakacağını, orada da bulamazsa kendi kanaatiyle hüküm vereceğini söyleyince Hz. Peygamber memnun oldu ve Allah'a hamdetti. Onlara halka kolaylık gösterip zorluk çıkarmamalarını, müjde verip nefret ettirmemelerini tembih etti. Heyeti uğurlarken bir süre Muâz'ın yanında yürüyen Resûl-i Ekrem, belki bir daha görüşemeyeceklerini, Medine'ye döndüğünde yalnız mescidini ve kabrini bulacağını söyleyince Muâz ağladı; Hz. Peygamber onu teselli etti. Yemen'de Sekûn kolundan bir hanımla evlendi; orada peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan Esved el-Ansî'nin üç ay içinde ortadan kaldırılmasında önemli rol oynadı. 11 (632) yılında görevini tamamladı ve Resûl-i Ekrem'in vefatından bir süre sonra Medine'ye döndü. Hz. Ebû Bekir devrinde Suriye fetihlerine katılmak için izin istedi; Hz. Ömer onun bilgisine ihtiyaç duyulacağını söyleyerek izin verilmemesini telkin ettiyse de halife, şehid olmak isteyen birini engellemeye hakkı olmadığını söyleyerek izin verdi. Muâz Yermük ve Ecnâdeyn savaşlarında ve Dımaşk'ın fethinde bulundu; Ecnâdeyn'de ordunun sağ kanadına kumanda etti. Hz. Ömer döneminde Dımaşk Valisi Yezîd b. Ebû Süfyân'ın muallim istemesi üzerine Ebü'd-Derdâ ve Ubâde b. Sâmit ile birlikte Suriye'ye muallim olarak gönderildi. Suriye ordusu kumandanı Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Kudüs yakınlarındaki Amvâs'ta ortaya çıkan veba salgınında ( tâûnu Amvâs ) ölünce ordunun başına Muâz geçti (18/639). Kendisi de iki oğlu ve iki hanımıyla birlikte bu salgına yakalandı ve aynı yıl vefat etti. Kaynaklarda ailesi Amvâs tâununda ölünce soyunun tükendiği kaydedilir. Uzun boylu ve heybetli bir kimseydi; bir ayağı sakattı. Tesir Halkası — Asr-ı saâdette Kur'an'ın tamamını ezbere bilen birkaç kişiden biri; Resûlullah'ın kendilerinden Kur'an öğrenilmesini tavsiye ettiği dört sahâbîden ve o devirde fetva veren altı sahâbîden biriydi. Hz. Peygamber onu helâl ve haramı en iyi bilen kişi olarak gösterir, "Muâz ne iyi adam!" diye iltifat eder, kıyamet gününde onun âlimlerin önünde yürüyeceğini söylerdi; bazen Ufeyr adlı eşeğinin terkisine bindirirdi. Hz. Ömer, hilâfeti zamanında fıkhî meseleler için Muâz'a başvurulmasını tavsiye ederdi. Hz. Peygamber'den 157 hadis rivayet etmiştir; rivayetleri toplu hâlde Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned 'inde yer alır. Kendisinden Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Enes b. Mâlik gibi sahâbîler; Yemen'e onunla giden Abdurrahman b. Ganm, onu Yemen'de tanıyan Amr b. Meymûn, Ebû Müslim el-Havlânî, Mesrûk b. Ecda' gibi tâbiîler hadis, fıkıh ve kıraat öğrenmiştir. Türbesi ve Külliyesi — Kaynağa göre bugün İrbid vilâyetine (muhâfaza) bağlı Ağvârüşşimâliye livâsında, kendi adıyla anılan köyde bulunan kabri üzerine küçük bir mescid ve türbe yaptırılmıştır.

Al-Shunah al-ShamaliyahVefât 18 h.İncele
Şehîd

Cafer-i Tayyar (Cafer b. Ebî Tâlib)

Hz.

Hz. Peygamber'in amcasının oğlu ve Hz. Ali'nin öz kardeşi; Habeşistan muhacirlerinin başkanı ve Mûte Savaşı'nda şehid düşen ikinci kumandan. Tam adı Ebû Abdillâh Ca'fer b. Ebî Tâlib b. Abdilmuttalib el-Hâşimî 'dir. Mûte'de iki kolu kesildikten sonra Hz. Peygamber'in, bunlara karşılık ona cennette uçtuğu iki kanat verildiğini haber vermesi sebebiyle Tayyâr (uçan) ve Zü'l-cenâhayn (iki kanatlı) lakaplarıyla anılır; Ca'fer-i Tayyâr adı buradan gelir. Yaklaşık 590 yılında Mekke'de doğdu; Hz. Ali'den on yaş büyüktü. Babası Ebû Tâlib çocuklarının çokluğu yüzünden geçim sıkıntısı çektiği sırada, yükünü hafifletmek için Hz. Peygamber Ali'yi, amcası Abbas da Ca'fer'i yanına almıştı; bu yüzden gençlik yılları amcası Abbas'ın yanında geçti. Hz. Peygamber'e ilk iman edenler arasında yer aldı. Mekkeli müşriklerin müslümanlara eziyetleri artınca hanımı Esmâ bint Umeys ile birlikte Habeşistan'a hicret eden ikinci kafileye katıldı ve Hz. Peygamber tarafından bu kafileye başkan tayin edildi. Oğlu Abdullah Habeşistan'da dünyaya geldi ve orada doğan ilk müslüman olarak anıldı. Kureyşliler, muhacirlere iltica hakkı tanınmaması için Ebû Rebîa b. Mugīre el-Mahzûmî ile Amr b. Âs'ı elçi olarak gönderdiklerinde, Habeş Hükümdarı Necâşî Ashame 'nin huzurunda müslümanları Ca'fer temsil etti. Büyük bir açıklık ve cesaretle İslâm inançlarını ortaya koyup yurtlarını terk etme sebeplerini izah etti; Kureyş temsilcilerinin eli boş dönmesini ve Necâşî'nin mülteci müslümanları himaye etmesini sağladı. Bunun ardından Necâşî'nin Ca'fer sayesinde müslüman olduğu da söylenir. Habeşistan'a hicretinden sonra 7 (628) yılına kadar orada kaldı. Bedir Gazvesi'ne katılmadı; fakat Hz. Peygamber'in bu savaşın ganimetinden pay ayırdığı ve Bedir'e katılma şeref ve sevabına sahip olduklarını belirttiği sekiz kişiden biri oldu. Hudeybiye Antlaşması'ndan sonra Hz. Peygamber Necâşî'ye yolladığı mektupta ülkesindeki müslümanları Medine'ye göndermesini istedi. Ca'fer, Necâşî'nin tahsis ettiği gemiyle Arabistan'a döndü ve yanındaki muhacirlerle doğruca Hayber'deki Hz. Peygamber'in yanına gitti. Hayber'in fethinden hemen sonra onu karşısında gören Resûlullah "Hangisine sevineceğimi bilmiyorum: Hayber'in fethine mi, yoksa Ca'fer'in gelişine mi?" diyerek onu kucakladı, alnından öptü ve ganimetten on altı arkadaşıyla birlikte ona pay ayırdı. Medine'ye dönüşlerinde de ona Mescid-i Nebevî'nin yanı başında bir yer ayırarak onu oraya yerleştirdi. 8 (629) yılında Gassânî reislerinden Şürahbîl b. Amr'ın, Resûlullah'ın mektubunu götüren Hâris b. Umeyr'i öldürmesi üzerine hazırlanan 3000 kişilik ordunun kumandanlığına Hz. Peygamber sırasıyla Zeyd b. Hârise'yi, Ca'fer b. Ebû Tâlib'i ve Abdullah b. Revâha'yı getirdi; biri şehid olursa diğeri kumandayı alacaktı. Ordu Maan'da, 100.000 veya 200.000 kişiden oluştuğu rivayet edilen Bizans ordusuyla karşılaştı; iki ordu Mûte'de savaş düzenine geçti (Cemâziyelevvel 8 / Eylül 629). Zeyd b. Hârise'nin şehid düşmesiyle kumandayı alan Ca'fer düşman üzerine kahramanca hücum etti: sağ eli kesilince sancağı sol eline aldı, sol eli de kesilince onu iki koluyla göğsü arasında tuttu ve bir mızrak darbesiyle şehid oldu. Abdullah b. Ömer, defnedilmeden önce vücudunun ön tarafında pek çok yara gördüklerini söyler. Hz. Peygamber, Allah'ın kesilen iki koluna karşılık ona iki kanat ihsan ettiğini ve onlarla cennette uçtuğunu haber verdi. Kırk yaşında şehid oldu. Hz. Peygamber şehidlerin ardından ağlamış, fakat ağıt yakıp feryat etmeyi yasaklamıştır; Ca'fer'in ev halkına bizzat üç gün yemek göndermiş, daha sonra oğullarını yanına alarak bakımlarını üstlenmiştir. Hem Habeşistan'a hicret ettiği hem de oradan dönüşünde baba yurdu Mekke'ye değil doğrudan Medine'ye gittiği için Zü'l-hicreteyn , ashabın muhtaçlarını ve fakirlerini daima gözettiği için Ebü'l-mesâkîn lakaplarıyla da anılırdı. Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber'den sonra en cömert kişi olarak Ca'fer'i gösterir; Resûl-i Ekrem de ahlâkça kendisine benzediğini belirterek onu takdir ve taltif ederdi. Tesir Halkası — Rivayetleri pek azdır. Bunları kendisinden oğlu Abdullah, Abdullah b. Mes'ûd, Amr b. Âs ve Ümmü Seleme rivayet etmiştir; diğer iki oğlu Muhammed ile Avn'ın da ondan rivayette bulunduğu ifade edilir. Türbesi ve Külliyesi — Mûte, Lût gölünün güneyinde, Kerek'e 11, Kudüs'e 50 km. uzaklıkta geniş tarım arazilerine sahip bir yerdir. Bugün savaşın yapıldığı yerde tarihî Mûte Mescidi'nin kalıntıları ve onun 500 m. yakınında şehid olan üç kumandanın türbeleri bulunmaktadır. Son zamanlarda Mûte şehidlerinin adları bir anıta yazılmış, anıtın yanına bir cami ( Câmiu'l-meşhed ) inşa edilmiştir.

MazarVefât 8 h.İncele
Sahâbe

Ebû Ubeyde b. Cerrâh

Hz.

Aşere-i mübeşşereden olan kumandan sahâbî; Hz. Peygamber'in "bu ümmetin emini" dediği ve Suriye fetihlerini başkumandan olarak yöneten zat. Tam adı Ebû Ubeyde Âmir b. Abdillâh b. el-Cerrâh el-Fihrî el-Kureşî 'dir; Emînü'l-ümme lakabıyla anılır. Hicretten kırk yıl önce (583) Mekke'de doğdu. Kureyş'in Benî Hâris b. Fihr kabilesindendir; soyu Hz. Peygamber'in onuncu dedesi Fihr'de Resûlullah'ınkiyle birleşir. Câhiliye devrinde Mekke'de okuma yazma bilen birkaç kişiden biri olduğu için Kureyşliler ona değer verirdi. Hz. Peygamber'in İslâm'a davete başladığı ve henüz Dârülerkam'a girmediği günlerde Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla müslüman oldu. İslâmiyet'in yayılması için gösterdiği çaba yüzünden Kureyş'in ağır baskılarına uğradı; işkenceler dayanılmaz hale gelince 616 yılında yapılan İkinci Habeşistan hicretine katıldı, bir müddet sonra Mekke'ye döndü, daha sonra da Medine'ye hicret etti. Hz. Peygamber onunla Sa'd b. Muâz arasında kardeşlik (muâhât) kurdu. Medine döneminde tebliğde ve idarî işlerde önemli görevler aldı ve Hz. Peygamber'le birlikte bütün gazvelere katıldı. Bedir'de düşman saflarında bulunan babasını, kendisine hücum etmesi üzerine öldürmek zorunda kaldığı ve müminlerin babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa kâfirleri dost edinemeyeceğini bildiren âyetin (el-Mücâdile 58/22) bundan dolayı indiği rivayet edilir. Uhud'da yiğitlik gösterdi; İslâm ordusu dağıldığında Resûlullah'ın etrafından ayrılmayan on dört kişi arasındaydı ve Hz. Peygamber'in yüzüne batan miğfer parçasını dişleriyle çıkarırken iki ön dişi çıktı. İkinci Zülkassa (6/627) ve Sîfülbahr (Habat) (8/629) seferlerine kumandan tayin edildi; Zâtüsselâsil Seriyyesi'nde arkadan gönderilen yardımcı kuvvetlere o kumanda etti (8/629). Aynı yıl Mekke'nin fethinde Hz. Peygamber'in önünde şehre girdi. Beytülmâlde görev yaptı, Hudeybiye Antlaşması başta olmak üzere bazı vesikalarda şahit olarak adı yazıldı, Medine'ye gelen Yemenliler'e İslâmiyet'i öğretmekle görevlendirildi. Hıristiyan kalıp cizye vermeyi kabul eden Necranlılar cizyeyi tahsil etmek üzere güvenilir birinin gönderilmesini istediğinde Resûl-i Ekrem "Her ümmetin bir emini vardır; bu ümmetin emini de Ebû Ubeyde b. Cerrâh'tır" diyerek onu Necran'a gönderdi; o da oradaki insanlara İslâmiyet'i öğretti. Müzeyne, Hüzeyl ve Kinâne kabilelerinin vergilerini toplama görevi de ona verildi. Hz. Peygamber'in vefatı üzerine aralarında Ebû Bekir ve Ömer'in de bulunduğu bazı sahâbîler ona halife olarak biat etmek istediler; o ise bu göreve Hz. Ebû Bekir'in lâyık olduğunu söyleyerek teklifi kabul etmedi. Hz. Ebû Bekir devrinde önce devletin maliye işlerini yürüttü, ardından Suriye'ye gönderilen ordulardan birine kumandan tayin edildi. Hz. Ömer onu Hâlid b. Velîd'in yerine bu bölgedeki orduların başkumandanlığına getirdi. Bu dönemde Dımaşk, Humus, Hama, Lazkiye, Halep, Antakya ve Kudüs başta olmak üzere Suriye'deki birçok şehir fethedildi; gönderdiği birlikler Urfa ve Maraş'a kadar ilerledi. Fethedilen yerleri hayatının sonuna kadar Hz. Ömer'in valisi olarak idare etti. Uzunca boylu, zayıf yapılı ve seyrek sakallıydı. Hz. Peygamber mütevazi, zühd ve hayâ sahibi olan Ebû Ubeyde'yi çok sever, ahlâk ve şahsiyetini takdir ederdi; Hz. Âişe'nin rivayetine göre Ebû Bekir ve Ömer'den sonra en çok sevdiği kişi oydu. Mekkeliler'in usulüne uygun kabir kazmasıyla da tanınırdı. Hz. Ömer de onu sever ve takdir ederdi: Amvâs'ta veba baş gösterdiğini duyunca, Ebû Ubeyde bu salgından kurtulup kendisinden sonraya kalırsa onu devlet başkanı olarak vasiyet etmek istediğini söylemiş; hançerlendiğinde yerine birini bırakmasını isteyenlere de sağ olsaydı yerine Ebû Ubeyde'yi bırakacağını ifade etmişti. Kudüs yakınlarındaki Amvâs'ta ortaya çıktığı için tâûnu Amvâs diye bilinen ve birçok sahâbînin ölümüne yol açan vebaya yakalanarak Beysân'a bağlı Amtâ köyünde vefat etti (18/639) ve oraya defnedildi. Hanımı Hind bint Câbir'den Yezîd ve Umeyr adlı iki oğlu olduysa da nesli devam etmedi. Tesir Halkası — Kur'ân-ı Kerîm'i ezberleyen sahâbîlerdendir. Hayatı savaşlarda geçtiği için Hz. Peygamber'den yalnız on beş hadis rivayet etmiştir; bunların on ikisi Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned 'indedir. Kendisinden İrbâd b. Sâriye, Câbir b. Abdullah, Ebû Ümâme el-Bâhilî ve Semüre b. Cündeb gibi sahâbîler rivayette bulunmuştur. Türbesi ve Külliyesi — Kaynağa göre kabri bugün Vâdilürdün'de Gūrülbilevne bölgesindeki Ebû Ubeyde köyü ndedir. Kabrin üzerine daha önce I. Baybars tarafından 675 (1277) yılında bir kubbe yaptırıldığı bilinmektedir. 1366 (1946-47) yılında Kral Abdullah kabrin yanına bir mescid yaptırarak mezarı mescidin içine aldı; 1374'te (1954-55) Kral Hüseyin zamanında mescid genişletilerek yeniden inşa edildi.

Deir AllaVefât 18 h.İncele
Şehîd

Zeyd b. Hârise

Hz.

Resûl-i Ekrem'in evlâtlığı ve âzatlısı; Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen tek sahâbî ve Mûte Savaşı'nda şehid düşen ilk kumandan. Tam adı Ebû Üsâme Zeyd b. Hârise b. Şerâhîl (Şürahbîl) el-Kelbî 'dir. Resûlullah tarafından çok sevildiği için "hibbü Resûlillâh" lakabıyla tanınırdı. Bi'setten otuz beş yıl kadar önce doğdu; aslen Yemen menşeli Kelb kabilesindendir. Hz. Peygamber'den yalnız on yaş küçük olduğu halde evlâtlığı olduğu için önceleri Zeyd b. Muhammed diye anılırdı; evlâtlıkların öz babalarının adıyla anılmasını emreden âyet (el-Ahzâb 33/5) inince babası Hârise'nin adıyla anılmaya başlandı. Câhiliye döneminde henüz çocukken annesi Su'dâ ile birlikte akrabalarını ziyarete giderken Benî Kayn mensupları tarafından kaçırıldı, köle olarak satıldı ve sonunda Hz. Hatice'nin eline geçti; Hz. Hatice de onu Resûlullah'a hediye etti. Kabilesinden hac için Mekke'ye gelenler onu tanıyıp ailesine haber verdiler. Babası Hârise fidyesini de alarak Mekke'ye geldi ve Resûl-i Ekrem'den onu geri istedi. Resûlullah Zeyd'i ailesiyle görüştürdü ve dilerse onlarla gidebileceğini söyledi; fakat Zeyd Resûlullah'ın yanında kalmayı tercih etti. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem onu Kâbe'nin bitişiğindeki hicr mevkiine götürüp "Şahit olun, Zeyd benim oğlumdur, o benim mirasçım, ben de onun mirasçısıyım!" dedi ve ardından onu âzat etti. Hz. Peygamber'den hiç ayrılmayan Zeyd onun risâletini ilk tasdik edenlerdendir. Tâif yolculuğunda beraberdi; Tâifliler Resûl-i Ekrem'i şehirden çıkarırken atılan taşların ona isabet etmemesi için kendi vücudunu siper etti ve yaralandı. Mekke'de Hz. Hamza ile kardeş ilân edildi; Hamza savaşa gitmeden önce öldüğü takdirde ne yapılacağını ona vasiyet ederdi, şehid olacağı Uhud günü de ona vasiyette bulundu. Hicretten sonra bir süre Sa'd b. Hayseme'nin Kubâ'daki "Beytü'l-uzzâb" (bekârlar evi) denilen evinde misafir oldu ve Üseyd b. Hudayr ile kardeş ilân edildi. Bedir, Uhud ve Hendek gazvelerine, Hudeybiye seferine ve Hayber'in fethine katıldı. Bedir zaferinin müjdesini Hz. Peygamber'in devesi Kasvâ'ya binerek Medine'ye o ulaştırdı; Hendek'te muhacirlerin sancaktarı idi. Karede, Cemûm, Îs, Taref, Hismâ, Ümmü Kırfe, iki Vâdilkurâ ve Medyen seriyyeleri onun kumandanlığında yapıldı. Hicretin 6. yılının Rebîülevvel ayı başında (Temmuz 627) Hendek'e 700 kişilik bir kuvvetle katılan Benî Süleym'i cezalandırmak üzere Cemûm'a gönderildi. Sefevân ve Müreysî' gazvelerinde Resûlullah'a vekâleten Medine'de kaldı. Hz. Âişe, "Resûl-i Ekrem Zeyd'i bir ordu ile sefere gönderdiğinde mutlaka onu kumandan tayin ederdi" demiştir. Birkaç defa evlendi. Resûlullah'ın dadısı Habeşî Ümmü Eymen 'le Mekke'deki ilk evliliğinden oğlu Üsâme doğdu; Ümmü Külsûm bint Ukbe, Dürre bint Ebû Leheb ve Hind bint Avvâm ile de evlendi. Bedir'den sonra Resûlullah'ın halası Ümeyme'nin kızı Zeyneb bint Cahş ile evlendi; Hz. Peygamber'in aracılığıyla yapılan bu evlilik geçimsizlik yüzünden sürmedi ve boşanmayla sonuçlandı. Ardından inen âyetle (el-Ahzâb 33/37) evlâtlıkların boşanmış eşleriyle evlenme yasağı âdeti kaldırıldı ve Resûl-i Ekrem Zeyneb ile evlendi. Bu konudaki rivayetlerle ilgili kaynağın değerlendirmesi Çok Görüşlü Sunum'dadır. Gassânî reislerinden Şürahbîl b. Amr'ın Resûlullah'ın elçisi Hâris b. Umeyr'i öldürmesi üzerine hazırlanan 3000 kişilik ordunun sancağını Hz. Peygamber ona verdi: "Eğer Zeyd şehid olursa sancağı Ca'fer alsın, o da şehid düşerse Abdullah b. Revâha alsın." Ordu Maan'da Bizans ordusuyla karşılaştı; iki ordu Mûte'de savaş düzenine geçti (Cemâziyelevvel 8 / Eylül 629). Birinci kumandan sıfatıyla sancağı taşıyan Zeyd daha savaşın başında şehid düştü; üç kumandan da bu sıraya göre şehid oldu. Resûl-i Ekrem şehâdet haberini Medine'de ashabına gözyaşları içinde bildirdi ve üç defa "Allahım, Zeyd'e mağfiret et!" diye dua etti. Ölülerin ardından feryadı yasaklayan Resûlullah'ın gözyaşı dökmesini garipseyen Sa'd b. Ubâde'ye "Bu, sevgilinin sevgilisine olan özlemidir" dedi. Zeyd'in elli beş yaşında şehid düştüğü kaydedilir. Oğlu Üsâme de Hz. Peygamber'e yakınlığıyla bilinen sahâbîlerdendi; Resûl-i Ekrem vefatından kısa bir süre önce Bizans'a gönderilmek üzere hazırlanan (Safer 11 / Mayıs 632) ve içinde Hz. Ebû Bekir ile Ömer'in de bulunduğu ordunun kumandanlığını ona verdi. Zeyd'in Üsâme dışında Zeyd ve Rukayye adlı iki çocuğu daha vardır; ağabeyi Cebele de sahâbîdir. Türbesi ve Külliyesi — Mûte, Lût gölünün güneyinde, Kerek'e 11, Kudüs'e 50 km. uzaklıkta geniş tarım arazilerine sahip bir yerdir. Bugün savaşın yapıldığı yerde tarihî Mûte Mescidi'nin kalıntıları ve onun 500 m. yakınında şehid olan üç kumandanın türbeleri bulunmaktadır. Son zamanlarda Mûte şehidlerinin adları bir anıta yazılmış, anıtın yanına bir cami ( Câmiu'l-meşhed ) inşa edilmiştir.

MazarVefât 8 h.İncele
Şehîd

Abdullah b. Revâha

Hz.

Ensar'dan şair sahâbî; Mûte Savaşı'nda şehid düşen üçüncü kumandan. Tam adı Ebû Muhammed Abdullāh b. Revâha 'dır; Ebû Revâha ve Ebû Amr künyeleriyle de anılır. Hazrec kabilesinin Benî Hâris kolundan Revâha b. Sa'lebe'nin oğludur. Muhadramûn şairlerindendir; sanatını yalnız Hz. Peygamber'i ve İslâm dinini savunmak, müşrikleri hicvetmek yolunda kullanmıştır. Resûlullah'ın onun için söylediği bilinen “Şiirleri müşrikler üzerinde oklardan daha etkilidir” sözü şairlik kudretini, “Şüphe yok ki kardeşiniz bâtıl ve boş söz söylemez” sözü ise kişiliği hakkındaki görüşünü yansıtır. Şuarâ sûresinin şairlerin her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını bildiren 224-226. âyetleri inince “Allah benim de şair olduğumu biliyor, demek ki ben de onlardanım” diyerek üzüntüsünü belirtmiş; bunun üzerine “Ancak iman edip iyi işler yapanlar müstesna...” diye başlayan 227. âyet nâzil olmuştur. Şairliğinin yanı sıra çok etkileyici bir hitabet gücüne sahipti. Okuma yazma bilmesi, hassas bir şair, hatip ve mahir bir muharip olması, yüksek cesareti, ileri derecede zühd ve takvâsı sebebiyle Hz. Peygamber'in özel teveccüh ve itimadını kazandı. İkinci Akabe Biatı'nda Medineli müslümanlar tarafından on iki nakibin biri olarak seçildi; Hz. Peygamber onu ayrıca özel kâtipleri arasına aldı. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber savaşlarıyla Hudeybiye ve Umretü'l-kazâ seferlerine katıldı; Umretü'l-kazâ'da umre süresince Hz. Peygamber'in devesinin yularını tuttu. Hadis de rivayet etmiştir. Bedir zaferinin müjdesini Zeyd b. Hârise ile birlikte Medine'ye götürdü; İkinci Bedir seferi (Bedrü'l-mev'id) sırasında Medine'de Hz. Peygamber'in vekili olarak kaldı. Hz. Peygamber onu Hayber seferinden önce dört kişilik bir seriyyenin kumandanı olarak “Hayber'i gözetle, halkın arasına karış, ne konuştuklarını ve ne yapmak istediklerini öğren” emriyle Hayber'e gönderdi. Dönüşünden sonra otuz kişilik bir heyetin başkanı olarak Hayber'e elçi gönderildi; fetihten sonra Hayber mahsulünün ortakçı yahudilerle bölüşülmesinde yetkili kılındı. Daha önce Hendek Savaşı sırasında Benî Kurayza'ya gönderilen dört kişilik elçi heyetinde de yer almıştı. Kaynak, bu görevlerden hareketle onun İbrânîce bildiği ihtimalini kaydeder. Gassânî reislerinden Şürahbîl b. Amr'ın, Resûlullah'ın mektubunu götüren Hâris b. Umeyr'i öldürmesi üzerine 8 (629) yılında hazırlanan 3000 kişilik ordunun kumandanlığına Hz. Peygamber sırasıyla Zeyd b. Hârise'yi, Ca'fer b. Ebû Tâlib'i ve Abdullah b. Revâha'yı getirdi; biri şehid olursa diğeri kumandayı alacaktı. Ordu Maan'da konakladığı sırada, 100.000 veya 200.000 kişiden oluştuğu rivayet edilen Bizans ordusuyla karşı karşıya geldi. Maan'da geçen iki gün içinde bazıları durumu Hz. Peygamber'e bildirip onun vereceği karara göre hareket etmeyi istedi; Abdullah b. Revâha ise şehidlik mertebesine erişmek için yola çıktıklarını ve savaşma güçlerini sayı ve silâhlarından değil Allah'ın kendilerine lutfettiği İslâm dininden aldıklarını söyledi ve bu sözler üzerine savaşa karar verildi. İki ordu Mûte'de savaş düzenine geçti (Cemâziyelevvel 8 / Eylül 629). Zeyd b. Hârise'nin ve ardından Ca'fer b. Ebû Tâlib'in şehid düşmesi üzerine sancağı Abdullah b. Revâha aldı; bir süre sonra o da şehid oldu. Sancak Kâ'b b. Umeyr ve Sâbit b. Erkam'ın elinden Hâlid b. Velîd'e geçti. Bu sırada Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî'de savaş alanındaki gelişmeleri ve kumandanların birer birer şehid oluşunu nakletti. Mûte'de şehid olan on beş kişinin adları arasında Abdullah b. Revâha da sayılır. Kaynaklar, şehid düştüğünde arkasında çocuk bırakmadığını kaydeder. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Az sayıdaki şiiri, elliye yakın beyti İbn Hişâm'ın es-Sîre 'sinde olmak üzere, çeşitli siyer, tarih, megāzî ve tabakat kitaplarında dağınık haldedir. Câhiliye dönemine ait şiirleri, düşman kabile Evs'e mensup Kays b. Hatîm'in Hazrec'e yönelik taşlamalarına verdiği karşılıklardır. İslâmî devirdeki şiirleri ise Kureyş müşriklerinin İslâm ve Hz. Peygamber aleyhindeki şiir ve sözlü saldırılarına cevap olarak irticâlen söylenmiş recezlerdir; edebî sanatlara ve az duyulmuş kelimelere yer vermeyen, halkın kolayca anlayabileceği sade bir dille söylenmiştir. Kureyş müşriklerini, çağdaşı Kâ'b b. Mâlik ve Hassân b. Sâbit gibi kabilevî ve şahsî kusurlarından dolayı değil, imansızlıkları ve küfürdeki ısrarları sebebiyle yermiştir. Hz. Peygamber'in Hendek Gazvesi sırasında hendeğin toprağını taşıyanlara yardım ederken, toza bulanmış halde ashapla birlikte onun şu şiirini söylediği rivayet edilir: “Vallahi, Allah bize hidayet etmemiş olsaydı hidayete eremezdik; ne zekât verir ne namaz kılardık… Yâ Rabbi, düşmanla karşılaştığımızda ayaklarımızı yerinde tut ve üzerimize sabru sebat ihsan et.” Eserleri — Kaynaklarda bir divanından bahsedilmez. Velîd Kassâb, çeşitli kaynaklardan topladığı, en kısası bir, en uzunu 26 beyit olan 217 beyitlik 37 parça şiirini Dîvânü ʿAbdillâh b. Revâḥa ve dirâse fî sîretihî ve şiʿrih adıyla yayımlamıştır (Riyad 1402); bunlardan altısı Câhiliye dönemine aittir. Türbesi ve Külliyesi — Mûte, Lût gölünün güneyinde, Kerek'e 11, Kudüs'e 50 km. uzaklıkta geniş tarım arazilerine sahip bir yerdir. Bugün savaşın yapıldığı yerde tarihî Mûte Mescidi'nin kalıntıları ve onun 500 m. yakınında şehid olan üç kumandanın türbeleri bulunmaktadır. Son zamanlarda Mûte şehidlerinin adları bir anıta yazılmış, anıtın yanına bir cami ( Câmiu'l-meşhed ) inşa edilmiştir.

MazarVefât 8 h.İncele
Peygamber Ailesi

Ükeyme Hatun (Bibi Heybet)

Ükeyme Hatun, yerel gelenek ve türbedeki kitabeye göre yedinci Şiî imam Musa el-Kâzım'ın kızı, Cafer es-Sâdık'ın torunu ve İmam Ali er-Rıza'nın kız kardeşi olarak tanınır; Abbâsî takibinden kaçarak Bakü yöresine sığındığı rivayet edilir. Kabri üzerine 13. yüzyıl sonlarında Şirvanşah II. Ferruhzâd tarafından bir cami yaptırılmıştır. Özgün yapı 1936'da Bolşevikler tarafından yıkıldı; bugünkü cami 1990'larda aynı yerde yeniden inşa edildi. NOT: Musa el-Kâzım soyu yalnızca türbe kitabesine ve dinî geleneğe dayanır, erken kaynaklarca bağımsız olarak doğrulanmamış olup geleneksel/menkıbevî bir kimliklendirmedir. (Kaynak: İngilizce Vikipedi 'Bibi-Heybat Mosque'; Wikishia 'Bibi Heybat')

Bakuİncele
Tâbiîn

Bolgar — İslam'a giriş mahalli ve Sahabe makamı (geleneksel)

Bolgar, İdil (Volga) Bulgar Devleti'nin 922'de Bağdat elçiliği (İbn Fadlan'ın seyahatnamesi) sonrası İslam'ı resmen kabul ettiği tarihî merkezdir; 2014'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Tatarlar için 'Küçük Hac' sayılan önemli bir ziyaret yeridir ve Küçük Minare ile Han Türbesi gibi 14. yüzyıl anıtlarını barındırır. NOT: Bölgede sahabe defni tarihî olarak belgelenmemiştir; 'kutlu Bulgarlar' ve erken misyonerlere ilişkin rivayet geleneksel/menkıbevî bir tanımlamadır ve 2012'de dikilen Sahabe Anıtı modern bir andaçtır, doğrulanmış bir kabir değildir. (Kaynak: UNESCO Dünya Mirası No. 981; İngilizce Vikipedi 'Bolghar')

BolgarVefât 310 h.İncele
Evliyâ

Taşev Hacı (Sayasanlı)

Şeyh Hacı

Kuzey Kafkasya'da Nakşibendî tarikatının önde gelen şeyhlerinden ve Kafkas Savaşı direnişinin İmam Şamil'den önce gelen önemli simalarından biriydi. Endirey'de doğdu; 1834'ten itibaren Çeçenya imamı oldu ve Şamil yönetiminde mudîr ve vali olarak görev yaptı, Dağıstan imamlığı seçimini Şamil'e bir oyla kaybetti. Vefatına dek yaşadığı Sayasan'a yerleşti ve 1843'te burada vefat etti. Nozhay-Yurt ilçesindeki Sayasan'daki kabri Çeçenya'nın bilinen ziyaretgâhlarından biridir. (Kaynak: İngilizce Vikipedi 'Tashaw-Hadji'; Jamestown Foundation 'Sufism in the Chechen Resistance')

SayasanVefât 1259 h.İncele
Evliyâ

Heda (Kunta Hacı'nın annesi)

Heda (Khedi), Çeçen Kâdirî sufî şeyhi Kunta Hacı Kişiev'in annesidir; Kunta Hacı'nın kendisi Rus sürgününde (Ustyujna) vefat etmiş olup kabrinin yeri belirsizdir, bu yüzden tazim onun annesinin ziyaretgâhında odaklanır. Vedeno (Vedensky) ilçesindeki Hadji-Yurt/Khazhi-Yurt (yerel adıyla 'Ertan') köyünde bulunan Khedi-ziyart, Çeçenya'nın en önemli hac mahallerinden biridir ve 2009'da restore edilmiştir. Yakınındaki kutsal pınarın Kunta Hacı'nın asasını toprağa vurmasıyla fışkırdığı rivayeti menkıbevî bir gelenektir. (Kaynak: VisitChechnya 'Ziart of Heda'; Caucasian Knot kavkaz-uzel haberi)

Khazhi-Yurtİncele
Şehîd

Derbent Kırklar Şehitliği (Kırk Şehit)

Kırk Şehit

Derbent'teki Kırklar (Kyrkhlyar) mezarlığı Rusya'nın en eski aktif Müslüman mezarlığı olup, erken Arap fetihleri sırasında şehit düştüğü rivayet edilen kırk sahabe/gaziye atfedilen sandık biçimli mezar taşlarıyla bilinir. Gelenek bu şahitleri sahabe Selman b. Rabîa el-Bâhilî'nin 7. yüzyıldaki Kafkasya seferine bağlar. NOT: 'sahabe' kimlik atfı ortaçağ Arap kaynaklarına ve 'Derbend-nâme' yerel kroniğine dayanan geleneksel/menkıbevî bir tanımlamadır; arkeolojik veya kitabevî olarak doğrulanmamıştır ('kırk' motifi İslam-Türk coğrafyasında yaygın bir adak temasıdır). Mezarlığın kadimliği ve şehit-tazimi gerçektir; şahısların kesin kimlikleri ise dinî gelenektir. (Kaynak: İngilizce Vikipedi 'Kyrkhlyar'; goldtrezzini.ru aday gösterme dosyası)

DerbentVefât 32 h.İncele
Evliyâ

Said Efendi el-Çirkavi (Said Atsayev)

Şeyh Said Efendi

Tam adıyla Said Abdurahmanoviç Atsayev, 1980'lerden itibaren Dağıstan'ın en etkili Nakşibendî-Şâzelî şeyhlerinden ve önde gelen bir Şâfiî âlimiydi. Genç yaşta yetim kalmış, çobanlık ve itfaiyecilik yaptıktan sonra 32 yaşında dinî tahsile başlamıştır. 28 Ağustos 2012'de evinde bir kadın intihar bombacısı tarafından şehit edildi. Çirkey köyü mezarlığındaki kabri hemen büyük bir ziyaretgâha dönüştü. (Kaynak: İngilizce Vikipedi 'Said Afandi al-Chirkawi'; Rusça Vikipedi 'Саид-афанди Чиркейский')

ChirkeyVefât 1433 h.İncele
Evliyâ

Abdurrahman-Hacı es-Suguri (Sogratlı)

Şeyh Hacı

Sogratl'de doğan, Nakşibendî silsilesinde önde gelen bir mürşid ve 1877 Dağıstan ayaklanmasının liderlerinden biriydi. Büyük bir hafız ve sufî âlim olarak tanınır; mezar taşında 'kutub' unvanıyla anılır. Ayaklanmanın bastırılması ve oğlunun idamından sonra önce Gunib'e, ardından Nizhneye Kazanişçe'ye sürgün edildi ve burada vefat etti. Nisbesi Sogratl olmakla birlikte kabri Nizhneye Kazanişçe'dedir ve resmî kültürel miras listesinde yer alan bir ziyaretgâhtır. (Kaynak: Rusça Vikipedi 'Абдурахман-Хаджи ас-Сугури'; dagnasledie.ru miras kaydı)

Nizhneye KazanishcheVefât 1299 h.İncele
Evliyâ

Muhammed el-Yaragi

Şeyh

Lezgi asıllı Nakşibendî şeyhi ve Kafkasya'daki müridizm hareketinin fikrî kurucusu kabul edilir; İmam Şamil ve Dağıstan imamlarının manevî öğretmeniydi. Suleyman-Stalsky bölgesindeki Yukarı-Yarag (Vini-Yarag) köyünde doğdu. Rus kuvvetlerinin baskısı altında dağ köyü Sogratl'e çekildi ve burada vefat etti; kabri bugün de aktif bir ziyaretgâhtır. (Kaynak: Rusça Vikipedi 'Магомед Ярагский'; Wikidata Q4538484)

SogratlVefât 1254 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Abdurrahman (Sofala Dergâhı)

Şeyh

Beira yakınlarındaki Sofala sahilinde bulunan dergâh, Hindistan kökenli Mozambikli Müslümanların tasavvufî bir dindarlıkla bağlandığı, Abdurrahman adlı bir velînin türbesidir. Vefat tarihi belgelenmemiş olup yalnızca çelişen rivayetler vardır: kimi anlatılarda 17. yüzyılda Portekizlilerle çağdaş bir Arap tâciri, kiminde Avrupalılardan çok önce Sofala'dan geçen bir Türk hacısı olarak anlatılır; akademik literatür (Soares) kimliğini açıkça 'bilinmeyen bir velî' diye niteler. Yılda bir kez Mozambik'in dört bir yanından, komşu ülkelerden ve diasporadan Müslümanlar onun urs'unu anmak ve şefaat/bereket dilemek için sahile gelir. 2019 Idai Kasırgası'ndan sonra dergâh ve yolu onarılmıştır. (Kaynak: P. P. Soares, 'Menace and perseverance at the dargah of Sofala', Religion dergisi; Soares, EASA2020 / UNL deposu)

Nova Sofalaİncele
Evliyâ

Mwana Hadie Famau

Mwana Hadie Famau, Lamu kasabasının saygı gören kadın velîsi olup geleneksel olarak yaklaşık 16. yüzyıla tarihlenir; kabri 300-400 yıllık kabul edilir, kesin bir vefat tarihi belgelenmemiştir. Kadınların ve çocukların eğitimi ile haklarının savunucusu olarak hatırlanır; hem Arapça hem Kiswahili öğretmiş, gerçek İslam'ın kadını dışlamadığını vurgulamıştır. Lamu'nun Waungwana wa Yumbe (Moit) mahallesindeki türbesi, dilek tutup adak adanan (kuweka nadhiri) faal bir ziyaret yeridir. Şahsiyeti adıyla anılan tarihî/itikadî bir figür olmakla birlikte tarihlemesi belgesizdir ve tespit gelenekseldir/itikadîdir. (Kaynak: National Museums of Kenya / Google Arts & Culture, 'Mwana Hadie Famau'; Eastleigh Voice, Lamu tombs)

Lamuİncele
Evliyâ

Atpazarî Osman Fazlı Efendi (Kutub Osman)

Atpazarî Osman Fazlı, 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının önde gelen mutasavvıflarından olup Bayramiyye'nin bir kolu olan Celvetiyye tarikatına mensup bir şeyhtir; İstanbul Fatih'teki Atpazarı semtinde ikamet ettiği için 'Atpazarî' diye anılır. İmamlık ve müderrislik yapmış, IV. Mehmed ve II. Süleyman dönemlerinde siyaseten etkili olmuş, 1689 sonrası devlet ricaliyle ilişkisini kesmesinin ardından Sadrazam Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa tarafından Mağusa'ya sürgün edilmiştir. İmparatorluk genelinde yaklaşık 150 halife yetiştirmiş; en meşhuru, Celvetiyye'nin Hakkıyye kolunun kurucusu İsmail Hakkı Bursevî'dir. 1691'de Mağusa'da vefat etmiş, surların dışına defnedilmiş ve mezarı etrafında türbe, cami ve dergâhtan oluşan Kutub Osman Tekkesi inşa edilmiştir (1824'te yeniden yapılmıştır). (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi 'Atpazarî Osman Fazlı'; Osmanlı Araştırmaları, Eyyamoğlu & Kara Pilehvarian)

GazimağusaVefât 1102 h.İncele
Evliyâ

İttik Dede (Yitik Dede / İsmail Çavuş)

İttik Dede'ye dair resmî kayıt bulunmamakta olup, hâkim rivayete göre 1570 Osmanlı Kıbrıs seferinde Lefkoşa'daki sokak çatışmalarında şehit düşen ve düştüğü yere defnedilen bir Osmanlı askeridir. Bazı anlatılarda Mora'da doğduğu ve Selimiye Camii'nin ilk imamı Moravîzâde Ahmet Efendi ile birlikte savaştığı aktarılır. Kıbrıs Türkçesindeki 'ittik' (Anadolu'da 'yitik' = kayıp) adı, kimliğinin ve şehâdet koşullarının bilinmemesini yansıtır; dolayısıyla şahsiyet tespiti gelenekseldir, belgeli değildir. Lefkoşa Selimiye semtinde, ahşap sandukalı tek odalı bir türbede medfundur. (Kaynak: Türkçe Vikipedi 'İttik Dede Türbesi'; Kıbrıs EVKAF İdaresi)

LefkoşaVefât 978 h.İncele
Sahâbe

Ümmü Harâm bint Milhân (Hala Sultan)

Hz.

Ümmü Harâm bint Milhân, Medineli Ensâr'dan, Hazrec kabilesinin Neccâroğulları'na mensup bir sahâbiyedir; Resûlullah'ın süt teyzesi/akrabası sayılır ve sahâbî Ubâde b. Sâmit ile evlenmiştir. Yaralı askerlere hemşirelik yapmış, Hz. Peygamber'den deniz seferini müjdeleyen ve Buhârî ile Müslim'de geçen meşhur hadisi de rivayet etmiştir. Hz. Osman döneminde (28-29/648-649) Kıbrıs'a yapılan ilk deniz seferine katılmış, karaya çıkışta bineğinden düşüp vefat etmiş ve adada defnedilmiştir. Larnaka'daki Hala Sultan Tekkesi onun makamı olarak ziyaret edilir; ancak kabrin bu noktayla özdeşleştirilmesi 18. yüzyıla ait geleneksel/itikadî bir tespittir, tarihî kaynaklar yalnızca sefere katıldığını ve adada vefat ettiğini doğrular. (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi 'Ümmü Harâm'; UNESCO Geçici Liste 'Hala Sultan Tekke')

LarnacaVefât 29 h.İncele
Enbiyâ

Eyyûb (a.s.)

Hz.

Kur'an'da sabrıyla övülen, ağır hastalığa rağmen Allah'a şükrünü sürdüren peygamberdir. Salâle'nin (Zufâr) yaklaşık 40 km kuzeybatısında Cebelü'l-Karâ üzerindeki beyaz kubbeli makam köklü bir ziyaret yeridir. Bunun doğrulanmış bir kabir değil geleneksel bir makam olduğu açıkça belirtilmelidir: TDV 'Eyyûb' maddesi onun hayatını Şam bölgesine (Havran/Uz diyarı) yerleştirir ve Umman'da bir kabirden söz etmez. (Kaynak: en.wikipedia.org/wiki/Tomb_of_Job; TDV İslam Ansiklopedisi, 'Eyyûb')

Salalahİncele
Enbiyâ

Şît (a.s.)

Hz.

İslam geleneğinde Hz. Âdem'in oğlu ve ona halef olan, sahifeler indirildiği rivayet edilen peygamber sayılır. Makamı Bekaa Vadisi'ndeki en-Nebî Şît köyündeki cami içindedir ve köklü bir ziyaret geleneğine sahiptir. Rakip mezarlar da vardır (Musul/Irak'taki Nebî Şît Camii ve Filistin'de Beşşît); rivayet niteliğindeki konuma ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Verilen koordinat köy merkezi düzeyinde teyitlidir. (Kaynak: en.wikipedia.org/wiki/Al-Nabi_Shayth; wikidata.org/wiki/Q626462)

Al-Nabi Shaythİncele
Âlim

Seyyid Cemâleddîn-i Efgānî

Seyyid

XIX. yüzyıl İslâm dünyasının düşünce ve siyaset hayatında önemli yeri olan, İslâmî uyanışı etkileyen fikir ve siyaset adamı. Tam adı Seyyid Cemâlüddîn Muhammed b. Safder el-Efgānî el-Hüseynî 'dir. Kaynak, çok hareketli bir hayat yaşaması ve kaynaklardaki çelişkiler yüzünden hayat hikâyesinde hâlâ aydınlatılması gereken noktalar bulunduğunu belirtir. Kaynaklar Şâban 1254'te (Kasım 1838) doğduğunu görüş birliğiyle kaydeder; nerede doğduğu ise milliyeti ve mezhebiyle ilgili olduğu için tartışmalıdır (bk. Çok Görüşlü Sunum). Seyyid unvanı ve Hüseynî nisbesi, soyunun Hz. Hüseyin'e dayandığı iddiasından gelir. Bir anlatıma göre on sekiz yaşına kadar Kâbil'de kaldı, ilk öğrenimini âlim olan babası Safder'den yaptı; dil, tarih, din, felsefe, matematik, tıp ve siyaset alanlarında dersler aldı, sonra Hindistan'a gitti. Hac yolculuğunda birçok ülkeye uğrayarak 1273 (1857) yılında Mekke'de haccetti. Afganistan'a dönünce Dost Muhammed Han'ın hizmetine girdi; Han'ın 1279 (1863) yılında vefatından sonraki iktidar kavgasını kazanan Muhammed A'zam onu başvezir yaptı. Şîr Ali'nin iktidarı ele geçirmesi üzerine Hindistan'a geçti, fakat İngiliz yönetimi ülkeyi terketmesini istedi. 1870 başlarında Mısır'a, oradan muhtemelen Sultan Abdülaziz'in daveti üzerine İstanbul'a gitti; Âlî Paşa, Fuad Paşa, Saffet Paşa, Münif Efendi ve Hoca Tahsin Efendi ile münasebet kurdu, Meclis-i Kebîr-i Maârif'e üye oldu. 20 Şubat 1870'te açılan Dârülfünûn-ı Osmânî'de Arapça nutuk verdi. Aynı yıl ramazanda verdiği bir konferansta felsefe ile nübüvveti sanatlar arasında sayması üzerine Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi onu tekfir etti; Âlî Paşa ülkeden çıkarılmasına karar verdi. Cevdet Paşa daha sonra olayın bir yanlış anlamadan kaynaklandığını ifade etmiştir. Mart 1871'de Kahire'ye gitti ve sekiz yıl kaldı; derslerini evinde verdi, sohbetleri giderek siyasete yöneldi. Hidiv İsmâil Paşa'ya muhalefet etti. Kaynağa göre İskoç mason locasına girmiş, bu localın siyasete karışmak istememesi üzerine ihraç edilince French Grand Orient'a bağlı bir loca kurmuştur. Hidiv hükümetinin 26 Ağustos 1879 tarihli tebliğiyle Mısır'dan çıkarıldı. Hindistan'da Haydarâbâd'da tabiatçılığa reddiyesini yazdı; Urâbî Paşa isyanı sırasında (1882) Kalküta'da gözetim altına alındı ve isyan bastırılınca Hindistan'dan ayrıldı. 1883'ten vefatı olan 1897'ye kadar süren son döneminde bütün İslâm ülkeleri arasında dayanışma ve birlik idealine yöneldi. Paris'te el-'Urvetü'l-vüsḳā cemiyetinin gazetesinin başına geçti ve başyazarlık için talebesi Muhammed Abduh'u Beyrut'tan çağırdı; ilk sayısı 13 Mart 1884'te çıkan gazete, engeller yüzünden ancak on sekiz sayı (son sayı Ekim 1884) yayımlanabildi. Ernest Renan'la tartışması şöhretini artırdı. İran Şahı Nâsırüddin'in daveti üzerine İran'a gitti; ıslahat telkinleri şaha ters düşünce ayrıldı. 1886-1889 yılları arasında Rusya'da kaldı; ikinci defa İran'a döndüyse de tenkitleri yüzünden Şah Abdülazîm Türbesi'ne sığındı ve oradan zorla alınarak Basra yakınında sınır dışı edildi. Bundan sonra şah aleyhinde ağır sözler söyledi; kaynak, sonradan şahın öldürülmesinden sorumlu tutulduğunu kaydeder. Basra'dan İran ulemâsıyla temas kurarak tütün imtiyazına karşı direnişi teşvik etti; 1891'de Londra'ya geçip şah aleyhine yazılar yazdı. Londra sefiri Rüstem Paşa aracılığıyla II. Abdülhamid tarafından İstanbul'a davet edildi ve ikinci davete icabet etti. Teşvikiye'de ev ve maaş tahsis edildi. Sultanın isteğiyle İslâm birliği ve Şiî-Sünnî yakınlaşması üzerine bir rapor hazırladı; bu amaçla yazdırılan 600'ü bulan mektuba 200 kadar cevap geldi. Zamanla sultan onunla ilişkisini azalttı, sıkı bir göz hapsi uygulandı ve ülkeden ayrılma isteği geri çevrildi; buna karşılık İran'ın onu kendi tebaası sayarak istemesine olumlu cevap verilmedi. Yakalandığı kanserden kurtulamayarak 9 Mart 1897'de İstanbul'da vefat etti ve Maçka'da Şeyhler Mezarlığı 'na defnedildi. Kaynağa göre oradaki şimdiki içi boş kabir 1926 yılında Charles Cron adlı bir Amerikalı tarafından yaptırılmıştır; 1944 yılında Afganistan hükümetinin isteği üzerine kemikleri nisbet edildiği yere, Afganistan 'a nakledilmiştir. Tesir Halkası — En önemli talebesi, dostu ve yardımcısı Muhammed Abduh 'tur; Reşîd Rızâ, Kasım Emîn, Sa'd Zağlûl ve Abdülkādir el-Mağribî de etkilediği isimler arasındadır. Kaynağa göre II. Abdülhamid'i İslâm birliği ve Şiî-Sünnî yakınlaşması konularında en azından fikir planında etkilemiş; Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Mehmed Âkif, Ahmet Hamdi Akseki, Said Nursi ve Şemseddin Günaltay gibi farklı çizgilerden Osmanlı münevverleri onun sohbet ve yazılarından faydalanmıştır. Hindistan'da tesiri XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Ebü'l-Kelâm Âzâd çevresinde görülmüş, İkbal de onu takdir edenler arasında yer almıştır. İran'da 1906 anayasası ve ilk meclise varan hareketin önderleri arasında onun ekolünden yetişenler bulunduğu belirtilir. Cezayir'de Abdülhamîd b. Bâdîs dolaylı olarak onun ekolüne mensup sayılır; Mâlik b. Nebî, "İslâm dünyasındaki ıslahat hareketlerinin başlamasını Efgānî'ye borçluyuz" demiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şair değildir; bu bölüm düşünce çizgisini, kaynağın aktardığı biçimde özetler. Ona göre materyalizm her çağda insanlığa zarar vermiştir ve bir din ne kadar zayıf olursa olsun insanlık için maddecilikten daha hayırlıdır; dinler akla üç inanç, ruha haya, emanet ve doğruluk faziletlerini sunar. İctihad kapısının açık olduğunu söyler: bilen ictihad etmeli, edemeyen şuurlu olarak seçmelidir. Kazâ ve kaderin yanlış anlaşılmasının İslâm medeniyetini olumsuz etkilediğini, insanın cüz'î iradesinin sonucu belirleyen etkisi bulunduğunu belirtir. Tasavvufun aklı aşan konularda bilgi edinmek için usuller geliştirdiğini, ancak dilinin nasların zâhiriyle bağdaşacak biçimde yorumlanması gerektiğini söyler. Gerilemenin sebepleri arasında hilâfetin saltanata dönüşmesini, cebir inancının yaygınlaşmasını, eğitimin yetersizliğini ve müslümanların bölünmesini sayar; çareyi zihniyette, inançta ve ahlâkta, yani saf İslâm'a ve Kur'an'a dönüşte ve kadından başlayan yaygın bir eğitimde görür. Kaynak, onun bugünkü anlamıyla modernistler arasında değil müceddidler ve ıslahatçılar arasında değerlendirilmesini daha isabetli bulur. Eserleri — Düşüncelerini büyük ölçüde konuşmalarıyla dile getiren, az yazmış bir fikir ve aksiyon adamıdır; yazdıklarının bir kısmı kaybolmuştur. Kendisine ait olduğu kesin olarak bilinenler, Hindistan'da Farsça yazdığı ve ilk baskısı Haydarâbâd'da (1298/1881) yapılan Ḥaḳīḳat-i Meẕheb-i Neyçerî (Muhammed Abduh'un Arapça tercümesi er-Red 'ale'd-dehriyyîn , Beyrut 1886) ile Afganistan tarihine dair Tetimmetü'l-beyân 'dır (Kahire 1879). el-'Urvetü'l-vüsḳā makalelerinin büyük kısmı Abduh'un kaleminden çıkmakla birlikte fikir bakımından ona aittir. Devvânî'nin el-'Aḳāʾidü'l-'Aḍudiyye şerhine ta'likleri, Abduh'a dikte ettirdiği Risâletü'l-vâridât ve Muhammed Paşa el-Mahzûmî'nin onun sohbetlerinden derlediği Ḫâṭırât da anılır. Muhammed İmâre eserlerini 1968 ve 1979'da, Ali Şeleş bilinmeyen yazılarını 1986'da yayımlamıştır.

KâbilVefât 1314 h.İncele
Evliyâ

Ahmed Şah Dürrânî (Ahmed Şah Baba)

Baba

Afganistan Devleti'nin kurucusu (1747-1773); Afgan kabilelerine dayanarak ilk millî Afgan devletini kuran hükümdar. Kandehar'da hükümdarlığını ilân etmiş, bu şehirde kendi adını verdiği yeni bir şehir kurmuş ve orada defnedilmiştir. 1722'de doğdu. XVII. yüzyılın sonlarına doğru Herat civarına gelip yerleşen ve 1731'de İran Şahı Nâdir'in idaresine giren Abdâlî kabilesinin reisi Muhammed Zaman Han'ın oğludur; AFGANİSTAN maddesi babasını Abdâlîler'in Sadozay kolunun reisi olarak anar. 1737'de Kandehar'ı zapteden Nâdir Şah, o sırada Galzaylar'ın elinde esir bulunan Ahmed Han'ı serbest bırakarak himayesine aldı. Cesareti, zekâsı ve kabiliyetiyle kısa zamanda Nâdir Şah'ın gözde kumandanları arasına girdi; seferlerinin çoğuna katılarak büyük tecrübe edindi ve Mâzenderan valisi oldu. 1747'de Nâdir Şah'ın öldürülmesinden sonra İran'ın içine düştüğü karışıklıktan faydalanarak Kandehar'da hükümdarlığını ilân etti. Bu arada hâkimiyeti altındaki kabile reisleri ona "inciler incisi" anlamına gelen dürr-i dürrân unvanını verdi. Kâbil ve çevresini ülkesine kattıktan sonra sırasıyla Galzay, Özbek ve Tacikler'i hâkimiyeti altına alarak Afganistan'ın mutlak hâkimi oldu. Ardından devletinin sınırlarını genişletmek için batıda İran'a, güneyde Bâbürlüler'e yöneldi. 1748'de başlayan Hindistan seferlerinde Lahor ve Mültan'ı ele geçirdi; İran'da Herat ve Meşhed'i alıp buraları Nâdir Şah'ın torunu Şâhruh'a bırakarak Kandehar'a döndü (1750). 1756'da Bâbürlü ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı, 1760'ta çıktığı seferde Maratalar'ı hezimete uğratıp büyük ganimetlerle Kandehar'a döndü. Maratalar ile Sihler'in güçlenmesi üzerine 1762-1767 yılları arasında Hindistan'a yeni seferler yaptı. Ülkesinin batısında, kaynağın ifadesiyle "kuvvetli bir Şiî İran"ın tehdidini hissederek Osmanlı Devleti'ne başvurdu; bu teşebbüsü olumlu karşılık görmedi (1763). Hindistan seferleriyle meşgul olmasından faydalanan Buhara Emirliği, Afgan Türkistanı olarak bilinen bölgenin büyük kısmını işgal edince 1770'te Buhara'ya yürüdü. İki ordu Karşı şehri civarında karşı karşıya geldiyse de kaynağın aktardığı ifadeyle "hamiyyet-i İslâmiyye'ye binâen" savaşmadılar; Amuderya sınır olmak üzere barış yapıldı. Bütün ömrünü savaştan savaşa koşmakla geçiren Ahmed Şah bitkin ve hasta düşünce devlet işlerini oğlu Timur'a devrederek istirahate çekildi ve bir süre sonra vefat etti (1187/1773). Yerine geçen oğlu Timur Şah 1773-1793 yılları arasında hüküm sürdü. Kaynak onu büyük bir kumandan ve devlet adamı, mütevazi ve âdil, Afganistan'daki bütün kabilelerce sevilip sayılan bir hükümdar olarak tanıtır: hükümdarlığı sırasında halkı vergilerle sıkıntıya sokmamış, bilhassa Hindistan seferlerinden getirdiği ganimetlerle onları ihya etmiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — AFGANİSTAN maddesi onu, oğlu Timur Şah ve Şah Şûca' ile birlikte Afganistan'ın yetiştirdiği büyük edip ve şairler arasında sayar; bu hükümdarların her birinin Farsça bir divanı vardır. Türbesi ve Külliyesi — Nâdir Şah Kandehar'ı ele geçirdikten sonra şehri tahrip ettirip eski yerinin güneydoğusunda Nâdirâbâd adıyla yeniden kurdurmuş, bu ad onun ölümünün ardından unutulmuştu. Ondan sonra Kandehar'a hâkim olan Ahmed Şah Dürrânî, eski şehrin doğusunda Ahmedşâhî adını verdiği, surlarla çevrili bir şehir kurdu. KANDEHAR maddesi, şehirdeki mimari eserlerin en tanınmışının Ahmed Şah Dürrânî'nin türbesi olduğunu belirtir.

KandaharVefât 1186 h.İncele