SEvliyâ
Sadreddîn Konevî
Muhammed b. İshâk Sadreddîn Konevî
Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin en önemli takipçisi ve Ekberî geleneğin kurucularından; tasavvufu "ilm-i ilâhî" (metafizik) olarak tanımlayan mutasavvıf-düşünür. Konya'da medfundur. Malatya'da dünyaya geldi; yaygın görüşe göre doğum tarihi 606 (1209) yılı civarıdır. Babası Mecdüddin İshak önemli bir mutasavvıf ve âlim, aynı zamanda Anadolu Selçuklu Devleti'nde üst düzey bir yöneticiydi; kaynaklarda Selçuklu sarayı ile Abbâsîler arasında elçilik görevlerinde bulunduğu kaydedilir. Selçuklu sarayında şehzadelere hocalık yaptığından bazı rivayetlerde "sultanın şeyhi" lakabıyla anılmıştır. Konevî, ailesinin imkânlarından yararlanarak dönemin önemli hocalarından ders aldı, dinî ve felsefî ilimler alanında iyi bir öğrenim gördü. Kaynağın ifadesiyle babasının ona bıraktığı en önemli miras âlim ve mutasavvıflarla olan dostluğuydu ; bunların arasında başta gelen isim Muhyiddin İbnü'l-Arabî'dir. İbnü'l-Arabî, Mekke'de tanıştığı Mecdüddin İshak'ın daveti üzerine Dımaşk, Urfa ve Diyarbekir yoluyla Malatya'ya gelmiş, bir süre onunla beraber kalmıştı; Mecdüddin Konya'ya gittiğinde İbnü'l-Arabî de onunla birlikte veya bir müddet sonra Konya'ya gitmişti. Sadreddin Konevî dokuz on yaşlarında iken babasını kaybetti. İbnü'l-Arabî ile arasındaki ilişki onun ölümüne ( 638/1240 ) kadar devam etti. Konevî bu ilişkinin bir şeyh-mürid ilişkisi gibi başlayıp daha sonra entelektüel bir arkadaşlığa dönüştüğünü, İbnü'l-Arabî'nin sürekli yanında bulunduğunu, özel tasavvufî tecrübelerine ve bilgilerine ortak ve onun vârisi olduğunu söyler. Çocukluğunda ve gençlik döneminde İbnü'l-Arabî'yle birlikte çeşitli bölgeleri dolaştığı anlaşılmaktadır. İbnü'l-Arabî'nin ölümünden bir süre sonra, muhtemelen 1241 yılında Konya'ya gitti ve hayatının sonuna kadar burada yaşadı. Mısır, Şam, Hicaz gibi bölgelere gittiği, oradaki âlim ve sûfîlerle ilişki kurduğu anlaşılmaktadır. Câmî Nefehâtü'l-üns 'te onun bir süre Mısır'da ve Kudüs'te bulunduğundan, hacca gittiğinden ve bir müddet orada kaldığından söz eder. Kendisi de Moğollar'ın Bağdat'ı istilâ ettiği tarihte Mekke'de olduğunu belirtir. Sadreddin Konya'da vefat etti ve burada defnedildi. Tesir Halkası — İbnü'l-Arabî ve Mecdüddin İshak'ın da arkadaşı olan Evhadüddîn-i Kirmânî ve Sa'deddîn-i Hammûye ile yakındı. Menkıbelerde İbnü'l-Arabî'nin Konevî'yi Kirmânî'ye emanet ettiği ve birlikte hacca gittikleri aktarılır; Konevî'nin, Kirmânî'den aldığı bir seccadenin "teberrüken" mezarına konulmasını vasiyet etmesi ona olan bağlılığını gösterir. Bir menkıbede Konevî'nin, "İki âlimden yararlandım, biri Evhadüddin, diğeri İbnü'l-Arabî'dir" dediği aktarılır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile olan yakın dostluğu da bilinir; Mevlânâ'nın cenaze namazını Konevî'nin kıldırmasını vasiyet etmesi bu arkadaşlığın kanıtlarından biri olarak zikredilir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Kaynağa göre Konevî, İbnü'l-Arabî ile birlikte tasavvufu yeni bir döneme ve aşamaya taşıyan bir sûfîdir. Serrâc, Kuşeyrî ve Kelâbâzî gibi sûfîlerin eserlerinde tasavvuf "bâtınî fıkıh" iken, İbnü'l-Arabî ve Konevî döneminde tasavvuf hadis ve fıkıh gibi dinî ilimlere göre değil başta felsefe olmak üzere İslâm düşüncesinin teorik ilimlerine göre ele alınmıştır. Konevî tasavvufu "ilm-i ilâhî" (metafizik) olarak tanımlar: felsefî ilimlerde metafizik diğer tikel ilimlerle nasıl bir ilişki içindeyse, sûfîlerin bilgi alanlarına adını veren ilm-i ilâhî de aynı işleve sahiptir. İbnü'l-Arabî ile arasındaki üslûp ve yaklaşım farkı, tasavvuf geleneğinde iki düşünürü tanımlamak için kullanılan "İbnü'l-Arabî sûfî hakîm, Konevî ise hakîm sûfîdir" sözünde ifadesini bulur. Eserleri — Miftâhu'l-gayb ve'l-cem' ve tafsîlühû temel kitabı olup Fusûsü'l-hikem ile birlikte yeni dönem tasavvufunun etrafında şekillendiği ana metindir; üzerine birçok şerh yazılmıştır. İ'câzü'l-beyân fî te'vîli ümmi'l-Kur'ân , Fâtiha sûresinin geniş bir tefsiri olup diğer kitaplarındaki bütün görüşleri içermesi bakımından eserleri için bir "mısdak" sayılabilir. Şerhu esmâillâhi'l-hüsnâ , ilâhî isimler konusunu — ki kaynağa göre Konevî'nin tasavvuf anlayışının odağındaki konudur — ele alır. el-Fükûk fî esrâri müstenidâti hikemi'l-Fusûs , Fusûs şerhi geleneğinde önemli bir etki bırakmış; Müeyyidüddin Cendî, Dâvûd-i Kayserî, Abdürrezzâk el-Kâşânî ve Abdurrahman-ı Câmî gibi şârihler ona atıf yapmıştır. Şerhu hadîsi'l-erbaîn ise yirmi dokuz hadisin şerhini içerir. Not: "Öğütleri ve Dersleri" bölümü bu turda boş bırakılmıştır. Konevî'nin kendi eserleri mevcut ve neşredilmiştir; ancak bu tur için okunmamıştır. Kaynağın eserler hakkında verdiği tanıtım biyografiye yazılmış, okunmamış bir eserden öğüt nakledilmemiştir.
KonyaVefât 673 h.İncele →