Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 30/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Şehîd

Sultan I. Murad Hüdâvendigâr

Sultan, Hüdâvendigâr, Kosova Şehidi

Osmanlı Devleti'nin üçüncü padişahı Sultan I. Murad Hüdâvendigâr, 1389'daki Kosova Meydan Muharebesi'nin (Birinci Kosova Savaşı) ardından savaş meydanında şehid edilmiştir. İç organları savaşın yapıldığı Kosova ovasına, Priştine yakınlarındaki Mazgit köyüne defnedilmiş; naaşının geri kalanı Bursa'ya götürülerek Hüdâvendigâr Külliyesi'ndeki türbesine gömülmüştür. Mazgit'teki türbe (Meşhed-i Hüdâvendigâr) oğlu Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmış olup Kosova topraklarındaki ilk Osmanlı mimari eseri kabul edilir. (Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi 'Hudâvendigâr Meşhedi'; Wikipedia 'Tomb of Murad I')

PristinaVefât 791 h.İncele
Evliyâ

Ajvaz Dede

Derviş, Ajvatovica menkıbesinin pîri

Ajvaz Dede, 1463'ten sonra Osmanlı fetihleriyle Prusac'a (Akhisar) gelen ve Bosna'nın İslamlaşmasında anılan bir dervişdir. Menkıbeye göre kuraklık döneminde Prusac'a su gelmesi için kırk gün dua etmiş, kayanın yarılmasıyla su kaynağı açılmış; bu olay her yıl 'Ajvatovica' adlı Avrupa'nın en büyük İslamî hac/anma törenine vesile olmuştur. Prusac'taki küçük mezarlıkta ona izafe edilen bir türbe vardır; ancak bu yer büyük ölçüde menkıbeye dayalı sembolik bir MAKAM olup kesin defin tarihen doğrulanmış değildir. (Kaynak: Ajvatovica, Wikipedia; Bosna-Hersek Kültür Bakanlığı 'Pilgrimage to Ajvatovica' fmks.gov.ba; Sara Kuehn, 'Ajvatovica Pilgrimage', sarakuehn.com)

Prusac (Donji Vakuf)İncele
Evliyâ

Elmalı Baba

Bektaşî şeyhi

Elmalı Baba, Doğu Rodoplar'da yaklaşık 500 dervişe önderlik eden önemli bir 16. yüzyıl Bektaşî şeyhidir; 1579 tarihli bir Osmanlı belgesi dergâhının nüfuzunu teyit eder. Kardzhali iline bağlı Bivolyane köyü yakınındaki aktif külliyede (türbe, mescit, ritüel salonu) altı isimsiz kabir bulunur; bunlardan birinin kendisine ait olduğuna inanılır. Her yıl eylülde burada bir Alevî-Bektaşî şenliği düzenlenir; vefatı 1585 olarak kaydedilir. (Kaynak: 'The Bektashī Order in Bulgaria: A 16th-Century Document on the Elmalı Baba Dargāh'; Guide-Bulgaria turizm veritabanı.)

Bivolyane (Momchilgrad)Vefât 1585İncele
Evliyâ

Mustafa Gaibî

Halvetî/Celvetî şeyhi

Mustafa Gaibî (17. yüzyıl), Osmanlı Bosnasından bir derviş-şeyh olup tasavvuf çevrelerinde velî kabul edilir. Vefatından sonra Slavonya'daki Stara Gradiška'da defnedilmiş, mezarı Müslümanların ziyaretgâhı olmuştur; 1825'te Avusturya İmparatoru I. Franz'ın emriyle üzerine küçük bir türbe yapılmış, 1868'de yenilenmiştir. Türbe 1954 dolaylarında Sava nehrinin karşı kıyısındaki Bosanska Gradiška'ya (Bosna-Hersek) taşınmış olup bugün orada bulunur ve ulusal anıt statüsündedir. (Kaynak: Mustafa Gaibi, Wikipedia (Q61890337 Wikidata); 'Under the Gaibi's Tree' RAI 2020 akademik sunumu, nomadit.co.uk)

Bosanska GradiškaVefât 1090 h.İncele
Evliyâ

Hasan Kaimî Baba

Kadirî şeyhi, mutasavvıf şair

Hasan Kaimî Baba (öl. 1103/1691-92), 17. yüzyılın en tanınmış Bosnalı Kadirî şeyhi ve mutasavvıf şairlerindendir. 1682 Saraybosna ayaklanmasına karışmakla suçlanıp sürgün edildiği Zvornik'e yerleşmiş, burada vefat etmiş ve eski şehrin batısındaki Kula Grad'da kendisi için yapılan türbeye defnedilmiştir. Türbesi 1992-95 savaşında tamamen yıkılmış, 2002'de yeniden inşa edilmiştir; her yıl haziranda 'Hasan Kaimija Günleri' düzenlenir. Türbe ve tekkenin masrafları Drina nehri sal geçiş geliriyle vakfedilmiştir. (Kaynak: Sara Kuehn akademik dokümantasyonu, sarakuehn.com; Mehmed Mujezinović'in yıkım öncesi belgelemesi; London Academy of Iranian Studies makalesi, iranianstudies.org)

ZvornikVefât 1103 h.İncele
Evliyâ

Harabati Baba

Bektaşî babası

Kalkandelen'deki (Tetovo) Harâbâtî Baba Tekkesi 'nin — Rumeli'de Bektaşîliğin en önemli merkezlerinden birinin — ikinci bânisi kabul edilen ve tekkeye adını veren Bektaşî babası. Kaynak, tekkenin ilk bânisi Sersem Ali Baba ile ikinci bânisi Harâbâtî Baba hakkında yeterli bilgi bulunmadığını açıkça belirtir; doğumu, tahsili ve intisabı hakkında bilgi vermez. Rivayete göre dört arkadaşıyla birlikte Bektaşîliği yaymak için Rumeli'ye gitti. Kalkandelen'de iken yanan bir kandil gördü ve bunun Sersem Ali Baba'nın ruhu olduğunu söyleyerek orada onun için bir türbe yaptırdı. Sersem Ali Baba, muhtemelen Dimetoka Bektaşî Âsitânesi'nde yetişip 958'de (1551) Kalkandelen'e gelen ve tekkeyi ilk kuran zattır. Ekrem Hakkı Ayverdi'ye göre XVI. yüzyılın sonlarına doğru yaptırılmış olan tekke, Harâbâtî Baba döneminde Receb Paşa tarafından genişletilmiştir. Bektaşî şairlerinden Türâbî'nin (ö. 1285/1868-69) "Receb Paşa ister gönülden yardım / Dergâhında Sersem Ali Baba'ya" mısraları, Receb Paşa'nın tekkeyi ziyaret edip yardımda bulunduğunu gösterir; halk arasında bu yardımla ilgili çeşitli menkıbeler anlatılır. 1194 (1780) yılında vefat etti. Kendisinden sonra tekkede on bir şeyh görev yapmıştır; tekkenin 1230 (1815) tarihli vakfiyesi Kalkandelen Arşivi'ndedir. Türbesi ve Külliyesi — Harâbâtî Baba'nın açık türbesi, tekke avlusundaki hazîrenin doğusunda, ahşap direklere oturan bir sofanın içindedir. Türbenin yanındaki sofanın duvar yüzeyleri, mescid ve harem dairesinin iç duvarları gibi manzara resimleri, geometrik şekiller ve bitki motifleriyle süslenmiştir. Avlunun kuzeybatısında mescid ve semâhâne ile birlikte Sersem Ali Baba'nın on iki köşeli gövde üzerine on iki dilimli kubbeyle örtülü türbesi yer alır; onun önündeki hazîrede Receb Paşa ile tekkenin şeyh ve dervişlerine ait on bir mezar bulunur. Balkan Harbi'ne (1912) kadar faaliyetini sürdüren tekke bu tarihten sonra harabeye dönmüş, 1967'de restore edilerek turistik amaçla hizmete açılmıştır.

TetovoVefât 1194 h.İncele
Evliyâ

Ebû Bekir el-Aydarûs el-Adenî

Aden'in velîsi (sâhibü Aden)

Ayderûsiyye tarikatının kurucusu; Yemen'in en büyük velîlerinden biri ve Aden'in mânevî koruyucusu kabul edilen mutasavvıf. Tam adı Fahrüddîn Ebû Bekr b. Abdillāh b. Ebî Bekr Bâ Alevî el-Ayderûs 'tur. Ailesinin adı olan ayderûs , “şiddetle yakalama ve kuvvetle bastırma” mânasında arslana verilen isimlerden biridir; bu özellik dikkate alınarak mânevî mertebesi yüksek bazı velîlere de bu ad verilmiştir. Bâ Alevî'nin Sekkāf kolundan geldikleri ileri sürülen ve “Alevî”, “Seyyid”, “Şerif” gibi unvanlarla anılan bu aileden otuz kadar âlim ve sûfîyi Muhibbî kaydetmiştir. Ayderûs ailesinin atası ve “Hadramut şeyhi” diye tanınan mutasavvıf Abdullah b. Ebû Bekir el-Ayderûs 'un (ö. 865/1461) oğludur. 851'de (1447) Terîm'de doğdu. İlk bilgileri burada aldı, daha sonra tasavvufa yöneldi. Ömrünün son yirmi beş yılını Aden'de geçirdi ve orada vefat etti (914/1508). Tesir Halkası — Kendisine nisbet edilen Ayderûsiyye, Ayderûs ailesine mensup mutasavvıflar tarafından Hicaz, Suriye ve Mısır'a götürülmüş ve bu bölgelerde yaygınlık kazanmıştır. Menkıbelerini müridlerinden Muhammed b. Ömer Bahrak, Mevâhibü'l-kuddûs fî menâkıbi İbni'l-Ayderûs adlı menâkıbnâmede toplamıştır. Bâ Alevî âlimi Abdullah b. Alevî el-Haddâd, İthâfü's-sâil adlı eserinin hâtimesinde onun bazı tasavvufî şiirlerini izah etmiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaynağa göre Ayderûsiyye şeyhleri Gazzâlî'nin İhyâü ulûmi'd-dîn 'ine çok büyük önem vermekle beraber İbnü'l-Arabî'nin el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ve Fusûsü'l-hikem 'ini de okumayı ihmal etmezler; Kur'an ve hadise bağlı kalmaya dikkat eder, semâa da büyük önem verirler. Gazzî ve İbnü'l-İmâd gibi müellifler, müridlerin daha istekli ve dikkatli zikir yapmaları için kahve içmenin ilk defa onun tarafından âdet haline getirildiğini bildirirler. Yemen sûfîleri gece yapılan zikir meclislerinde uykuyu kaçırmak, rehavet ve gafleti gidermek için müridlerine kahveyi tavsiye ediyor; bu gayeyle içilen kahveye “sûfî kahvesi” veya “mânevî kahve” deniyordu. Eserleri — el-Cüz'ü'l-latîf fî ilmi't-tahkîmi'ş-şerîf adlı tasavvufî bir eseri ve “basît”, “vasît” ve “vecîz” adlı üç evrâdı vardır. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi ve yanındaki cami Aden'in en büyük ziyaret yerlerindendir. Her yıl 11-15 Rebîülevvel günlerinde burada onun adına ihtifal tertip edilmektedir.

AdenVefât 914 h.İncele
Evliyâ

İmam Abdullah b. Alevî el-Haddâd

Râtibü'l-Haddâd müellifi, kutbü'l-irşâd

Hadramut'un Bâ Alevî ailesine mensup âlim, mutasavvıf ve şair; kendisine Haddâdiyye adıyla bir tarikat nisbet edilir. Tam adı Abdullāh b. Alevî b. Muhammed el-Haddâd el-Yemenî 'dir. 4 Safer 1044'te (30 Temmuz 1634) Hadramut'un Terîm kasabasında doğdu. Daha sonra Terîmli bir kişi, “vülide bi-Terîm imâmün kerîm” sözüyle doğumuna tarih düşürmüştür. Nesebi Ca'fer es-Sâdık, Muhammed el-Bâkır ve Zeynelâbidîn silsilesiyle Hz. Hüseyin'e ulaştığı için “seyyid” unvanıyla anılır; bazı yakınları gibi Haddâd lakabı veya Haddâdî nisbesiyle tanınır. IV. (X.) yüzyılda Basra'dan Hadramut'a göç eden Abdullah b. Ahmed'in oğlu Alevî'ye nisbetle Bâ Alevî gibi isimlerle anılan ailesi; ilim ve takvâları, telif ve tedris faaliyetleri, kurdukları camiler ve ilmî kurumlarla tanınmıştır. Dört yaşında çiçek hastalığına yakalanarak gözlerini kaybetti; buna rağmen güçlü hâfızası ve parlak zekâsı sayesinde öğrenimini başarıyla sürdürdü. Hıfzını tamamlayıp ilk eğitimini bitirdikten sonra fıkıh tahsiline ağırlık verdi; aralarında Sehl b. Ahmed Bâ Hasan'ın da bulunduğu hocalardan fıkıh okudu. Seyyid Muhammed b. Alevî es-Sekkāf'la mektuplaşarak ondan tasavvuf zevki aldı ve irşad alanında da kendini yetiştirdi. Öğrencisi Muhammed b. Zeyn'in belirttiğine göre fıkıhta “mutlak müctehid” mertebesine ulaşmış ve Kur'ân-ı Kerîm'e çok zengin yorumlar getirebiliyordu. Terîm'de ve çevresinde mescidler ve hayır kurumları inşa ettirdi. Otuz altı yaşında yaptığı hac ile diğer seyahatlerinde gittiği her yerde âlimlerce ve önemli kişilerce ilgiyle karşılandığı, çeşitli gruplar arasındaki ihtilâfların çözümünde etkin rol oynadığı yolundaki bilgiler, onun genç yaştan itibaren saygın bir âlim olduğunu gösterir. Kaynaklarda pek çok kerametinden söz edilir; ancak kendisine keramet atfedilmesinden hoşlanmazdı. Nitekim dostlarından birinin 1108 (1696) yılında hayatına dair yazdığı kitaptan kerametleriyle ilgili bölümü çıkartmıştır. ed-Dürrü'l-manzûm 'un bir nüshasına eklenen bölümde, bizzat Hz. Peygamber'den el aldığını ve bu sayede bir hadisin sıhhatini doğrudan Resûlullah'tan öğrenme imkânına sahip olduğunu söylediği kaydedilir. Aynı eserde, dönemindeki istilâ ve baskı hareketlerini kınayan şiirler yazdığı da belirtilir. Kendisi de Yâfiîler'in baskıları yüzünden Hâvî'ye göç etti ve 7 Zilhicce 1132'de (10 Ekim 1720) orada vefat etti; naaşı Terîm'e getirilerek burada defnedildi. Tesir Halkası — İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden pek çok kimse Terîm'e gelerek onun ilminden ve tasavvufî terbiyesinden faydalandı. Oğulları Hasan ve Alevî ile Muhammed b. Şeyh el-Cifrî, Ahmed b. Zeyn el-Habeşî, Ömer b. Hâmid, Hasan b. Muhammed, Ali b. Abdullah es-Sekkāf ve Ahmed b. Abdülkerîm eş-Şeccâr gibi birçok âlim ondan öğrenim gördü. Öğrencisi Muhammed b. Zeyn, Gāyetü'l-kasd ve'l-murâd fî menâkıbi'l-kutbi'l-gavs Abdillâh b. Alevî el-Haddâd adıyla onun menâkıbını yazmış; Ahmed b. Abdülkerîm eş-Şeccâr da Tesbîtü'l-fuâd adlı eserinde hocasının çeşitli konulara dair sözlerini derlemiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirleri ed-Dürrü'l-manzûm li-zevi'l-ukūl ve'l-fühûm adlı, 150 kasideden oluşan hacimli divanında toplanmıştır; içinde İbnü'l-Fârız'ın kasidesinin vezniyle yazılmış uzun bir kasîde-i tâiyye de vardır. Divandaki bazı bölümlerin vefatından sonra Terîm ve çevresinde namazların ardından evrâd olarak okunduğu söylenir; kasidelerinin birçoğuna şerhler yazılmış, biri Hüseyin b. Muhammed Bâ Fazl tarafından tahmis edilmiştir. Tasavvuf ve ahlâka dair eserlerinde başta Gazzâlî'nin İhyâü ulûmi'd-dîn 'i olmak üzere tasavvuf ve ahlâk kaynaklarından önemli ölçüde faydalanmıştır. Eserleri — Kaynak on sekiz eser sayar; başlıcaları şunlardır: ed-Dürrü'l-manzûm (divan); 1130'da (1718) telif edilen, kırk fasıl ve bir hâtimeden oluşan ve ders, vaaz ve irşad notlarından meydana geldiği anlaşılan el-Fusûlü'l-ilmiyye ve'l-usûlü'l-hikemiyye ; Şibâm'da bulunduğu sırada dostu Abdurrahman b. Abdullah Bâ Abbâd'ın sorularını cevaplamak üzere yazdığı, kelime-i tevhidin yorumundan tövbe, fenâ, bekā, zikir ve semâa kadar konuları işleyen ve hâtimesinde Ebû Bekir b. Abdullah el-Ayderûs'un bazı tasavvufî şiirlerini izah eden, 1072'de (1661) tamamlanan İthâfü's-sâil bi-cevâbi'l-mesâil ; insanın Âdem'in sulbünden haşir ve hesaba, cennet veya cehenneme uzanan beş safhasını anlatan, 1110 yılının Şâban ayında (Şubat 1699) tamamlanan Sebîlü'l-ezkâr — kaynak bu eserin Serkîs tarafından yanlışlıkla 1283 (1866) civarında vefat eden Fazl b. Alevî'ye nisbet edildiğini belirtir; 1099'da (1688) tamamlanan mev'iza kitabı Risâletü'l-müzâkere ; seyrüsülûkün usul ve âdâbını anlatan, dinin emir ve yasaklarına riayet etmeden sûfî olunamayacağını vurgulayan, şeyh seçiminde kerâmete önem verilmemesini isteyen ve en iyi şeyhin sözleri ve yaşayışıyla müridine örnek olan kişi olduğunu belirten, 1071'de (1661) tamamlanan Risâletü'l-mürîd ; 1114'te (1702) tamamlanan ed-Da'vetü't-tâmme ve't-tezkiretü'l-âmme ( el-Vasiyyetü'l-Haddâdiyye ); Risâletü'l-muâvene ; en-Nesâihu'd-dîniyye ; ed-Dürerü'l-behiyye ; Tebsıratü'l-velî bi-tarîkı's-sâdeti Benî Alevî ; el-Mesâilü's-sûfiyye ; et-Tevessülât li'n-nebî ; Lüm'atü'n-nibrâs fî sîreti'n-nebî ; Miftâhu's-saâde ve'l-felâh ; Hizbü'l-feth ; el-Kasîdetü'l-gazeliyyetü'l-ilmiyye ve iki ayrı şerhi yapılan Râtibü'l-Kutb el-Haddâd .

TarimVefât 1132 h.İncele
Evliyâ

Abdullah el-Aydarûs el-Ekber

el-Aydarûs el-Ekber

Bâ Alevî silsilesinden olup Aydarûs (Ayderûs) ailesinin eponim atası kabul edilen Tarimli sûfîdir; Aden velîsi Ebû Bekir el-Aydarûs'un babasıdır. Tarim'de geniş bir mürit ve nesil halkası bırakmıştır. 865/1461'de vefat etmiş, Tarim'deki Zenbel Kabristanı'na defnedilmiş ve kabri üzerine kubbe yapılmıştır. (Kaynak: Muwasala.org 'Imam al-Aydarus al-Akbar'; Arapça Wikipedia 'عبد الله العيدروس')

TarimVefât 865 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Ebû Bekir b. Sâlim

Fahrü'l-vücûd

Tarim'in doğusundaki Înât köyüne yerleşip burada büyük bir ilim ve tasavvuf merkezi kuran, 'Fahrü'l-vücûd' lakabıyla anılan Bâ Alevî seyyididir. Hadramevt ve diaspora boyunca geniş bir mürit halkasına ve nesline sahip olmuştur. 992/1583'te vefat etmiş, Înât'taki kendi adına anılan kabristana defnedilmiş ve üzerine kubbe yapılmıştır. (Kaynak: Muwasala.org Şeyh Ebû Bekir b. Sâlim biyografisi; Wikipedia 'ʿAynat')

ÎnâtVefât 992 h.İncele
Peygamber Ailesi

Ahmed b. Îsâ el-Muhâcir

el-Muhâcir, Bâ Alevî sâdâtının ceddi

Hz. Hüseyin soyundan gelen, Basra'dan Hadramevt'e hicret ederek Bâ Alevî sâdâtının ceddi olan seyyiddir; 'el-Muhâcir' (göç eden) lakabı bu hicretinden gelir. Hadramevt'teki Sünnî-tasavvufî seyyid geleneğinin kökü ona dayandırılır. Vefatı için çoğunlukla 345/956 verilir (307/924 rivayeti de vardır); Tarim ile Seyûn arasındaki el-Husaysa'da (Şiʿb el-Muhâcir) defnedilmiştir. (Kaynak: Wikipedia 'Ahmad al-Muhajir' ve 'Al-Husaisa'; Muwasala.org)

el-HusaysaVefât 345 h.İncele
Evliyâ

Fakîh el-Mukaddem Muhammed b. Ali Bâ Alevî

Bâ Alevî silsilesinin pîri

Hadramevt'in Tarim şehrinde yaşamış, Bâ Alevî sâdât silsilesinin manevî kurucusu kabul edilen fakih ve sûfîdir. Kılıcını bırakıp tasavvuf yolunu seçmesiyle tanınır ve Tarîkatü'l-Bâ Alevî'nin pîri sayılır. 653/1255'te vefat etmiş, Tarim'deki Zenbel (Zanbal) Kabristanı'na defnedilmiştir. (Kaynak: Wikipedia 'Muhammad al-Faqih al-Muqaddam'; Muwasala.org Bâ Alevî biyografileri)

TarimVefât 653 h.İncele
Evliyâ

Ahmed b. Ömer ez-Zeylaî

Sultânü'l-ârifîn

Afrika Boynuzu'ndaki Zeylaʿ'dan Yemen Tihâmesi'ne göç eden, 'Sultânü'l-ârifîn' lakaplı şerîf sûfîdir; nisbesi memleketi Zeylaʿ'a aittir. Tihâme'de güçlü bir tasavvuf ve ziyaret geleneği bırakmıştır. 704/1305'te vefat etmiş, Hudeyde'nin el-Luhayye kasabasındaki Câmiu'z-Zeylaî'ye defnedilmiştir; kabri için ≥2 sayısal koordinat kaynağı bulunamadığından pin verilmemiştir. (Kaynak: Wikipedia 'Al Luhayyah'; althawrah.ye)

el-LuhayyeVefât 704 h.İncele
Evliyâ

Abdülhâdî es-Sûdî

Yemenli sûfî şair

Yemen'in tanınmış sûfî şairlerinden olup özellikle Taiz çevresinde geniş bir halk sevgisi kazanmıştır. Tasavvufî manzumeleri bugün hâlâ Yemen'de okunur. 932/1525'te vefat etmiş, Eski Taiz'de adına yapılan cami-türbeye defnedilmiştir; türbe kubbesi 2016'da militanlarca tahrip edilmiştir. (Kaynak: Wikipedia 'Abdulhadi as-Soudi Mosque'; Wikidata Q127220475)

TaizVefât 932 h.İncele
Evliyâ

Ebü'l-Gays b. Cemîl

Şemsü'ş-şümûs

Yemenli sûfî; Kādiriyye'ye bağlı Ehdeliyye kolunun Gaysiyye şubesinin kurucusu. Tam adı Ebü'l-Gays Sa'd (Saîd) b. Selm b. Cemîl el-Yemenî 'dir. Doksan beş yaşlarında vefat ettiğine dair rivayet doğru kabul edilirse 556 (1161) yılı civarında doğduğu söylenebilir. Yemen'in Tihâme bölgesinin kıyı kesiminde dünyaya geldiği, Hacûr bölgesinden bir kabileye mensup ve mevâlîden olduğu kaydedilir. Ailesi ve çocukluk dönemi hakkında yeterli bilgi yoktur. Kaynaklarda gençliğinde yol keserek eşkıyalık yaptığı, bir gün ağaca çıkıp gelmekte olan bir kervanı gözlediği sırada duyduğu “Seni de gözetleyen biri var” hitabından etkilenerek Allah'a yöneldiği anlatılır; kaynak, hayatının bu yönüyle ilk dönem sûfîlerinden Fudayl b. İyâz'a benzediğini belirtir. Rivayete göre bu halin ardından silâhını bırakıp amaçsızca dolaşırken bir dervişle karşılaşmış, onun Zebîd'e gitmekte olduğunu öğrenince kendisiyle beraber gitmeye karar vermiştir. Tasavvuf yoluna girdiğinde on sekiz yaşında olduğu belirtilir. Zebîd 'de dönemin meşhur şeyhlerinden Ali b. Eflah 'ın müridi oldu; kaynağa göre bu sırada kendisinden birtakım kerâmetler zuhur etmeye başladı. Daha sonra Ali b. Eflah'ın yanından ayrılarak Mürâvea'da bulunan, Kādiriyye'nin Ehdeliyye kolunun pîri Ebü'l-Hasan Ali b. Ömer el-Ehdel 'e (ö. 650/1252) intisap etti; ayrılışının sebebi hakkında iki yorum vardır (ayrıntı Çok Görüşlü Sunum'da). “İbn Eflah'ın yanından ham bir inci tanesi olarak ayrıldım, beni Ali el-Ehdel deldi” sözü, iki şeyhin de kendisini etkilediğini gösterir. Bazı kaynaklara göre Ali el-Ehdel'den bir süre faydalandıktan sonra Yemen'deki Cibâlüşşâmiyye'ye çekildi; burada kendisinden hârikulâde haller zuhur edince aralarında fakihlerin de bulunduğu birçok kişi çevresinde toplandı. Bu bölgede Zeydîlik güçlendiğinden Tihâme'ye inerek fakih Ahmed b. Atâ ile birlikte onun Surdud vadisindeki Beytüatâ diye bilinen köyüne yerleşti. Burada şöhreti arttı; kendisine bağlı sûfîlerin oluşturduğu topluluk Gaysiyye diye anıldı. İrşad faaliyetine başladığında otuz beş yaşında olduğu belirtilir. Ali el-Ehdel'in yanı sıra dönemin meşhur Yemen sûfîlerinden Ahmed b. Alvân ile de irtibatı olduğu bilinir; Ahmed b. Alvân'ın ona kendi mânevî halini bildiren bir şiir yazıp gönderdiği, onun da bu şiire yine bir şiirle karşılık verdiği kaydedilir. 1248-1258 yılları arasında Zeydîler'in imamı sıfatıyla faaliyet gösteren Mehdî-Lidînillâh Ahmed b. Hüseyin ile de mektuplaştığı belirtilir: Ahmed b. Hüseyin onun sözü dinlenen bir zat olduğunu öğrenince desteğini almak için bir mektup yollamış; Ebü'l-Gays, Kur'an'daki “lehû da'vetü'l-hak” (er-Ra'd 13/14) âyetini öğrendiğinden beri kulların davetine icabet etmediğini, nefsinden başka kimseye de kılıç çekmediğini söyleyerek kendisini mâzur görmesini istemiştir. Vefat ettiği 651 (1253) yılına kadar Beytüatâ köyünde kaldı ve buraya defnedildi. Tesir Halkası — Ona nisbet edilen Gaysiyye, ikinci şeyhi Ali el-Ehdel'e nisbetle anılan Ehdeliyye'nin, dolayısıyla Kādiriyye'nin bir şubesi olarak kabul edilir. Müridleri arasında Cemâleddin Muhammed b. Safîh, Ömer b. Ahmed Huşeyber, Fîrûz ve Îsâ b. Haccâc el-Âmirî gibi isimler zikredilir. Vefatından sonra yerine halifesi Fîrûz geçmiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaynaklarda daha çok kerâmetleri nakledilir; tasavvufî görüşleriyle ilgili çok az bilgi bulunur. Okuma yazma bilmediği rivayet edilir. Kaynağın önemli saydığı bir bilgiye göre başlangıçta semâya karşıydı; hatta semâ ettiğini duyduğu bir grup sûfî ile savaşmak için yola çıkmış, ancak yolda yaşadığı bir hal sebebiyle bundan vazgeçmiş ve kendisi de semâ etmiştir. Eserleri — Sözlerinin bir müridi tarafından derlendiği belirtilir (Yâfiî, Mir'âtü'l-cenân ; Ahmed b. Ahmed ez-Zebîdî; Ahmed b. Muhammed eş-Şâmî). Ancak İbnü'l-Ehdel'e göre bu eserin ona aidiyeti şüphelidir. Türbesi ve Külliyesi — Surdud vadisindeki Beytüatâ köyüne defnedilmiştir. Türbesi günümüzde pek çok ziyaretçisi bulunan meşhur bir ziyaretgâhtır.

ez-ZeydiyyeVefât 651 h.İncele
Âlim

Abdürrezzâk es-San'ânî

el-Musannef müellifi muhaddis

Tanınmış Yemenli muhaddis; fıkıh bablarına göre tertip edilmiş büyük hadis külliyatı el-Musannef 'in müellifi. Tam adı Ebû Bekr Abdürrezzâk b. Hemmâm b. Nâfi' es-San'ânî el-Himyerî 'dir. Kaynaklarda el-hâfızu'l-kebîr , allâme , şeyhü'l-İslâm ve muhaddisü'l-vakt gibi unvanlarla anılır. 126'da (743-44) San'a'da doğdu. İlk tahsilini aile çevresinde yaptı. On sekiz yaşlarındayken Yemen'e gelen İbn Cüreyc ile görüşüp ondan hadis aldı. Yirmi yaşlarında Hicaz, Şam ve Irak gibi ilim merkezlerine seyahatlere çıktı; bu seyahatlerde Ma'mer b. Râşid, Süfyân es-Sevrî, Süfyân b. Uyeyne, Mâlik b. Enes ve devrinin diğer büyük âlimlerinden hadis tahsil etti. En çok faydalandığı hocası Ma'mer b. Râşid 'in yanında yaklaşık sekiz yıl kalıp ondan on bin kadar hadis yazdı; Ma'mer de onun hadis ilmindeki önemli yerini kabul ederek onu övmüştür. Fıkıh bilgisini Evzâî, Süfyân es-Sevrî ve Ebû Hanîfe'den aldı. Hepsini arz ve semâ yoluyla aldığını söylediği on yedi bin hadisi ezbere bildiği ve hadislerini yazılı kaynaklardan rivayet etmeye itina gösterdiği kaydedilir. Ömrünün sonuna doğru gözlerini kaybetti. Ahmed b. Hanbel'in söylediğine göre bundan sonra, daha önce kitabında bulunmayan bazı hadisler ondan rivayet edilmeye başlandı; Ahmed b. Hanbel, Nesâî ve İbnü's-Salâh eş-Şehrezûrî gibi âlimler, gözlerini kaybettikten sonra ondan duyulan rivayetler hakkında ihtiyatlı davranılması gerektiğine işaret eder. 211 (826-27) yılında vefat etti. Tesir Halkası — Kendisinden rivayette bulunan muhaddisler arasında Yahyâ b. Maîn, Ali b. Medînî, İshak b. Râhûye, Züheyr b. Harb ve bir yıl kadar yanında kalıp birçok hadisini alan Ahmed b. Hanbel gibi önemli şahsiyetler vardır. Hocalarından Süfyân b. Uyeyne ile Mu'temir b. Süleyman da ondan birer hadis rivayet etmiştir. İmam Buhârî ondan 110, Müslim de 409 hadisi eserine almıştır. Eserleri — Birçok eser yazdığı kaydedilir; günümüze ulaşanlar şunlardır. ① el-Musannef fi'l-hadîs : fıkıh bablarına göre tertip edilmiş büyük bir hadis külliyatıdır ve Ma'mer b. Râşid'e nisbet edilen Kitâbü'l-Câmi' ile son bulur. Merfû hadislerin yanı sıra mevkuf ve maktû haberleri de ihtiva eden eserde 21.033 hadis yer alır; bunların bir kısmı ağır tenkitlere uğramıştır. Habîbürrahman el-A'zamî tarafından neşre hazırlanmış, 1971-1975 yıllarında Beyrut'ta on bir cilt olarak basılmıştır. ② et-Tefsîr : hocası Ma'mer b. Râşid tarikiyle Katâde'nin Tefsîr 'ini de ihtiva eder; bir nüshası Kahire'de Dârü'l-kütübi'l-Mısriyye'de, diğeri Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi'ndedir. ③ Kitâbü's-Salât : bilinen tek nüshası Zâhiriyye Kütüphanesi'ndedir. ④ el-Emâlî fî âsâri's-sahâbe : Zâhiriyye ve Kahire kütüphanelerinde birer nüshası vardır. ⑤ es-Sahîfe : Ma'mer b. Râşid – Zührî – Saîd b. Müseyyeb – Ebû Hüreyre tarikiyle rivayet ettiği hadisleri ihtiva eder; bilinen tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir. Ma'mer – Zührî – Sâlim b. Abdullah – Abdullah b. Ömer tarikiyle gelen diğer bir sahîfesi de aynı yerdedir; her iki sahîfenin muhtevası Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned 'inde bulunur.

San'aVefât 211 h.İncele
Âlim

Muhammed b. Ali eş-Şevkânî

Müctehid müfessir ve fakih

Yemen'in en etkili müctehid âlimlerinden olup tefsir (Fethu'l-Kadîr), hadis (Neylü'l-Evtâr) ve usûl sahasındaki eserleriyle tanınır; taklide karşı içtihadı savunmuştur. San'a'da kadılık ve müftülük yapmıştır. 1250/1834'te San'a'da vefat etmiş, Huzayme Kabristanı'na defnedilmiştir; kabri için ≥2 sayısal koordinat kaynağı bulunamadığından pin verilmemiştir. (Kaynak: Wikipedia 'Al-Shawkani'; Arapça Wikipedia 'مقبرة خزيمة')

San'aVefât 1250 h.İncele
Evliyâ

Ahmed b. Alvân

Yemen'in büyük sûfîlerinden

Aşağı Yemen'in en tanınmış sûfî ve şairlerinden olup Taiz yakınlarındaki Yefrûs'a yerleşen Ebü'l-Abbâs Ahmed b. Alvân'dır. Tasavvufî şiirleri ve menkıbeleriyle bölgede güçlü bir halk dindarlığı geleneği oluşturmuştur. 665/1267'de vefat etmiş, Taiz'in güneybatısındaki Yefrûs köyünde adına yapılan çift kubbeli cami-türbeye defnedilmiştir; burası önemli bir ziyaretgâhtır. (Kaynak: Wikipedia 'Yafrus'; Arapça Wikipedia 'أحمد بن علوان')

TaizVefât 665 h.İncele
Âlim

Ahmed b. Mûsâ b. Ucayl

Beytülfakîh'in nisbet edildiği fakih

Tihâme bölgesinin önde gelen fakih ve sûfîsi olup Beytülfakîh (lit. 'fakihin evi') kasabası adını ondan almıştır. Şâfiî fıkhı ve tasavvufu bir araya getiren bir ilim halkasının merkezindeydi. 690/1291'de vefat etmiş, Beytülfakîh'e bağlı et-Türbe köyündeki kubbeli türbeye defnedilmiştir. (Kaynak: Wikipedia 'Bayt al-Faqih'; Arapça Wikipedia 'أحمد بن عجيل اليمني')

BeytülfakîhVefât 690 h.İncele
Evliyâ

Şah Rükn-i Âlem (Rükneddin Ebü'l-Feth)

Şeyh, Rükn-i Âlem

Sühreverdiyye tarikatının önde gelen 13.–14. yüzyıl Mültanlı sûfîsidir; dedesi Bahâeddin Zekeriyyâ'nın halefi olarak hankahın başına geçmiştir. Türbesi Tuğluk mimarisinin en erken ve görkemli örneklerinden olup UNESCO geçici listesindedir. 735/1335'te vefat etti. (Kaynak: Wikipedia 'Tomb of Shah Rukn-e-Alam'; Punjab Auqaf.)

MultanVefât 735 h.İncele
Âlim

Emîr Hüsrev-i Dihlevî

Tûtî-i Hind

Hindistan'da yaşamış Türk asıllı şair, tarihçi ve mutasavvıf; Çiştiyye şeyhi Nizâmeddin Evliyâ 'nın müridi. Tam adı Ebü'l-Hasen Emîr Hüsrev b. Emîr Seyfiddîn Mahmûd-ı Dihlevî 'dir. 651 (1253) yılında Delhi'nin kuzeyindeki Müminpûr (Müminâbâd) kasabasında doğdu. Mâverâünnehir'de yaşayan Lâçin adlı bir Türk kabilesine mensup olan babası Seyfeddin Mahmûd önce Keş'e, sonra Belh'e, ardından Cengiz Han'ın zulmünden kaçarak Hindistan'a göç etmişti. Delhi Sultanı Şemseddin İltutmış'ın (1211-1236) hizmetine giren Seyfeddin, kendisine iktâ edilen Müminpûr'a yerleşti ve meşhur emîr İmâdülmülk'ün kızıyla evlendi; Emîr Hüsrev bu evlilikten doğan üç oğuldan biridir. Küçük yaşta üstün zekâsıyla dikkat çekti, medrese eğitimi gördüğü yıllarda şiir söylemeye başladı. Yedi sekiz yaşlarında babasını kaybedince dedesi İmâdülmülk'ün himayesine girdi ve onun huzurundaki edebî ve ilmî sohbetleri dinleyerek yetişti; bu sohbetler mûsikiye ilgisini de uyandırdı. Nizâmeddin Evliyâ ile muhtemelen bu yıllarda tanıştı. On iki yaşında şair olarak belli bir seviyeye ulaşmış, on dokuz yaşında ilk divanı Tuhfetü's-sıgār 'ı tertip etmişti. Dedesinin ölümünden sonra (671/1273 [?]) Türk emîrlerinden Keşli Han'ın maiyetine girdi. Bu meclislerde Sultan Balaban Han'ın küçük oğlu Buğra Han'ın dikkatini çekerek onun hizmetine girdi. Balaban Han'la Bengal seferine katıldı ve ona ilk mensur çalışması olarak Leknevtî ile ilgili bir fetihnâme sundu. Buğra Han Bengal valiliğine tayin edilince onunla gitti, fakat yakınlarının hasretine dayanamayıp Delhi'ye döndü. Ardından tasavvufa ilgi duyan Mültanlı Prens Muhammed Kaan Mâlik'in nedimleri arasına katıldı; Mültan'da şair Hasan Dihlevî ile tanıştı. Moğollar Mültan'a girip Kaan Mâlik'i öldürdüklerinde Hasan Dihlevî ile birlikte esir düştü (1285). Esaretten kurtulduktan sonra Balaban Han'ın ölümüne kadar (686/1287) Müminâbâd'da oturdu. Hâtem Han'ın Oudh valiliğine tayiniyle bir kez daha Delhi'den uzaklaştı; Delhi'ye dönünce (687/1288) saraydan gelen teklifi kabul etti ve kendisine saray şairi unvanı verildi. Fîrûz Şah Halacî döneminde (1290-1296) sarayda mushafdarlık yaptı. En verimli yıllarını Sultan Alâeddin Halacî zamanında (1296-1316) geçirdi; şairlere ilgisiz bu sultanın döneminde maddî sıkıntı çekse de eser yazmaya geniş zaman buldu. Kutbüddin Mübârek Şah'ın (1316-1320) şiir ve müziğe ilgisi sarayda eski itibarını geri getirdi; sultanla şeyhinin arası açıldığında sarayın yasağına rağmen Nizâmeddin Evliyâ ile irtibatını sürdürdü. Sultan Gıyâseddin Tuğluk zamanında Bengal seferine katıldı (1324). Çocukluğunda dergâhını ziyaret ettiği, sonraki yıllarda da zaman zaman görüştüğü Nizâmeddin Evliyâ'ya 713 (1313) yılında intisap etti. Şeyhinin öldüğünü haber alınca (1325) Delhi'ye döndü ve Gıyâspûr'daki mezarında bir müddet inzivaya çekildi. Kısa bir süre sonra, 8 Şevval 725 (17 Eylül 1325) tarihinde vefat etti ve Nizâmeddin Evliyâ'nın kabrinin yakınına defnedildi. Tesir Halkası — Türkçe, Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Hint dili ve edebiyatını da çok iyi bilmesi şöhretini yaygınlaştırdı. Hint-müslüman mûsiki geleneğinin kurucusu kabul edilir. Türk divan şairleri onu büyük üstatlardan biri sayarak tesiri altında kalmış, özellikle Leylâ vü Mecnûn mesnevilerinde onun yolunu izlemişlerdir. Tarihî mesnevileri Delhi Sultanlığı tarihine kaynak olur. Anısına 1975 yılında Hindistan, Pakistan ve Sovyetler Birliği'nde millî ve milletlerarası kongreler düzenlenmiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Hâkānî-yi Şirvânî'nin kasidelerinden Nizâmî-i Gencevî'nin hamsesine kadar Fars edebiyatının bütün gelişmiş şiir türlerinde eser verdi ve Hindistan'da o zamana kadar az kullanılan gazelin gelişmesine katkıda bulundu. Tarihî olayları mesnevi tarzında yazması en önemli özelliklerindendir. Türklüğüyle övünürdü. Divanları münâcât ve na'ttan sonra Nizâmeddin Evliyâ'yı öven kasidelerle açılır; Vasatü'l-hayât 'ın dîbâcesinde dilinin şeyhinin himmetiyle çözüldüğünü söyler. Çiştiyye maddesine göre tarikatla ilgisi olduğu halde tasavvufla doğrudan ilgili bir eser kaleme almamıştır; ancak bazı şiirleri döneminin tasavvufî eğilimlerine ışık tutan mısralar ihtiva eder. Eserleri — Farsça nazım ve nesirde birçok eseri olup bunları sağlığında derleyip düzenleyebilen ender kişilerdendir. Divanları: ① Tuhfetü's-sıgār , on altı - on dokuz yaşları arasındaki şiirleri, yaklaşık 670 (1272) yılında tamamlandı. ② Vasatü'l-hayât , yirmi - otuz üç yaşları arasındaki şiirleri; 8441 beyit. ③ Gurretü'l-kemâl , 693 (1294) yılında tertip edildi; sonunda Hz. Peygamber için yazdığı 221 beyitlik "Mir'âtü's-safâ" ile Nizâmeddin Evliyâ'ya hitaben yazdığı 218 beyitlik "Deryâ-yı Ebrâr" kasideleri yer alır. ④ Bakıyye-i Nakıyye , 716 (1316) yılında tamamlandı. ⑤ Nihâyetü'l-kemâl , hayatının son günlerinde tamamlandı. Saîd-i Nefîsî onun 1726 gazelini yayımlamış, İkbal Selâhaddin'in neşrinde ise 1981 gazel bulunur. Tarihî mesnevileri: Kırânü's-sa'deyn ; 690 (1291) yılında tamamlanan Miftâhu'l-fütûh ; 4519 beyitlik ve Zilkade 715'te (1316) tamamlanan Âşîka ; dokuz "sipihr"den oluşan Nüh Sipihr ; Tuglukınâme . Hamse: Nizâmî'ye nazîre olarak Matla'u'l-envâr , Şîrîn ü Hüsrev , Mecnûn u Leylî , Heşt Bihişt ve Âyîne-i İskenderî . Mensur eserleri: dil, üslûp, kitâbet ve müziğe dair risâlelerle mektuplarını içeren İ'câz-ı Hüsrevî ; mürşidinin 1313-1319 yılları arasındaki sohbetlerinde tuttuğu notlardan oluşan Efdalü'l-fevâid ; Alâeddin Halacî dönemini anlatan Hazâinü'l-fütûh . Türbesi ve Külliyesi — Nizâmeddin Evliyâ'nın kabrinin yakınında yatar; şeyhinin ve kendisinin türbeleri Delhi'nin en önemli ziyaret yerleridir.

DelhiVefât 725 h.İncele
Evliyâ

Seyyid Muhammed Gîsûdırâz (Bânde Nevâz)

Seyyid, Gîsûdırâz, Bânde Nevâz

Çiştiyye tarikatının Hindistan'daki büyük şeyhlerinden; Çırâğ-ı Dehlî'nin halifesi, Dekken'de Çiştî tasavvufunu yerleştiren çok yönlü âlim ve verimli müellif. Asıl adı Seyyid Muhammed 'dir; Gîsûdırâz (uzun saçlı) lakabını ona şeyhi vermiştir. 4 Receb 721 'de (30 Temmuz 1321) Delhi'de doğdu. Herat'tan Hindistan'a göç ederek Delhi'ye yerleşen bir seyyid ailesine mensuptur. Babası, Seyyid Râcâ el-Kattâl diye tanınan Seyyid Yûsuf el-Hüseynî, Çiştî şeyhlerinden Nizâmeddin Evliyâ'nın müridiydi. Sultan Muhammed b. Tuğluk'un Dekken bölgesine sefere girişip Delhili ulemâ ve meşâyihi Devletâbâd'a göçe mecbur bıraktığı yıllarda Seyyid Râcâ da Delhi'yi terkederek Devletâbâd'a yerleşti. Babasının ölümünden (731/1330) sonra annesi ve kardeşiyle birlikte Devletâbâd'dan ayrılıp Delhi'ye döndü (736/1335). Orada Seyyid Şerefeddin Keyselî, Mevlânâ Tâceddin Bahâdır ve Kādî Abdülmuktedir'den dinî ilimleri tahsil etti. Kur'an, hadis, fıkıh ve tasavvuf alanlarında zengin bir birikim edindi; Arapça, Farsça, Sanskritçe ve Hintçe başta olmak üzere çeşitli dilleri, Hindu folklor ve mitolojisini de çok iyi biliyordu. Bir mürşid arayışı onu sonunda Çiştî şeyhlerinden Çırâğ-ı Dehlî 'ye (ö. 757/1356) intisap etmeye götürdü; kendisine Gîsûdırâz lakabını veren de şeyhidir. Timur Hindistan seferine çıktığı zaman (800/1398) Delhi'yi terkedip Gevâliyâr'a gitti. Bir müddet burada kaldıktan sonra Gucerât'a geçerek Hâce Rükneddin Kân-i Şekker'in misafiri oldu. Ardından Gülberge'ye göç ederek oraya yerleşti. Behmenî Sultanı Tâceddin Fîrûz Şah onu ilgiyle karşıladı; ancak sultanın filozoflarla arasının iyi olması ve felsefeye temayülü Gîsûdırâz'ın ondan uzaklaşmasına yol açtı. Fîrûz Şah'ın halefi Sultan Şehâbeddin Ahmed Şah Behmenî ise onunla yakın ilgi kurmayı başardı. 16 Zilkade 825 'te (1 Kasım 1422) Gülberge'de vefat etti; Ahmed Şah Behmenî kabri üzerine muhteşem bir türbe inşa ettirdi. Hayatı hakkındaki geniş bilgi, Abdülazîz b. Şîr Melik Vâizî'nin 849 (1445) yılında tamamladığı Târîḫ-i Ḥabîbî ve Teẕkire-i Mürşidî adlı eserine dayanır. Sohbetleri oğlu Seyyid Muhammed Ekber Hüseynî tarafından derlenmiştir. Tesir Halkası — Çiştî tasavvuf esaslarını Dekken bölgesinde yaygınlaştırdı; klasik tasavvufî eserleri halka mal eden ilk Çiştî mutasavvıfı da odur. Hindu yogi ve âlimleriyle dinî meseleler üzerinde tartışmalarda bulunur, fakat müridlerinin yogi uygulamalarını ayırım gözetmeksizin benimsemelerine izin vermezdi. Seyyid Muhammed Eşref Cihângîr-i Simnânî ve Mes'ûd Bek gibi tanınmış velîlerle de teması vardı. Büyük bir teşkilâtçı olmasına rağmen mensubu bulunduğu Çiştiyye'yi bütün Hindistan'a yaymada başarılı kabul edilmez. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirleri Enîsü'l-ʿuşşâḳ adlı eserinde toplanmıştır. Abdülhak b. Seyfeddin ed-Dihlevî, kendine has bir meşrebe sahip olan Gîsûdırâz'ın geleneksel sûfî yaklaşımla her zaman uyum içinde olmadığını söyler. Nitekim Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Aynülkudât el-Hemedânî hakkında tenkitleri vardır; et-Taʿarruf müellifi Kelâbâzî'nin, bir sûfînin bu dünyada iken rü'yetullaha ulaşamayacağı yolundaki görüşüne de katılmaz. Tasavvuf geleneği bulunmayan topraklarda tekke hayatını yerleştirmek isteyen bir sûfî için büyük değer taşıdıklarından özellikle Âdâbü'l-mürîdîn ve ʿAvârifü'l-maʿârif 'e çok bağlıydı. Eserlerinde, birbiriyle çelişmekten ziyade birbirini tamamlayıcı gördüğü şeriatla tarikat arasında köprü kurma arzusu görülür. Eserleri — Uzun ömrünün her yılına bir eser düştüğü ve hiçbir Hint-Çiştî velîsinin onun kadar değerli esere sahip olmadığı söylenir; eserleri genellikle şerh veya tasavvuf klasiklerinin özeti niteliğinde olmakla birlikte orijinallikten uzak değildir. ① el-Maʿârif : Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin ʿAvârifü'l-maʿârif 'inin Arapça şerhi; eseri Farsça olarak da şerhetmiştir. ② Şerḥ-i Taʿarruf : Kelâbâzî'nin et-Taʿarruf 'unun Farsça şerhi. ③ Terceme-i Âdâbü'l-mürîdîn : Ebü'n-Necîb es-Sühreverdî'nin eserinin Farsça tercümesi; müellif bunun son tercümesi olduğunu belirtir ve esere el-Ḫâtime adıyla Arapça bir şerh de yazmıştır (tercüme ve şerh birlikte, Haydarâbâd 1358). ④ Şerḥ-i Temhîdât : Aynülkudât el-Hemedânî'nin Temhîdât 'ının Farsça şerhi (Haydarâbâd 1324, 1364). ⑤ Şerḥ-i Risâle-i Ḳuşeyriyye (Haydarâbâd 1361); Arapça şerhi de vardır. ⑥ Ḥaẕâʾirü'l-ḳuds ( ʿIşḳnâme ). ⑦ Esmârü'l-esrâr (Haydarâbâd 1350). ⑧ Mektûbât : altmış altı mektup (Haydarâbâd 1362). ⑨ Cevâhir-i ʿUşşâḳ : Abdülkādir-i Geylânî'nin bir risâlesinin şerhi (Haydarâbâd 1362). ⑩ Enîsü'l-ʿuşşâḳ : şiirleri (Haydarâbâd 1360). ⑪ Cevâmiʿu'l-kelim : oğlu Seyyid Muhammed Ekber Hüseynî'nin derlediği sohbetleri (Kanpûr 1356). ⑫ Şerḥu'l-Fıḳhi'l-ekber (Haydarâbâd 1367). ⑬ Mecmûʿa-i Yâzde Resâʾil (Haydarâbâd 1360): on bir risâlenin altısı ona, diğerleri Muzaffer-i Belhî'ye aittir. Bunlardan başka tefsir, hadis, siyer ve fıkha dair eserleri de vardır; neşirlerinin çoğu Hâfız Seyyid Atâ Hüseyin tarafından yapılmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Gülberge'deki kabri üzerine Sultan Şehâbeddin Ahmed Şah Behmenî muhteşem bir türbe yaptırmıştır. Ölüm yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen ihtifallerde (urs) yüz binlerce kişi türbesinde bir araya gelmektedir. Türbenin yanındaki dergâhın yönetimi bugün bir basımevi, aylık bir dergi ve kütüphanenin yanı sıra biri kızlar için olmak üzere çeşitli okul ve medreselerin sahibi ve işleticisi durumundadır.

GulbergaVefât 825 h.İncele
Evliyâ

Sunan Gunung Jati (Şerîf Hidâyetullah)

Sunan, Walisongo

Hem velî hem devlet kurucusu olan tek Walisongo üyesi; Cirebon ve Banten sultanlıklarını kurarak Batı Cava'da İslâm'ı siyasî güçle pekiştirmiştir. Anne tarafından Pajajaran sülâlesine, baba tarafından Arap (Hadramî) silsilesine bağlanır. 976/1568 civarında vefat etti; türbesi Gunung Sembung'dadır. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Gunung Jati'; NU Online.)

CirebonVefât 976 h.İncele
Evliyâ

Sunan Muria (Râden Umar Said)

Sunan, Walisongo

Sunan Kalijaga'nın oğlu olduğu nakledilen Walisongo velîsi; Muria dağının yamacına yerleşerek köylüleri, çiftçileri ve balıkçıları yumuşak, kademeli bir üslûpla İslâm'a davet etmiştir. Tembang yoluyla irşadı sürdürdü. 16. yüzyıl ortasında vefat etti; türbesi Muria dağındadır. (Kaynak: Wikipedia 'Sunan Muria'; NU Online.)

KudusVefât 960 h.İncele