Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 10/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Şeyh Sa'îd b. Îsâ el-Amûdî

Şeyh, Kutub, Ârif-billâh

Şeyh Sa'îd b. Îsâ el-Amûdî (ö. 671/1272), Hadramut'un Vâdî Dev'an'a bağlı Kaydûn kasabasında yaşamış Şâfiî fakih ve mutasavvıftır. Endülüslü Ebû Medyen'in yolunu benimseyip Medyeniyye'nin bir kolu olan Amûdiyye tarikatını kurmuş, Vâdî Dev'an'da güçlü bir manevî önderlik oluşturmuştur; kaynaklarda hayatı ve tarikatı hakkında ayrıntılı bilgi sınırlıdır ve ona atfedilen bilinen bir telif eseri yoktur. Kaydûn'da kendi mescidinin yanına defnedilmiş olup kabri bugün Hadramut'un en önemli ziyaret merkezlerindendir. Vefat yılı (671) TDV maddesinde yer almaz; menâkıb/başvuru kaynaklarına dayandığından bio'da bu şeffaflık belirtilmiştir.

KaydûnVefât 671 h.İncele
Evliyâ

Ebûbekir es-Sekrân b. Abdurrahman es-Sekkâf

Seyyid, Habîb, İmam, Şeyh

Ebûbekir es-Sekrân, Hadramut'un Terim şehrinde yetişen Bâ Alevî seyyid ailesine mensup bir sûfî ve âlimdir; babası büyük mürşid Abdurrahman es-Sekkâf'tır. İbadet ve zikre öylesine dalıp çevresinden habersiz kaldığı için "es-Sekrân" (manevî sarhoşluk hâlindeki) lakabıyla anılmıştır. Nesli, oğulları Ali es-Sekrân ve büyük velî Abdullah el-Aydarûs üzerinden Bâ Alevî'nin en meşhur kollarını (Aydarûsiyye) doğurmuştur. Terim'de vefat etmiş ve aile büyükleriyle birlikte Zanbel (Zenbil) Mezarlığı'na defnedildiği aktarılır. Vefat yılı geleneksel kaynaklarda 821 (1418) olarak verilir; akademik kaynaklarda kesin sayı teyidi sınırlı olduğundan bio'da bu ihtiyat belirtilmiştir.

TarimVefât 821 h.İncele
Evliyâ

Ubeydullah b. Ahmed el-Muhâcir

Seyyid, Şeyh

Bâ Alevî ailesinin Yemen'deki ilk büyük ceddini temsil eden zatlardandır; Basra'dan Hadramut'a hicret eden atası Ahmed b. Îsâ el-Muhâcir'in oğludur. Babasının ardından Terim yakınındaki es-Sumal köyüne yerleşmiş ve 383 (993) yılında burada vefat etmiştir. Oğlu Alevî, ailenin Yemen'de doğan ilk ferdi olup bütün Bâ Alevî (Alevîoğulları) silsilesi bu koldan gelir. Kabrinin bulunduğu es-Sumal için çapraz-doğrulanmış sayısal koordinat bulunmadığından harita pini konulmamıştır.

es-SumalVefât 383 h.İncele
Evliyâ

Derviş Ali Koç Baba

Derviş

Ali Koç Baba, Anadolu'dan Balkanlar'a göç eden bir Alevî-Bektaşî dervîşidir; kaynaklar onu Koyun Baba'nın müridi ya da Seyyid Ali Sultan'ın oğlu ve soyca Hacı Bektaş Velî'ye bağlı gösterir (B. Aleksiev, "Ali Koç Baba", isamveri; "Ali Koç Baba Ocağı" değerlendirmesi; TDV, "Niğbolu"). Osmanlı döneminde Niğbolu (Nikopol) bölgesinde faaliyet göstermiş, Rumeli seferlerine katıldığı rivayet edilir. Türbesi Tuna kıyısında "Tekke" tepesinde piramit biçimli taş bir yapı olup hem Müslüman hem Hristiyanlarca Hıdırellez şifa ziyaretleriyle anılır. Vefat yılı ihtilaflıdır (14.-15. yüzyıl); türbe kitâbesinde 1396 Niğbolu Savaşı tarihi geçse de kaynaklar kesin bir yıl vermez (şeffaflık).

Niğbolu (Nikopol)İncele
Evliyâ

Ömer b. Abdurrahman el-Attâs

Seyyid, Habîb, Kutbü'l-Enfâs, Şeyh

Ömer b. Abdurrahman el-Attâs (ö. 1072/1652), soyu Hz. Ali'ye ulaşan Bâ Alevî seyyid ailesine mensup büyük sûfî ve âlimdir; "Kutbü'l-Enfâs" lakabıyla tanınır ve Bâ Alevî'nin Attâsiyye kolunun kurucusudur. Hüseyin b. Ebûbekir b. Sâlim gibi devrin hocalarından ders almış, Hadramut'ta manevî önder kabul edilmiştir. En meşhur eseri, âyet ve hadislerden derlediği, bugün de yaygın okunan Râtibü'l-Attâs adlı zikir/dua mecmuasıdır. Hayatının son dönemini geçirdiği Hureyda beldesinde vefat edip oraya defnedilmiştir.

HureydaVefât 1072 h.İncele
Evliyâ

Muntecebüddin Zer Zerî Zer Bahş

Şeyh

Dekken'deki en erken Çiştî şeyhlerinden biri (ö. 709/1309). Nizâmeddîn Evliyâ'nın müridi ve Burhâneddin Garîb'in kardeşi olup 14. yüzyıl başında Aurangâbâd bölgesine gönderildi; "Dülhâ Miyân" lakabıyla da anılır (Wikipedia, "Zar Zari Zar Baksh"; New Age Islam). Khuldabad'da kardeşinin türbesine yakın olan dergâhı hâlâ faal bir ziyaretgâhtır. Not: 709 hicrî tarihi tek bir menkıbevî kaynağa dayanır ve Wikipedia'nın verdiği kesin gün ("15 Ağustos 1309") belgeye dayanmayıp gelenek olarak kabul edilmelidir; kerâmet ve neseple ilgili anlatılar menkıbevîdir (şeffaflık notu). Müstakil TDV maddesi yoktur.

Khuldabad (Maharashtra)Vefât 709 h.İncele
Evliyâ

Seyyid Yûsuf el-Hüseynî (Râcâ el-Kattâl)

Seyyid

Nizâmeddîn Evliyâ'nın müridi olan Horasan asıllı bir seyyid (ö. 731/1330); ünlü Çiştî şeyhi Seyyid Muhammed Gîsûdırâz'ın (Bânde Nevâz) babasıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi, Gîsûdırâz'ın babasının "Seyyid Râcâ el-Kattâl" diye tanınan Seyyid Yûsuf el-Hüseynî olduğunu ve 731/1330'da vefat ettiğini açıkça belirtir (TDV, "Gîsûdırâz"). "Kattâl" (öldüren) lakabı, riyâzetle nefsanî arzuları öldürmesine izâfe edilir. Kabri Khuldabad'dadır. Not: Kaynaklarda "Şah Râcû Kattâl" adı birden çok şahsiyete karıştırılır (özellikle Haydarâbâd'da ö. 1092/1681 olan Şah Râcû Kattâl II); bu kayıt yalnız Gîsûdırâz'ın babasını, TDV verisine göre kaydeder. Kabir koordinatı için bağımsız iki sayısal kaynak bulunamadığından pin verilmemiştir (şeffaflık notu).

Khuldabad (Maharashtra)Vefât 731 h.İncele
Evliyâ

Enihan Baba

Baba

Enihan Baba, Orta Rodoplar'daki Alevî-Bektaşî ve Pomak topluluklarınca dervîş ve şifacı olarak saygı gören efsanevî bir zattır; tarihî varlığı doğrulanmamış olup bilgiler büyük ölçüde efsaneye dayanır (E. Troeva, "Momçil ili Enihan", Rodopski Starini/BAS; V. Grigorov, Srednite Rodopi'deki Bulgar Müslümanlarınca ziyaret edilen türbeler, Sofya 1998). Türbesi, Davidkovo köyünün yaklaşık 13 km yukarısında Svoboda (eski adı Eni Han Baba) zirvesinde, eski bir Trakya kutsal alanı üzerinde yer alır ve içinde boş bir taş lahit bulunur. Efsanede kardeşi Sarı Baba'nın tekkesi Momçilovtsi yakınındadır; türbe 1970'lerde yıkıldıktan sonra 2005'te yeniden inşa edilmiştir ve Kırcaali/Momçilgrad bölgesinden ziyaretçi çeker. Bazı kaynaklardaki milliyetçi çerçeveleme nötr biçimde aktarılmıştır (çok görüşlü sunum).

Davidkovo (Smolyan)İncele
Evliyâ

Alâüddevle-i Simnânî

Kübreviyye tarikatının Nûriyye şubesinde yetişip kendi adına nisbet edilen Rükniyye kolunu kuran İranlı âlim, mutasavvıf ve şair. Tam adı Ebü'l-Mekârim Rüknüddîn Ahmed b. Muhammed es-Simnânî 'dir; vahdet-i vücûd telakkisine karşılık geliştirdiği vahdet-i şühûd nazariyesiyle tanınır. 659 (1261) yılında Simnân'a bağlı Beyâbânek kasabasının Sûfîâbâd köyünde zengin ve kültürlü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Amcası Melik Celâleddin İlhanlılar yönetiminde vezirlik ve başvezirlik yapmış; babası Melik Şerefeddin Muhammed Bağdat emirliğine getirilmiş, ayrıca “uluğ bitikçi” unvanıyla Gāzân Han'ın veziri olmuştu. Büyük bir âlim olan dayısı Rükneddin Sâin ise Argun Han'ın sağ kolu durumuna gelmiş, Gāzân Han devrinde 1301 yılında öldürülünceye kadar kadı ve vezir olarak görev yapmıştı. On beş yaşında iken dayısı ve amcasının nüfuzundan faydalanarak Tebriz'deki İlhanlı sarayına intisap etti; hükümdar adayı Argun Han'ın hizmetine girip kısa sürede nedimi oldu ve on yıldan fazla onun emrinde çalıştı. 683 (1284) yılında, kendi ifadesine göre “gaipten gelen bir ses”in uyarısıyla tövbe etti. Argun Han hizmetten ayrılmasına izin vermeyince boş vakitlerini ibadete verdi; doktorların tedavi edemediği bir hastalığı bahane ederek 1286'da Tebriz'den ayrılıp Simnân'a döndü. Simnân'da dünyayı terketmeye karar verdi; malının büyük kısmını sadaka olarak dağıttı, kalanıyla Sekkâkiyye Tekkesi'ni tamir ettirip burada ikamet etti. Hadis, fıkıh ve kelâmla meşgul olup İzzeddîn-i Fârûşî, Reşîdüddin b. Ebü'l-Kāsım gibi âlimlerden ders aldı; Ebû Tâlib el-Mekkî'nin Kūtü'l-kulûb 'unu okuyup uygulamaya çalıştı. Tasavvuf kaynaklarının yanı sıra Sünnî mezheplerin temel kitaplarını da inceledi ve kendi ifadesiyle “ortanın ortasının ortasında” yer almak gerektiği sonucuna vardı. Dostu Ahî Şerafeddin'in yönlendirmesiyle Bağdat'ta yaşayan Şeyh Nûreddin Abdurrahman el-İsferâyînî 'ye intisap etmek istedi. Argun Han Bağdat'a gitmesine engel olunca şeyhi ona yazılı olarak halvete girmesini emretti. Ramazan 688'de (Ekim 1289) Bağdat'a ulaşabildi; İsferâyînî onu Halife Camii'nde itikâfa soktu, zikir telkin etti ve halvetten sonra hacca gönderdi. 6 Şubat 1290'da Bağdat'a döndü; aynı yıl Ebû Hafs Şehâbeddin es-Sühreverdî'den intikal eden irade hırkasını şeyhinin elinden giydi ve irşad göreviyle Simnân'a döndü. Şeyhiyle münasebetini onun vefatına kadar, otuz iki yıla yakın bir süre sürdürdü. Kısa zamanda halifeler yetiştirip onları irşadla görevlendirdi. Sonuncusu 1332'de olmak üzere birkaç defa daha hacca gitti, İran içinde de seyahatler yaptı. Emîr Çoban'ın isteği üzerine Ebû Said Bahadır Han ile Horasan emîrleri arasındaki siyasî çatışmada ara buluculuk yaptı; benzer maksatlarla Olcaytu ve Emîr Nevruz ile görüştü. Âyetullah-ı Hillî ve Safiyyüddîn-i Erdebîlî gibi âlim ve mutasavvıflarla tanıştı. 22 Receb 736'da (6 Mart 1336) doğduğu yer olan Sûfîâbâd'da vefat etti ve Ahrar hazîresine defnedildi. Ardında birçok seçkin mürid, bir tekke ve zengin bir kütüphane bıraktı. Tesir Halkası — İsferâyînî'den başka Seyyid Tâceddin, Sadreddin Ahfeş-i Sânî ve dayısı Rükneddin Sâin'den feyz aldığını; İbrâhim b. Edhem, Bâyezîd-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Hafs el-Haddâd en-Nîsâbûrî ve Ebû Tâlib el-Mekkî gibi ilk sûfîlerin ruhaniyetinden ve eserlerinden istifade ettiğini söyler. Kaynağa göre müsamahalı görüşleri bilhassa Emîr Alî-yi Hemedânî ve Nurbahş tarafından Şiîliğin, İmâm-ı Rabbânî tarafından Sünnîliğin lehine geliştirilmiş; en esaslı tesiri de bunlar üzerinde olmuştur. Son makamın ubûdiyyet olduğu görüşüyle İmâm-ı Rabbânî'ye ışık tuttuğu belirtilir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Sahv halini sekr ve galebe hallerine tercih eder; bu görüşüyle, her ne olursa olsun Kitap ve Sünnet'e bağlı kalmayı şart koşan Cüneyd-i Bağdâdî'nin yanında yer alır. Ona göre tasavvufun esası, iman açısından îkan, amel açısından ubûdiyyet makamına yükselmek ve kulluk görevlerini ihsan mertebesinde ifa etmektir; tarikatı şeriatsız, mârifeti ibadetsiz düşünmek mümkün değildir. Kitap ve Sünnet'in doğrulamadığı bir keşfin, en büyük velîden sâdır olsa bile, değeri yoktur; Kur'an ve Sünnet'in zâhirine dair bilgiye sahip olmadan şeyhlik yapılamaz. Tasavvuftaki 100 makamı Fazlü't-tarîka adlı eserinde kendine has biçimde ele alır; fenâ ve vahdet makamlarını son makam saymaz, son makam kulun ilk haline dönmesi demek olan ubûdiyyet makamıdır ve bu görüşünü Cüneyd-i Bağdâdî'nin “İlâhî seyrin sonu, kulun ilk haline dönmesidir” sözüyle destekler. Kur'an'ın yedi batında tefsirinin, yedi tavır ve gaybet konularının ilk defa onun tarafından ele alındığı kaydedilir. Şiirlerinde Alâüddevle, Alâ-i Devle, Alâ-devle, bazan da yalnız Alâ mahlasını kullanmış; ölümünden sonra bir divanda toplanan bu şiirlerin önemi terbiyevî ve ahlâkî unsurlar taşımalarındadır. Eserleri — Tasavvuf başta olmak üzere fıkıh, kelâm, hadis, tefsir ve ahlâka dair Arapça ve Farsça eserlerinin sayısının 300'ün üstünde olduğu söylenir; ancak bunların çoğu elli yaprağın altında kalan risâlelerdir. İstihare yapmaksızın bir satır bile yazmadığını söyleyen Simnânî, yazdıklarının Kitap ve Sünnet ölçüsüne vurulmadan kabul edilmemesini ister. Başlıcaları: Hz. Ali'nin fazileti ve ilk üç halifeye karşı tavrı üzerine Menâzırü'l-muhâzır li'l-münâzıri'l-hâzır ; Meşâriu ebvâbi'l-kuds ; el-Urve li-ehli'l-halve ve'l-celve ve bunun genişletilmiş şekli olup kaynağın eserleri içinde en gelişmişi saydığı Safvetü'l-Urve ; Beyânü'l-ihsân li-ehli'l-îkān ; mânevî âlemdeki bir seyrini anlatan Sırru bâli'l-bâl ; tasavvuf yoluna nasıl girdiğini anlatan Fethu'l-mübîn li-ehli'l-yakīn ; Bedâiu's-sanâi ; Zeynü'l-mu'tekad ; Fusûlü'l-usûl ; Fazlü't-tarîka ; Risâletü'l-kudsiyyât ; Necmeddîn-i Dâye'nin Bahrü'l-hakāik tefsirini tamamlayan Necmü'l-kırân fî te'vîlâti'l-Kur'ân ve Dîvân .

SemnanVefât 736 h.İncele
Evliyâ

Hâce Abdullah el-Ensârî el-Herevî

Horasan'ın büyük mutasavvıf şairi, müfessir ve hadis âlimi; Hanbelî mezhebinin sıkı bir mensubu. Tam adı Ebû İsmâîl Abdullāh b. Muhammed b. Alî el-Ensârî el-Herevî 'dir. Pîr-i Herât, pîr-i tarîkat, şeyhülislâm, şeyhü'l-Horasân, şeyhüşşüyûh gibi unvanlarla anılır. 2 Şâban 396'da (4 Mayıs 1006) Herat'ın eski kalesi Kuhendiz'de doğdu. Soyu, sahâbeden Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin oğlu Met'e ulaşır; Met 31 (652) yılında Horasan'a yapılan bir sefere katılıp Herat'a yerleşmişti. Babası Ebû Mansûr Muhammed b. Ali esnaflık yapmakla birlikte âlimlerin meclislerine katılan, sûfîlerle ilişkisi bulunan zâhid bir kişiydi; sonunda her şeyini terkederek mürşidi Şerîf Hamza Akīlî'nin bulunduğu Belh'e gitti ve 430'da (1039) vefat edinceye kadar orada yaşadı. İlk öğrenimine Mâlînî Medresesi'nde başladı; dokuz yaşında hadis yazmaya başlamıştı. 300 âlimden hadis tahsil ettiğini, ancak bu ilimde üstadının Ebü'l-Fazl el-Cârûdî olduğunu söyler. On dört yaşında vaaz verecek kadar bilgi sahibiydi; medrese yıllarında 70.000 beyit Arapça şiir ezberlediği rivayet edilir. 417 (1026) yılında Nîşâbur'a giderek çeşitli âlimlerin derslerine devam etti; fakat Eş'arî oldukları gerekçesiyle Ebû İshak el-İsferâyînî, Rüknülislâm el-Cüveynî ve İsmâil es-Sâbûnî ile görüşmedi, aynı sebeple Abdülkerîm el-Kuşeyrî'nin meclisine de gitmedi. Herat'a dönünce, yolcular ve yoksullar için imarethânesi bulunan ünlü sûfî Şeyh Amû 'nun tekkesine devam etmeye başladı; Amû ona bir baba gibi davranmış, maddî bakımdan da destek olmuştu. Câmî'nin bildirdiğine göre tasavvufun âdâb ve erkânını ondan öğrendi. Meşhur vâiz Yahyâ b. Ammâr eş-Şeybânî'den hadis ve tefsir okudu; Yahyâ ölüm döşeğinde yerine onun vaaz vermesini vasiyet etti. Hocası Ebû Abdullah et-Tâkī es-Sicistânî ile görüştükten sonra Hanbelî mezhebinin katı ve tâvizsiz bir mensubu oldu. 423 (1032) yılında hacca çıktı; yol güvenliği bulunmadığından Bağdat'tan geri döndü. Ertesi yıl yeniden yola çıktı; Nîşâbur'da Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr ile görüştü. Bu yolculuğun en önemli hadisesi, "tasavvuf yolunda mürşidim" dediği Ebü'l-Hasan el-Harakānî ile karşılaşmasıdır. Yine yol güvenliği yüzünden Rey'den döndü. 425 (1033) yılında gittiği Nübâzân'da kaldığı kırk gün boyunca Harakānî'den öğrendiği tasavvuf anlayışını âlimlerin katıldığı toplantılarda açıkladı; kendisine verilen hediyelerden yalnız eski bir seccadeyi Herat'a götürdü. Hayatı muhalifleriyle mücadele içinde geçti. 430 (1039) yılında Mu'tezile ve Eş'arî âlimleri tarafından Mücessime'den olmakla suçlanarak Gazneli Sultan Mesud'a şikâyet edildi, fakat hükümdarı ikna etti. Kur'an tefsirinde Mu'tezile'yi ve Eş'arîler'i eleştirmesi üzerine 438 (1046) yılında tutuklanıp Bûşenc'de hapsedildi. Nizâmülmülk'ün vezir olmasının (456/1064) ardından Şâfiîler ve Hanefîler onu şikâyet ettiler; Nizâmülmülk'ün emriyle Belh'e sürüldü (458/1066) ve aynı yılın sonunda döndü. 459 (1067) yılında Nizâmülmülk'ün huzurunda yapılan tartışmada haklılığını ispatladı. Çeşitli kaynakların kaydettiği bir rivayete göre muhalifleri seccadesinin altına bakırdan küçük bir put koyarak onu suçlamaya kalkışmış, soruşturmada bunun bir komplo olduğu anlaşılınca itibarı artmıştır. 462'de (1070) Halife Kāim-Biemrillâh ona kıymetli hediyeler gönderdi; 476'da (1083) ise "şeyhülislâm" ve "şeyhüşşüyûh" unvanlarını tevcih etti. 473 (1080) yılında görme duyusunu kısmen kaybetmesine rağmen talebelerinin yardımıyla çalışmalarını sürdürdü. 478 (1085) yılında bir kelâm âlimini şiddetle eleştirmesi ve müridlerinin bu âlimin evini yakması üzerine sorumlu tutularak Herat'tan çıkarıldı; Bûşenc'ten de sürüldü, bir süre Belh'te kaldı, Merverrûz'da hadis âlimi Ferrâ el-Begavî tarafından karşılandı. 480 (1087) yılında Herat'a dönmesine izin verildi ve yarım kalan tefsirini Sâd sûresinin 67. âyetine kadar getirebildi. 22 Zilhicce 481'de (8 Mart 1089) vefat etti ve Herat'a 5 km uzaklıktaki Gâzürgâh'ta defnedildi. Tesir Halkası — Ondan hadis rivayet edenler arasında Mü'temen b. Ahmed es-Sâcî, Muhammed b. Tâhir el-Makdisî ve yirmi yıl boyunca yanından ayrılmayan müridi Ebü'l-Vakt Abdülevvel es-Siczî vardır; görmesi zayıfladığında Ebü'l-Feth Abdülmelik el-Kerruhî ve Muhammed es-Saydelânî gibi talebeleri ona yardım etti. Münâcâtları sonraki tasavvuf edebiyatına örnek oldu; Senâî, Attâr, Mevlânâ ve Câmî bu metinlerden etkilendi, Türk şairleri üzerinde de tesiri görüldü. Tefsir derslerinin özet derlemesini Reşîdüddîn-i Meybüdî şerhetmiş; Keşfü'l-esrâr 'ın temel fikirlerinin Herevî'ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Arap edebiyatındaki kafiyeli (müsecca') nesri Fars edebiyatına uygulayanların başında yer alır. Tasavvuf tarihi kaynaklarında ona Hereviyye veya Ensâriyye adıyla bir tarikat nisbet edilirse de böyle bir tarikat hiçbir zaman teşekkül etmemiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr ile Harakānî gibi cezbeli ve coşkulu sûfîlerin etkisinde kaldı; onlar gibi şiir söyledi, semâ yaptı. Fenâya büyük önem veren Bâyezîd-i Bistâmî, Hakîm et-Tirmizî ve Zünnûn el-Mısrî'nin görüşünü benimsedi; Tabakātü's-sûfiyye 'de Hallâc dahil bütün sûfîlerden saygılı ifadelerle söz eder. Hanbelî ve Selefî oluşu, kaynağa göre, kelâm ilmine, kelâmcılara ve te'vile karşı çıkmasıyla ilgilidir. Arapça ve Farsça'yı aynı derecede bilirdi. Câmî onun 6000'den fazla Arapça şiiri olduğunu söyler, Kâtib Çelebi üç Farsça divanını kaydeder; ancak bunların pek azı günümüze ulaşmış, çeşitli eserlerdeki rubâîleri sonradan derlenmiştir. Eserleri — Hâfızasına güvendiği için bildiklerini şifahî anlatmayı tercih etti; eserlerinin çoğu anlattıklarının başkalarınca tesbitiyle meydana geldi. Tasavvufa dair başlıcaları: Tabakātü's-sûfiyye (Sülemî'nin Arapça eserinin sohbetlerde Farsça'ya aktarılmış, müridlerince not edilmiş biçimi); Sad Meydân (100 tasavvufî makam); onu genişleterek 475'te (1082) telif ettiği Menâzilü's-sâirîn ; İlelü'l-makāmât ; Münâcât ; Muhtasar fî âdâbi's-sûfiyye ; Kenzü's-sâlikîn . Kelâma dair Zemmü'l-kelâm ve ehlih ile Kitâbü'l-Erbaîn fî delâili't-tevhîd 'i de vardır. Öğrencilerince derlenen tefsiri günümüze ulaşmamıştır. Türbesi ve Külliyesi — Gâzürgâh'taki türbesi Selçuklular zamanında inşa edilmiş, Gurlular döneminde Sultan Gıyâseddin Muhammed devrinde Emîr İzzeddin türbenin yanına bir medrese yaptırmıştır. Bugünkü muhteşem türbeyi 829 (1426) yılında Şâhruh inşa ettirmiştir. İki oğlu Abdülhâdî ile Câbir'in kabri de aynı yerdedir.

HeratVefât 481 h.İncele
Peygamber Ailesi

Seyyide Aişe bint Cafer es-Sadık

Ehl-i Beyt'ten, Seyyide

Seyyide Aişe, popüler rivayete göre altıncı imam Cafer es-Sâdık'ın kızı ve Hz. Ali soyundan gelen Peygamber ailesi mensubu bir hanımdır; hicrî 145 (miladî 762) yılında vefat etmiştir. Kabri, Kahire'de Salâhaddin Meydanı yakınındaki kendi adını taşıyan Seyyide Aişe Camii ve Türbesi'nde bulunur ve bölgenin en çok ziyaret edilen makamlarından biridir. Kabrin üzerine önce kubbeli küçük bir türbe yapılmış, Selâhaddîn-i Eyyûbî döneminde yanına bir medrese eklenmiş, bugünkü cami ise 1971'de yeniden inşa edilmiştir. Not: TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Cafer es-Sâdık maddesi onun çocukları arasında "Aişe" adını saymaz; bu sebeple makamın gerçek bir kıza aidiyeti geleneksel/halk kabulüne dayanır ve Kahire'deki Peygamber ailesi makamlarında görülen ihtilaflı atıf durumu şeffaflıkla belirtilmelidir. Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi "Ca'fer es-Sâdık"; English Wikipedia "Sayeda Aisha Mosque"; Wikidata Q12204252; Egypt State Information Service (sis.gov.eg).

KahireVefât 145 h.İncele
Evliyâ

Yûsuf el-Acemî el-Kûrânî

Şeyh, Kutub, Ârif-i billâh

Ebü'l-Mehâsin Cemâleddin Yûsuf b. Abdullah b. Ömer el-Acemî el-Kûrânî (el-Gûrânî), zühd, verâ ve takvâsıyla tanınan büyük bir sûfî şeyhidir. Cüneyd-i Bağdâdî'nin yolunu Mısır'da unutulduktan sonra yeniden ihya eden zat olarak anılır ve tarikat silsilesi Zeyniyye ile Sühreverdiyye'ye ulaşır. Kahire'de Karâfe (İmam Şâfiî) Kabristanı içindeki halvethânesinde inzivaya çekilir, çok sayıda tekke ve halifeye sahip olmuş, zikir usulüne dair 'Reyhânetü'l-kulûb fi't-tevaṣṣul ile'l-mahbûb' adlı eseri kaleme almıştır. 768 (1367) yılında Cemâziyelevvel ayında Kahire'de vefat etmiş ve dergâhının bulunduğu Karâfe Kabristanı'na defnedilmiştir; kabri günümüzde ziyaret edilen bir makamdır. Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi ("Zeyniyye"; "Sühreverdiyye"); Şa'rânî, et-Tabakâtü'l-kübrâ.

KahireVefât 768 h.İncele
Evliyâ

Ebü'l-Feth el-Vâsıtî

Şeyh, Rifâî halifesi

Ebü'l-Feth el-Vâsıtî, aslen Iraklı olup Rifâiyye tarikatının kurucusu Ahmed er-Rifâî'nin halifelerindendir. Ahmed er-Rifâî tarafından Mısır'a gönderilmiş ve İskenderiye'ye yerleşerek Rifâî yolunu yaymıştır; böylece Rifâiyye, Mısır'da teşkilâtlanan ilk tarikat olmuştur. Derslerini İskenderiye'deki Attârîn (Attarin) Camii'nde vermiş, tarikatın esaslarını burada öğretmiştir. Kaynaklarda İbrâhim ed-Düsûkî'nin anne tarafından dedesi olduğu ve bazı rivayetlerde Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî'nin de kendisinden istifade ettiği belirtilir. 632 (1234-35) yılında İskenderiye'de vefat etmiş ve kabri sahâbî Ebü'd-Derdâ'nın türbesi yakınında bulunan makamına defnedilmiştir. Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi ("Rifâiyye"; "Ahmed er-Rifâî"); Arapça Vikipedi "أبو الفتح الواسطي"; el-Ma'rife (Marefa) Ansiklopedisi.

İskenderiyeVefât 632 h.İncele
Âlim

Bilâl b. Sa'd

Şam'da doğup yetişen, zühd ve takvâsıyla tanınan tâbiîn neslinden bir âlim ve vâiz (ö. 110/728 [ihtilaflı]). Ağırbaşlı mizacı ve tesirli vaazları sebebiyle "Şam halkının Hasan-ı Basrî'si" olarak nitelendirilmiştir (TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bilâl b. Sa'd", H. K. Yılmaz). Güçlü sesiyle imamlık ve vâizlik yaptı; hutbelerinde Kur'an ve Sünnet'e bağlılık, âhiret kaygısı ve zühdü vurguladı. Kaynaklarda defin yeri kesin olarak belirtilmediğinden kabir konumu için pin verilmemiştir (şeffaflık notu).

ŞamVefât 110 h.İncele
Âlim

İzzeddin b. Abdüsselâm

Sultânü'l-ulemâ, Şeyhülislâm

Ebû Muhammed İzzeddin Abdülazîz b. Abdüsselâm es-Sülemî ed-Dımaşkî, 577 (1181) yılında Şam'da doğmuş büyük bir Şâfiî fakihi ve müfessirdir. Öğrencisi İbn Dakīkul'îd tarafından kendisine verilen "Sultânü'l-ulemâ" ve "Şeyhülislâm" lakaplarıyla tanınmıştır. Şam'da Emeviyye Camii'ndeki Zâviyetü'l-Gazzâliyye'de ve Azîziyye Medresesi'nde ders verdikten sonra Mısır'a geçerek kādılık yapmış, Sâlihiyye Medresesi'nde müderrislik ve Amr b. Âs Camii'nde hatiplik görevlerini üstlenmiştir. Fıkıh, usûl-i fıkıh, tefsir ve kelâm alanlarında kırka yakın eser kaleme almış, bid'atlere ve haksız yönetime karşı cesur duruşuyla tanınmıştır. 9 Cemâziyelevvel 660 (1 Nisan 1262) tarihinde Kahire'de vefat etmiş ve Karâfe Mezarlığı'na defnedilmiştir. Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi "İzzeddin b. Abdüsselâm"; English Wikipedia "Al-Izz ibn Abd al-Salam"; Wikidata.

KahireVefât 660 h.İncele
Âlim

Kâdî Bekkâr b. Kuteybe

Kâdî, Fakîh, Muhaddis

Bekkâr b. Kuteybe, 182 (798) yılında Basra'da doğan Hanefî fakihi ve muhaddistir; Ebû Yûsuf'un talebesi Hilâl b. Yahyâ'dan fıkıh okumuştur. Halife Mütevekkil tarafından 246 (860) yılında Mısır kadılığına tayin edilmiş ve yirmi yılı aşkın süre bu görevi sürdürmüştür. Tolunoğulları emîri Ahmed b. Tolun'un veliaht Muvaffak'ı hilâfetten azletme talebini reddedince hapse atılmış, hapiste dahi hadis rivayetini sürdürmüş ve Ahmed b. Tolun'un ölümünden yaklaşık kırk gün sonra 270 (884) yılında Kahire'de vefat etmiştir. Kabri Kahire'deki Karâfe Kabristanı'nda olup bir ziyaretgâhtır. Talebeleri arasında büyük Hanefî âlimi Ebû Ca'fer et-Tahâvî de bulunmaktadır. Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi ("Bekkâr b. Kuteybe"; "Tolunoğulları"); İbn Hallikân, Vefeyâtü'l-a'yân.

KahireVefât 270 h.İncele
Âlim

Ebü'l-Kāsım el-Kuşeyrî

Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrî, Rebîülevvel 376 (Temmuz 986)'da Nişabur yakınlarındaki Üstüvâ bölgesinde doğmuş bir sûfî ve kelâm, tefsir, hadis, fıkıh âlimidir. Ebû Alî ed-Dekkāk ve Sülemî'nin talebesi olarak Selçuklu döneminde Nişabur'un önde gelen ilim otoritelerinden biri hâline gelmiştir. Tasavvufu Ehl-i sünnet çizgisinde temellendiren meşhur eseri er-Risâle'yi yazmış, 465/1072'de Nişabur'da vefat etmiştir.

NişaburVefât 465 h.İncele
Peygamber Ailesi

Seyyide Fâtıma en-Nebeviyye

Seyyide

Seyyide Fâtıma en-Nebeviyye, Hz. Hüseyin b. Ali'nin kızı olup Peygamber ailesine mensup bir hanımdır. Fıkıh ve hadis ilminde tanınmış, yetimleri himayesi altına aldığı için "ümmü'l-yetâmâ" (yetimlerin annesi) lakabıyla anılmıştır. Türbesi Kahire'de Darbü'l-ahmer semtinde bir zâviyede bulunmakta olup mekân Emir Abdurrahman Kethüdâ tarafından ihya edilmiş, Abbas Paşa tarafından yenilenmiştir. Peygamber ailesi makamlarında sıkça görüldüğü üzere buranın gerçek bir kabir mi yoksa makam/anma mahalli mi olduğu ve vefat tarihi tartışmalıdır; kaynaklar kesin bilgi vermez (110 ve 145 hicrî gibi farklı yıllar zikredilir). Kahire'nin manevî coğrafyasında ziyaret edilen önemli Peygamber ailesi makamlarından biridir. Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi (Ehl-i beyt/Kahire türbeleri); Arapça Vikipedi "السيدة فاطمة النبوية"; Mazarat Misr.

Kahireİncele
Evliyâ

Ali Ebü'l-Vefâ

Seyyid, Şeyh

Ali b. Muhammed Vefâ (Ali Vefâ eş-Şâzelî, ö. 807/1405), Vefâiyye tarikatının kurucusu Muhammed Vefâ'nın oğlu, mutasavvıf ve şairdir. 759/1358'de Kahire'de doğmuş, babasının vefatında henüz çok küçük olduğu için tarikatın idaresini olgunluk çağında üstlenmiştir. Hayatının son döneminde Kahire'nin Ravza semtindeki evini tarikatın merkezi yaparak müridlerine cuma namazı kıldırmış ve özel sohbetler vermiştir. Divanı ve el-Vesâyâ, Mefâtîhu'l-hazâʾini'l-aliyye gibi eserleriyle tanınan Ali Vefâ, kimi beyitleri İbnü'l-Fârız'ınkilerle kıyaslanan güçlü bir tasavvuf şairi olarak kabul edilir; babasıyla geliştirdiği hâtemü'l-evliyâ ve devir teorisi Ekberî geleneğin dönüm noktalarından sayılır. Babası gibi Kahire'deki Sâdât-ı Vefâiyye türbe-camisine defnedilmiştir. Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi ("Ali Vefâ eş-Şâzelî"), Richard McGregor, Sanctity and Mysticism in Medieval Egypt (SUNY Press, 2004).

KahireVefât 807 h.İncele
Evliyâ

Muhammed Vefâ

Seyyid, Şeyh

Muhammed Vefâ (ö. 765/1363), İskenderiye'de doğan, Şâzeliyye tarikatının Vefâiyye kolunun kurucusu mutasavvıftır. Bir süre Yukarı Mısır'daki Ahmîm'de kaldıktan sonra Kahire'ye yerleşmiş, Nil üzerindeki Ravza (Manyal) bölgesinde irşad faaliyetlerini sürdürmüştür. Oğlu Ali ile birlikte geliştirdiği devir teorisi ve hâtemü'l-evliyâ anlayışıyla İbnü'l-Arabî geleneğini Şâzelî çizgisine taşımış, bu yönüyle tarikatın Şâzeliyye'den ayrıştığı en önemli noktayı oluşturmuştur. Kahire'deki Mukattam eteğinde, İmam Şâfiî türbesi civarındaki Sâdât-ı Vefâiyye türbe-camisine defnedilmiş olup burası tarikatın merkezi ve Vefâ ailesinin defin yeri olmuştur. Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi ("Ali Vefâ eş-Şâzelî", "Vefâiyye"), Richard McGregor, Sanctity and Mysticism in Medieval Egypt: The Wafā' Sufi Order and the Legacy of Ibn 'Arabī (SUNY Press, 2004).

KahireVefât 765 h.İncele
Âlim

Kutbüddîn-i Şîrâzî

Astronomi, matematik, optik, tıp, felsefe ve din ilimlerinde eser vermiş çok yönlü âlim; İşrâkī filozof, Nasîrüddîn-i Tûsî'nin öğrencisi ve Merâga Rasathânesi'nin çalışanlarından. Tam adı Kutbüddîn Mahmûd b. Mes'ûd b. Muslih el-Fârisî eş-Şîrâzî eş-Şâfiî 'dir. 634 (1236) yılında Şîraz'da doğdu; tabipleriyle tanınan bir aileye mensuptur. Şîraz'da Muzafferî Hastahanesi'nde göz hekimi olan babası Ziyâeddin Mes'ûd el-Kâzerûnî, Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin müridi idi. Kutbüddin din, tıp ve tasavvufla ilgili ilk derslerini babasından aldı; on yaşında onun elinden hırka giydi. On dört yaşında iken babasının ölümü üzerine onun hastahanedeki görevine tayin edildi. Bu görevi sırasında İbn Sînâ'nın el-Kānûn 'unu, yine hekim olan amcası Kemâleddin Ebü'l-Hayr el-Kâzerûnî, Şemseddin el-Keyşî ve Şerefeddin Zekî el-Bûşekânî gibi hocalardan okudu. On yıl sonra kendini tamamen ilmî çalışmalara vermek için hastahanedeki görevinden ayrıldı. el-Kānûn 'u şerhetmeye başladığı yıllarda eserin problemlerini çözmek ve bilgisini geliştirmek üzere 658 (1260) yılı civarında Merâga 'ya gitti; burada Nasîrüddîn-i Tûsî 'nin ders halkasına katılıp ondan astronomi ve felsefe okudu, yapımı süren rasathânenin çalışmalarına katıldı ve Zîc-i İlhânî 'nin hazırlanmasına katkıda bulundu. 665-667 (1267-1269) yıllarında Tûsî ile birlikte Horasan'a geçti; orada Ali b. Ömer el-Kâtibî'den mantık ve felsefe okudu. Ardından gittiği İsfahan'da Emîr Bahâeddin Muhammed Cüveynî ile oğlu Şemseddin Cüveynî'den yakın ilgi gördü ve astronomiye dair Nihâyetü'l-idrâk 'i Şemseddin'e ithaf etti. Bağdat'a geçip bir süre Nizâmiye Medresesi'nde kaldıktan sonra 670 (1271) yılı civarında Konya 'ya yerleşti. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile görüştü; Sadreddin Konevî'nin derslerine katıldı. Vezir Muînüddin Süleyman Pervâne'nin takdirini kazandı; onun tarafından önce Sivas'a, ardından Malatya'ya kadı tayin edildi ve Sivas'ta Gökmedrese'de ders verdi. 681'de (1282) Hülâgû'nun oğlu Ahmed Teküder onu Mısır Memlük Sultanı Kalavun'a elçi olarak gönderdi; Mısır'da kaldığı sürede el-Kānûn 'un daha önce görmediği şerhlerini inceledi, dönüşte bir süre Şam'da ikamet etti. Ülkesine döndüğünde Tebriz 'e yerleşti. Hükümdarlarla ilişkilerini kesip son yıllarını bir mutasavvıf gibi yaşayarak geçirdi. 17 Ramazan 710'da (7 Şubat 1311) Tebriz'de vefat etti; vasiyeti üzerine Çerendâb Kabristanı 'nda Kādî Beyzâvî'nin yanına defnedildi. Tesir Halkası — Etkisi çok sayıdaki talebesiyle sürdü. İbnü'l-Heysem'in eserine Tenkīhu'l-Menâzır adlı ciddi bir şerh yazan optik dehası Kemâleddin el-Fârisî 'yi yetiştirmesi bu alandaki en büyük başarılarından sayılır. Tâceddin Ali b. Abdullah et-Tebrîzî, Kutbüddin Muhammed b. Muhammed el-Büveyhî, Nizâmeddin en-Nîsâbûrî, Mahmûd b. Abdurrahman el-İsfahânî ve Adudüddin el-Îcî de talebeleri arasında zikredilir. Sühreverdî'nin Hikmetü'l-işrâk 'ına yazdığı şerh, Şehrezûrî'nin şerhine dayansa da kısa sürede onun yerini aldı ve sonraki kuşaklar Sühreverdî'yi onun gözüyle tanıdı. Merâga geleneğinin tekniklerini ve yeni gezegen modelini daha sonra İbnü'ş-Şâtır başarıyla uygulayacak ve Copernicus'in tesbitleriyle aynı sonuçlara ulaşacaktır. Kaynak, din ilimlerini de kapsayan sentezinin, XIII. yüzyıldan itibaren İran'da başlayıp Osmanlı ülkesinde sürecek olan çeşitli ekolleri tek bir bilgi sisteminde bütünleme arayışları için anlamlı bir model teşkil ettiğini kaydeder. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şair olarak anılmaz; bu bölüm ilmî ve tasavvufî çizgisini taşır. Gazzâlî'nin eleştirileriyle otoritesi sarsılan felsefe geleneğini canlandırmaya çalışan düşünürler kuşağındandır; felsefî çalışmaları Sühreverdî'nin eserleriyle sistemleşen İşrâkıyye 'nin temel fikirleriyle yönlendirilmiştir. Sühreverdî ile Molla Sadrâ arasındaki dört yüzyılda etkili olan filozoflar içinde, hocası Tûsî'den sonraki en önemli şahsiyetlerden biri sayılır. Babasının elinden hırka giymiş ve Sadreddin Konevî'nin öğrenciliğini yapmış olması göz önüne alınarak İbn Sînâ – Sühreverdî – İbnü'l-Arabî üçgenini kendi şahsiyetinde birleştirdiği söylenir; Farsça Dürretü't-tâc 'ı İbn Sînâ felsefesini tasavvufî ve dinî meselelerle birlikte yeniden gündeme taşımıştır. Matematikte derinleşmeyi metafizik ve irfan araştırmalarının zihnî hazırlığı sayan, Pisagorcu bakışı hatırlatan bir yaklaşımı vardır. İbnü'l-Heysem'den sonra ihmale uğrayan optiği yeni bir bakışla canlandırdı: gök kuşağı renklerinin, ışık ışınının yağmur damlasında iki defa kırılıp bir defa yansımasıyla oluştuğunu ilk defa doğru olarak açıkladı. Hikmetü'l-işrâk şerhinde, ışığı ay altı ve ay üstü âlemlerdeki bütün hareketlerin kaynağı sayan yeni bir ışık fiziği kurmayı denedi. Anadolu'yu bir uçtan bir uca katedip 1290 yılında Argun'a Anadolu kıyılarına dair gözlemlerine dayanan bir Akdeniz haritası sunduğu bilinir. Merâga Rasathânesi'nde Tûsî'nin Batlamyus'tan farklı gezegen modelini başka gezegenlere uyguladı, sonuçlardan tam tatmin olmayınca modelde değişiklikler yaptı. Son yıllarını hükümdarlardan uzakta bir mutasavvıf gibi geçirdi. Eserleri — Astronomi: Sivas kadısı iken 680'de (1281) tamamladığı Nihâyetü'l-idrâk fî dirâyeti'l-eflâk ; hocası Tûsî'nin itirazlarına bu eserle ilgili bir risâlede cevap verdi. Yine Sivas'ta telif ettiği et-Tuhfetü'ş-Şâhiyye fi'l-hey'e — Ali Kuşçu buna muhtasar bir şerh yazmıştır. Çobanoğlu Beyi Muzafferüddin Yavlak Arslan'a ithaf edilen Farsça İhtiyârât-ı Muzafferî ; Tûsî'nin astronomi eserine Şerh alâ Tezkireti'n-Nasîriyye ; Tûsî'nin oğluna ithaf edilen Fe'altü felâ telüm ; Farsça ez-Zîcü's-Sultânî . Tıp: Gāzân Han'ın veziri Sa'deddin'e ithaf ettiği, el-Kānûn 'un birinci kitabının şerhi et-Tuhfetü's-Sa'diyye ; kaynak el-Kānûn 'un tamamını şerhettiğinin de kaydedildiğini belirtir. Felsefe: Şerhu Hikmeti'l-işrâk — XVI. yüzyılda Vedûd Tebrîzî ta'lîkāt yazmıştır; Tûsî'nin ontolojiye dair eserine Şerh alâ Kitâbi Ravzati'n-nâzır . Din ilimleri: 40 ciltlik tefsir Fethu'l-mennân (ciltlerinin çoğu Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir); Zemahşerî'nin el-Keşşâf 'ına hâşiye; İbn Hâcib'in usul muhtasarına Şerhu Muhtasari'l-Müntehâ ; Sekkâkî'nin Miftâhu'l-ulûm 'unun meânî ve beyân kısmına Miftâhu'l-Miftâh . Ansiklopedik: 705 (1305) yılında telif edilen, mantık, felsefe, tabii ilimler, geometri, astronomi, aritmetik, mûsiki ve ilâhî ilimleri kapsayan beş bölümlü Farsça Dürretü't-tâc li-gurreti'd-dîbâc . Kaynak ayrıca Harîdetü'l-acâib , Tebsıra fi'l-hey'e , Şerhu'n-Necât , el-İşârât şerh ve hâşiyesi, Tûsî'nin Öklid tahririnin tercümesi ve Müşkilâtü't-tefâsîr gibi eserlerini sayar.

TebrizVefât 710 h.İncele
Âlim

İbnülkasım (Abdurrahman b. Kāsım el-Utekî)

İmam, fakih, Mâlikî mezhebinin büyük râvisi (rahimehullah)

İbnülkasım diye tanınan Ebû Abdillâh Abdurrahman b. Kāsım el-Utekî, Mâlikî mezhebinin en önde gelen fakihlerinden ve İmam Mâlik'in en yakın talebelerindendir. Yaklaşık yirmi yıl boyunca aralıklarla İmam Mâlik'in derslerine devam etmiş, onun vefatına kadar yanından ayrılmamıştır. Muvatta rivayeti en sağlam rivayetlerden sayılır; görüş ve nakilleri Sahnûn tarafından el-Müdevvenetü'l-kübrâ'da derlenerek Muvatta'dan sonra Mâlikî fıkhının temel kaynağı hâline gelmiştir. Hac dönüşünün ardından 9 Safer 191 (25 Aralık 806) tarihinde Mısır'da vefat etmiş ve Kahire'de Karâfetüssuğrâ Kabristanı'na defnedilmiştir. Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi "İbnülkasım"; English Wikipedia "Abd al-Rahman ibn al-Qasim al-Utaqi".

KahireVefât 191 h.İncele
Evliyâ

Sehl et-Tüsterî

Erken dönem tasavvufunun önde gelen simalarından, zühd ve Kur'an tefsiriyle tanınan mutasavvıf (ö. 283/896). İran'ın Tüster (Şüster) şehrinde doğdu; küçük yaşta zühde yöneldi ve nefis terbiyesi, tevekkül ve mârifet konularındaki görüşleriyle tasavvufun teşekkülüne katkıda bulundu (TDV İslâm Ansiklopedisi, "Sehl b. Abdullah et-Tüsterî"). Kendisine nisbet edilen "Tefsîrü'l-Kur'âni'l-azîm" işârî tefsir geleneğinin ilk örneklerindendir; Sâlimiyye kelâm-tasavvuf ekolünün fikrî kaynağıdır. Basra'da vefat etti; kabri İbn Battûta'nın da (1326, 1347-48) ziyaret ettiği bir makamdır (TDV; Wikipedia, "Sahl al-Tustari"). Kesin koordinatlar çapraz-doğrulanamadığından pin verilmemiştir.

BasraVefât 283 h.İncele
Evliyâ

Hallâc-ı Mansûr (Hüseyin b. Mansûr)

Asıl adı Ebü'l-Mugīs el-Hüseyin b. Mansûr olan Hallâc-ı Mansûr (ö. 309/922), tasavvuf tarihinin en tartışmalı ve etkili simalarından biridir; 244 (858) civarında İran'ın Fars bölgesinde (Tûr/Beyzâ) doğdu, Vâsıt, Tüster ve Bağdat'ta yetişti (TDV İslâm Ansiklopedisi, "Hallâc-ı Mansûr"). "Ene'l-Hak" sözüyle şöhret buldu ve söylemleri döneminin ulemâsı arasında büyük ihtilâfa yol açtı; Bağdat'ta uzun bir muhâkeme sonucu idam edildi (TDV; Wikidata Q172862). Rivayete göre gövdesi yakılıp külleri Dicle'ye savrulduğu için fizikî bir kabri kalmamış, idam yeri ve çeşitli beldelerdeki makamlar zamanla ziyaret edilmiştir; bu sebeple kesin bir kabir konumu tespit edilememektedir (şeffaflık notu).

BağdatVefât 309 h.İncele