Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 43/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Fahreddîn-i Acemî

Hazretleri

İlk Osmanlı şeyhülislâmlarından; otuz yılı aşkın süre Edirne müftülüğü yapmış âlim. Hayatının ilk dönemine dair bilgiler kaynaklarda yer almaz. İlk tahsilini İran'da Seyyid Şerîf el-Cürcânî 'nin yanında tamamladı. Osmanlı ülkesine geldikten sonra Bursa'da Burhâneddin Haydar Herevî'den hadis okudu ve icâzet aldı. Sultaniye Medresesi'nde Mehmed Şah Fenârî'nin yanında muîdlik yaptı; ardından çeşitli medreselerde ders verdi. 834 (1430) yılında II. Murad tarafından günlük otuz akçe ile Edirne müftülüğüne tayin edildi. Bu görevi otuz yılı aşkın bir süre, Fâtih Sultan Mehmed devrinde de sürdürdü. Hurûfîler meselesindeki rolü kaynakta şöyle anlatılır: Vezîriâzam Mahmud Paşa'nın tertibiyle onların görüşlerini gizlice dinlemiş, ardından padişahın huzurunda alenen reddiyede bulunmuş ve verdiği fetva onların yakılarak idam edilmeleriyle sonuçlanmıştır. 865 (1460-61) yılında vefat ettiği kaydedilir; kaynak bu tarihi soru işaretiyle verir. Tesir Halkası — Hadis rivayet icâzetleri bulunuyordu ve çok sayıda âlim yetiştirdi; Edirne'deki uzun müftülüğü boyunca devrin ilmî hayatının merkezinde yer aldı. Türbesi ve Külliyesi — Edirne'de Üç Şerefeli Camii yakınında bulunan medresesi sonradan yıktırılmış ve yerine başka bir yapı yapılmıştır. Kendisi Dârülhadis Camii'ne defnedilmiştir.

EdirneVefât 865 h.İncele
Evliyâ

Hasan Sezâî-yi Gülşenî

Hazretleri

Halvetî-Gülşenî şeyhi ve divan şairi; tarikatın Edirne merkezli Sezâiyye kolunun pîri. 1080 (1669) yılında Mora'nın kuzeydoğusundaki Gördüs (Korintos) kasabasında doğdu. Asıl adı Hasan'dır; Sezâî mahlasının, rivayete göre, Niyâzî-i Mısrî tarafından verildiği söylenir. Babasının adı Ali, dedesinin adı Kurtbeyzâde Hasan'dır. 1098'de (1687) Mora'nın Venedik işgaline uğraması üzerine deniz yoluyla İstanbul'a, oradan Edirne'ye geçti. Edirne'de, akrabası olan süvari muhasebecisi Ali Bey'in yardımıyla mukabele kaleminde çalıştı. Âşık Mûsâ Tekkesi'nde Şeyh Mehmed Sırrî Efendi'ye intisap ederek Halvetî-Gülşenî yoluna girdi. Sırrî Efendi'nin vefatından sonra seyr ü sülûkünü Lâ'lî Mehmed Fenâî Efendi'nin yanında tamamladı ve hilâfet aldı. Ayrıca Mısır'da Gülşenî Tekkesi şeyhi İbrâhim Çelebi'den bir icâzetnâme aldı. 17 Ramazan 1151'de (29 Aralık 1738) Edirne'de vefat etti ve kendi tekkesine defnedildi. Tesir Halkası — Halvetî-Gülşenî tarikatının ona nisbet edilen Sezâiyye kolu, başta Edirne ve çevresi olmak üzere yayılmış ve asıl kuvvetini bu bölgede bulmuştur. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Sezâî, tasavvufî muhtevayı divan şiirinin kalıpları içinde işleyen şairlerdendir; hacimli divanı bu verimliliğin delilidir. Tasavvufî çizgisi Halvetiyye'nin Gülşenî kolundan gelir ve Niyâzî-i Mısrî ile kurulan bağ hem mahlas rivayetinde hem de onun bir gazeline yazdığı şerhte görünür. Eserleri — 1. Dîvan. 396 gazel, beş kaside, on iki murabba ve başka nazım şekillerinden oluşan hacimli bir mecmuadır. Bulak'ta (1250, 1256) ve İstanbul'da (1276) basılmış; Latin harfleriyle neşrini Şahver Çelikoğlu hazırlamıştır (1985). 2. Mektûbât-ı Sezâî. Oğluna, damatlarına, müridlerine ve devlet görevlilerine yazdığı mektuplardır; İstanbul'da basılmış (1289), günümüz Türkçesiyle neşrini Cezair Yarar hazırlamıştır (2001). 3. Şerh-i Gazel-i Niyâzî-i Mısrî. Niyâzî-i Mısrî'nin meşhur bir gazeline yazdığı şerhtir (İstanbul 1276). Türbesi ve Külliyesi — Kabrinin üzerine sonradan kâgir ve kubbeli bir türbe yapılmıştır.

EdirneVefât 1151 h.İncele
Evliyâ

Şeyh Lütfullah Efendi

Hazretleri

Bayramiyye tarikatına mensup velî; Hacı Bayram-ı Velî'nin talebelerinden ve Karesi (Balıkesir) bölgesindeki vekili olduğu kaydedilir. Adıyla anılan, 1429'da inşa edilen (1907'de yenilenen) Şeyh Lütfullah Camii'nin haziresinde medfundur; avluda yaklaşık 100 kabir bulunur.

Balıkesirİncele
Evliyâ

Kumral Abdal

Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde yaşamış, Anadolu abdallarından bir derviş. Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi'nin çağdaşı ve Şeyh Edebali'nin müridi olarak anılır; Osman Gazi'nin meşhur rüyasıyla ilgili menkıbelerde adı geçer.

BilecikVefât 1330İncele
Evliyâ

Haddâdîzâde Şeyh Seyyid Ahmed Siyâhî Efendi

Seyyid, Şeyh

Kastamonu'da, Hâlidiyye-Nakşibendiyye yolunun büyüklerinden velî. Sürekli siyah sarık sardığı için Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî tarafından 'Siyâhî' lakabıyla anılmıştır; icazet alıp 1827'de Kastamonu'ya dönmüştür. Yaklaşık doksan beş yaşında, 1874'te (h.1291) vefat etmiştir; vasiyeti gereği üzerine türbe yapılmamış, kabri Kastamonu merkezdeki haziresindedir.

KastamonuVefât 1874İncele
Evliyâ

Benli Sultan (Şeyh Mehmed Muhyiddin Efendi)

Sultan, Şeyh

Asıl adı Muhyiddin olan, yanağındaki büyük ben sebebiyle 'Benli Sultan' diye tanınan velî. 16. yüzyılda yaşadığı kabul edilir; bölgede uzun süre irşad faaliyetinde bulunmuş ve talebe yetiştirmiştir. Türbesi ve külliyesi Kastamonu'ya bağlı Ahlat köyünde, Ilgaz Dağı eteklerindedir; külliye Yavuz Sultan Selim döneminde inşa edilmiştir.

Kastamonuİncele
Evliyâ

Seyyid Sünnetî Efendi

Seyyid, Şeyh

Kastamonu'da Halvetiyye tarikatının Şeyh Şâbân-ı Velî'den önceki temsilcisi; bugünkü Şâbân-ı Velî Külliyesi'nin yerinde bulunan ilk mescidin bânisi. Kaynak onun vefatını 864 (1459) olarak, soru işaretiyle birlikte kaydeder. Kastamonu'da Halvetîliğin Şeyh Şâbân-ı Velî'den önce Seyyid Sünnetî Efendi zamanında var olduğu bilinmektedir: tarikatın faaliyetleri ilk defa, küçük ve ahşap bir yapı olan Şeyh Sünnetî Efendi Mescidi 'nde başlamıştır. Şeyh Şâbân-ı Velî de önceleri bu mescidde ibadet etmiş ve tarikat faaliyetlerini burada sürdürmüşse de, mescidin o yıllarda şehir dışında kalması sebebiyle halkın talebi üzerine bir süre Honsalar Camii'nde faaliyette bulunmuş, bu caminin yanmasının ardından tekrar Şeyh Sünnetî Mescidi'ne dönmüştür. Bugünkü caminin kapısı üstündeki kitâbeye göre yapı, 988 (1580) yılında III. Murad'ın mürşidi Şücâ' Efendi tarafından yeniden inşa edilmiştir; cami aynı zamanda tekkenin tevhidhânesi olarak kullanılmıştır. Caminin ilk bânisi olan Şeyh Seyyid Sünnetî Efendi, külliyenin avlusunda kıble önündeki hazîrede medfundur — yani Şâbân-ı Velî Türbesi'nin içinde değil, hazîrede. Külliye Hisarardı mahallesinde yer alır ve cami, türbe, kütüphane, matbah, şadırvan ile iki dergâh evinden meydana gelmiştir. Kayıt sınırı: Bu kayıt, zatın kendi maddesine değil, türbesinin bulunduğu külliyenin maddesine dayanmaktadır; kaynak Seyyid Sünnetî Efendi hakkında yukarıdakinden fazlasını vermemektedir. Metin, kaynağın verdiği kadarla sınırlı tutulmuş, mimarî tasvirle şişirilmemiştir.

KastamonuVefât 1459İncele
Evliyâ

İskilipli Mehmed Âtıf Efendi

Türk âlimi ve müellif; dersiâm ve müderris. 1875 yılında İskilip'in Tophane köyünde doğdu. Babası Mehmed Ali Ağa, annesi Nazlı Hanım'dır. Altı aylıkken yetim kaldı ve dedesi Hasan Kethüdâ tarafından büyütüldü. Mahallî tahsilinin ardından ailesinin muhalefetine rağmen İstanbul'a gitti. Medrese tahsilini 1902'de tamamlayarak ruûs imtihanını kazandı ve 1903'te Fâtih Camii'nde ders vermeye başladı. 1905'te İstanbul Dârülfünunu İlâhiyat Şubesi'nden mezun olduktan sonra Kabataş Lisesi'nde Arapça okuttu. Faaliyetleri sebebiyle bir şeyhülislâm tarafından Bodrum'a sürüldü; ardından Kırım ve Varşova'ya gitti ve II. Meşrutiyet'in ilânından sonra döndü. 1910 yılında medrese müfettişliği yaptı; Sebîlürreşâd ve Beyânülhak gibi dergilere yazılar yazdı. 31 Mart Vak'ası'nın ardından bir hafta hapis yattı. 1913'teki Mahmud Şevket Paşa suikastının ardından Sinop, Çorum ve Sungurlu'ya yaklaşık on sekiz ay süreyle sürgün edildi; yetkililer daha sonra suçsuzluğunu kabul etmiştir. Şubat 1919'da, Mustafa Sabri Efendi'nin başkanlığındaki Cemiyet-i Müderrisîn'in ikinci başkanı oldu; Sabri Efendi şeyhülislâm olunca cemiyetin başkanlığını üstlendi. Kasım 1919'da Teâlî-i İslâm Cemiyeti adını alan cemiyet çok sayıda eser yayımladı ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde şubeler açtı. 1924 tarihli Frenk Mukallidliği ve Şapka adlı risâlesi şapka kanununa karşı bir metin olarak görüldü. 7 Aralık 1925'te tutuklandı ve Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde yargılandı. Önce beraat ettiği hâlde tutukluluğu devam etti; savcı üç yıl kürek cezası talep etmişken mahkeme idam kararı verdi. 4 Şubat 1926'da Babaeski eski müftüsü Ali Rızâ Efendi ile birlikte idam edildi. Eserleri — Mir'âtü'l-İslâm (1332), İslâm Yolu (1338), Tesettür-i Şer'î (1339), Dîn-i İslâm'da Men'-i Müskirât (1340) ve hakkındaki yargılamaya konu olan Frenk Mukallidliği ve Şapka (1924).

ÇorumVefât 1926İncele
Evliyâ

Yûsuf Bahri Efendi

Fahrü'l-muhaddisîn

Vezirköprü doğumlu Osmanlı muhaddisi ve âlim. Amasya, Kastamonu ve İstanbul'da, ardından Mısır'da tahsil görmüş; 1785 sonrası Çorum'a yerleşerek medresede hadis, fıkıh, tefsir ve belâgat okutmuş, 'Fahrü'l-muhaddisîn' lakabıyla anılmıştır. 19. yüzyılın ilk yarısında Çorum'da vefat etmiş, kabri Çorum Hıdırlık'taki cami avlusundadır.

ÇorumVefât 1830İncele
Evliyâ

Îsâ Baba

Samsun İlkadım ilçesi Cedit Mahallesi'nde adına bir cami ve türbe bulunan, halk arasında veli olarak anılan bir zattır. Hakkında kitabe veya kesin tarihî kayıt bulunmadığından kimliği ve yaşadığı dönem net değildir; menkıbeye göre arkadaşlarıyla birlikte şehit düştüğü rivayet edilir.

Samsunİncele
Evliyâ

Şeyh Seyyid Kutbiddin (Kutbeddin)

Hazretleri

Samsun'da medfun, halk arasında Abdülkàdir-i Geylânî neslinden geldiği rivayet edilen bir zattır. Adına yapılan cami ve türbe Samsun İlkadım ilçesi Kökçüoğlu Mahallesi'ndeki tarihî mezarlık içindedir; yapının erken tarihli olduğu, 19. yüzyılda Haznedarzâde ailesi tarafından yeniden inşa/onarım gördüğü kaydedilir.

Samsunİncele
Evliyâ

Seyyid Ahmed-i Kebîr er-Rufâî (Seyyid Küçük Ahmed)

Hazretleri

Rufâî tarikatına mensup, Anadolu'da Rufâîliğin yayılmasında rol oynadığı kabul edilen bir mutasavvıftır. Rivayete göre Ladik (Samsun) yöresinde faaliyet göstermiş, burada şehit düşmüş ve vasiyeti üzerine Ladik'e defnedilmiştir. Türbesi Ladik ilçe merkezinde Koğa Mahallesi'ndedir; yapı kesme taş ve tuğladan, kare planlı olup içinde yedi sanduka bulunur.

Samsunİncele
Evliyâ

Çaykaralı Hacı Hasan Efendi (Hasan Rami Yavuz)

rahmetullahi aleyh

Trabzon'un Çaykara ilçesinden âlim ve vâiz; medreselerin kapalı olduğu yıllarda talebe yetiştirmeyi sürdürmüş bir hocadır. 1909 yılında Çaykara'nın Akdoğan köyünde doğdu. Ailesi, Şehzade Selim devrinde Şah İsmâil'in takibinden kaçarak bu bölgeye gelmiş bir soya dayandırılır. Babası Mehmed Zeki Efendi I. Dünya Savaşı'nda Sarıkamış cephesinde vefat etmiş, annesi Âkıle Hanım'dır. Kur'an'ı köy camiinde okudu; Salih Bilgin (Hacı Salih Efendi) ile Veliefendizâde Tayyip Zühdü Efendi'den ders aldı. 1923'te medreselerin kapatılması üzerine ilkokula devam etmek zorunda kaldı. 1938 yılında Tayyip Zühdü Efendi'den icâzet alarak dinî ilimler tahsilini tamamladı. Hâfızlığını yaptı; kıraat ilmini Mehmet Rüştü Âşıkkutlu'dan okudu. Tasavvufa yönelişi, Gümüşhânevî'nin halifesi Ferşad Efendi'ye rüya yoluyla yaptığı bir bey'atla başladı. Gaybî, Niyâzî-i Mısrî ve İsmâil Hakkı Bursevî'nin eserlerini okudu. İstanbul'da Mehmet Zahit Kotku 'dan hilâfet aldı. 1938-1944 yılları arasında Doğançay ve Yukarı Kışlacık'ta imamlık yaptı; 1944-1982 arasında ise Akçaabat, Of ve Çaykara'da otuz sekiz yıl boyunca vâizlik görevinde bulundu. Dinî ilimlerin öğretilmesinin yasaklandığı dönemlerde ders vermeyi gizlice sürdürdü. 30 Mart 1982'de doğduğu köyde geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti. Tesir Halkası — Yirmi iki devrede yaklaşık 300 talebe mezun etti. Yetiştirdikleri arasında İstanbul müftü yardımcılığı yapan Ali Fikri Yavuz ile üniversite hocası olan oğulları Yunus Vehbi, Yusuf Şevki ve Salih Sabri bulunur. Eserleri — Müminlere Vaazlar (2007) ve Mahrem Sözler (2007) adlı kitapları yayımlanmıştır.

TrabzonVefât 1982İncele
Evliyâ

Hacı Ferşad Efendi (İbrahim Hakkı Uysal)

rahmetullahi aleyh

Doğu Karadeniz'de kırk yıl medrese işleten âlim ve vâiz; Nakşibendî-Hâlidî çizgide bir mürşid. 1866 yılında Trabzon'un Çaykara ilçesine bağlı Yeşilalan köyünde doğdu. Asıl adı İbrâhim Hakkı 'dır. Çocukluğunda çobanlık yaptı; ardından Huşolu Numan Efendi'nin yanında dinî ilimleri tahsil etti. Gençliğinde civar vilâyetleri dolaşarak vaaz verdi ve dinleyiciler üzerinde güçlü bir tesir bıraktı. Trabzon çevresinde kısa süreli imamlık görevlerinde bulundu; sonra İstanbul'a giderek ramazan aylarında Ayasofya Camii'nde vaaz etti. Gümüşhânevî Dergâhı'nı ziyaret etti ve Yûsuf Şevki Efendi'nin yanında tasavvufî eğitim gördü. Şeyhinin kızıyla evlenerek bu bağı pekiştirdi. Daha sonra İstanbul'daki dergâhta İsmâil Necâti Efendi'nin yanında halvete girdi ve halifelik mertebesine ulaştı. Dergâhın başına getirilmesi teklif edildiğinde, şöhreti bir âfet sayarak bu teklifi reddetti ve memleketinde ders vermeyi ve irşadı sürdürdü. Memleketine döndükten sonra bir medrese kurdu ve burada kırk yıl ders verdi. Of'ta müftülük yaptı ve Samsun'da ortaokul öğretmenliğinde bulundu. İşgal döneminde el konulan yazmaların geri kazanılması için çalıştı ve vakıf kütüphanelerini idare etti. 1 Temmuz 1930'da vefat etti ve medresesinin yanına defnedildi. Tesir Halkası — Kurduğu medresede 300'den fazla talebeye icâzet verdi. Yetiştirdikleri arasında Hasan Râmi Yavuz ve Mehmet Rüştü Âşıkkutlu bulunur.

TrabzonVefât 1929İncele
Evliyâ

Çalekli Hacı Dursun Efendi (Dursun Nuri Feyzi Güven)

rahmetullahi aleyh

Doğu Karadeniz'de yüzlerce talebe yetiştirmiş âlim ve dersiâm; Çalekli Dursun Efendi adıyla tanınır. 1883 yılında doğdu. Abdülaziz Efendi'nin torunu, Yâkub Efendi'nin oğludur. Van'dan göç eden ailesinin Trabzon'un Of ilçesine bağlı Büyükköy'e yerleşmesi sebebiyle bu adla anılmıştır. Yedi yaşında hâfızlık eğitimine başladı ve dokuz yaşında Hemşinli Ahmed Efendi'nin yanında hâfızlığını tamamladı. Ardından Karakaş Ahmed Efendi'den Arapça, Tayyib Zühdü Efendi'den dinî ilimler, Velizâde Hasan Hilmi Efendi'den ferâiz ilmi okudu. 1922 yılında Süleymaniye Medresesi'nin Kelâm ve Hikmet Şubesi'nden mezun olarak dersiâm unvanını kazandı. Tasavvufta Ferşad Efendi'ye intisap ederek Nakşibendî yoluna bağlandı. Vizena Ahmed Efendi'den hilâfet aldı; 1957'de Ali Haydar Efendi 'nin de halifesi oldu. Meşihat Dairesi'nde çalıştıktan sonra alay imamlığı yaptı. 1925 yılında Of'ta açılan İmam-Hatip Mektebi'nin müdürlüğünü üstlendi. 1939'dan itibaren medresede gayri resmî olarak öğretmenliğe başladı. 22 Şubat 1977'de köyünde vefat etti. Tesir Halkası — Yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Bunlar arasında kıraat âlimi Mehmet Rüştü Âşıkkutlu , Diyanet İşleri Başkanlığı'nda görev yapan Remzi Yavuz, Osman Niyazi Atay, Hüseyin Hatipoğlu, Hüsnü Lostar ve Kâmil Küçük sayılır. Eserleri — Münkızü'l-felâsife (Mekke 1949), Tevhid ve İşrâk (İstanbul 1920), Ahlâk ve İnanç Öğütleri (Giresun 1956), Âhiret Hakikatleri ve Dirilmek Hikmetleri (Trabzon 1970) ve Muhtârü'l-ehâdîs Tercümesi (İstanbul 1964).

TrabzonVefât 1977İncele
Evliyâ

Âhî Evren Dede

kuddise sirruh

Halk arasında veli kabul edilen, rivayete göre Orhan Gazi döneminde Trabzon yöresine İslâm'ı yaymak ve ahî teşkilatını teşkilatlandırmak üzere gelen bir zattır. Boztepe'de kendi adıyla anılan cami ve türbede medfun olduğu kabul edilir; bugünkü cami ve türbe, II. Abdülhamid'in gönderdiği yardımla Trabzon valisi Kadri (Kadir) Paşa eliyle 1887'de (H. 1305) yaptırılmış, 1976 onarımında üzerine kubbe eklenmiştir. Türbede dördü mezar olup birinin Âhî Evren'e ait olduğu söylenir.

TrabzonVefât 1351İncele
Evliyâ

Habib Baba

Hazretleri

Hindistan asıllı (Habib-i Hindî diye anılan) Kādirî şeyhidir; babası Buhara müftüsü idi. Hocasının işaretiyle Erzurum'a gelip irşad ile meşgul olmuştur. 1847'de vefat etti ve Erzurum Yakutiye'de (Tebrizkapı) daha önce Timurtaş Baba Türbesi olarak bilinen, sonradan kendi adıyla anılan türbeye defnedildi.

ErzurumVefât 1847İncele
Sahâbe

Abdurrahman Gazi

Hazretleri

Erzurum'un en çok ziyaret edilen makamlarından birinin sahibi; kimliği kesin olarak bilinmeyen bir gazi. 🔴 Bu kayıt dolaylı kaynağa dayanır: zatın müstakil bir ansiklopedi maddesi yoktur; aşağıdakiler, adını taşıyan külliyenin maddesinin verdikleridir. Kaynak daha ilk cümlede kimliğinin açık olmadığını belirtir. Kimliği hakkında iki ayrı görüş kaydedilir. Birincisine göre, Iyâz b. Ganm kumandasında gerçekleşen Erzurum fethi sırasında İslâm'ı öğretmekle görevlendirilen on kişiden biri olabilir. İkincisine göre ise, 643 yılında Erzurum'da şehid düşen abdalların kumandanı Abdurrahman b. Süleyman İbşîrî 'dir. Türbesi ve Külliyesi — Külliye, Erzurum dışında Eğerlitepe yakınındadır ve bir türbe, bir zâviye ile bir camiden meydana gelir. 1983'te yapılan türbe, ortadaki sivri bir kemerle ayrılan iki kubbeli bölümden oluşur; böylece erkek ve kadın ziyaretçiler için ayrı girişler sağlanmıştır. Batı kapısındaki mermer kitâbe, 1796 yılındaki onarımı Vali Yûsuf Ziyâ Paşa'nın eşi Ayşe Hatun'a nisbet etmektedir. Yanındaki cami minaresi ve üç kubbeli son cemaat yeriyle klasik Osmanlı mimarisindedir; iç süslemeleri 1996 yılına ait olup çinileri Kütahya atölyelerinde üretilmiştir. Son yıllardaki genişletmelerle çeşmeler, parklar ve peyzaj düzenlemeleri eklenmiş, alan bir ziyaret merkezi hâline gelmiştir.

Erzurumİncele
Sahâbe

Şeyh Çabuk (Abdullah b. Üneys el-Cühenî olarak anılır)

radıyallâhu anh

Mardin'de Şeyh Çabuk adıyla ziyaret edilen makam, sahâbî Ebû Yahyâ Abdullah b. Üneys el-Cühenî 'ye nisbet edilir. Aşağıdaki hayat kaydı bu sahâbîye aittir. 🔴 Kaynak bu özdeşleştirmeyi doğrulamaz. Okunan TDV maddesinde ne Şeyh Çabuk adı ne de Mardin geçer. Nisbet yerel bir kabuldür; atlas onu yerel kabul olarak kaydeder, kaynağın verdiği bir kayıt gibi sunmaz (ilke 6). Abdullah b. Üneys, Hz. Peygamber tarafından tek başına seriyye olarak görevlendirilmiş ve cennetle müjdelenmiş bir sahâbîdir. Hz. Peygamber onu, Medine üzerine yürümek için adam toplamakla meşgul olan Hâlid b. Süfyân'ı ortadan kaldırmak üzere tek başına görevlendirdi. Abdullah, Urene vadisinde Hâlid'i bulup öldürdü; Hz. Peygamber ona hâtıra olarak bir asâ verdi. Uhud'a ve sonraki savaşlara katıldı; Mısır'ın fethinde ve Afrika savaşlarında bulundu. Ashâb-ı Suffe 'den sayılmıştır. Çeşitli hadisler rivayet etmiştir; kendisinden Câbir b. Abdullah ile çocukları Atıyye, Amr, Damre ve Abdullah hadis rivayet etmiştir. 54 (674) yılında vefat etti; bazı rivayetlerde 80 (699) tarihi verilir.

Mardinİncele
Evliyâ

Şeyh Hâmid Mardînî (Şâh-ı Mardin)

kuddise sirruh

Siirt'te doğan, ömrünün son kırk yılını Mardin'de geçirdiği için 'Şâh-ı Mardin' diye anılan Nakşibendî-Hâlidî şeyhidir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin halifesi Şeyh Hâlid-i Cezerî'den hilâfet aldı; Mardin'de geniş bir irşad faaliyeti yürüttü ve 'Hâmidîler' ailesinin atası oldu. Türbesi Mardin'in doğusunda, Midyat yolu girişindedir.

MardinVefât 1882İncele
Evliyâ

Sultan Şeyhmus (Mûsâ bin Mâhîn el-Mardînî ez-Zûlî)

kuddise sirruh

Mardin'in en meşhur velîsidir; halk arasında 'Sultan Şeyhmus' olarak anılır. Abdülkâdir-i Geylânî'nin talebesi olup Kâdiriyye yolundandır. Mazıdağı yöresinde (Atlıca/Yüce-Sultanköy) yaşadı ve XII. yüzyılda Mardin'de vefat etti; türbesi Mardin-Diyarbakır yolu üzerindeki Yüce (Sultan) köyünde olup Mardin'in en çok ziyaret edilen makamlarındandır.

MardinVefât 1164İncele
Evliyâ

Şeyh Yûsuf el-Hemedânî

Şeyh

Diyarbakır Sur ilçesi Melikahmet Mahallesi'nde Tabakhane (Şeyh Yûsuf) Camii avlusundaki türbede medfun olduğu kabul edilen velîdir; cami adını bu türbeden almıştır. Akkoyunlu döneminde Hemedân'dan gelip şehre yerleşmiş bir şeyh olduğu rivayet edilir. (Ahmed Yesevî'nin hocası, kabri Merv'de bulunan meşhur Türkistanlı sûfî Yûsuf el-Hemedânî'den ayrı bir zat olarak yerel gelenekte anılır.)

Diyarbakırİncele
Evliyâ

Sarı Sâdık (Şeyh Sâdık Ali Efendi)

Şeyh

Halk arasında 'Sarı Saltuk Türbesi' olarak bilinen, Urfa Kapı karşısındaki türbede medfun olduğu kabul edilen Gülşeniyye tarikatına mensup şeyhtir. Kaynaklarda 'Sarı Sâdık' lakabıyla anılan, İbrâhim Gülşenî'nin halifelerinden Şeyh Sâdık Ali Efendi'nin (ö. 961/1553) burada medfun olduğu belirtilir.

DiyarbakırVefât 1553İncele
Enbiyâ

Hz. Elyesa (a.s.)

Nebî / Aleyhisselâm

Kur'ân-ı Kerîm'de adı iki âyette geçen peygamberlerden biri. Kaynağın belirttiğine göre bu iki âyette anılması ve İslâmî kaynaklarda verilen şeceresi dışında onunla ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Adının aslı ve söylenişi hakkında farklı görüşler vardır. Bazı müfessirler kelimenin aslının Yesa' veya Leysa' , başındaki “El”in ise harf-i tarif olduğunu söylemiştir. Yaygın telaffuz Elyesa' olmakla birlikte bu adı Elleysa' şeklinde okuyanlar da vardır (Kurtubî). En'âm sûresinde (6/86) “İsmâil, Elyesa', Yûnus ve Lût'a da yol gösterdik; hepsini âlemlere üstün kıldık”, Sâd sûresinde (38/48) “İsmâil'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir” buyrulur. İslâmî kaynaklarda şeceresi Elyesa' b. Ahtûb b. Acûz olarak verilir (Taberî, Sa'lebî). Kaynağa göre bu peygamber, Ahd-i Atîk'te Elişa adıyla geçen peygamber olmalıdır. İbrânîce'de “Tanrı benim kurtuluşumdur” anlamına gelen Elişa adı Grekçe'ye Elisaios , Latince'ye Elisaeus şeklinde geçmiştir. Ahd-i Atîk'e göre Elyesa', milâttan önce VIII. yüzyılda İsrâil Krallığı'nda yaşayan Şafat'ın oğludur ve Allah'ın emriyle peygamber İlya (İlyâs) tarafından kendisine halef seçilmiştir. İlya onu on iki çift öküzle çift sürerken bulmuş, cübbesini üzerine atarak peygamber olarak seçildiğini bildirmiştir. Elişa çiftçiliği bırakmış, öküzlerden bir çiftini keserek veda yemeği vermiş ve İlya'nın yanından hiç ayrılmayarak ona hizmet etmiştir. Aynı anlatıma göre İlya göğe alınacağı zaman Elişa onu takip etmeyi bırakmayı reddetmiş; birlikte Beyt-El'e, Erîhâ'ya ve Erden ırmağına varmışlar, İlya cübbesini ırmağa vurarak sularını ikiye ayırmış ve karşıya geçmişlerdir. İlya ona bir isteği olup olmadığını sorduğunda Elişa “Senin ruhundan iki payım olsun” demiş; ardından ateşten bir araba ve ateşten atlar gelerek İlya'yı göğe çıkarmıştır. Bunu gören Elişa, onun cübbesiyle suları yeniden ikiye ayırıp nehri geçmiş ve Erîhâ'ya dönmüştür (II. Krallar 2/1-18). Kaynak, Ahd-i Atîk'e göre Erîhâ'da peygamberlik görevine başlayan Elişa'nın çeşitli mucizeler gösterdiğini aktarır: şehrin sulamaya elverişsiz suyunun kaynağına tuz atarak suları kullanışlı hale getirmesi; Edom çölünde susuz kalan halk için vadide açılan çukurların su ile dolması; kocası ölüp borcunu ödeyemeyen fakir bir kadının az zeytinyağını komşulardan alınan kapları dolduracak kadar çoğaltması; çocuğu olmayan yaşlı bir kadın için dua etmesi, kadının çocuğu olması ve sonra ölen bu çocuğun yeniden hayata dönmesi; Gilgal'de zehirli bir yemeğin zehrini gidermesi ve az bir yemekle pek çok insanı doyurması; cüzzamlı bir hastanın sağlığına kavuşması ve ırmağa düşen bir baltanın su yüzüne çıkması. Yine aynı anlatıma göre Suriye ordusunun Sâmiriye'yi kuşatmasıyla başlayan kıtlık onun müdahalesiyle sona ermiş; öldürülüp kabrine atılan bir adam onun kemiklerine temas edince dirilmiştir. Ahd-i Atîk'e göre Elişa, İsrâil Kralı Yoaş zamanında hastalanmış ve vefat etmiştir (II. Krallar 13/14, 20). Kaynak vefat yerini ve kabrini belirtmez.

Diyarbakırİncele