Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 22/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Şeyh Ahmed Vehbi Efendi

Şeyh

Rifâiyye-Sayyâdiyye tarikatının Ma'rifiyye kolunun Manisa'daki ilk temsilcisi; Manisa İbrâhim Çelebi mahallesindeki Entekkeliler Dergâhı 'nın bânisi ve ilk şeyhi. Antakya doğumludur; tekkesinin halk arasında "Entekkeli" diye şöhret bulması bu yüzdendir. Mısır'da ve İstanbul'da ilim tahsil etti. Tahsilinden sonra Kartal'da Ma'rifiyye'nin pîri Seyyid Muhammed Fethu'l-Maârif'e intisap etti; hilâfet alınca irşad vazifesiyle Manisa'ya gönderildi. 1833 yılı civarında önce Manisa Hatuniye ve İbrâhim Çelebi medreselerinde müderrislik yaptı; ardından Manisa eşrafından Rüstem Ağa'nın desteğiyle İbrâhim Çelebi Camii'nin kuzey tarafında açtığı tekkede on sekiz yıl irşad faaliyetinde bulundu. Tekkenin yanında bir de fırın işletiyordu. 1851'de vefat etti. Tesir Halkası — Manisa doğumlu Hasan Rüşdi Efendi 'yi (ö. 1919) kızıyla evlendirdi, hilâfet vererek posta oturttu. Hasan Rüşdi Efendi altmış iki yıl Entekkeliler Dergâhı'nda irşad hizmetinde bulundu; onun döneminde dergâh mensuplarının 10.000 kişiye ulaştığı söylenir. Dergâha özgü, mi'rac kandillerinde süt mevlidi yapılması geleneği halen İbrâhim Çelebi Camii'nde sürdürülmektedir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaynak onun yüksek bir vecd haline sahip olduğunu kaydeder; "Vehbî" mahlasıyla şiirleri de vardır. Türbesi ve Külliyesi — Kaynak, halefi Hasan Rüşdi Efendi'nin vefatında Çaşnigîr Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra dergâh hazîresinde mürşidinin yanına defnedildiğini bildirir; Ahmed Vehbi Efendi'nin kabri buna göre Entekkeliler Dergâhı'nın hazîresindedir. Dergâhın son şeyhi Hüseyin Kemâleddin Efendi'nin kabri de 1968'de dergâhtaki türbeye nakledilmiştir.

ManisaVefât 1268 h.İncele
Âlim

Ahmed-i Rûmî Akhisarî

Mecâlisü'l-ebrâr adlı eseriyle ve bid'atlara karşı sert tutumuyla tanınan Osmanlı âlimi. Kıbrıs'ta Hıristiyan bir aileden dünyaya geldi ve Osmanlılar'ın Kıbrıs'ı fethinden sonra ihtida etti. Dımaşk ve İstanbul'daki âlimlerden ders aldı. Batı Anadolu'da Saruhan sancağının kazası Akhisar'a yerleşti; resmî bir görev kabul etmeden ömrünün sonuna kadar burada ders verip eser yazdı. Kaynağa göre eserlerinde ele aldığı konular öncelikle şahsî takvâ ve zühd hayatı, ticarî dürüstlük gibi meselelerdir ve idarî, siyasî veya askerî alanlarla ilgisi yoktur; bu yüzden Mecâlisü'l-ebrâr herhangi bir sultana veya yöneticiye hitap etmekten çok Osmanlı tüccarı, ulemâsı ve hizmet erbabı için kaleme alınmıştır. Kaynak, Akhisârî'nin XVI ve XVII. yüzyıllarda İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye'den etkilenen Osmanlı yenilikçi hareketiyle bağlantılı olduğunu söylemenin mümkün olduğunu belirtir. Reddü'l-kabriyye adlı eserinde ve Mecâlis 'in on yedinci bölümünde açıkça İbn Kayyim'e ve onun üstadına atıfta bulunur, onların kabirlerin yüceltilmesini reddeden eserlerinden nakiller yapar. Birgivî Mehmed Efendi'nin tecvide dair Dürrü'l-yetîm 'ine yazdığı şerhte ondan övgüyle söz eder. Kütüphanelerdeki birçok risâle mecmuasında Birgivî'nin Vasiyetnâme 'si, Kadızâde Mehmed Efendi'nin Risâle 'si ve Akhisârî'nin Risâle fi'l-akāid 'inin bir arada ciltlenmiş olması, bu eserlerin o dönemde birbirini tamamlayan metinler olarak algılandığını gösterir. Bu eserlerde bid'atlar, iyiliği emredip kötülükten sakındırma, regāib ve berât namazları, zikir, cuma hutbelerindeki dualar, cemaatle kılınan namazlardan sonraki tokalaşma, sûfî âyin ve semâ törenleri ve tütün kullanımı gibi konular geniş yer tutar. Kaynağa göre bunlar Kadızâdeliler ile tarikat ehli arasındaki tartışmaların konusudur ve Kâtib Çelebi'nin Mîzânü'l-hak 'ında ele alınmıştır; Akhisârî bu konularda çoğunlukla katı ve yasakçı bir tutum sergilemiştir. Akhisar'da vefat etti. Kâtib Çelebi vefat tarihini kendi öğrencisi olan Akhisârî'nin oğluna dayanarak belirlediği için kaynak, 1041 (1632) tarihini diğer kaynaklardaki tarihlerden daha sağlam sayar. Akhisar'daki Uzuntaş Mezarlığı 'na defnedildiği kaydedilir. Tesir Halkası — Kaynağa göre Akhisârî'nin kendisinden sonraki Osmanlı toplumu üzerindeki tesirleri henüz ortaya çıkarılmamıştır. Buna karşılık Mecâlisü'l-ebrâr 'ın Hint alt kıtasını oldukça etkilediği söylenebilir. 1850 yılı civarında bu eserden yapılan uzun alıntılar, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim'in eserlerinden bölümlerle birlikte, Farsça yazılan ve yanlışlıkla Şah Veliyyullah ed-Dihlevî'ye nisbet edilen el-Belâgu'l-mübîn adlı eserde yer almıştır. Eser 1866'da Delhi'de Sübhân Bahş eş-Şikârpûrî'nin Urduca tercümesiyle, müellifi belirtilmeden ve sonu eksik olarak basıldı; bu baskıda Şah Abdülazîz ed-Dihlevî'nin bir takdim yazısı bulunur. 1903'te Leknev'de Abdülvelî el-Medrâsî'nin farklı bir Urduca çevirisiyle, bu defa Akhisârî'ye nisbet edilerek yayımlandı. 1978'de basılan Urduca çeviriyi Diyûbendî hareketinin müftüsü Kifâyetullah Dihlevî yapmıştır ve baskıları o zamandan beri sürmektedir. Akhisârî üzerine 2011 yılında Mustafa Şeyh (Mustapha Sheikh) bir doktora, Mustafa Boz bir yüksek lisans çalışması yapmıştır. Eserleri — ① Mecâlisü'l-ebrâr ve mesâlikü'l-ahyâr : en meşhur ve Kâtib Çelebi'ye göre en son eseri; Begavî'nin Mesâbîhu's-sünne 'si gibi kaynaklardaki hadislerden esinlenen yüz dinî konuyu içerir. Türkiye, Arap ülkeleri ve Hindistan'da çok sayıda nüshası vardır; Urduca çevirilerinin hepsinde 100. meclis eksiktir. Eserin dört meclisini Muhammed b. Abdurrahman Humeyyis yayımlamış (Riyad 2001), bu neşir Türkçe'ye çevrilmiştir (İstanbul 2002). ② Şerhu'd-Dürri'l-yetîm fi't-tecvîd . ③ Risâle fi'l-akāid : müellifin bilinen tek Türkçe eseri, Vasiyetnâme olarak da anılır. Ayrıca taklid, nübüvvetin velâyetten üstünlüğü, nefsin ve ibadetin mertebeleri, dil ve kalp zikri, bid'atın kötülüğü, seyyie olan ve olmayan bid'at, kabirler ( Reddü'l-kabriyye ), hutbe sırasında salavat ve âmin, namaz sonrası musâfaha, raks ve devran ile tütün ( Duhâniyye ) hakkında risâleleri vardır. Bid'at risâlesi üzerine Ali Çelik bir çalışma yapmış (Eskişehir 2000), Duhâniyye 'yi Yahya Michot İngilizce'ye çevirmiştir.

ManisaVefât 1041 h.İncele
Evliyâ

Şeyh İlyas Çelebi (İbn İsâ)

Şeyh

Bayramiyye'nin Şemsiyye kolu silsilesinden gelen mutasavvıf-şair; kendisine nisbet edilen Îseviyye kolunun kurucusu, Akhisar'daki tekkenin şeyhi. Vahdet-i vücûd düşüncesini işlediği şiirleri ve cifr ilmindeki şöhretiyle tanınır. 902'de (1496-97), o dönemde Aydın vilâyetinin Saruhan sancağına bağlı bir kaza merkezi olan Akhisar 'da doğdu. Asıl adı İlyas , babasının adı Îsâ'dır. Hayatı hakkında bilinenler, bir Bayramî şeyhi olan babasının menâkıbına dair yazdığı Menâkıb-ı Şeyh Mecdüddîn adlı kendi eserine ve özellikle bu eserin sonuna kimin tarafından eklendiği bilinmeyen, kendisine dair bölüme dayanır. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra seyrüsülûkünü babası Mecdüddin Îsâ 'nın yanında tamamlayıp hilâfet aldı. Babası önce Bayramiyye şeyhlerinden Muhammed Çelebi'den, daha sonra Şemsiyye-i Bayrâmiyye'nin Tennûriyye kolunun pîri İbrâhim Tennûrî'nin oğlu Şeyh Kasım Efendi'den icâzet almıştı. Babası 928 (1522) yılında Aydın'a yerleşince Akhisar'daki tekkede onun makamına geçti. Ancak babası hayatta iken (ö. 937/1530-31) ona karşı saygısızlık olacağı düşüncesiyle hiç kimseye hilâfet vermedi. 967 (1559-60) yılında Akhisar'da vefat etti; Şeyh Îsâ Camii bitişiğindeki türbede babasının yanına defnedildi. Tesir Halkası — Tarikat silsilesi, babası Mecdüddin Îsâ Saruhânî ve Şeyh Kasım vasıtasıyla İbrâhim Tennûrî'ye, ondan da Şemsiyye-i Bayrâmiyye'nin pîri Akşemseddin'e ulaşır. Kendisine nisbet edilen Îseviyye ondan sonra fazla devam etmemiştir. Baba Ahmed Germiyânî, Muslihuddin Germiyânî, Muhammed Rûmî, Kasım Malatyavî, Rûşen-i Rûmî (Nûri Rûşenî), Abdî Halîfe Tirevî, Ömer Menteşevî ve Dede Hasan Bayındırî adlı sekiz kişiye hilâfet verdiği bilinir. Bunlardan Kasım Malatyavî'nin Amasya'ya gönderildiği, Muhammed Rûmî'nin ise tekkesini İstanbul yakınlarında bir yere kurduğu belirtilir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Vahdet-i vücûd düşüncesini işlediği şiirleri tasavvufî muhtevası kadar edebî yönüyle de dikkat çeker; kullandığı teşbih, istiare, tevriye ve cinas sanatları Osmanlı Türkçesi'nin inceliklerine vâkıf olduğunu gösterir. Menâkıb-ı Şeyh Mecdüddîn 'de 10.000 ilâhi ve gazeli bulunduğu bildirilir, fakat bunlar günümüze ulaşmamıştır. Gölge oyununu anlatan bir gazeli Hellmut Ritter tarafından yayımlanmıştır. Döneminde cifr ilminin en tanınmış mümessillerinden biriydi; vefk yazmakta mahir olduğu nakledilir. Bazı kaynaklarda tabip olduğu ve tıbba dair bir eser kaleme aldığı da belirtilir. Eserleri — ① Nutk-ı İbn Îsâ : Millî Kütüphane'deki bir mecmuada bu başlık altında kayıtlı yirmi gazeli. ② Menâkıb-ı Şeyh Mecdüddîn ve Âdâb-ı Sâlikîn : babasının menkıbelerini anlatan, 961'de (1554) altmış yaşlarında iken tamamladığı eser; 150 menkıbe ihtiva eder, sonundaki üç menkıbe kendisiyle ilgili olup muhtemelen müridlerinden biri tarafından eklenmiştir; menkıbelerin arasında tarikat âdâbı ve erkânıyla Bayramî silsilesine dair bilgiler de yer alır. ③ Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ : 1541'de telif edilmiş, 868 kadar beyitlik manzum eser. ④ Rumûzü'l-künûz fi'l-cifr : on iki fasıllık, 965'te (1557-58) tamamlanmış; bu tarihten hicrî 2035 yılına kadar olacaklardan söz eder. ⑤ Ferahnâme ( Teshîrü'l-ekber fî ilmi'l-harf ): harflerden mâna çıkarmaya dayalı. ⑥ Fusûl-i Seb'a : atvâr-ı seb'a üzerine. ⑦ Fusûl-i Aşere : tarikat silsilesi, âdâbı, şeyh-mürid ilişkisi, makamlar, vefk ve ilm-i havas üzerine. ⑧ Kavâidü't-teshîr . ⑨ Tabîatnâme . ⑩ Kıyâfetnâme : vücut yapısıyla karakter arasında ilgi kuran manzum bir eser olduğu sanılır. ⑪ Kıyâmetnâme : 3000 beyitten meydana geldiği belirtilir, günümüze ulaşmamıştır. ⑫ Risâle-i Mukantarât : takvime dair. ⑬ Terceme-i Müfredât-ı İbn Îsâ . ⑭ Nûriyye : II. Selim adına yazıp Manisa valiliği sırasında (1543-1558) ona takdim ettiği kaydedilir. Kaynaklarda ayrıca Rumûz-ı Dilgüşâ , Ebvâb-ı Sitte ve Kenzü'l-esrâr adlı eserleri anılır.

ManisaVefât 967 h.İncele
Evliyâ

Pîr Cemâleddîn Abdurrahmân

Pîr

Pîr İlyas neslinden gelen Halvetî velîsidir; kaynaklarda Pîr İlyas'ın torunu ve Pîr Hüsâmeddîn-i Halvetî'nin oğlu olarak gösterilir. Amasya'da Halvetîliğin sürdürülmesinde rol almış önde gelen şahsiyetlerdendir. Türbesi Amasya'da 'Aşağı Pirler' diye bilinen Çilehâne Camii içindedir; cami ve halvet hücreleri 1412'de Yâkub Paşa tarafından yaptırılmıştır. (Kaynak: 'Pîr Cemâleddîn Abdurrahmân', Evliyalar Ansiklopedisi; Metin Hakverdioğlu, 'Halvetîlik ve Amasya')

Amasyaİncele
Evliyâ

Seydi Halife (Şeyh Seyyidüddîn Ali el-Halvetî)

Şeyh

Asıl adı Ali olan ve Şeyh Seyyidüddîn Ali el-Halvetî diye bilinen velî, Habîb-i Karâmânî'den sonra Amasya'da otuz beş yıl tekkede irşadla meşgul olmuştur. Zâhid bir kişiliği vardı. 1533'te vefat etmiş olup açık kabri Amasya merkezde Mehmed Paşa Camii'nin batısındadır. (Kaynak: Abdülhalim Durma, 'Evliyalar Şehri Amasya', 2003; Metin Hakverdioğlu, 'Halvetîlik ve Amasya')

AmasyaVefât 940 h.İncele
Âlim

Bahşî Halife (Akbilek Evliyâsı)

Asıl adı Dede Bahşî bin İbrâhim olan ve 'Akbilek Evliyâsı' diye anılan âlim, Taşova'nın Uluköy köyünde doğmuştur. Amasya'daki tahsilinden sonra Mısır'a giderek Celâleddîn es-Süyûtî, Zekeriyyâ el-Ensârî ve Şemseddîn es-Sehâvî gibi âlimlerden ders almış, fıkıh ve tefsirde derinleşmiştir. 1523-24'te Amasya'da vefat etmiş olup türbesi Şeyhcui mahallesinde Akbilek bahçeleri yakınındaki tepede, küçük bir mescidle birliktedir. (Kaynak: Abdülhalim Durma, 'Evliyalar Şehri Amasya', 2003; Rahime Özdoğan, 'Amasya'da Adak Yerleri', 2006)

AmasyaVefât 930 h.İncele
Evliyâ

İğneci Baba (Safiyüddîn Mahmûd Halvetî)

Şeyh

Asıl adı İğnecizâde Şeyh Safiyüddîn Mahmûd Halvetî olup Şeyh Zekeriyyâ Halvetî'nin halifesidir ve onun vefatından sonra tekkesinin şeyhi olmuştur. Amasya'da yetişen Halvetî velîlerindendir. Türbesi Amasya'nın Kocacık mahallesinde çarşı içindedir; içinde İğneci Baba ile oğluna ait iki sanduka bulunur. (Kaynak: 'İğneci Baba', Evliyalar Ansiklopedisi; Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Metin Hakverdioğlu, 'Halvetîlik ve Amasya')

Amasyaİncele
Evliyâ

Şeyh Zekeriyyâ Halvetî

Şeyh

Amasya'nın Halvetîliğin Osmanlı topraklarındaki ilk merkezi hâline gelmesinde Pîr İlyas ile birlikte büyük emeği geçen Halvetî şeyhidir; Pîr İlyas'ın önde gelen halifelerinden sayılır. 893/1487-88'de Amasya'da vefat etmiştir. Türbesi Saraydüzü mevkiinde yüksek bir tepe üzerinde olup Gümüşlüzâde Ahmed tarafından yaptırılmıştır. (Kaynak: Metin Hakverdioğlu, 'Halvetîlik ve Amasya'; 'Bir Şehir Bir Tarikat: Amasya ve Halvetîlik')

AmasyaVefât 893 h.İncele
Evliyâ

Pîrî Baba

XV. yüzyılda Merzifon'da yaşayan Kalenderî dervişi; hayatı etrafında oluşan menkıbeler ve Merzifon'daki türbesiyle tanınır. Hayatı hakkındaki bilgiler, Hoca İbrâhim adlı bir kişinin yazdığı Menâkıb-ı Pîrî Baba ile Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme 'sine dayanır. Hoca İbrâhim, 926 (1520) tarihli Tahrir Defteri'nde adı geçen Pîrî Baba Zâviyesi'ni kendisinin yaptırdığını söyler. Eser yazılırken Pîrî Baba'nın yeğeni Ali Dede'nin hayatta olması, ölümünün üzerinden çok uzun süre geçmediğini gösterir; bu bilgilerden hareketle eserin Yavuz Sultan Selim döneminde kaleme alındığı ileri sürülmüştür. 1057 (1647) yılında Merzifon'a uğrayıp türbesini ziyaret eden Evliya Çelebi onun, Ahmed Yesevî'nin Hacı Bektâş-ı Velî ile birlikte Anadolu'ya gönderdiği dervişlerden olduğunu söyler. M. Fuad Köprülü de Evliya Çelebi'nin görüşünü tekrarlayarak Ahmed Yesevî'nin Anadolu'daki halifeleri arasında onun adını Pîr Dede ismiyle sayar. Menâkıbnâme'ye göre Merzifon'un Narince köyündendir. Yedi sekiz yaşlarında iken annesi tarafından Merzifon'da bir ayakkabıcı ustasının yanına çırak verildi. Eserde küçük yaşta ermiş olduğuna vurgu yapılır; bu yaşta bile ibadete çok düşkün olduğu anlatılır. Menâkıbnâme'nin de Evliya Çelebi'nin de asıl konusu, onun dönemin Osmanlı padişahıyla ilişkisidir. Menâkıbnâme'ye göre sabahları erkeklere, öğleden sonra kadınlara ayrılan hamamın külhanında yaşıyordu; kadınların geldiği saatlerde de hamamda kalmaya devam edince Merzifon ulemâsının tepkisini çekti ve padişaha şikâyet edildi. Menâkıbnâme'de o, kendisini cezalandırmaya gelen padişahın önce gönlünü fethedip sonra şehirlerin fethini müjdeleyen ve böylece devrin hükümdarından üstün bir konuma getirilen bir velî olarak anılır. Kaynağa göre bu motif, o dönemde yazılan Vilâyetnâme-i Otman Baba gibi diğer menâkıbnâmelerde de görülür; Fâtih Sultan Mehmed'in dervişlere karşı izlediği olumsuz politikaya bir tepki olarak değerlendirilebilir. Menkıbe aynı zamanda Pîrî Baba'nın kalendermeşrep karakteri yüzünden dönemin ulemâsınca pek sevilmediğine işaret eder. Ölüm tarihi bilinmemektedir. Menâkıbnâme'de, vefatından sonra Narinceli hemşerilerinin ona sahip çıkmak istedikleri, Merzifon ulemâsının buna razı olmadığı belirtilir. Hoca İbrâhim, onun için bir türbe yaptırdığını ve ailesine mensup bir kızı Pîrî Baba'nın yeğeni Ali Dede ile evlendirdiğini anlatır; kaynak bu son olayı Hoca İbrâhim'in Pîrî Baba ile akrabalık bağı kurma çabası olarak da değerlendirilebileceğini söyler. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Bu yuva zatın şiirini değil tasavvufî çizgisini taşır. Kaynak onun bir Kalenderî dervişi olduğunu düşündüren işaretleri sayar: Seyahatnâme'de XVI. yüzyıl civarında Kalenderî dervişlerini nitelemek için kullanılan "ışık" terimiyle anılması, çıplak bir halde dolaşması, Menâkıbnâme'ye göre Fâtih Sultan Mehmed ile karşılaştığında gösterdiği tavırlar ve Otman Baba ile benzerlikleri. Rivayet edilen kerâmet motifleri Hacı Bektâş-ı Velî'ninkilerle de benzerlik gösterir: olağan üstü Kâbe yolculuğu, mevsimi gelmeden meyveleri olgunlaştırma, güvercin kılığına girme bunlar arasındadır. Menkıbelerinde Kerbelâ'ya yapılan atıflar ise Ehl-i beyt muhabbetine vurgu olarak dikkat çeker. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi Merzifon'un Tekke mahallesi ndedir; birkaç defa onarım gördüğü bilinen türbe en son 1977 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Zâviyesi 926 (1520) tarihli Tahrir Defteri'nde kayıtlıdır; o dönemde zâviyede Şahkulu Baba b. Bâyezîd adında biri şeyhlik yapıyordu ve 982-983 (1574-1575) tarihli Tahrir Defteri'nden bu görevini hâlâ sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi ziyareti sırasında tekkede Memi Dede Can adlı bir şeyhin görev yaptığını, tekkeye ve Pîrî Baba'nın yaşadığına inanılan hamama pek çok ziyaretçinin gidip geldiğini kaydeder. Daha sonraki devirlerde şahsiyeti etrafında pek çok menkıbe meydana gelmiştir.

Amasyaİncele
Evliyâ

Şeyh Meknûn (Açıkbaş)

Şeyh

Tokat-Turhal yolu üzerinde, Yeşilırmak (Hıdırlık) Köprüsü yakınındaki Şeyh Meknûn (Açıkbaş) Zâviyesi ve Türbesi'ne adını veren derviş şeyhi. Yapı 13. yüzyılın son çeyreğine tarihlenir ve Tokat'ın en eski yapılarındandır; kitabesi bulunmadığından adın arşiv belgelerine göre 'Şeyh Bektut (Açıkbaş)' olarak düzeltilmesi önerilmiştir. Evliya Çelebi yapıyı bir Bektaşî tekkesi olarak anar. (Kaynak: Gaziosmanpaşa Üniv. Tokat Tarihi ve Kültürü Sempozyumu, Demirtaş 2015; Kültür Portalı / kulturenvanteri.com)

Tokatİncele
Evliyâ

Ahî Yûsuf

Ahî

Turhal'da metfun, semerciler esnafının pîri kabul edilen bir Ahî velîsi. Türbesi Turhal merkezde Amasya Caddesi üzerinde, Şeyh Mehmet Nurullah Türbesi'nin bitişiğindedir ve 1324 tarihiyle kayıtlıdır. Ahîlik geleneğinin Tokat yöresindeki yerleşik temsilcilerindendir. (Kaynak: Tokat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turhal; Turhal Belediyesi tarih sayfası)

TokatVefât 1324İncele
Evliyâ

Cimi Dede (Cimi Evliyâsı)

Dede

Reşadiye yöresinde 'Cimi Evliyâsı' diye anılan, Horasan/Yesevî geleneğine bağlandığı kabul edilen bir derviş. Türbesinin kapısında 1257 tarihi okunmakta; 1386'da Süleyman Bey'in kızı Eslime Hatun gelirlerini Cimi Dede Zâviyesi'ne vakfetmiştir. Türbesi Reşadiye'ye bağlı Cimitekke beldesindedir. (Kaynak: 'Reşadiye ve Çevresindeki Alevî Ocakları', Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Dergisi 2022/101; Bilimdili.com 'Cimitekke')

Tokatİncele
Evliyâ

Keçeci Baba (Ahî Mahmûd Velî)

Baba

Horasan kökenli, 13. yüzyılda Anadolu'ya gelen bir Ahî/derviş önderi; asıl adı Ahî Mahmûd Velî, 'Ahî Baba' lakabıyla bilinir. Erbaa'ya bağlı, adını taşıyan Keçeci köyünde dergâhını kurmuş ve bugün de yaşayan Keçeci Baba Ocağı'nın pîri olmuştur. Türbesi Erbaa Keçeci köyündedir; ölüm tarihi kesin değildir (sözlü gelenekte 1349, ilmî tahminle 13. yüzyıl). (Kaynak: Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, 'Keçeci Baba Ocağı'; Erbaa Gündem / yerel kayıtlar)

Tokatİncele
Âlim

Abdülmecid Şirvânî

Şeyh

Şirvan asıllı Halvetî büyüğü ve âlim; Tokat'a yerleşerek burada irşad faaliyeti yürüttü. En meşhur talebesi, sonradan Kara Şems diye tanınan Şemseddin Ahmed Sivâsî'dir ve yaklaşık on yıl ondan ders almıştır. 972/1564'te Tokat'ta vefat etti; vasiyeti üzerine kabri Kelkit ırmağı kıyısına yapıldı. (Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi/ehlisunnetbuyukleri.com; İttifak Gazetesi 'Anadolu Evliyaları-9 Tokat')

TokatVefât 972 h.İncele
Evliyâ

Ebû İshak Kâzerûnî Zâviyesi Türbesi (Seyyid Ali) — Makam

Makam

Ebû İshak Kâzerûnî (İbrâhim b. Şehriyâr, 963-1035), Şiraz yakınındaki Kâzerûn'da doğup orada vefat eden ünlü mutasavvıftır; İshâkıyye/Kâzerûniyye tarikatının pîridir. Erzurum kalesi burcundaki yapı adına kurulmuş bir zâviye olup İ.H. Konyalı'ya göre zatın kendisi Kâzerûn'da medfundur — Erzurum'daki yapı bir MAKAM/zâviye türbesidir (yöresel olarak içindeki kabir 'Seyyid Ali'ye atfedilir). 2006'da Kültür Bakanlığı'nca restore edildi. (Kaynak: Erzurum Ansiklopedisi 'Ebu İshak-ı Kâzerûnî Türbesi'; Kültür Portalı)

ErzurumVefât 426 h.İncele
Evliyâ

Çöğenderli Hacı Sâlih Efendi

Hacı

1898'de Trabzon Çaykara'da doğdu; ailesi Pasinler'in Çöğender köyüne yerleşince 'Çöğenderli' diye anıldı, yedi yaşında hâfız oldu. Nakşibendî-Gümüşhânevî kolundan Hacı Ferşad Efendi'ye intisap edip irşadla meşgul oldu. 2 Şubat 1991'de vefat etti; naaşı altı ay sonra Çöğender köyüne nakledildi. Türbesi Çöğender köyü girişinde, dört sütun üzerine iki kubbeli açık bir yapıdır. (Kaynak: Evliyalar.net 'Çöğenderli Hacı Salih Efendi'; Erzurum Portalı)

ErzurumVefât 1411 h.İncele
Âlim

Taşkesenli Şeyh Alâeddin Efendi

Şeyh

1881'de Tekman'a bağlı Taşkesen köyünde doğdu; Taşkesenli ulema ailesinden, Şeyh Ahmed Taşkesenî'nin yeğenidir. Fıkıh ve Arapça gramerinde uzman bir müderris olarak Taşkesen, Komasor, Çukuryayla ve Alaca köylerinde ders verdi. 1967'de Taşkesen köyünde vefat etti ve Taşkesen köyü mezarlığına defnedildi. (Kaynak: Evliyalar.net 'Taşkesenli Şeyh Alaeddin Efendi'; Erzurum Gazetesi 'Erzurum'un Kandilleri')

ErzurumVefât 1387 h.İncele
Âlim

Taşkesenli Şeyh Muhammed Sıddık Efendi

Şeyh

Erzurum ve çevresinde tanınmış Nakşî şeyh ailesi Taşkesenli 'nin âlim ve şeyhlerinden; müftülük ve vâizlik yapmış, “Horasan müftüsü” diye tanınmış bir zattır. Ailenin tarikat silsilesi Nakşibendiyye'nin Hâlidiyye koluna ulaşır. Aileye adını veren dedesi Şeyh Ahmed Efendi (1848-1909), Erzurum'a irşad için gönderilmiş (1893), yaz aylarında Taşkesen köyünde oturduğundan Taşkesenli diye tanınmıştı. 11 Aralık 1914'te Erzurum'da doğdu. Babası, medreselerde okutulan bazı kitaplar üzerine yazdığı şerh ve hâşiyelerle tanınan Ziyâeddin Efendi'dir. Doğumundan sekiz gün sonra babası ölünce ağabeyi Şehâbeddin Efendi tarafından yetiştirildi; onun yanında Arapça ve Farsça, fıkıh, kelâm, hadis, tefsir ve mantık okuyup icâzet aldı. Medrese tahsilini sürdürürken Erzurum'da ilk ve ortaokula devam etti. 1952'de Erzurum'un Tekman ilçesine müftü tayin edildi. 1954-1960 yıllarında Horasan'da müftülük yaptıktan sonra Erzurum merkez vâizliğine getirildi. 1960 İhtilâli'nde tutuklanarak Sivas'a gönderildiyse de altı ay sonra serbest bırakıldı ve Erzurum'da görevine devam etti. Bu arada Bitlis Nurşin'e gidip Şeyh Abdurrahman Tâhî'nin torunlarından Tâhâ Efendi 'ye intisap etti ve kendisinden hilâfet aldı. Erzurum'da vâizlik yaparken bir yandan da müridlerinin eğitimiyle ilgilendi; evinin alt katını medrese haline getirdi ve yüzlerce talebe okuttu. 13 Şubat 1985'te Erzurum'da vefat etti. Tesir Halkası — Evinde okuttuğu talebeler arasında yeğeni Zeki Hoca, Tortum'un eski müftüsü Hâfız Yahya Hoca, Erzurum'un fahrî vâiz ve müderrislerinden Eşref Hoca ve Pasinler'in Kevank köyünden Hâfız Şuayıb Hoca bulunmaktadır. Aile adına Erzurum'da Taşkesenli Kültür Eğitim ve Dayanışma Vakfı kurulmuştur. Eserleri — Münâcât isimli bir divanı vardır.

ErzurumVefât 1985İncele
Evliyâ

Pîr Ali Baba

16. yüzyılda Erzurum'da yaşamış, Halvetî/Rifâî/Kâdirî/Nakşibendî yollarında icâzet sahibi bir mutasavvıftır. Vakfiyesi H.940/M.1533 tarihlidir; köylerinin gelirini Erzurum'da yılda 'binbir hatim' okunmasına vakfetmiş, bu gelenek günümüzde sürmektedir. Türbesi Dutçu (Tuzcu) ile Tepeköy sınırındaki Pîr Ali Baba Tepesi'ndedir; kitabesizdir. Vefat yılı kesin değildir (vakfiyeden çıkarılan yaklaşık tarih). (Kaynak: Erzurum Valiliği/İl Kültür ve Turizm Müd.; Erzurum Gençlik Vakfı; Erzurum Portalı)

ErzurumVefât 940 h.İncele
Âlim

Şeyh Muhyiddin Mehmed Yavsî (Şeyh Yavsî)

Şeyh

Bayramî-Şemsî çizgide mutasavvıf; Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi 'nin babası. Asıl adı Muhyiddin Muhammed'dir. Çorum'un İskilip ilçesine bağlı İmâd köyünde doğdu. Mâverâünnehir'den göç etmiş bir aileye mensuptur; dedesi Semerkant hâkimi Uluğ Bey'in doğancıbaşılığını yapmıştır. İlk eğitimini dayısı Ali Kuşçu 'dan aldı; tasavvufu Muslihuddin Kocevî'nin yanında okudu. Daha sonra İbrâhim Tennûrî 'ye bağlanarak icâzet aldı ve İskilip'te irşad faaliyetine başladı. Taşköprizâde'nin kaydettiğine göre II. Bayezid'in 1480'deki hac yolculuğu sırasında Yavsî ona "Hicaz'dan dönüşünüzde sizi taht üzerinde oturur bulacağız" demiştir. Padişah sonradan onu İstanbul'a çağırmış ve Yavsî Baba Tekkesi'ni yaptırmıştır. İstanbul'daki tekkesinde yaklaşık 1512 yılına kadar hizmet ettikten sonra İskilip'e döndü ve vefatına kadar irşadı burada sürdürdü. 920 (1514) yılında vefat etti. Tesir Halkası — Bayramiyye'nin Tennûriyye kolu onun vasıtasıyla İstanbul, İskilip ve Edirne'ye ulaşmıştır. Dayısı Ali Kuşçu'nun kızıyla evlendi; iki kızı ve dört oğlu oldu. Oğullarından biri meşhur hukukçu Ebüssuûd Efendi 'dir. Oğlu Nasrullah (ö. 1566) İstanbul'daki tekkenin şeyhi olmuş; bir diğer oğlu Mehmed (ö. 1608) ise ünlü Halvetî mürşidi Nûreddinzâde'nin yanında okumuştur. Eserleri — 1. Tahkīku'l-hakāik. Bedreddin Simâvî'nin Vâridât 'ına yazılmış bir şerhtir (1467'de tamamlanmıştır). 2. Risâle-i Ahvâl-i Sülûk. Mânevî hâller ve makamlara dair bir risâledir. 3. Esmâ-i Ahlullah. 425 sûfînin adını içeren bir listedir. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi İskilip'teki Şeyh Yavsî Camii'nin bitişiğindedir.

ÇorumVefât 920 h.İncele
Evliyâ

Taşkesenli Şeyh Ahmed Efendi

Şeyh

Nakşibendî-Hâlidî şeyhi; Erzurum'da geniş bir mürid çevresi kurmuş müderris. 1848 yılında Bingöl'ün Karlıova ilçesine bağlı Hacılar köyünde doğdu. Fıkhı ve dinî ilimleri Molla Ahmed-i Kûkî'den, riyâzî ilimleri ise Şeyh Hâlid-i Evrekî'den okudu. Sıbgatullah Arvâsî 'ye intisap ederek, Hâlidiyye kolunun kurucusu Hâlid el-Bağdâdî'ye kadar uzanan bir silsileye bağlandı. 1893 yılında Erzurum'a gönderildi ve Sultanmelik mahallesinin Üçkümbetler semtine yerleşti. Câferiye Medresesi'nde müderrislik yaptı ve geniş bir mürid çevresi oluşturdu. 24 Mart 1909'da Erzurum'da vefat etti. Tesir Halkası — 78 kişiye icâzet verdi; bunlar arasında oğlu Şeyh Ziyâeddin ile amcasının oğlu Şeyh İbrâhim bulunmaktadır. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi Erzurum'daki Taşkesenli Camii'nin bahçesindedir.

ErzurumVefât 1327 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Müslüm Hâfız

Hâfız

Şanlıurfa'nın Harran Kapı (Harrankapı) Mezarlığı'nda medfun Şeyh Müslüm Hâfız, devrinin âlim, hâfız ve mutasavvıfı; Nakşibendî-Hâlidî kolundan, Kerküklü Şeyh Abdurrahman Efendi'nin halifesidir. Kur'ân'ı küçük yaşta ezberleyip Hasan Padişah Camii'nde okuduğu, 1930-1950 arası Urfa'da satılan camilerin geri kazanımına öncülük ettiği kaydedilir; 1958'de vefat etmiştir. (Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, 'Şeyh Müslüm Hafız Türbesi'; Evliyalar.net, 'Şeyh Müslüm Hafız')

ŞanlıurfaVefât 1377 h.İncele
Evliyâ

Rahime Hatun (Hz. Eyyûb'un Hanımı)

Viranşehir'e bağlı Eyyüp Nebi köyünde, Hz. Eyyûb'un hastalığı boyunca ona bakan hanımı Rahime Hatun'a izâfe edilen kare planlı, tek kubbeli türbe, Hz. Eyyûb makamının yaklaşık 500 m kuzeybatısındadır. Bu bir makam/ziyaret geleneğidir (kabir kesin değil) — köydeki peygamber türbeleri yüzyıllardır ziyaret edilir; Sultan IV. Murad'ın bakımları için vakıf tahsis ettiği, 1992'den itibaren Şanlıurfa Valiliği'nce restore edildiği kayıtlıdır. (Kaynak: Viranşehir Kaymakamlığı, 'Eyyüp Nebi Köyü Peygamber Türbeleri'; Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap)

Şanlıurfaİncele
Peygamber Ailesi

İmam Muhammed Bâkır Makamı

Harran'ın yaklaşık 3 km kuzeydoğusundaki İmam Bakır köyünde, On İki İmam'ın beşincisi Ebû Ca'fer İmam Muhammed Bâkır'a izâfe edilen kare planlı, kubbeli makam ve bitişiğindeki cami yer alır. Bu bir makamdır (kabir kesin değil, ziyaret geleneği) — rivayete göre İmam'ın bir parmağı buraya defnedilmiş ve köy onun adıyla anılmıştır; İmam Bâkır'ın asıl kabri Medine'dedir. (Kaynak: Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, 'İmam Bakır Hz. Camii ve Türbesi'; Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, 'İmam Bakır Camii ve Türbesi')

Şanlıurfaİncele