Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 31/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Sunan Muria (Râden Umar Said)

Sunan, Walisongo

Sunan Kalijaga'nın oğlu olduğu nakledilen Walisongo velîsi; Muria dağının yamacına yerleşerek köylüleri, çiftçileri ve balıkçıları yumuşak, kademeli bir üslûpla İslâm'a davet etmiştir. Tembang yoluyla irşadı sürdürdü. 16. yüzyıl ortasında vefat etti; türbesi Muria dağındadır. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Muria'; NU Online.)

KudusVefât 960 h.İncele
Evliyâ

Nâsırüddîn Mahmûd Çerâğ-ı Dehlî

Çerâğ-ı Dehlî, Kutbü'l-aktâb

Çiştiyye tarikatının Hindistan'daki büyük şeyhlerinden; Nizâmeddin Evliyâ'nın halifesi ve Delhi hankahının vârisi. Tam adı Şeyh Nasîrüddîn Mahmûd b. Yahyâ 'dır; Çırâğ-ı Dehlî (Delhi'nin Kandili) lakabıyla tanınır. 673 (1274) veya 675'te (1276) Kuzey Hindistan'ın Avad şehrinde doğdu. Ailesi aslen İranlıdır. Dokuz yaşındayken zengin bir yün tüccarı olan babasını kaybetti; annesi eğitimini sağlama konusunda büyük titizlik gösterdi. Dinî ilimleri Mevlânâ Abdülkerîm-i Şirvânî ve Mevlânâ İftihârüddîn-i Gîlânî'den okudu. Genç yaşlarından itibaren ilimle uğraşmaktan çok kendini zühd, riyâzet ve ibadete vermeyi tercih etti. Yirmi beş yaşında dünyadan el etek çekip Avad şehrinin dışındaki ormanlarda devamlı oruç tutarak on beş yıl kadar yaşadı. Kırk veya kırk üç yaşında iken Avad bölgesinden ayrılarak Delhi'ye gitti ve "sultânü'l-meşâyih" diye anılan en meşhur Çiştî şeyhi Nizâmeddin Evliyâ 'nın müridleri arasına katıldı. Kısa zamanda mürşidinin en sevdiği müridi oldu ve 724'te (1324) hilâfet aldı. Çiştîler'in çok sevdiği semâı sünnete aykırı gördüğünden Nizâmeddin Evliyâ'nın semâ meclisine katılmaz, şeyhi de onun bu tavrını hoş karşılardı. Delhi'de bir müddet kaldıktan sonra Nizâmeddin'in başka bir müridi olan şair Emîr Hüsrev-i Dihlevî aracılığıyla oradan ayrılıp tekrar orman ve dağlara dönmek için şeyhinden izin istedi; Nizâmeddin ise ona Delhi'de kalıp karşılaştığı sıkıntılara katlanmasını tavsiye etti. Nizâmeddin Evliyâ'nın vefatı üzerine (725/1325) onun kurduğu hankahın başına geçti; Delhi'nin bütün Çiştîler'i etrafında toplanmaya başladı ve "Çırâğ-ı Dehlî" lakabını bu sebeple aldı. Eskiden beri Çiştîler'e düşmanca davranan Delhi Sultanı Muhammed b. Tuğluk'un baskılarına mâruz kaldı: Çiştîler'in prensipleri hükümdarlardan uzak kalmalarını gerektirirken sultan onların kendisine hizmet etmesini istedi; çıktığı birkaç seferde onu zorla câmedar olarak yanına aldı, bir defa da hapse attırdı. Bu zorluklara büyük bir sabırla katlanan Çırâğ-ı Dehlî, Muhammed b. Tuğluk'un vefatından (752/1351) sonra Sultan Fîrûz'un Delhi tahtına geçmesinde büyük rol oynadı. Sultan Fîrûz ona ve diğer Çiştîler'e çok saygılı davrandı ve hankahına büyük servetler bağışladı. 754'te (1353) çilehânesinde yalnız başına ibadet ederken Türâb adında bir Kalenderî tarafından bıçaklandı; ölümden kurtuldu ve her zamanki sabır ve teslimiyetiyle suikastçının cezalandırılmasını önledi, üstelik kendisine bir miktar para verdi. 18 Ramazan 757'de (14 Eylül 1356) vefat etti. Vasiyeti üzerine cenazesini müridlerinden Seyyid Muhammed Gîsûdırâz yıkadı; yine vasiyeti uyarınca Nizâmeddin Evliyâ'dan aldığı hırka ve tesbih kendisiyle birlikte defnedildi. Tesir Halkası — Delhi Çiştîleri'ni bir çatı altında toplayan şeyh olarak tarikatın Kuzey Hindistan'daki sürekliliğini temsil eder. Müridleri arasında Dekken Çiştîliğinin kurucusu sayılan Seyyid Muhammed Gîsûdırâz vardır; kaynak, onu halife tayin ettiğinin kesin olmadığını kaydeder. Bir diğer müridi Hamîd Kalender, şeyhinin sohbetlerini derleyen kişidir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiire önem vermeyen, hatta şiir söylemenin derviş için zararlı olabileceğine inanan bir şeyhtir; bu yüzden eser bırakmamıştır. Zikir metodu olarak her nefeste Allah'ı anmaya ( pâs-ı enfâs ) büyük önem verir; semâı sünnete aykırı gördüğü için Çiştî geleneği içinde ayrı bir çizgi temsil eder. Sohbetlerinde söylediği sözler (melfûzât), müridi Hamîd Kalender tarafından Ḫayrü'l-mecâlis adlı kitapta derlenmiştir. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi Fîrûz Şah tarafından yaptırılmıştır. Kaynak, türbenin bugün harap durumda olduğunu ve bulunduğu semtin sakinlerinin genellikle Hindu olduğunu kaydeder; müslümanlar ölüm yıl dönümlerinde türbesini ziyaret ederler.

DelhiVefât 757 h.İncele
Evliyâ

Selîm Çiştî

Şeyh, Velî

Bâbürlü Hindistanı'nda Çiştiyye tarikatının şeyhlerinden; tam adı kaynakta Şeyh Selîm b. Bahâeddîn-i Çiştî olarak geçer. Adı, Ekber Şah'ın oğlu Cihangir'in doğumu ve Fetihpûr Sikri şehrinin kuruluşuyla birlikte anılır. Hakkında müstakil TDV maddesi yoktur; aşağıdakiler şehir, cami ve hükümdar maddelerinde ona dair verilen bilgilerdir. Agra'nın güneybatısındaki Sikri köyü yakınlarında bir mağarada yaşıyordu. Ekber Şah onu ziyaret ettiğinde (1569) şeyh, erkek çocuğu olmayan sultana yakında bir oğlunun doğacağını müjdeledi. Bunun üzerine Ekber burada bir saray inşa ettirdi. Oğlu 30 Ağustos 1569'da Sikri'de doğdu; Ekber ona çok sevdiği şeyhin adını, Selîm adını verdi. Şehzade sarayda Şeyhû Baba adıyla çağrılırdı; sonradan Cihangir adıyla tahta çıkacaktır. Şehzadenin doğumunun ardından Ekber, sarayın çevresine başka binalar yapılmasını emrederek burada bir şehir kurdu ve 1574'te Gucerât seferinden zaferle dönünce ona Fetihpûr adını verdi. Ekber Şah maddesine göre sultanın mistik havaya girişinde Selim Çiştî'nin rolü büyüktür. Vefat tarihi bu maddelerde verilmez; kabri Fetihpûr Sikri'dedir. Türbesi ve Külliyesi — Şehrin en önemli yapılarından olan ve 979 (1571-72) yılında bitirilen Fetihpûr Sikri Ulucamii, Ekber Şah'ın sarayı ile Selîm Çiştî'nin hankahının yakınında yer alır. Caminin avlusunun batı tarafında Selîm Çiştî ile torunu İslâm Han'a ait iki türbe bulunur. Tamamen beyaz mermerden olan Selîm Çiştî'nin türbesi, verandasını ve pencerelerini örten oyma geometrik desenli mermer şebekeleriyle dikkat çeker.

Fatehpur SikriVefât 979 h.İncele
Evliyâ

Alâeddîn Ali Ahmed Sâbir Kalyârî

Sâbir-i Pâk, Çerâğ-ı Çişt

Çiştiyye'nin Sâbiriyye kolunun kurucusu kabul edilen 13. yüzyıl sûfîsidir. Ferîdüddin Genc-i Şeker'in (Baba Ferîd) yeğeni ve halefi olduğu, dergâhındaki sabırlı hizmeti sebebiyle 'Sâbir' lakabını aldığı rivayet edilir. Kabri Uttarakhand'da Roorkee yakınındaki Piran Kalyâr'dadır. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi 'Çiştiyye'; Wikipedia 'Alauddin Sabir Kaliyari'.)

Piran KalyarVefât 690 h.İncele
Evliyâ

Seyyid Mahdûm Eşref Cihangîr-i Simnânî

Seyyid, Mahdûm, Sultânü'l-ârifîn

Hindistan'da yaşamış, Simnânî nisbesiyle anılan sûfî; kaynaklarda Seyyid Eşref Cihangîr-i Simnânî , bir yerde de Seyyid Muhammed Eşref Cihângîr-i Simnânî adıyla geçer. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde müstakil maddesi yoktur; aşağıdaki bilgiler onu anan dört ayrı maddeden derlenmiştir. Kübreviyye'nin Rükniyye kolunun pîri Alâüddevle-i Simnânî'nin meşhur müridleri arasında sayılır. Çiştiyye maddesine göre ise Bengal'de Çiştiyye'yi yayan Ahî Sirâc'ın yetiştirdiği Şeyh Alâeddin b. Es'ad'ın (ö. 801/1398) iki seçkin müridinden biridir. Hindistan'a gidip Eved (Oudh) yakınlarına yerleşti; Kübreviyye'nin Eşrefiyye kolu ona nisbet edilir. Diğer seçkin mürid Seyyid Nûr Kutb-i Âlem (ö. 813/1410) ile birlikte Çiştiyye'nin Bengal, Bihâr ve birleşik eyaletlerin doğusunda tanınmasında çok önemli rol oynadı. Medâriyye tarikatının kurucusu Bedîüddin Kutbülmedâr ilk haccını onunla birlikte yapmıştır; Şeyh Eşref'in bazı risâlelerinde ondan övgüyle bahsettiği ve onun "Üveysî" olduğunu söylediği nakledilir. Çiştî şeyhi Gîsûdırâz'ın temas kurduğu tanınmış velîler arasında da anılır. 808 (1405) yılında vefat etti; kaynaklar vefat yerini belirtmez. Eserleri — Mektupları Mektûbât-ı Eşrefî adıyla, Çiştî geleneğinin mektûbât türündeki başlıca örnekleri arasında sayılır. Bazı risâleleri bulunduğu Bedîüddin Kutbülmedâr maddesinden anlaşılır. Nizâmeddin Yemenî'nin Letâif-i Eşrefî adlı eseri (Delhi 1395) Çiştiyye ve Gîsûdırâz maddelerinin kaynakçasında yer alır.

KichauchaVefât 808 h.İncele
Evliyâ

Ali el-Hücvirî (Dâtâ Gencbahş)

Dâtâ Gencbahş, Hazret

Keşfü'l-mahcûb adlı eseriyle tanınan sûfî müellif; Hint alt kıtasında "hazine bağışlayan ulu velî" anlamına gelen Dâtâ Gencbahş unvanıyla bilinir. Tam adı Ebü'l-Hasen Alî b. Osmân b. Ebî Alî el-Cüllâbî el-Hücvîrî 'dir. Gulâm Server'in verdiği bilgiye göre bu unvanı onun hakkında ilk defa Çiştiyye'nin kurucusu Muînüddin Hasan el-Çiştî (ö. 633/1236) kullanmış; Hücvîrî'nin türbesinde girdiği halveti tamamlayınca ona dua ederken bu şekilde hitap etmiştir. Gazne'de doğdu; görüştüğü sûfîler hakkında verdiği bilgilere dayanarak XI. yüzyılın başlarında dünyaya geldiği söylenebilir. İran veya Hint asıllı ailesinin Gazne'ye ne zaman yerleştiği belli değildir. Eserinde Hücvîrî ve Cüllâbî nisbelerini kullanmış, zamanla Hücvîrî diye meşhur olmuştur; babası Şeyh Osman'ın mezarının bulunduğu Gazne yakınlarındaki Erbabha mevkiinin eski adının Cüllâb veya Hücvîr olması muhtemeldir. Annesinin kabri Gazne'de, diğer oğlu Şeyh Tâcülevliyâ'nın kabrinin yanındadır. İlk dinî bilgileri babasından aldı; Keşfü'l-mahcûb 'dan fıkhı Hanefî mezhebine göre tahsil ettiği anlaşılır. Devrinin ulemâ geleneğine uyarak uzun seyahatlere çıktı; Suriye, Türkistan, Kazvin, Hindistan, Irak, Hûzistan, Azerbaycan, Cürcân, Horasan ve Mâverâünnehir gibi bölgeleri dolaştığı anlaşılmaktadır, ancak bu seyahatlerin ne zaman yapıldığı belli değildir. Bağdat'ta mutasavvıf geçinen bir zındıklar topluluğu gördüğünü, Fergana'da Bab Fergānî'yi ziyaret ettiğini, bir müşkülü çıktığında Bistâm'a gidip Bâyezîd-i Bistâmî'nin türbesini ziyaret ettiğini, Horasan'da gördüğü 300 sûfînin her birinin dünyaya bedel olduğunu, Buhara'da Şeyh Ahmed-i Semerkandî ile tanıştığını anlatır. Hac hakkında bilgi verdiği halde Hicaz'a gittiğine dair eserinde bir kayıt yoktur. Genellikle Gazneliler'in hâkimiyetindeki bölgelerde yaşadı; Gazneli Mahmud'un huzurundaki ilmî toplantılara katıldı ve birinde bir Hint bilgesini tartışmada susturdu. İlk seyahate çıktığında muhtemelen henüz tasavvufa intisap etmemişti. Asıl mürşidi Ebü'l-Fazl el-Huttelî ile Dımaşk civarında tanıştı, onunla Azerbaycan'a gitti ve vefatına kadar yanından ayrılmadı. Huttelî'nin tefsiri iyi bildiğini, tasavvufta Cüneyd-i Bağdâdî'nin görüşlerini benimsediğini ve şekle önem veren âlim ve sûfîlere karşı olduğunu söyler. Ebü'l-Abbas eş-Şekkânî, Ebü'l-Kāsım el-Cürcânî ve Muzaffer b. Ahmed b. Hamdân gibi sûfîlerden de faydalanmıştır. Mürşidinin vefatından sonra onun vasiyetine uyarak dostları Ahmed b. Hammâd es-Serahsî ve Ebû Saîd Hücvîrî ile birlikte Hindistan'a gitti; Lahor şehrinin batısında Rava ırmağı kıyısında yaptırdığı mescidde ders vermeye ve İslâmiyet'i yaymaya başladı. Onun faaliyetleri sayesinde başta Lahor nâibi Ray Racu olmak üzere birçok Hintli müslüman oldu. Lahor'a, Gazneli Sultan Mesud'un Selçuklular karşısındaki yenilgisinden sonra Gazne'de çıkan karışıklıklar sırasında, muhtemelen 431 (1039) yılında gitmiş olmalıdır. Keşfü'l-mahcûb 'u yazmakla meşgulken üç Hint racası birleşerek Lahor'u kuşattı ve birçok müslümanı esir aldı (435/1043); Sultan Mevdûd b. Mes'ûd'un kurtardığı 5000 müslüman arasında Hücvîrî de bulunuyordu. Vefat tarihi kesin değildir; kaynağın doğru bulduğu tarih 465 (1072)'dir. Kabri Lahor'daki mescidinin hazîresindedir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Cüneyd-i Bağdâdî'nin tasavvuf anlayışının bilinçli bir temsilcisidir. Muhâsibî kadar akla önem vermekle beraber Bâyezîd-i Bistâmî ve Hallâc-ı Mansûr gibi sûfîleri candan sever; hayranı olduğu Hallâc'a uyulmamasını ve onun örnek alınmamasını tavsiye edecek kadar da mantıklıdır. Tasavvufî hayatın derinliklerini ifade etmek için aklî ve mantıkî ölçüleri en geniş şekilde kullanmış; kaynak bu hususta onun Serrâc'ı, Kelâbâzî'yi, Sülemî'yi ve Kuşeyrî'yi aştığının söylenebileceğini belirtir. Ebû Hanîfe'yi yalnız bir fakih değil, İbrâhim b. Edhem, Dâvûd et-Tâî ve Bişr el-Hâfî gibi birçok sûfînin üstadı olan bir zâhid olarak görür. Eserinde naklettiği 238 âyet ve 138 hadisin tefsirini yapması tefsir ve hadiste yetişkin olduğunu gösterir. Divanının kaybolduğunu kendisi bildirir. Eserleri — En meşhur eseri, muhtemelen 435 (1043) yılında Lahor'da yazmaya başladığı Farsça Keşfü'l-mahcûb 'dur; tasavvufun teorik ve pratik konularını sistemli biçimde işleyen ilk kitaptır. Ebû Saîd Hücvîrî'nin isteği üzerine yazılmıştır. Minhâcü'd-dîn adlı eserini bir sahtekârın kendine mal ettiğini anlatan müellif, aynı âkıbete uğramaması için kendi adını eserin çeşitli yerlerinde yirmi sekiz defa zikretmiştir. Birinci bölümde ilim, fakr, tasavvufun mahiyeti, hırka ve melâmet işlendikten sonra ilk dört halifenin, Ehl-i beyt imamlarının ve sûfîlerin biyografileri verilir; ardından eserin en orijinal kısmı olan on iki tasavvufî zümre (Muhâsibiyye, Kassâriyye, Tayfûriyye, Cüneydiyye, Nûriyye, Sehliyye, Hakîmiyye, Harrâziyye, Hafîfiyye, Seyyâriyye, Hallâciyye, Hulmâniyye) incelenir; müellif son ikisinin şeriat dışı olduğunu söyler. İkinci bölüm "Keşfü'l-hicâb" adıyla başlayan on bir alt bölümde mârifetullah, tevhid, iman, ibadetler, sohbet ve tasavvufî terimleri anlatır. Eser ilk olarak 1903'te Lahor'da basılmış; Jukovsky'nin tenkitli neşri 1926'da Leningrad'da çıkmış, Nicholson İngilizce'ye (London 1911), İs'âd Abdülhâdî Kındîl Arapça'ya, Süleyman Uludağ Türkçe'ye (İstanbul 1982) çevirmiştir. Eserde adını andığı diğer kitapları: Minhâcü'd-dîn , Kitâbü'l-Fenâ ve'l-bekā , Hallâc'ın sözlerinin şerhi, Kitâbü'l-Beyân li-ehli'l-ıyân , Nahvü'l-kulûb , Esrârü'l-hırak ve'l-mülevvenât , er-Riâye bi-hukūkıllâh , Kitâbü'l-Îmân . Türbesi ve Külliyesi — Kabri Lahor'daki mescidinin hazîresinde olup Dâtâ Gencbahş Türbesi diye tanınır. Gazneli Sultan İbrâhim b. Mes'ûd kabrin yanında bir bina yaptırmış, Ekber Şah zamanında yeni binalar eklenmiş; 1861'de Hacı Nûr Muhammed Sado kabrin üzerine kubbeli bir türbe yaptırmıştır. Daha sonra Miyân Gulâm Geylânî, Hücvîrî'nin sağlığında yaptırdığı mescidin yerine yenisini inşa ettirmiş ve burası bir külliye halini almıştır. Türbenin iç duvarlarında Muînüddin el-Çiştî, Abdurrahman-ı Câmî ve Muhammed İkbal'e ait, tarih mısraları vefat tarihine tekabül eden üç şiir yazılıdır. Türbe bugün Pakistan müslümanlarının en çok ziyaret ettiği yerlerdendir; bölgede Hücvîrî adı hiç tanınmadığı halde Dâtâ Gencbahş adını bilmeyen yoktur ve her yıl onun adına yedi gün süren anma törenleri düzenlenir.

LahorVefât 465 h.İncele
Evliyâ

Bahâeddin Zekeriyyâ el-Mültânî

Şeyh, Bahâü'l-Hak

Sühreverdiyye'yi Hindistan'da yerleştiren sûfî; Multan'ın en büyük şeyhi. Tam adı Ebû Muhammed Bahâüddîn Zekeriyyâ b. Vecîhiddîn b. Kemâliddîn el-Mültânî 'dir. Pencap'ta Multan yakınlarındaki Kot Karur köyünde doğdu. On beş yıl süren bir tahsilin ardından Horasan ve Buhara'ya, oradan da beş yıl kalacağı Hicaz'a gitti. Medine'de Şeyh Kemâleddin Muhammed el-Yemenî'den icâzet aldı. Seyrini Bağdat'ta Şehâbeddin Ömer es-Sühreverdî 'nin yanında tamamladı; kaynak, bu terbiyenin on yedi günde tamamlandığını kaydeder. Böylece Sühreverdiyye'ye intisap etmiş oldu. Ardından Multan'a yerleşti ve hankahını burada kurdu. Tesir Halkası — Halefi oğlu Sadreddin Ârif 'tir. En meşhur talebesi, kızıyla evlendirdiği şair-sûfî Fahreddîn-i Irâkī 'dir. Kendisine nisbetle Bahâiyye kolu anılır; Sühreverdiyye'nin Hindistan'daki yayılışı büyük ölçüde onun eseridir. Eserleri — Bir hadis mecmuası derlemişse de bu eser kaybolmuştur; sonraki kaynaklarda korunan Vesâyâ 'sı ile Münâcât-ı Pîr Destgîr günümüze ulaşmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Multan'ın eski kalesi içindeki türbesi bugün de bir ziyaretgâhtır.

MultanVefât 661 h.İncele
Evliyâ

Şah Rükn-i Âlem (Rükneddin Ebü'l-Feth)

Şeyh, Rükn-i Âlem

Sühreverdiyye tarikatının önde gelen 13.–14. yüzyıl Mültanlı sûfîsidir; dedesi Bahâeddin Zekeriyyâ'nın halefi olarak hankahın başına geçmiştir. Türbesi Tuğluk mimarisinin en erken ve görkemli örneklerinden olup UNESCO geçici listesindedir. 735/1335'te vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Tomb of Shah Rukn-e-Alam'; Punjab Auqaf.)

MultanVefât 735 h.İncele
Evliyâ

Lal Şahbaz Kalender (Osman Mervendî)

Hazret, Kalender

1177'de Mervend'de (Sîstan) doğan Fars asıllı sûfî, şair ve kalender derviş; Seyyid bir aileye mensuptur, Sühreverdî geleneği ve gezgin Kalenderiyye ile ilişkilendirilir. Sehven'e (Sind) yerleşip bölgenin en saygın velîsi oldu; yılda milyonlarca hacı türbesini ziyaret eder. 673/1274'te vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Lal Shahbaz Qalandar'; JASB c.68, 1899.)

SehvenVefât 673 h.İncele
Evliyâ

Şah Abdüllatif Bhittâî

Hazret

Sindî dilinin en büyük klasik şairi ve Kādirî silsilesine bağlı bir sûfî mutasavvıf; mistik şiirleri ölümünden sonra 'Şâh Co Risâlo' adıyla derlenmiş, Sindî halk hikâyelerini tasavvufî alegoriye dönüştürmüştür. Son yıllarını Bhit tepesinde geçirdi; türbesi Kalhora hükümdarı Gulâm Şah tarafından yaptırıldı. 1165/1752'de vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Shah Abdul Latif Bhittai'; BhittaiPedia.)

Bhit ŞahVefât 1165 h.İncele
Evliyâ

Sunan Kalijaga (Râden Said)

Sunan, Walisongo

Walisongo'nun en tanınmış ve yerli Cava kökenli velîsi; gölge kuklası (wayang), gamelan ve tembang gibi geleneksel sanatları İslâmî tebliğin aracı yaparak büyük kitleleri etkilemiştir. Demak Camii'nin yapımıyla da anılır. Yaklaşık 1000/1592'de vefat etti; türbesi Kadilangu (Demak) bölgesindedir. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Kalijaga'; NU Online.)

DemakVefât 1000 h.İncele
Evliyâ

Sunan Giri (Râden Paku / Aynü'l-Yakîn)

Sunan, Walisongo

Walisongo velîsi; Gresik yakınlarındaki Giri tepesinde kurduğu medrese ve 'Giri Kedaton' devletiyle Doğu Endonezya'ya (Maluku, Sulawesi, Lombok) kadar uzanan geniş bir tebliğ ağı oluşturmuştur. Çocuk oyunları ve tembanglarla İslâm öğretmesiyle bilinir. 912/1506 civarında vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Giri'; NU Online.)

GresikVefât 912 h.İncele
Evliyâ

Saçal Sermest (Abdülvehhâb Fârûkî)

Fakir, Mansûr-ı Sânî

Asıl adı Abdülvehhâb olan, Darâza ekolüne bağlı bir Kādirî sûfî şairidir; yedi dilde (Sindî, Sirâikî, Farsça, Urduca, Arapça, Pencapça, Belûcî) coşkun tasavvufî şiir yazmıştır. 'Saçal' (doğru söyleyen) ve 'Sermest' (ilâhî aşkla mest) lakaplarıyla anılır; vahdet-i vücûd savunucusu olarak 'İkinci Mansûr' sayılır. 1242/1825'te vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Sachal Sarmast'; Darazi School çalışması, 2009.)

KhairpurVefât 1242 h.İncele
Evliyâ

Abdullah Şah Gazî

Şah, Gazî (makam)

8. yüzyıla ait, Karaçi'nin manevi koruyucusu sayılan yarı-efsanevî bir veli-gazidir; rivayete göre Arap gemisiyle Sind sahiline ulaşmıştır. Tarihsel kişiliği akademik olarak kesin tespit edilememiştir (Maclean), ancak Clifton'daki tepe üzerindeki türbesi modern şehirden eski olup büyük kalabalıklar çeker. (Kaynak: Wikipedia 'Abdullah Shah Ghazi'; D. N. Maclean, 'Religion and Society in Arab Sind', Brill 1989.)

KaraçiVefât 151 h.İncele
Evliyâ

Sunan Kudüs (Câfer Sâdık)

Sunan, Walisongo

Walisongo velîsi; Kudüs şehrini kurarak adını Beytülmakdis'ten almış, ünlü Menara Kudus camisini Hindu-Cava (Majapahit) mimarîsiyle harmanlayarak inşa ettirmiştir. Kültürel hassasiyetle tebliğin (sığır kesmekten kaçınma vb.) sembol ismidir. 958/1550 civarında vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Kudus'; NU Online.)

KudusVefât 958 h.İncele
Evliyâ

Sunan Drajat (Râden Kâsim)

Sunan, Walisongo

Sunan Ampel'in bir diğer oğlu; sosyal adalet, yardımlaşma ve yoksulu gözetmeyi merkeze alan tebliğiyle bilinen Walisongo velîsidir. Lamongan bölgesinde İslâm'ı yaymış, tembang (Cava şiiri) yoluyla ahlâk öğretmiştir. 928/1522 civarında vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Drajat'; NU Online.)

LamonganVefât 928 h.İncele
Evliyâ

Sunan Bonang (Mahdûm İbrâhîm)

Sunan, Walisongo

Sunan Ampel'in oğlu; İslâm'ı Cava sanatı, edebiyatı ve gamelan müziğiyle (kendisine 'bonang' çalgısı atfedilir) yayan Walisongo velîsidir. Tasavvufî öğretiyi yerel kültüre uyarlayan tebliğ yöntemiyle tanınır. 931/1525 civarında vefat etti; türbesi Tuban'dadır. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Bonang'; NU Online.)

TubanVefât 931 h.İncele
Evliyâ

Sunan Ampel (Râden Rahmat)

Sunan, Walisongo

Walisongo'nun merkezî simalarından; Çampa kökenli olup Surabaya'nın Ampel mahallesinde önemli bir İslâm medresesi kurmuştur. Diğer velîlerin çoğunun hocası veya akrabası kabul edilir ve Demak Sultanlığı'nın kuruluşunda etkili olmuştur. 886/1481'de vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Ampel'; NU Online.)

SurabayaVefât 886 h.İncele
Evliyâ

Mevlânâ Mâlik İbrâhîm (Sunan Gresik)

Sunan, Walisongo

Cava'da İslâm'ı yayan dokuz velîden (Walisongo) en yaşlısı ve öncüsü sayılır; muhtemelen Hadramevt/Fars asıllı olup 14. yüzyıl sonunda Doğu Cava'ya gelip Gresik'e yerleşmiştir. Ticaret, tarım ve şefkatli irşadla halkı İslâm'a ısındırdığı nakledilir. 822/1419'da vefat etti; mezar taşı kitâbesi günümüze ulaşmıştır. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Gresik'; NU Online.)

GresikVefât 822 h.İncele
Evliyâ

Bülle Şah (Seyyid Abdullah Şah Kādirî)

Baba, Şâh

c. 1680–1757 yılları arasında yaşayan, en büyük Pencaplı sûfî şairlerinden biri; Lahor'lu Şâh İnâyet Kādirî'nin müridi olup Kādirî tarikatına bağlıdır. İlâhî aşkı ve keskin toplumsal-dinî eleştiriyi dile getiren 'kâfî'leri bugün Pencap ve tasavvuf müziğinin merkezindedir. Kasur'da yaşadı ve 1757'de vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Bulleh Shah'; Dawn.com.)

KasurVefât 1171 h.İncele
Evliyâ

Ferîdüddîn Genc-i Şeker (Baba Ferîd)

Genc-i Şeker, Baba Ferîd

13. yüzyıl Çiştî tarikatının önde gelen velîsi; Kutbüddîn Bahtiyâr Kâkî'nin halifesi ve Nizâmeddîn Evliyâ'nın mürşididir. Pencap tasavvufunun en erken ve saygın simalarındandır; kendisine atfedilen mısralar sonradan Sih kutsal kitabı Guru Granth Sahib'e alınmıştır. 679/1266'da vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Baba Farid'; Punjab Auqaf.)

PakpattanVefât 679 h.İncele
Sahâbe

Ebû Şeybe el-Hudrî

Hazret-i (makam)

Ebû Şeybe el-Hudrî, erken kaynaklarda İstanbul surları önündeki Arap kuşatması sırasında vefat ettiği nakledilen sahabedir; akademisyen Dr. Mehmet Efendioğlu'na göre İstanbul'da tarihî dayanağı olan iki sahabe mezarından biridir. Ayvansaray'daki Toklu Dede ve Sahabeler Hazîresi'nde kendisine atfedilen bir makam bulunur; fizikî kabir varlığı kesin değildir (makam). (Kaynak: İstanbul Ansiklopedisi; Kültür Envanteri.)

İstanbulVefât 49 h.İncele
Âlim

Mehmed Emin Tokâdî

Şeyh, Hâce

XVIII. yüzyıl İstanbul Nakşibendî-Müceddidîliğinin en önemli temsilcisi sayılan mutasavvıf. 1075 (1664) yılında Tokat'ta doğdu. Nakşibendî bir aileye mensuptur: babası Hasan Efendi terzi olup Azîz Mahmûd-ı Urmevî'nin müridiydi. Urmevî'nin 1048 (1639) yılında idamının ardından aile Tokat'a yerleşmiş, Mehmed Emin gençlik yıllarını burada geçirmiş, 1110 (1698) yılında İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'da Zeyrek'teki Pîrî Paşa Medresesi'ne girdi ve Şeyhülislâm Mirzazâde Şeyh Mehmed Efendi'den dinî ilimleri okudu. Hâşimîzâde Seyyid Abdullah Efendi'den sülüs, nesih ve ta'lik yazılarını meşketti; daha sonra Edirne'de Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi, Küçük Müezzin Mehmed Efendi ve Yahyâ Nazîm Çelebi gibi üstatlardan mûsiki öğrendi. Receb 1114'te (Kasım 1702) Mekke'de, Kâbe'nin yanında bir zikir halkası yöneten Ahmed Yekdest-i Cüryânî ile karşılaştı ve ona intisap ederek yaklaşık üç yıl hizmetinde bulundu. Daha sonra Medine'de Abdürrahîm-i Buhârî vasıtasıyla Nakşibendiyye-Müceddidiyye'de hilâfet aldı. 1117 (1706) civarında İstanbul'a döndü; Kımıl Mehmed Bey'in kâtipliğini yaptı ve Şehzade Camii'nde ders verdi. Hâmisinin vefatının ardından 1132 (1719-20) yılında kısa bir süre Eyüp Sultan türbedarlığında bulundu. On yıllar boyunca herhangi bir tekkeye bağlı olmaksızın irşadla meşgul oldu. 1156 (1743) yılında Şeyhülislâm Mustafa Efendi tarafından Ayvansaray'daki Emîr Buhârî Tekkesi şeyhliğine tayin edildi; bu görevi tekkede ikamet etmemek şartıyla kabul etti. 15 Şâban 1158'de (12 Eylül 1745) vefat etti ve İstanbul'da Zeyrek'teki Pîrî Paşa (Soğukkuyu) Camii'nin haziresine defnedildi. Tesir Halkası — Tesirinin en görünür kanalı müridi Müstakimzâde'dir: İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât 'ının Türkçe'ye çevrilmesine onun vesilesiyle zemin hazırlanmıştır. Bayramî-Melâmî çevreden Lâ'lîzâde Abdülbâki ile kurduğu münasebet, tek bir çevreye kapanmayan müstakil bir tasavvuf tasavvuruna işaret eder. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Nakşibendî-Müceddidî çizgidedir; tekke uygulamalarında gösterişi reddeder. Dikkat çeken yanı, tartışmalı bir uygulama olan devranı savunmuş olmasıdır — bu, yerleşik Nakşibendî anlayışına aykırıdır ve bir risâlesinin konusudur. Eserleri — Yazdıkları esas itibariyle Nakşibendî yoluna dair risâlelerdir: İrşâdü's-sâlikîn , Risâle fî sülûki't-tarîkati'n-Nakşibendiyye , Sıyânet-i Dervîşân der Bahs-i Deverân-ı Sûfiyân (devranın müdafaası), Şerh-i Kelimât-ı Hâcegân ve Vasiyyetnâme . Ayrıca İbnü'l-Cezerî'nin kıraat mukaddimesi ile Ubeydullah Ahrâr'ın Risâle-i Vâlidiyye 'si gibi eserleri Türkçe'ye kazandırmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Kabri Zeyrek'teki Pîrî Paşa (Soğukkuyu) Camii haziresindedir. Mezar taşındaki kitâbe ta'lik hattıyla Kâtibzâde Mehmed Refî tarafından yazılmış olup içinde müridi Müstakimzâde'nin düşürdüğü tarih yer alır.

İstanbulVefât 1158 h.İncele
Âlim

İmâm es-Süheylî

İmâm

er-Ravzü'l-ünüf adlı siyer şerhiyle tanınan âlim; Merakeş'in yedi velisinden biri olarak anılır. Tam adı Ebü'l-Kāsım Abdurrahmân b. Abdillâh b. Ahmed el-Has'amî es-Süheylî el-Mâlekī 'dir. 508 (1114) yılında Endülüs'ün güneyinde, Mâleka yakınlarındaki Süheyl'de doğdu. Gözlerini kaybettiği bildirilirse de er-Ravzü'l-ünüf nüshalarında kendi el yazısıyla kayıtlar bulunması, görmesini kısmen koruduğuna yahut körlüğün ömrünün sonlarında geldiğine işaret eder. Mâleka, Kurtuba ve İşbîliye'de kıraat, nahiv ve fıkıh âlimlerinden okudu; hadis, tefsir ve usul derslerini İbnü'l-Arabî'den aldı. Siyer, hadis, tefsir, fıkıh, nahiv ve Arap edebiyatında temayüz etti. 581 yılı 26 Şâban'ında (22 Kasım 1185) Merakeş'te vefat etti. Tesir Halkası — İlmî şahsiyetinde Endülüs ve Mağrib ilim gelenekleri birleşir. Merakeş'te medfun yedi meşhur şahsiyeti ( seb'atü ricâl ) anlatan ziyaret geleneğinde adı bu yedi isimden biri olarak geçer. Eserleri — er-Ravzü'l-ünüf , İbn Hişâm'ın siyerine yazılmış en kapsamlı şerhtir. Netâicü'l-fiker nahve dairdir; et-Ta'rîf ve'l-i'lâm ise Kur'an'daki mübhemler konusunda yazılmış ilk müstakil eserdir. Türbesi ve Külliyesi — Merakeş'te Cebbânetüşşüyûh Mezarlığı'na defnedilmiş ve burası önemli bir ziyaretgâh hâline gelmiştir.

MarakeşVefât 581 h.İncele