Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 21/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Şehîd

Pîr Sefa

Pîr Sefa, bir rivayete göre Hz. Yûşa türbesinin türbedarı, diğer bir rivayete göre Medineli ensardan olup Antep'in fethi sırasında şehid düşmüş bir zat olarak anılır. Türbesi şehir merkezinde Boyacı Mahallesi'nde, Hz. Yûşa kabrinin yanındaki tek katlı yapıda bulunur. (Kaynak: Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Kültür Portalı)

Gaziantepİncele
Evliyâ

Şeyh Halil Becirmânî

Şeyh

Şeyh Halil Becirmânî (1916, Gerçüş – 8 Şubat 2002), Nakşibendî-Hâlidiyye'nin Hâlid-i Cezerî/Seyda kolundan bir şeyhtir; Şeyh Muhammed Said Seyda el-Cezerî'den 1953'te icâzet almıştır. Dargeçit'in Sümer beldesinde cami ve medrese inşa etmiş, aşiretler arası anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapmıştır. Türbesi belde girişindedir. (Kaynak: evliyalar.net; Siirt Haberci; Haberin Kapısı)

MardinVefât 2002İncele
Sahâbe

Hz. Sa'd b. Ebî Vakkas (Araban Makamı)

Makam

MAKAM. Sa'd b. Ebî Vakkas, cennetle müjdelenen on sahabeden biridir; 55/675 civarında Medine yakınlarında vefat etmiş ve Cennetü'l-Baki'ye defnedilmiştir. Araban ilçesi Ziyaret köyü kuzeydoğusundaki tepede bulunan yapı, bölgedeki seferlerle ilişkilendirilen temsilî bir makam-türbedir; gerçek kabri Medine'dedir. (Kaynak: Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Araban yerel kültür kayıtları)

GaziantepVefât 55 h.İncele
Sahâbe

Selmân-ı Pâk (Selmân-ı Fârisî) Makamı

Makam

Bu kayıt, İslâmiyet'i kabul eden İran asıllı ilk sahâbî Selmân-ı Fârisî'nin (Selmân-ı Pâk) Mardin'in Nusaybin ilçesindeki makam türbesine bağlıdır. Makam bir defin yeri değildir: kaynağa göre zatın kabri Bağdat yakınlarındaki Selmânıpâk kasabasındadır; Remle'de ve Nusaybin'de ise birer makam türbesi bulunmaktadır. Asıl adı Mâhbe (Mâyeh) b. Bûzehmeşân'dır. Müslüman olduktan sonra kendini Selmân İbnü'l-İslâm diye tanıtmış; Selmân el-Hayr, Selmân-ı Pâk ve Selmân el-Hakîm diye de anılmıştır. Mecûsî olan babası köyünün reisi (dihkan) idi. Râmhürmüz'de doğdu, küçük yaşta ailesiyle Ceyy denilen bir köye göç etti. Âteşkedede kutsal ateşin sönmemesiyle görevliyken yeni bir din arayışına girdi ve ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen Hıristiyanlığı benimsedi. Bu arayış onu önce Dımaşk'a, ardından Musul'a, Nusaybin 'e ve Ammûriye'ye götürdü. Ammûriye'de kendisinden bilgi aldığı bir papaz ölüm döşeğinde ona, Arap yarımadasında İbrâhim peygamberin Hanîf dini üzere gönderilecek son peygamberin pek yakında geleceğini; onun hediye kabul edip sadaka almayacağını ve kürek kemikleri arasında nübüvvet mührü bulunacağını haber verdi. Çölü geçmek için hayvanlarını vererek bir Arap tüccarının kervanına katıldı; fakat Vâdilkurâ'da köle olarak satıldı ve sonunda Benî Kurayza'dan bir yahudinin (Osman b. Eşhel) eline geçerek Medine'ye geldi. Şehri görünce papazın tarif ettiği yere ulaştığını anladı. Hz. Peygamber'in Kubâ'ya geldiğini duyunca oraya koştu; rahipten öğrendiği alâmetleri onda görünce müslüman oldu. Köleliği yüzünden Bedir ve Uhud'da bulunamadı. Resûl-i Ekrem'in tavsiyesiyle efendisiyle muhtemelen İslâmî dönemin ilk mükâtebe sözleşmesini yaptı: bedel olan 300 hurma fidanı Resûlullah'ın nezâretinde ashabın yardımıyla dikildi, beytülmâlden 40 ukıyye ödenerek âzat edildi. Hz. Peygamber onu Ebü'd-Derdâ ile kardeş ilân etti. Hendek Gazvesi'nde hendek kazılmasını teklif etti; ensar ve muhacir onu kendilerinden saymak için ihtilâfa düşünce Resûlullah “Selmân bizden, Ehl-i beyt'tendir” buyurdu. Hendek ve sonraki bütün savaşlara katıldı; Tâif'in fethinde mancınık ve debbâbe kullanılmasını tavsiye edip yapımını bizzat üstlendiği belirtilir. Zâhid bir şahsiyetti; ilme düşkünlüğü ve sünnete bağlılığıyla ashâb-ı Suffe arasında önemli bir yer edindi. Hz. Ömer'in kendisine bağladığı maaşı sadaka olarak dağıtır, hurma liflerinden ördüğü hasırları satarak geçinirdi. Irak fetihleri başlayınca Kādisiye ve Belencer savaşlarına, Medâin ve Celûlâ fetihlerine katıldı; Kûfe'nin kuruluşunda katkıda bulundu ve Hz. Ömer tarafından Medâin valisi tayin edildi. Valilikte de mütevazi yaşayışını değiştirmedi. Hz. Osman'ın hilâfetinin sonlarına doğru, kaynağa göre 35 (656) yılı sonu veya 36 (656) yılı başlarında Medâin'de vefat etti. Tesir Halkası — Rumca ve İbrânîce öğrendiği, Farsların, Romalıların, yahudi ve hıristiyanların kutsal kitaplarını okuduğu rivayet edilir; bu yüzden “sâhibü'l-kitâbeyn” diye anılmıştır. Fâtiha sûresini Farsça'ya tercüme ettiği ve Resûlullah'ın bunu menetmediği kaydedilir. Hadisleri Kütüb-i Sitte'de yer alır; Ahmed b. Hanbel el-Müsned 'de 37 rivayetine yer verir, Bakī b. Mahled'in eserinde 60 rivayetinin bulunduğu belirtilir. Kendisinden İbn Abbas, Ebû Saîd el-Hudrî, Enes b. Mâlik gibi sahâbîler ve birçok tâbiî rivayette bulunmuştur. Hz. Peygamber'in saçlarını tıraş ettiği için berberlerin pîri sayılmış, fütüvvet teşkilâtının gelişmesinde rol oynamış ve pek çok tasavvufî silsilede yer almıştır; Kâzerûniyye'nin kurucusu Kâzerûnî'nin kendisine gönderilen zekât paylarını Selmân'ın kabilesi arasında dağıttığı söylenir. Eserleri — İbn Hacer el-Askalânî, Cüz'ân min hadîsi Selmân adlı oldukça hacimli bir hadis cüzünün varlığını bildirir; Mesâʾilü'r-ruhbân adlı küçük bir risâle de ona nisbet edilir. Şiî müellifler onu âsârı ilk tasnif eden kişi sayar ve Kitâbü Hadîsi Câselîk 'in müellifi kabul eder. Türbesi ve Külliyesi — Kabri, IV. Murad tarafından yeniden yaptırılan türbesiyle Bağdat yakınlarındaki, kabrinin etrafında oluştuğu belirtilen ve bugün Selmânıpâk diye bilinen kasabadadır; Şiîler zamanla bu kabri Kerbelâ dönüşü uğranması gereken bir ziyaretgâh hâline getirmiştir. Bundan başka Remle 'de ve Mardin ilinin Nusaybin ilçesinde birer makam türbesi bulunur; bu atlas kaydı Nusaybin'dekine bağlıdır. Medine'nin kuzeyindeki Mesâcid-i Seb'a'dan biri de Ömer b. Abdülazîz'in Medine valiliği sırasında yaptırdığı sanılan Mescid-i Selmân-ı Fârisî 'dir; Seyfeddin Hüseyin b. Ebü'l-Heycâ tarafından yeniden inşa edilen yapı (577/1181) bugün de varlığını sürdürmektedir.

MardinVefât 36 h.İncele
Evliyâ

Seyyid Nûreddin (Paşam Sultan)

Paşam Sultan

Germiyanoğulları döneminde Kütahya'da yaşamış, halk arasında 'Paşam Sultan' diye anılan ahî ve veli. Tekkesi ve türbesi Paşam Sultan mahallesinde Kurşunlu Camii yakınındadır. Türbedeki 1421 (824) tarihli kitabe soyundan Hacı İbrahim Cemal'in vefatını kaydeder; yapı dört ahşap sanduka barındırır, 2001'de onarıldı. Doğum-ölüm tarihleri kesin değildir. (Kaynak: Evliyalar.net 'Paşam Sultan'; Kültür Portalı)

Kütahyaİncele
Evliyâ

Şeyh Abdürrezzâk el-Helelâ

Şeyh Seyyid

Şeyh Seyyid Abdürrezzâk el-Helelâ (1895, Mazıdağı – 1980, Kızıltepe), Nakşibendî-Hâlidiyye'nin Haznevî kolundan bir şeyh ve Şeyh Ahmed el-Haznevî'nin halifesidir. Ömrünün sonuna kadar Kızıltepe'de ikâmet etmiş, Helelâ silsilesini kurmuştur. Türbesi Kızıltepe'dedir. (Kaynak: evliyalar.net; Seyda Muhammed Emin el-Hayderî biyografisi)

MardinVefât 1980İncele
Evliyâ

Sunullah Paşa (Sâdullah Paşa)

Ladik merkez Bahşi mahallesinde, halk arasında 'Kümbet' diye bilinen sekizgen planlı türbede medfun, Canik Beyliği–erken Osmanlı dönemine tarihlenen bir zattır; arşiv kayıtlarında Sâdullah Paşa, halk arasında Sunullah Paşa olarak anılır. Türbe hem Evliyâ Çelebi'nin Seyahatnâme'sinde hem Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde geçer. Kitabesi olmadığından kesin tarih bilinmez. (Kaynak: Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme; Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi; Ladik Belediyesi)

Samsunİncele
Sahâbe

Hz. Ukkâşe b. Mihsan (Makam)

Makam

Cesareti ve kahramanlığıyla tanınan, Hz. Peygamber tarafından cennetle müjdelenen sahâbî. Tam adı Ebû Mihsan Ukkâşe b. Mihsan b. Hursân el-Esedî 'dir. Gaziantep'in Nurdağı yöresindeki Ökkeşiye Türbesi onun adına nisbet edilen bir makam-kabirdir. Benî Esed kabilesine mensuptur ve ilk müslümanlardandır. Hz. Peygamber vefat ettiğinde kırk dört yaşında olduğu bilindiğinden milâdî 588 veya 589 yılında doğmuş olmalıdır. İki kardeşi vardır: kendisinden iki yaş büyük ağabeyi Ebû Sinân b. Mihsan ile kız kardeşi Ümmü Kays bint Mihsan. Savaşlardaki yararlıklarıyla tanınan meşhur bir cengâverdi. Bütün gazvelere katılmış, kimi seriyyelere kumandanlık etmiş, bazı bölgelere zekât memuru ve davetçi olarak gönderilmiştir. Hicretten on yedi ay sonra (Receb 2 / Ocak 624) Abdullah b. Cahş kumandasında gerçekleştirilen ve müşriklere ilk ciddi darbenin vurulduğu Batn-ı Nahle Seriyyesi'ne katıldı; ardından Bedir, Uhud ve Hendek dahil bütün önemli gazvelerde büyük yararlılıklar gösterdi. Hendek'te müşriklerin yanında yer alan kendi kabilesi Esedoğulları'na karşı 6 yılı Rebîülevvel ayında (Temmuz-Ağustos 627) düzenlenen Gamre Seferi'ne kumandan tayin edildi; kaçan kabilenin yerini yakaladığı biri vasıtasıyla tesbit edip baskınla dağıttı ve müslümanlar kayıp vermeden 200 deve ganimetle Medine'ye döndü. 9 yılı Rebîülâhirinde (Temmuz-Ağustos 630) Cinâb bölgesindeki Kudâa kabilesinin Uzre ve Belî kollarına gönderilen seriyyenin de kumandanıydı. Hz. Peygamber onu “Araplar'ın en üstün süvarilerinden biri” diye övmüştür. Cennetle müjdelenmesi, adının Arap edebiyatına darbımesel olarak girmesine vesile oldu. Hz. Peygamber, ümmetinden yetmiş bin kişinin hesaba çekilmeden cennete gireceğinin kendisine müjdelendiğini haber verince Ukkâşe öne atılıp “Yâ Resûlellah! Dua et, ben de onlardan olayım” dedi; Peygamber “Allahım! Ukkâşe de onlardan olsun!” diye dua etti. Ayağa kalkan başka bir sahâbî aynı duayı isteyince “Ukkâşe senden hızlı davrandı” buyurdu. Bu söz, erken davranıp güzel bir fırsatı değerlendirenler hakkında darbımesel olarak kullanılmıştır. Ashâb-ı Suffe'dendi. Daha çok askerî görevlerde bulunduğu ve Peygamber'in vefatından bir yıl sonra şehid edildiği için fazla hadis rivayet etme imkânı bulamadı; Abdullah b. Abbas, Ebû Hüreyre ve kız kardeşi Ümmü Kays'ın bazı rivayetlerinde adı geçer. Ümmü Kays'ın oğlu vefat edip cenazesi yıkanırken üzüntüden ne dediğini bilmeyen kız kardeşinin sözlerini Ukkâşe Hz. Peygamber'e anlatmış, o da tebessüm ederek “Allah ona uzun ömürler versin!” buyurmuştur; bu duanın bereketiyle Ümmü Kays'ın çok uzun yaşadığı nakledilir. Hz. Ebû Bekir'in halifeliği döneminde, 11 (632) yılında kendi kabilesinden olup peygamberlik iddia eden Tuleyha b. Huveylid üzerine gönderilen Hâlid b. Velîd kumandasındaki birlikte yer aldı. Necid bölgesindeki Büzâha mevkiinde keşfe çıkan Ukkâşe ile Sâbit b. Akrem, kendilerini yakalayan Tuleyha ve kardeşi tarafından şehid edildi; naaşları Hâlid b. Velîd tarafından şehid oldukları yerde defnedildi. Tuleyha sonradan yeniden imana gelip iyi bir müslüman olsa da Hz. Ömer ona “Ukkâşe ve Sâbit'i öldürdün ya, bir daha seni sevemem!” diyerek hoşnutsuzluğunu dile getirmiştir. Türbesi ve Külliyesi — Cesareti, kahramanlığı ve yakışıklılığıyla Anadolu coğrafyasında çok sevilen bir figür hâline gelen Ukkâşe'nin adı Türkçe'de Ökkeş 'e dönüşmüş, özellikle Gaziantep ve Kahramanmaraş yöresinde yaygınlaşmıştır. Gaziantep Nurdağı yöresinde Ökkeşiye Türbesi adıyla bir kabir bulunur. Kaynak, Ukkâşe'nin Necid'deki Büzâha mevkiinde şehid edildiği yerde Hâlid b. Velîd ve arkadaşları tarafından toprağa verildiği bilindiğinden bu türbenin bir makam-kabir olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtir.

GaziantepVefât 12 h.İncele
Âlim

Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi

Asıl adı Ahmed Fehmi olan Mapsinolu Hacı Ahmed Efendi, 1860'ta Of'un Gürpınar (Mapsino) köyünde doğdu. İstanbul'da Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'ye intisap edip icazet aldı; Mısır el-Ezher'de hadis tahsil etti ve Nakşibendî yolunda bölgenin tanınmış âlimlerinden oldu. 1958'de Trabzon'da vefat etti; kabri Gürpınar'ın tarihî camisinin haziresindedir. (Kaynak: Evliyalar.net; M. Günaydın, isamveri.org – Of'un dinî hayatı)

TrabzonVefât 1377 h.İncele
Âlim

Tayyip Zühdü Şahin Efendi

1867'de Çaykara'nın Akdoğan (Hopşera) köyünde âlim bir aileden doğdu. Akdoğan'daki medresesinde uzun yıllar müderrislik yaparak pek çok talebe ve hâfız yetiştirdi; geç Osmanlı döneminin tanınmış Çaykara âlimlerindendir. 1942'de vefat etti; kabri Akdoğan köyünde medresesinin yanındadır. (Kaynak: Evliyalar.net – Trabzon evliyaları; Çaykara Gazetesi)

TrabzonVefât 1361 h.İncele
Âlim

Gani Ömer Hacı Mahmud Efendi

Of'un Bölümlü köyünde doğan Gani Ömer Hacı Mahmud Efendi, bölgede yetişen âlim ve mürşidlerdendir. 29 Ekim 1930'da vefat etmiştir ve kabri Of yöresindedir. Hayatına dair kayıt sınırlı olup mahallî kaynaklara dayanır. (Kaynak: Evliyalar.net; Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

TrabzonVefât 1349 h.İncele
Âlim

Şair Şeyhî (Yûsuf Sinâneddîn)

Hekim Sinan

Germiyanoğulları döneminde Kütahya'da yaşamış divan şairi, mutasavvıf ve göz hekimi. Asıl adı Yûsuf Sinâneddîn'dir; İran'da edebiyat, tasavvuf ve tıp tahsil etti, dönüşte Germiyan beyi II. Yâkub Bey'in nedimi ve hekimi oldu. 1415'te Çelebi Mehmed'in gözünü tedavi edince 'Hekim Sinan' diye ün kazandı; 'Hüsrev ü Şîrîn' ve 'Harnâme' eserleriyle tanınır. 834/1431'de Kütahya'da vefat etti, türbesi Dumlupınar (Şair Şeyhî) mahallesindedir. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi 'Şeyhî'; Kültür Portalı)

KütahyaVefât 834 h.İncele
Âlim

Şeyh Kasım el-Toğari

Şeyh

Derşev aşiretinin Şiblî ailesinden olan Şeyh Kasım el-Toğari, Muş'ta tahsilini tamamlayıp Şeyh Sâlih-i Subkî'den Nakşibendî icazeti aldı. Çınar ilçesi Altunakar köyüne yerleşerek Ortadoğu ve Kafkasya'dan talebe çeken bir medrese kurdu. Türbesi 1298/1880'de inşa edilmiş olup oğulları da medfundur. (Kaynak: Evliyalar.net; Diyarbakır Çınar evliyaları kayıtları)

DiyarbakırVefât 1298 h.İncele
Evliyâ

Hacı Baba (Gaziantep)

Hacı Baba, TDV kayıtlarında Memlük dönemine uzanan Gaziantep zâviyeleri arasında Mevlevî olarak anılan bir velidir. Türbesi Karşıyaka semtinde eski Tekel fabrikasının kuzeyindeki tepede bulunur; İstiklal Harbi sırasında zarar görmüş, sonradan halk tarafından onarılmıştır. (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi 'Gaziantep'; Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)

Gaziantepİncele
Peygamber Ailesi

Zeynelâbidîn ve Sitti Zeynep

Seyyid

Nusaybin'deki Zeynel Abidin Camii ve Külliyesi içinde, biri Molla Zeynelâbidîn diğeri kız kardeşi Sitti Zeynep'e ait iki türbe bulunur; her ikisi de Hz. Hüseyin soyundan Peygamber ailesi mensubu kabul edilir. Türbe kapısındaki kitâbeye göre yapı H.553/1159 (Zengî dönemi) tarihlidir ve UNESCO geçici listesindedir. Bu zatın İmam Ali Zeynelâbidîn es-Seccâd'dan farklı, soy-nispetiyle anılan bir şahsiyet olduğu kaydedilir. (Kaynak: Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Kültür Envanteri; Kültür Portalı)

Mardinİncele
Evliyâ

Şeyh Kâsım el-Halvetî

Şeyh

Şeyh Kâsım el-Halvetî, Mardin merkezde (Yeni Kapı Hamamı yakını) türbe-mescidi bulunan Halvetî tarîkatına mensup bir şeyhtir. Yapım tarihi kesin bilinmemekle birlikte üslûbundan XV.–XVI. yüzyıldan sonraya tarihlenir; türbede biri Şeyh Kâsım'a, diğeri kızına ait iki sanduka vardır. Kesin vefat tarihi kaynaklarda yer almaz. (Kaynak: Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Kültür Portalı; ÇEKÜL)

Mardinİncele
Evliyâ

Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendi

Şeyh

Nakşibendî-Hâlidî şeyhi; Erzurum'da geniş bir mürid çevresi kurmuş müderris. 1848 yılında Bingöl'ün Karlıova ilçesine bağlı Hacılar köyünde doğdu. Fıkhı ve dinî ilimleri Molla Ahmed-i Kûkî'den, riyâzî ilimleri ise Şeyh Hâlid-i Evrekî'den okudu. Sıbgatullah Arvâsî 'ye intisap ederek, Hâlidiyye kolunun kurucusu Hâlid el-Bağdâdî'ye kadar uzanan bir silsileye bağlandı. 1893 yılında Erzurum'a gönderildi ve Sultanmelik mahallesinin Üçkümbetler semtine yerleşti. Câferiye Medresesi'nde müderrislik yaptı ve geniş bir mürid çevresi oluşturdu. 24 Mart 1909'da Erzurum'da vefat etti. Tesir Halkası — 78 kişiye icâzet verdi; bunlar arasında oğlu Şeyh Ziyâeddin ile amcasının oğlu Şeyh İbrâhim bulunmaktadır. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi Erzurum'daki Taşkesenli Camii'nin bahçesindedir.

ErzurumVefât 1327 h.İncele
Âlim

Adalızâde Şeyh Mustafa bin Hamza

Şeyh

Osmanlı devri Arap dil bilgisi âlimi; Birgivî'nin nahve dair İzhârü'l-esrâr 'ına yazdığı Netâicü'l-efkâr şerhiyle tanınır. Kaynaklarda Kuşadalı Hamza oğlu Mustafa olarak geçer; Aydın ilinin Kuşadası kasabasından olduğu için Kuşadalı ve Adavî nisbeleriyle de anılır. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Meşhur eseri Netâicü'l-efkâr 'ı yazıp bitirdiği 27 Ramazan 1085 (25 Aralık 1674) tarihi, İsmâil Paşa ile Kehhâle tarafından onun ölüm tarihi olarak gösterilir. Mezarı Kuşadası'ndadır. Eserleri — ① Netâicü'l-efkâr : Birgivî'nin nahve dair meşhur eseri İzhârü'l-esrâr 'ın şerhidir. İstanbul ve Kahire'de birçok defa basılması, ayrıca birçok müellif tarafından üzerine hâşiyeler yazılması, onun özellikle Osmanlı Türkleri arasında Arap dili öğretiminde ne derece önemli rol oynadığını gösterir. Hâşiyelerinin en tanınmışları Muhammed b. Sâlih'in Fevâidü'l-ezkâr 'ı (İstanbul 1326), Mustafa b. Dede'nin Gāyetü'l-enzâr 'ı (İstanbul 1263) ve Mustafa b. Muhammed'in Menâfiu'l-ahyâr 'ıdır (İstanbul 1279, 1325). Eski Edirne müftüsü Muhammed Fevzi, eserin nahivle doğrudan ilgili olmayan kısımlarını çıkarıp ibaresini basitleştirerek buna Miftâhu'l-merâm fî ta'rîfi ahvâli'l-kelime ve'l-kelâm adını vermiş; eser bu yeni şekliyle 1305'te İstanbul'da basılmıştır. İstanbul kütüphanelerinde pek çok yazması bulunur. ② Hâşiyetü Adalı ale'l-İmtihân : Arap grameriyle ilgili bu eser de Birgivî'nin İmtihânü'l-ezkiyâ adlı kitabının hâşiyesidir (İstanbul 1260, 1270). İmtihânü'l-ezkiyâ ise İbnü'l-Hâcib'in meşhur gramer kitabı el-Kâfiye 'nin, Kādî Beyzâvî tarafından Lübbü'l-elbâb adıyla yapılan muhtasarının şerhidir. ③ el-Hayât fî şerhi Şürûti's-salât : Kemalpaşazâde'nin Şürûtü's-salât adlı eserine yazdığı bir şerhtir.

AydınVefât 1085 h.İncele
Âlim

Ahmed-i Rûmî Akhisarî

Mecâlisü'l-ebrâr adlı eseriyle ve bid'atlara karşı sert tutumuyla tanınan Osmanlı âlimi. Kıbrıs'ta Hıristiyan bir aileden dünyaya geldi ve Osmanlılar'ın Kıbrıs'ı fethinden sonra ihtida etti. Dımaşk ve İstanbul'daki âlimlerden ders aldı. Batı Anadolu'da Saruhan sancağının kazası Akhisar'a yerleşti; resmî bir görev kabul etmeden ömrünün sonuna kadar burada ders verip eser yazdı. Kaynağa göre eserlerinde ele aldığı konular öncelikle şahsî takvâ ve zühd hayatı, ticarî dürüstlük gibi meselelerdir ve idarî, siyasî veya askerî alanlarla ilgisi yoktur; bu yüzden Mecâlisü'l-ebrâr herhangi bir sultana veya yöneticiye hitap etmekten çok Osmanlı tüccarı, ulemâsı ve hizmet erbabı için kaleme alınmıştır. Kaynak, Akhisârî'nin XVI ve XVII. yüzyıllarda İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye'den etkilenen Osmanlı yenilikçi hareketiyle bağlantılı olduğunu söylemenin mümkün olduğunu belirtir. Reddü'l-kabriyye adlı eserinde ve Mecâlis 'in on yedinci bölümünde açıkça İbn Kayyim'e ve onun üstadına atıfta bulunur, onların kabirlerin yüceltilmesini reddeden eserlerinden nakiller yapar. Birgivî Mehmed Efendi'nin tecvide dair Dürrü'l-yetîm 'ine yazdığı şerhte ondan övgüyle söz eder. Kütüphanelerdeki birçok risâle mecmuasında Birgivî'nin Vasiyetnâme 'si, Kadızâde Mehmed Efendi'nin Risâle 'si ve Akhisârî'nin Risâle fi'l-akāid 'inin bir arada ciltlenmiş olması, bu eserlerin o dönemde birbirini tamamlayan metinler olarak algılandığını gösterir. Bu eserlerde bid'atlar, iyiliği emredip kötülükten sakındırma, regāib ve berât namazları, zikir, cuma hutbelerindeki dualar, cemaatle kılınan namazlardan sonraki tokalaşma, sûfî âyin ve semâ törenleri ve tütün kullanımı gibi konular geniş yer tutar. Kaynağa göre bunlar Kadızâdeliler ile tarikat ehli arasındaki tartışmaların konusudur ve Kâtib Çelebi'nin Mîzânü'l-hak 'ında ele alınmıştır; Akhisârî bu konularda çoğunlukla katı ve yasakçı bir tutum sergilemiştir. Akhisar'da vefat etti. Kâtib Çelebi vefat tarihini kendi öğrencisi olan Akhisârî'nin oğluna dayanarak belirlediği için kaynak, 1041 (1632) tarihini diğer kaynaklardaki tarihlerden daha sağlam sayar. Akhisar'daki Uzuntaş Mezarlığı 'na defnedildiği kaydedilir. Tesir Halkası — Kaynağa göre Akhisârî'nin kendisinden sonraki Osmanlı toplumu üzerindeki tesirleri henüz ortaya çıkarılmamıştır. Buna karşılık Mecâlisü'l-ebrâr 'ın Hint alt kıtasını oldukça etkilediği söylenebilir. 1850 yılı civarında bu eserden yapılan uzun alıntılar, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim'in eserlerinden bölümlerle birlikte, Farsça yazılan ve yanlışlıkla Şah Veliyyullah ed-Dihlevî'ye nisbet edilen el-Belâgu'l-mübîn adlı eserde yer almıştır. Eser 1866'da Delhi'de Sübhân Bahş eş-Şikârpûrî'nin Urduca tercümesiyle, müellifi belirtilmeden ve sonu eksik olarak basıldı; bu baskıda Şah Abdülazîz ed-Dihlevî'nin bir takdim yazısı bulunur. 1903'te Leknev'de Abdülvelî el-Medrâsî'nin farklı bir Urduca çevirisiyle, bu defa Akhisârî'ye nisbet edilerek yayımlandı. 1978'de basılan Urduca çeviriyi Diyûbendî hareketinin müftüsü Kifâyetullah Dihlevî yapmıştır ve baskıları o zamandan beri sürmektedir. Akhisârî üzerine 2011 yılında Mustafa Şeyh (Mustapha Sheikh) bir doktora, Mustafa Boz bir yüksek lisans çalışması yapmıştır. Eserleri — ① Mecâlisü'l-ebrâr ve mesâlikü'l-ahyâr : en meşhur ve Kâtib Çelebi'ye göre en son eseri; Begavî'nin Mesâbîhu's-sünne 'si gibi kaynaklardaki hadislerden esinlenen yüz dinî konuyu içerir. Türkiye, Arap ülkeleri ve Hindistan'da çok sayıda nüshası vardır; Urduca çevirilerinin hepsinde 100. meclis eksiktir. Eserin dört meclisini Muhammed b. Abdurrahman Humeyyis yayımlamış (Riyad 2001), bu neşir Türkçe'ye çevrilmiştir (İstanbul 2002). ② Şerhu'd-Dürri'l-yetîm fi't-tecvîd . ③ Risâle fi'l-akāid : müellifin bilinen tek Türkçe eseri, Vasiyetnâme olarak da anılır. Ayrıca taklid, nübüvvetin velâyetten üstünlüğü, nefsin ve ibadetin mertebeleri, dil ve kalp zikri, bid'atın kötülüğü, seyyie olan ve olmayan bid'at, kabirler ( Reddü'l-kabriyye ), hutbe sırasında salavat ve âmin, namaz sonrası musâfaha, raks ve devran ile tütün ( Duhâniyye ) hakkında risâleleri vardır. Bid'at risâlesi üzerine Ali Çelik bir çalışma yapmış (Eskişehir 2000), Duhâniyye 'yi Yahya Michot İngilizce'ye çevirmiştir.

ManisaVefât 1041 h.İncele
Âlim

Bahşî Halife (Akbilek Evliyâsı)

Asıl adı Dede Bahşî bin İbrâhim olan ve 'Akbilek Evliyâsı' diye anılan âlim, Taşova'nın Uluköy köyünde doğmuştur. Amasya'daki tahsilinden sonra Mısır'a giderek Celâleddîn es-Süyûtî, Zekeriyyâ el-Ensârî ve Şemseddîn es-Sehâvî gibi âlimlerden ders almış, fıkıh ve tefsirde derinleşmiştir. 1523-24'te Amasya'da vefat etmiş olup türbesi Şeyhcui mahallesinde Akbilek bahçeleri yakınındaki tepede, küçük bir mescidle birliktedir. (Kaynak: Abdülhalim Durma, 'Evliyalar Şehri Amasya', 2003; Rahime Özdoğan, 'Amasya'da Adak Yerleri', 2006)

AmasyaVefât 930 h.İncele
Âlim

Abdülmecid Şirvânî

Şeyh

Şirvan asıllı Halvetî büyüğü ve âlim; Tokat'a yerleşerek burada irşad faaliyeti yürüttü. En meşhur talebesi, sonradan Kara Şems diye tanınan Şemseddin Ahmed Sivâsî'dir ve yaklaşık on yıl ondan ders almıştır. 972/1564'te Tokat'ta vefat etti; vasiyeti üzerine kabri Kelkit ırmağı kıyısına yapıldı. (Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi/ehlisunnetbuyukleri.com; İttifak Gazetesi 'Anadolu Evliyaları-9 Tokat')

TokatVefât 972 h.İncele
Âlim

Taşkesenli Şeyh Alâeddin Efendi

Şeyh

1881'de Tekman'a bağlı Taşkesen köyünde doğdu; Taşkesenli ulema ailesinden, Şeyh Ahmed Taşkesenî'nin yeğenidir. Fıkıh ve Arapça gramerinde uzman bir müderris olarak Taşkesen, Komasor, Çukuryayla ve Alaca köylerinde ders verdi. 1967'de Taşkesen köyünde vefat etti ve Taşkesen köyü mezarlığına defnedildi. (Kaynak: Evliyalar.net 'Taşkesenli Şeyh Alaeddin Efendi'; Erzurum Gazetesi 'Erzurum'un Kandilleri')

ErzurumVefât 1387 h.İncele
Evliyâ

Alihan Baba

Baba

Horasan'dan Anadolu'ya gelen derviş-gazi olarak anılan, Aydınoğulları'nın manevi rehberliğini yaptığı söylenen bir zat; Aydın Bey'in vefatından kısa süre sonra (14. yüzyıl ortaları) öldüğü rivayet edilir. Türbesi Aydın merkez Veysipaşa mahallesindedir ve Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde anılır; kişiliği ve tarihi büyük ölçüde menkıbevî olup kayıtlar ihtilaflıdır (bazı rivayetlerde türbe oğlu İsmail'e izafe edilir). (Kaynak: Evliya Çelebi, Seyahatnâme - Aydın; Evliyalar Ansiklopedisi 'Alihan Baba')

AydınVefât 1340İncele
Evliyâ

Şeyh Muhammed Zühdî Uşşâkî

Şeyh

Uşşâkıyye (Halvetiyye) tarikatının Nazilli'de yayılmasını sağlayan şeyh. Vefatından sonra yerine oğlu, Vasfî mahlaslı şair Ali Gâlib Vasfî Efendi geçmiştir. Nazilli-Bozdoğan yolu üzerindeki, halk arasında 'Yeşil Türbe' diye bilinen türbede eşi ve çocuklarıyla birlikte medfundur; türbe vefatından sekiz yıl sonra (1814) yaptırılmıştır. (Kaynak: Kültür Envanteri Yeşil Türbe-Nazilli; Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi - Ali Gâlib Vasfî Efendi)

AydınVefât 1221 h.İncele