GŞehîd
Gazi Süleyman Paşa
Gazi, Rumeli Fâtihi
Orhan Bey'in büyük oğlu Osmanlı şehzadesi; Osmanlı tarihinde Rumeli fâtihi diye bilinir ve geleneğe göre Gelibolu yarımadasına çıkarak ilk fetih hareketini başlatan şehzadedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmez. Adının geçtiği ilk çağdaş kaynak 724 (1324) tarihli Mekece vakfiyesidir; burada şahitler arasında Süleyman b. Orhan olarak kayıtlıdır. Paşa lakabına ilk Osmanlı tarihi kabul edilen Ahmedî'nin eserinde rastlanır; amcası Alâeddin Paşa dışında başka bir hânedan mensubunun kullanmadığı bu unvan, kardeşleri arasında en büyük şehzade olmasıyla ilgili olabilir. Hayatının ilk yılları hakkında çağdaş kaynaklarda bilgi yoktur. Osmanlı kaynakları onun İznik'in alınmasında (1331) rol oynadığını ve İzmit'in fethinden (1337) sonra bu bölgedeki bazı yerlerin kendisine timar olarak verildiğini yazar; kaynak bu bilgilerin doğrulanamadığını, ancak İznik ve İzmit fetihlerinde babasının yanında yer almasının kuvvetle muhtemel olduğunu belirtir. Karesi ilinin Osmanlılar'a katılması sırasında babası ona bu ilin idaresini verdi; Kapıdağ, Edincik ve Lapseki'yi ele geçirmesiyle Bursa-Lapseki yolu Rumeli'ye geçiş güzergâhı haline geldi. Rumeli'ye geçişine dair kesin bilgiler, olayların içinde bulunan Bizans imparatoru ve tarihçisi Kantakuzenos'un kroniğindedir. Kantakuzenos 1346'da kızı Theodora'yı Orhan Bey'le evlendirmiş, Sırp Çarı Stefan Duşan'a karşı damadından yardım istemişti. Orhan Bey oğlu Süleyman idaresinde 10.000 kişilik bir atlı birliği yolladı (749/1348). İkinci geçişi yine Kantakuzenos'un isteğiyle oldu; ancak Orhan Bey onu geri çağırdı (751/1350). 753'teki (1352) üçüncü geçişinde Edirne'nin kurtarılmasında rol oynadı ve Sırp-Bulgar birliklerini 1352 kışında Meriç kıyısında Empithion'da bozguna uğrattı; bu vesileyle Edirne'ye gelip Kantakuzenos ile görüştü ve bir bakıma Edirne'ye ilk ayak basan Osmanlı beyi oldu. Bu sefer sırasında Gelibolu yarımadasında birçok yeri ele geçirdi; Çimbi (Tzympe) Hisarı bir Osmanlı askerî üssü haline geldi ve Süleyman Paşa, Kantakuzenos'un 10.000 altın teklifine rağmen burayı boşaltmadı. 2 Mart 1354'te Gelibolu kıyılarını büyük bir deprem tahrip edince haberi Biga dolayında aldı, hemen karşı yakaya geçerek şehre hâkim oldu, Gelibolu'yu yeniden tamir ettirdi ve Karesi ilinden getirttiği gönüllüleri aileleriyle birlikte harap olmuş şehirlere yerleştirdi. İmparatorun tazminatı dört katına çıkaran 40.000 altınlık teklifi de kabul görmedi. Bundan sonra Bolayır merkezli gazâ faaliyetlerini Trakya'nın Marmara sahillerine ve Meriç vadisine doğru yaydı; Malkara, Keşan ve Tekirdağ'a akınlar başladı. Kardeşi Halil'in esareti sebebiyle çıkan kriz sırasında (1357) Gelibolu'yu boşaltma tekliflerine şiddetle direndi. Osmanlı kaynaklarına göre Bolayır ile Seydigazi arasında avlanırken atının ayağının bir çukura takılması sonucu düşerek vefat etti. Genel olarak 758 yılının sonbaharında (1357) öldüğü bilgisi kabul görmüştür. Vefatını haber alan Orhan Bey'in çok üzüldüğü ve hemen Bolayır'a gelerek oğlunu burada defnettirdiği belirtilir. Bir rivayete göre de Süleyman Paşa, ölümü halinde gazilerin burada tutunacağını düşünerek Bolayır'a gömülmeyi vasiyet etmişti. Bizans kaynaklarında Orhan Bey'in vârisi ve devlet işlerinin fiilî yöneticisi olarak görülür; Osmanlı kaynaklarında şecaat ve sehavet sahibi bir gazâ lideri olarak övülür. Oğullarından Melik Nâsır denizde boğulmuş, İsmâil ile İshak uç kesiminde akınları sürdürmüştür; kızlarından Sultan Hatun Candaroğlu II. Süleyman Bey ile evliydi, Efendizâde Hatun ise Akşehir'de vefat etti. İznik'te bir mescid ve medrese, Bursa'da bir mescid yaptırmış ve bunlara zengin vakıflar tahsis etmiştir. Tesir Halkası — Bazı Osmanlı kaynaklarında, sınır boylarındaki Rumeli gazilerince Gazi Umur Bey ile birlikte büyük bir askerî ve mânevî önder olarak kabul edildiği ve hâtırasının menkıbelerle yaşatıldığı belirtilir. Oruç Bey'in ifadesiyle: "Gaziler nezdinde Süleyman ve Umur velâyet sahibidir." Vefatı sırasında Rumeli'de Osmanlı sınırları batıda Keşan ile İpsala arasına, Marmara kıyısında Tekirdağ'ın güneyine uzanıyordu; Ferecik de ölümüne yakın ele geçirilmiş, akınlar Dimetoka'ya ulaşmıştı. Türbesi ve Külliyesi — Fâtih Sultan Mehmed devrinde düzenlenmiş vakfiyesinden ve vakıf tahrir defterlerinden, Bolayır'da cami, zâviye, imaret, kervansaray ve türbeden oluşan bir külliye yaptırdığı anlaşılır. Bolayır, Rumeli fütuhatına katılmak üzere Anadolu'dan gelen askerî birliklerin hareket noktasıydı. Külliyeden günümüze yalnız cami ile türbe ulaşmıştır. Manzum kitâbesine göre 956 (1549) yılında tamir edilen kare planlı türbenin sekizgen kasnağa oturan, içten sekizgen piramit, dıştan kubbe biçimli örtüsü Osmanlı mimarisinde alışılmamış bir görünüm arzeder ve Selçuklu kümbet tasarımından izler taşır. Bir seki üzerindeki kabri XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait, ampir üslûbunda dökme pirinç parmaklıklarla çevrilidir. Sandukanın özgün sırmalı kavuğu önce İstanbul'daki Türk ve İslâm eserleri müzesine, oradan Topkapı Sarayı Müzesi'ne nakledilmiştir. Ayak ucunda, kendisiyle beraber ölen atının gömülü olduğu rivayet edilir. Türbenin yakınında, vasiyeti üzerine Sakız'dan buraya nakledilen Nâmık Kemal'in kabri yer alır.
ÇanakkaleVefât 758 h.İncele →