Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 44/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Enbiyâ

Hz. Zülkifl (a.s.)

Nebî / Aleyhisselâm

Kur'ân-ı Kerîm'de adı iki âyette geçen ve İslâm âlimlerinin çoğunluğunca peygamber kabul edilen zat. Adı, “sahip, mâlik” anlamındaki zû ile “nasip, kısmet; eş, benzer; kefalet” anlamlarına gelen kifl kelimesinden oluşur ve “nasip, kısmet veya kefalet sahibi” demektir. Enbiyâ sûresinde (21/85) “İsmâil, İdrîs ve Zülkifl'i de an; çünkü onların hepsi sabreden kimselerdi”, Sâd sûresinde (38/48) “İsmâil, Elyesa' ve Zülkifl'i de zikret; çünkü onların hepsi çok hayırlı kimselerdi” buyrulur. Kur'an'da hakkında başka bilgi bulunmaz. Kaynak, âyetlerde Zülkifl'in peygamberlerle birlikte anılmasından onun bir sıfat veya lakap değil, bir peygamber, dolayısıyla tarihî bir şahsiyet olduğunun anlaşıldığını belirtir. Fahreddin er-Râzî ile İbn Kesîr bu gerekçelere dayanarak onun peygamber olduğu sonucuna varmışlardır. Tâbiînden Abdullah b. Hâris el-Hâşimî ile Hasan-ı Basrî'nin çoğunluk tarafından benimsenen görüşü de bu yöndedir. Hayatı ve şahsiyeti hakkında birçok rivayet vardır; ancak Tirmizî ve Ahmed b. Hanbel dışında muteber hadis kaynaklarında ona dair bilgi yoktur. Buna karşılık tefsir ve kısas-ı enbiyâ kitaplarında birbirinden farklı çok sayıda rivayet yer alır. Bu rivayetler, Zülkifl adını üstlendiği bir vazifeyi hakkıyla yerine getirmesine bağlar. Mücâhid'den gelen bir rivayete göre Elyesa' peygamber yaşlanınca üç gün boyunca gündüz oruç tutup gece namaz kılacak ve ihtilâflı konularda öfkelenmeyecek bir halef arar; her defasında bu şartları yerine getireceğini söyleyen bir genç ortaya çıkar, şeytanın iğvâsına kapılmadan şartları yerine getirir ve Zülkifl diye anılmaya hak kazanır. İbn Abbas'tan nakledilen rivayetlerde ise aynı halefiyet, kendisine krallık da verilen İsrâiloğulları'ndan bir peygambere yahut ölümüne yakın “Kim benim yerime geçecek, ama asla öfkelenmeyecek?” diye çağrıda bulunan bir kral veya kadıya bağlanır; çağrıya cevap veren kişi gece namaz kılar, gündüz oruç tutar, insanlar arasında adaletle hükmeder ve Zülkifl diye anılır. Atlas bu rivayetleri “kaynaklar böyle nakleder” diye kaydeder.

Diyarbakırİncele
Sahâbe

Hz. Süleyman bin Halid (bin Velid) ve 27 Sahâbe

Hazret

Rivayete göre ünlü sahâbî kumandan Hâlid bin Velîd'in oğlu olup, Hz. Ömer döneminde İyâz bin Ganm komutasındaki ordunun Diyarbakır (Âmid) fethi sırasında (h. 17 / m. 639 dolayları) şehit düşen sahâbîlerdendir. Kendisiyle birlikte fetihte şehit olan sahâbîler İçkale'deki Hz. Süleyman (Kale / Nâsıriyye) Camii'nin batı duvarına bitişik türbede medfundur; yapı '27 Sahâbe Türbesi' olarak da anılır.

DiyarbakırVefât 639İncele
Evliyâ

Abdürrahim Karahisârî

Hazretleri

Türk mutasavvıf ve şair; Akşemseddin'in halifesi ve Vahdetnâme 'nin müellifi. Babası Alâeddîn-i Mısrî'dir. Babasının ve akrabalarının vakıflarından, varlıklı ve yerleşik bir aileye mensup olduğu anlaşılmaktadır. Akşemseddin 'e intisap etti; ondan feyiz aldı ve sonradan halifesi oldu. Ömrünün büyük bir kısmını şeyhinin yanında geçirdi. Hayatının seyri, kendisinden söz eden kayıtlarla takip edilebilmektedir: Beypazarı (1436), Edirne (1443), İznik (1457) ve Göynük (1458). 1483 tarihli bir vakfiyeden sonra nerede bulunduğuna dair bilgi yoktur. 888 (1483) yılından sonra, 1494'ten önce vefat etti. Eserleri — 1. Vahdetnâme. En önemli eseridir; 865 (1460) yılında tamamlanmış, 4250 beyitlik tasavvufî-ahlâkî bir mesnevidir. 2. Münyetü'l-ebrâr (1453). Tasavvufî bir eserin Türkçe tercümesidir. 3. Tercüme-i Kasîde-i Bürde. Bûsîrî'nin Arapça kasidesinin Türkçe'ye çevirisidir. 4. Risâle fî eşrâti's-sâa (862/1457). Kıyamet alâmetlerine dair Arapça bir risâledir. Türbesi ve Külliyesi — Kabri Karahisar'da Kasım Paşa Camii'ndedir.

AfyonkarahisarVefât 1483İncele
Evliyâ

Divane Mehmed Çelebi (Sultan Dîvânî)

Hazretleri

Mevlevîliğin yayılmasında belirleyici rol oynamış Mevlevî şeyhi ve divan şairi. XV. yüzyılın ikinci yarısında Karahisar'da (Afyon) doğdu. Anne tarafından Mevlânâ ailesine mensuptur: soyu Sultan Veled'in kızı Mutahhara Hatun'a ulaşır. Babası Bâlî Çelebi'nin ardından Karahisar Mevlevîhânesi şeyhi oldu ve Mevlevîliğin erişim alanını hissedilir biçimde genişletti. Uzun seyahatler yaptı: Necef, Kerbelâ ve Meşhed gibi Şiî ziyaretgâhlarını gördü; Mısır'da Ahmed es-Sâfî, Halep'te Ebû Bekir el-Vefâî gibi tanınmış sûfî önderleriyle görüştü. Kaynak bu seyahatleri onun Mevlevî, Kalenderî, Bektaşî ve Hurûfî tesirlerini birleştiren yapısının bir yansıması olarak değerlendirir. 951 (1544) yılından sonra vefat etti. Tesir Halkası — Halep, Burdur, Eğridir, Sandıklı, Mısır, Cezayir ve Midilli'de tekkeler kurmuş yahut desteklemiştir; Lazkiye de bunlara eklenir. Bu yayılma sebebiyle kaynak onu, Mevlevîliği yayma bakımından Ulu Ârif Çelebi'den sonra ikinci sayar. Müridleri arasında Şâhidî İbrâhim Dede ile silsileyi sürdüren çok sayıda bölge halifesi bulunur. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirlerinde Divâne ve Semâî mahlaslarını kullandı. Abdülbaki Gölpınarlı onun bir beytini Türk edebiyatının en güzel beyitleri arasında saymıştır. Mevlevî âyinindeki sembolizmi açıklayan ilk didaktik manzume ona aittir; elli iki beyitlik bu manzume fâilâtün fâilâtün fâilât vezniyle yazılmıştır. Alışılmışın dışındaki yaşayışı — şarap içmesi dahil — ile Mevlevî disiplinine bağlılığı onda bir arada bulunur; Divâne lakabı da idarî başarılarından değil bu alışılmadık tavrından gelmektedir. Eserleri — Müstakil bir divanı derlenmemiştir; şiirleri mecmualar içinde dağınık hâlde kalmıştır. Mevlevî âyininin sembolizmini anlatan elli iki beyitlik didaktik manzumesi bu şiirlerin en çok tanınanıdır.

AfyonkarahisarVefât 1529İncele
Evliyâ

Sâkıb Mustafa Dede

Mevlevî şeyhi ve şair; Mevlevî tarihinin en önemli kaynaklarından biri olan Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân 'ın müellifi ve Kütahya Mevlevîhânesi'nin kırk altı yıl postnişini. 1062 (1652) yılında İzmir'de doğdu. Asıl adı Mustafa, babasının adı İsmâil, annesinin adı Halime'dir. Endülüs'ten İzmir'e göç etmiş, İbnü'l-Arabî'nin takipçilerine uzanan bir tasavvuf ailesine mensuptur. İlk tahsilini İzmir'de yaptıktan sonra on beş on altı yaşlarında İstanbul'a gitti; Mustafa Fâzıl Paşa'nın himayesinde Fâtih Medresesi'nde tahsiline devam etti. 1678'de paşanın maiyetinde Çehrin Seferi'ne katıldı; bu sefer sırasında bir Mevlevî dervişinin tesirinde kalarak Mevlevîliğe ilgi duydu. Tahsilini tamamladıktan sonra Farsça öğrenmek üzere Bursa'ya giderek Ahmed Efendi'den ders aldı, ardından Konya'ya geçip Köseç Ahmed Dede'den Fusûsü'l-hikem okudu. İstanbul'a döndüğünde altı ay kadar Fâtih Camii'nde ders verdi. Daha sonra Edirne'ye gitti ve Edirne Mevlevîhânesi şeyhi Neşâtî'nin müridi Seyyid Mehmed Dede'nin yanında çilesini tamamlayarak dede unvanını aldı. İstanbul'a dönünce Galata Mevlevîhânesi şeyhi Gavsî Ahmed Dede'ye intisap etti ve ondan yaklaşık bir yıl Mesnevî okudu. Ardından Nesîb Dede, Hasîb Dede, Lebîb Dede, Vehbî Dede ve Müneccimbaşı Ahmed Dede ile birlikte Mısır'a giderek üç ay Siyâhî Dede'ye hizmet etti; dönüşünde Galata Mevlevîhânesi'nde Gavsî Dede'nin hizmetini sürdürdü. Beşiktaş Mevlevîhânesi'ndeki mukabelelere katılıyor, bu mukabelelerde bulunan IV. Mehmed ile zaman zaman sohbet ediyordu. Padişahla kurduğu yakınlık Müneccimbaşı Ahmed Dede'nin kıskançlığına yol açtı; bunun üzerine İstanbul'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Ardından Rumeli'yi dolaşarak Serez, Filibe, Selânik ve Bosna'yı ziyaret etti. Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân 'ı bu seyahatler sırasında yazmaya başladı. Dönüşünde Sucu Mehmed Dede ile Konya'ya gitti. Konya Mevlânâ Dergâhı postnişini II. Bostan Çelebi tarafından 1102 (1690) yılında Kütahya Mevlevîhânesi şeyhliğine tayin edildi ve bu görevde kırk altı yıl kaldı. 1148 (1735) yılında vefat etti. Şeyh Galib vefatına şu tarihi düşürmüştür: "Mâtemin güç eyleyip Gālib gürûh-ı âşıkān / Dediler târîh-i fevtin hay hatm-i Mevlevî." Tesir Halkası — Uzun şeyhliği boyunca çok sayıda derviş yetiştirdi. Yetiştirdiği önemli simalarla teşekkül eden halkaya Esrar Dede hânedân-ı Sâkıbiyye adını vermiştir. En önemli müridlerinden biri, Osmanlı yenileşme döneminin en mühim şeyh ailelerinden birinin kurucusu olan Seyyid Ebûbekir Dede'dir. Sâkıb Dede'den Seyyid Ebûbekir Dede'nin oğlu Ali Nutkî Dede'ye, oradan Şeyh Galib'e uzanan bir mânevî ve fikrî köprü vardır. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Mevlevîliği, medrese tahsilini tamamladıktan sonra bilinçli olarak seçmiştir; tarikatın yalnızca bir tesir veya kaynak olduğu diğer Mevlevî şairlerinden ayrıldığı nokta budur. Onun için Mevlevîlik maksatlı bir davadır ve sanatı bu davayı işlemenin vasıtası olarak kullanır: çoğu Mevlevîlik ve Mevlevîler üzerine bir bahisle biten, olağan dışı uzunlukta şiirler yazmıştır. Kasideleri 164 beyte kadar çıkar; gazelleri ortalama on dokuz beyit, en uzunu elli bir beyittir. Divan şiirinde Nâbî'nin temsil ettiği hikemî çizgiyi izler; bazı şiirleri baştan sona nasihat ve hikmetli sözlerden ibarettir, çeşitli konuları işlediği pek çok şiirinde de ders vermekten kendini alamaz. Bu tarzda yazdığı Hizmet kasidesi devrinde çok beğenilmiş ve kendisinden bahseden hemen bütün kaynaklara girmiştir. Şiiri ağırlıklı olarak didaktik olmakla birlikte zaman zaman fikri duygu planına yükseltmeyi başarır. Edebî şahsiyetinin dikkat çeken bir yönü, hiç kimseye methiye yazmamış ve hiçbir hâmiye şiir sunmamış olmasıdır. Hiçbir devlet görevi almayan Sâkıb Dede, bu tür ilişkilerden sağlanan faydanın el öpmeye ve dalkavukluğa dayandığını söylemiş, her emeğin sonunda hak ettiği değeri bulacağını savunmuştur. Eserleri — 1. Dîvan. Mevlevîliğe hasredilmiş en hacimli divanlardan biridir; 5689 beyit tutar. Beş yazma nüshası bilinmektedir. Tenkitli neşri Ahmet Arı tarafından doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Bu neşirde otuz yedi kaside, iki müsemmen, beş müseddes, iki tahmîs, 165 gazel, bir müstezad, yirmi iki tarih kıtası, kırk sekiz rubâî, altmış bir müstakil kıta, elli bir diğer manzume ve bir mülemma yer alır. 2. Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân (I-III, Kahire 1283/1866-67). Seyahatleri sırasında yazmaya başladığı bir Mevlevî tarihidir. Birinci ciltte biyografi geleneğini Menâkıbü'l-ârifîn 'in bıraktığı yerden sürdürerek Konya Mevlânâ Dergâhı'nda postnişinlik yapan çelebileri kendi zamanına kadar anlatır; cilt, Mevlânâ'nın kız tarafından torunu olup Karahisar (Afyon) ve Kütahya mevlevîhânelerini kuran çelebilerin biyografileriyle başlar, Mevlânâ soyundan gelen kadınların biyografileriyle biter. İkinci cilt çeşitli mevlevîhânelerde görev yapmış şeyhlere, üçüncü cilt tanınmış Mevlevîler'e ait yetmiş sekiz biyografiye ayrılmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Kayıtlar mevlevîhânenin haziresine defnedildiğini gösterirse de bugün orada bir mezar taşı görünmemektedir. Sandukası, binanın camiye çevrilen bölümünden camekânlarla ayrılmış bir kısmında bulunmaktadır.

KütahyaVefât 1148 h.İncele
Evliyâ

Sun'ullah Gaybî

Türk tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden; Bayramî-Melâmî çizgide eser vermiş mutasavvıf şair. Kütahya'da 1624-1629 yılları arasında doğdu. Babası, Kütahya'da müftülük yapmış ve Elmalılı Sinân-ı Ümmî'ye intisap etmiş olan, Müftî Derviş diye anılan Ahmed Efendi'dir. Soyu tanınmış sûfî simalara uzanır: dedesi Şeyh Beşir Efendi, onun babası Pîr Ahmed ise Sünbül Sinan çevresine bağlıdır. 1649'da, yirmi beş yaşlarındayken Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi'nin yanında yetişmek üzere İstanbul'a gitti. İbrâhim Efendi'nin 1655'te vefatı üzerine Kütahya'ya döndü ve eserlerini burada, Bayramî-Melâmî geleneği içinde kaleme aldı. İki ayrı yola bağlıdır: İbrâhim Efendi vasıtasıyla Bayramî-Melâmî , Kütahya'daki Balıklı Tekkesi'nden Muslihuddin Efendi vasıtasıyla ise Halvetî silsilesine. Son eserini tamamladığı 1676 yılından bir süre sonra vefat etti. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Türk tasavvuf şiirinin başlıca temsilcilerinden biridir; tecellî, devir nazariyesi ve insân-ı kâmil gibi temel tasavvufî konuları işler. M. Fuad Köprülü onu Yûnus Emre takipçileri arasında saymıştır. Doksan dokuz beyitlik Keşfü'l-gıtâ adlı manzumesi sûfî çevrelerde hususi bir şöhret kazanmıştır. Eserleri — 1. Dîvan (çeşitli nazım şekillerinde 115 şiir: ilâhîler, methiyeler ve tasavvufî manzumeler). 2. Sohbetnâme (İbrâhim Efendi'nin 1649-1655 yılları arasındaki sohbetlerinin derlemesi). 3. Rûhu'l-hakîka (1661). 4. Bîatnâme (mürşid-mürid münasebeti ve zikir usulleri). 5. Risâle-i Esmâ (1087/1676; esmâ-i ilâhiyye ve sülûk). 6. Risâle-i Halvetiyye ve Bayramiyye (1662). 7. Mekârimü'l-ahlâk fî tarîki'l-uşşâk (1661). Ayrıca itikad, mârifet ve amel konularında başka risâleleri vardır. Türbesi ve Külliyesi — Kütahya'daki Musallâ Kabristanı'ndadır ve önemli bir ziyaretgâh olmayı sürdürmektedir.

KütahyaVefât 1676İncele
Evliyâ

İshak Fakih (Cemâleddin İshak Fakîh)

Kütahya'nın Germiyanoğulları ile Osmanlılar arasında el değiştirdiği geçiş döneminde kadılık yapan âlim; adını taşıyan külliyenin bânisidir. Kaynakta tam adı İshak Fakih Halil şeklinde geçer. Yaptırdığı külliyenin 825 (1422) yılında düzenlenen vakfiyesinde mescidle, derununda ölümünden sonra türbesi için bir zâviye, çeşme ve kütüphanesi bulunan medreseden söz edilmektedir. Bugün mevcut olmayan çeşmenin Kütahya Müzesi'nde muhafaza edilen kitâbesi üzerinde 823 (1420) tarihi vardır; bu dönemde beyliğin başında Germiyanoğlu II. Yâkub Bey bulunuyordu. Kaynak, bânisinin II. Yâkub Bey'in beyliğini Osmanlılar'a devrettiği geçiş döneminde her iki saltanata hizmet ettiğinin anlaşıldığını kaydeder. Kayıt sınırı: Bu kayıt, zatın kendi maddesine değil, yaptırdığı külliyenin maddesine dayanmaktadır; kaynak İshak Fakih'in şahsiyeti hakkında yukarıdakinden fazlasını vermemektedir. Külliyenin mimarî tasviri ayrıntılıdır; ancak o tasvir yapıya ait olduğu için buraya alınmamış , mekân kaydına bırakılmıştır. Türbesi ve Külliyesi Külliye, şehrin eski adı Tabakhâne olan İshak Fakih mahallesindedir. Caminin son cemaat yerinin batısında biraz uzatılmış bölüm, çinili sandukaların yer aldığı bir türbe olup bu durum vakfiyede belirtilen zâviyeye (köşe) uygundur. Kapı üzerinde sülüs hatla yazılmış dört satırlık Arapça kitâbe 837 (1433-34) tarihlidir. Vakfiyesinde ayrıntılarına işaret edilen medresenin yıkılmış olduğu sanılıyordu; ancak bu yapı, vakfiyede belirtildiği gibi dershane-mescidinin derununda müderrislerle talebe için vakfedilen kitapların saklanmasına mahsus hücreyle (kütüphane) birlikte ayaktadır.

KütahyaVefât 1422İncele
Evliyâ

Celâleddin Ergun Çelebi

Hazret

Kütahya Mevlevîhânesi'nin ilk postnişini, Mevlevîliğin Batı Anadolu'daki yayılışında adı anılan mutasavvıf. Kütahya'da doğdu. Hayatı hakkındaki bilgilerin tek kaynağı, ölümünden yaklaşık üç buçuk asır sonra kaleme alınan ve Kütahya Mevlevîhânesi şeyhlerinden Sâkıb Dede'ye (ö. 1148/1735) ait Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyân 'dır. Bu esere göre Burhâneddin İlyas Paşa'nın oğlu, Germiyanoğlu Süleyman Paşa'nın torunudur. Süleyman Paşa Sultan Veled'in kızıyla evlendiğinden kendisine de Çelebi unvanı verilmiştir. Ulu Ârif Çelebi (ö. 719/1320), Emîr Âlim Çelebi (ö. 739/1338) ve Emîr Vâcid Çelebi'den (ö. 742/1342) feyiz aldı. Bir ara Bursa'ya giderek Geyikli Baba'nın sohbetlerine katıldı. Sâkıb Dede, Ahî Evran'ın onun müridi olduğunu, Ahî Mustafa ve Ahî Erbasan adlı iki fütüvvet şeyhinin de kendisine intisap ettiğini söyler. Konya'da Şems makamında yedi terkli Şemsî tac giyerek hilâfet aldı. Bir süre sonra Kütahya'da İmâdüddin Hezâr tarafından yaptırılan mevlevîhânenin ilk postnişini oldu. Uzun müddet şeyhlik yaptıktan sonra burada vefat etti ve dergâhın hazîresine defnedildi. Vefatından önce makamını oğlu Burhâneddin İlyas Çelebi'ye bıraktı; onun yerine de İlyas Paşa'nın torunu Zeynüddin Çelebi şeyh oldu. Erguniyye Dergâhı diye anılan Kütahya Mevlevîhânesi, Konya ve Karahisar (Afyon) mevlevîhânelerinden sonra Mevlevîliğin üçüncü önemli merkezi hâline gelmiştir. Eserleri — Gencnâme , "insân-ı kâmil" kavramını anlatan kırk beyitlik Türkçe bir mesnevidir ve Sâkıb Dede eserine iktibas etmiştir. İşâretü'l-beşâre , Mevlevî âyininin özelliklerinin anlatıldığı, on sekiz "nükte"ye ayrılmış bir risâledir; Sâkıb Dede bunu da kendi üslûbuna dönüştürerek nakletmiştir. Sâkıb Dede ayrıca onun Arapça ve Farsça bazı tasavvufî-ahlâkî sözlerini tercüme ve şerhederek aktarır ve Çihl Kelime-i Tayyibe adlı mensur bir eseri bulunduğunu söyler.

KütahyaVefât 1373İncele
Evliyâ

Revak Sultan

Hazretleri

Saruhanoğlu İshak Çelebi döneminde Manisa'da yaşamış Halvetiyye tarikatı şeyhi. İshak Çelebi'nin bağışladığı arazi üzerine zaviyesi kurulmuş, zaviyesi için 773/1371 tarihli vakfiye düzenlenmiştir; türbesi Manisa Şehzadeler ilçesinde, 'ağlayan kaya' (Niobe) mevkii yakınında bulunur.

Manisaİncele
Evliyâ

Ahmed Şemseddin Marmaravî (Yiğitbaşı Velî)

Hazretleri

Halvetiyye'nin Ahmediyye kolunun kurucusu; Yiğitbaşı lakabıyla tanınan mutasavvıf ve müellif. 839 (1435) yılında Akhisar yakınlarındaki bir köyde doğdu. İlk eğitimini Halvetî şeyhi olan babası İsâ Halîfe'den aldı. Zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra Uşak yakınlarındaki Kabaklı köyünde bulunan Halvetî mürşidi Alâeddin Uşşâkī'den istifade etti. Daha sonra Manisa'ya yerleşti ve burada mürid yetiştirmeye başladı. Tarikatlar arasındaki ihtilâfları bir sonuca bağlamak üzere İstanbul'a gitmesi ve bunu başarması üzerine kendisine Yiğitbaşı (fetâ'l-fityân) lakabı verildi. Şeyhi Alâeddin Uşşâkī'nin vefatından sonra onun yerine geçti ve Manisa'da irşad faaliyetini sürdürdü. 910 (1504) yılında vefat etti. Tesir Halkası — Halvetiyye'nin Ahmediyye kolu ona nisbet edilir. Bu kol kendisinden sonra dört şubeye ayrılmıştır: Ramazâniyye , Sinâniyye , Uşşâkıyye ve Mısriyye . Böylece tesiri tek bir tekkeyle sınırlı kalmamış, Halvetiyye'nin Anadolu ve Rumeli'deki yayılmasında başlıca kanallardan biri hâline gelmiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Risâleleri tasavvufun hem nazarî hem amelî yanını birlikte işler: sıfatullah, mürşid-i kâmil, mahabbetullah, âlem, tecellî, rü'yetullah ve nefis gibi konuları manzum olarak; itikad, şeriat, telkin, zikir, tevhid ve insanın hakikatleri gibi konuları mensur olarak anlatır. Müridler için sadeleştirilmiş bir metin yazmış olması, yazdığı şeyin okunmasını gözettiğini gösterir. Eserleri — On bir risâlesi tesbit edilmiştir. 1. Câmiu'l-esrâr (manzum; sıfatullah, mürşid-i kâmil, mahabbetullah, âlem, tecellî, rü'yetullah ve nefis konuları). 2. Risâle-i Tevhîd (mensur; itikad, şeriat, mâye, telkin, zikir, tevhid ve hakāik-ı insân). 3. Keşfü'l-esrâr (müridler için sadeleştirilmiş mensur metin). 4. Ravzatü'l-vâsılîn (tevhid soruları ve rüya tabiri). 5. Atvâr-ı Seb'a (seyrüsülûk merhalelerinin açıklaması). 6. Risâletü'l-hüdâ (tasavvufî nasihatler). 7. Kenzü'l-hakāyık (Allah'ın sıfatları). 8. Hurde-i Tarîkat (tarikat âdâbı). 9. Tabakātü'l-evliyâ (abdal, evtâd ve gavs hakkında). 10. Mukaddimetü's-sâliha (ehl-i sünnet, müttakiler, zâhidler, şeyh-mürid halleri). 11. İrfânü'l-maârif (zâhir ve bâtın ulemâsının irşad usulleri). Türbesi ve Külliyesi — Manisa'nın Seyyid Hoca mahallesindedir. Türbesinin yanında bir tekkesi bulunuyordu; yıkılan tekkenin yerine Yiğitbaşı Vakfı tarafından bir mescid inşa ettirilmiştir.

ManisaVefât 910 h.İncele
Evliyâ

Dede Osman Avni Baba (Urfavî)

kuddise sirruh

Urfa'da 1783'te doğmuş, Kâdiriyye'nin Halîliyye kolunun şeyhi olmuş zat. Mevlid-i Halil (Dergâh) Camii'ndeki tekkede uzun yıllar (yaklaşık 70 sene) irşad faaliyeti yürütmüş, 1883'te vefat etmiştir. Türbesi Mevlid-i Halil Camii avlusundaki hazîrede yer alır ve içinde aile fertleriyle birlikte sekiz kabir bulunur.

ŞanlıurfaVefât 1883İncele
Enbiyâ

Hz. Eyyüb (a.s.)

aleyhisselâm

Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen peygamberlerden; İslâm edebiyatında sabrın timsali sayılır. Kur'an'da kendisine vahyedildiği (en-Nisâ 4/163) ve doğru yola iletildiği (el-En'âm 6/84) bildirilir. İmtihanını anlatan iki ana kayıt vardır: el-Enbiyâ 21/83-84 — rabbine "Bana bir dert isabet etti" diye seslenmiş, Allah da sıkıntısını gidermiş, ailesini geri vermiş ve sayılarını "kullar için bir rahmet ve bir hatıra olmak üzere" iki katına çıkarmıştır. Sâd 38/41-44 — şeytandan gördüğü sıkıntıyı Allah'a arzetmesi, yıkanıp içmek üzere serin su elde etmek için yere ayağını vurma emri, ailesinin ve malının iadesi ve "dâima Allah'a yönelen ne güzel kul" diye anılması. İslâmî kaynaklara göre baba tarafından atası Hz. İshak, anne tarafından Hz. Lût'tur. Eşinin, Hz. Ya'kūb'un kızı Leyya yahut Hz. Yûsuf'un oğlu Efrâim'in kızı Rahme olduğu söylenir. Yedi oğlu ve üç kızı olmuştur. İmtihanından önceki serveti kaynakta şöyle sayılır: 7000 koyun, 3000 deve, 500 çift öküz, 500 dişi eşek ve çok sayıda hizmetçi. İmtihanı mal, evlât ve beden kaybını birlikte içerir; hastalığının süresi hakkında rivayet on sekiz yıldır, bazı kayıtlarda üç ya da yedi yıl denir. Bütün bunlara rağmen Allah'a karşı isyan etmeksizin sebat etmiştir; âyet "Gerçekten biz onu sabırlı bulduk" der (Sâd 38/44). Tesir Halkası — İslâm edebiyatında sabır ve tahammülün timsalidir. Şeyh Galib onu sıkıntıda dayanmanın örneği olarak anmış, Yûnus Emre çektiği ıstıraba atıfta bulunmuştur. Şifa veren suyu çıkarmak için yere vurma motifi, Doğu-İslâm edebiyat geleneğinde başlı başına bir tema hâline gelmiştir.

Şanlıurfaİncele
Evliyâ

Yûnus Emre

Hazretleri

Anadolu Türkçesiyle söylediği ilâhîlerle Türk tasavvuf şiirinin kurucu adı sayılan mutasavvıf şair. Hayatı, tarihî kayıtla menkıbenin iç içe geçtiği bir zemin üzerindedir. Adnan Erzi'nin Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde bulduğu bir belgeye göre "Yûnus Emre 638'de (1240-41) doğmuş, seksen iki yıl yaşamış ve 720'de (1320) vefat etmiştir." Hakkındaki en kapsamlı menkıbevî bilgi, Uzun Firdevsî'ye (ö. 918/1512) nisbet edilen Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî 'dedir. Bu anlatıya göre Sarıköy'den yoksul bir çiftçi olan Yûnus, önce buğday istemek üzere Hacı Bektâş-ı Velî'ye gitmiş, sonunda buğday yerine nefes i tercih etmiş ve asıl mürşidi Tapduk Emre 'ye yönlendirilmiştir. Tapduk Emre'nin tekkesinde kırk yıl hizmet etti ve en ağır işleri gördü. Nakledildiğine göre Tapduk şeştâ çaldığında Yûnus vecde gelmiş, zanaatını bırakarak derviş olmuştur. Sonradan şeyhinin kızıyla evlendi. Silsilesinin Tapduk Emre, Barak Baba ve Sarı Saltuk üzerinden yürüdüğü belirtilir. 720 (1320) yılında vefat etti; kaynak bu tarihi soru işaretiyle verir. Tesir Halkası — Anadolu Türk edebiyatının gelişmesini kökten biçimlendirmiştir. Anlaşılır dili, gazeli hece veznine uyarlaması gibi şiir yenilikleri ve tasavvufî derinliği kendisinden sonraki sûfî şair kuşaklarını etkilemiştir. İlâhîleri abdalân-ı Rûm yoluyla Anadolu'dan Balkanlar'a yayılmış ve İslâm-Türk kültürünün kurucu metinlerinden biri hâline gelmiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Çizgisinin merkezinde ilâhî aşk yoluyla ulaşılan insân-ı kâmil ve benlikten sıyrılma ( fenâfillâh ) vardır. Kaynak onun düşüncesinin Kur'ânî çerçevede kaldığını, evrensel bir şefkat ve kardeşlik çağrısı taşımakla birlikte panteizmi de sadece hümanizmi de reddettiğini belirtir: ilâhî aşk, onda ahlâkî dönüşümün yoludur. Eserleri — 1. Risâletü'n-nushiyye (707/1307). Sâliklere yol gösteren, mesnevi biçiminde 600 beyitlik bir ahlâk risâlesidir. 2. Dîvan. Aruz ve hece vezninin birlikte kullanıldığı, yaklaşık 417 şiirden oluşur; bunların 138'i aruzla, diğerleri heceyle yazılmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Kabri için birden çok yer iddia edilir: Sarıköy (Eskişehir), Karaman, Aksaray, Bursa, Erzurum, Sivas ve Azerbaycan'daki Gâh. Sarıköy'deki kabir 6 Mayıs 1946'da demiryolu inşaatı sırasında açılmış, 1970 yılında buraya bir anıt yapılmıştır. Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş bu tesbiti kabul etmektedir.

KaramanVefât 720 h.İncele
Evliyâ

Seyyid Battal Gazi

Hazretleri

Emevî-Bizans savaşlarının tarihî bir serdarı iken Türk destan geleneğinde gazi-velî hâline gelmiş sima. Asıl adı Abdullah 'tır. Battal bir isim değil, savaş kudretini anlatan bir lakaptır. Baba adı ve ailesinin menşei hakkında kaynaklar ayrılır: bir kısmı Arap soyundan geldiğini söyler; İbnü'l-Esîr ise Emevîler'e bağlanan azatlı kölelerden geldiğini ileri sürer. VIII. yüzyılda, Emevî hâkimiyeti devrinde ve özellikle 717-740 yılları arasında Anadolu'daki Emevî-Bizans mücadelelerinde faaliyet gösterdi. 717'deki İstanbul kuşatmasına Mesleme b. Abdülmelik kumandasında katılmış olması muhtemeldir. Seferleri Kayseri, Afyon ve Eskişehir ile el-Cezîre ve Suriye bölgelerinde yoğunlaşır — yani gerçek Bizans-müslüman savaşlarının cereyan ettiği yerlerde. 740 civarında, bugünkü Seyitgazi'nin (Eskişehir) yakınındaki Akroinon'da Bizans kuvvetlerine karşı savaşırken şehid düştü. Tesir Halkası — Türkçe kaynaklar, özellikle XI-XIII. yüzyıllar arasında yazıldığı tahmin edilen Battalnâme , bu Arap kumandanını klasik bir Türk destan kahramanına dönüştürmüştür. Kalenderî, Bektaşî ve Alevî çevreler onu bir gazi-velî olarak benimsemiştir. Türbesi ve Külliyesi — Kabrinin Selçuklu devrindeki "keşfi" — ki Alâeddin Keykubad'ın annesinin gördüğü bir rüyaya nisbet edilir — türbe inşasını ve bir ziyaret kültürünü başlatmış, zamanla Seyitgazi yerleşmesi bu merkezin etrafında kurulmuştur.

EskişehirVefât 740İncele
Evliyâ

Abdülvehhâb Gâzî

Sivas'ın en tanınmış ziyaretgâhlarından birinin sahibi olan gazi. 🔴 Bu kayıt dolaylı kaynağa dayanır: zatın müstakil bir ansiklopedi maddesi yoktur; aşağıdakiler, Sivas şehir maddesinin verdiği cümlelerdir. Kaynakta Abdülvehhâb b. Buht adıyla anılır. Sivas ve çevresini ele geçirdiği, fakat şehrin ertesi yıl Bizanslılar tarafından geri alındığı ve kendisinin şehid edildiği kaydedilir (113/731). Türbesi ve Külliyesi — Abdülvehhâb Gazi Türbesi, şehrin yaklaşık bir kilometre doğusunda Akkaya tepesi üzerindeki caminin içindedir. Kemâleddin b. Râhat'ın 721 (1321) tarihli vakfiyesinden, türbenin civarında bir mezarlığın teşekkül ettiği anlaşılmaktadır. Şehirdeki Abdülvehhâb Gazi mahallesi, bu ziyaretgâhın şehir hayatındaki yerinin günümüze ulaşan örneklerindendir.

SivasVefât 113 h.İncele
Evliyâ

Şemseddin Sivasî

(Kara Şems)

Halvetiyye'nin Şemsiyye kolunun kurucusu; âlim, şair ve vâiz. 926 (1520) yılında Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu. Babası, Horasan'dan göç etmiş bir aileye mensup olan ve Hacı Hızır Amasyalı'dan icâzet almış bulunan Ebü'l-Berekât Muhammed Efendi'dir. Muharrem, İbrâhim ve İsmâil adlı üç kardeşi vardır. İlk tahsiline Zile'de başladı, kardeşleriyle birlikte Tokat'ta Arakiyecizâde Şemseddin Mahvî Efendi'den okudu; medrese tahsilini İstanbul'da tamamladı ve bir süre orada müderrislik yaptı. Daha sonra müderrisliği bırakarak tasavvufa yöneldi. Hac farîzasını yerine getirdi ve vâizlik göreviyle meşgul oldu. Amasya'da, babasının şeyhinin halefi olan Muslihuddin Efendi'ye intisap etti. Ardından yaklaşık on yıl Abdülmecid Şirvânî'nin hizmetinde bulundu ve otuz beş yaşlarında hilâfet aldı. Bağlı olduğu silsile Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî yoluyla Halvetiyye'ye ulaşır. Sivas valisi Hasan Paşa'nın daveti üzerine Meydan Camii'nde (Yenicami) vâizlik görevini üstlendi; burada bir tekke kurarak uzun yıllar irşad faaliyetini sürdürdü. Yetmiş beş yaşında, 1005 (1596) yılındaki Eğri Seferi'ne katıldı; sefer sırasında Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin de aralarında bulunduğu tanınmış simalarla görüştü. Rebîülevvel 1006'da (Ekim 1597) Sivas'ta vefat etti ve Meydan Camii haziresine defnedildi. Cenaze namazına yaklaşık altmış bin kişinin katıldığı nakledilir. Tesir Halkası — Kurduğu Şemsiyye kolunu İstanbul'a taşıyan, yeğeni Abdülmecid Sivâsî olmuştur. Kendi yerine oğlu Pîr Mehmed Efendi, ondan sonra damadı Receb Efendi postnişin oldu. Kolun irşad faaliyeti 1925 yılına kadar sürmüştür. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirlerinde Şemsî mahlasını kullandı. Çok sayıda manzum eser vermekle birlikte kaynak onu birinci sınıf şairler arasında saymaz; çünkü süslü söyleyişi değil öğretici gayeyi tercih etmiş, ağır edebî sanatlardan kaçınmıştır. Buna karşılık mesnevileri ve ilâhîleri geniş bir okuyucu bulmuş, ilâhîlerinin bir kısmı bestelenmiştir. Eserleri — Manzum eserleri: Süleymâniyye (964/1557; 1684 beyit, Hz. Süleyman ile Belkıs anlatılır), İbretnümâ (983/1575; 100 hikâye, Attâr'ın İlâhînâme 'sinden tercüme), Gülşen-âbâd (560 beyit; on çiçek üzerinden tevhid), Mevlid (988/1580; 1217 beyit), Heşt Bihişt (adalet, ilim, cömertlik ve fakr üzerine dört bölüm), Mir'âtü'l-ahlâk (Receb 996/1588; on bab hâlinde ahlâk kitabı), Dîvân-ı Şemsî (gazeller ve ilâhîler), Tercüme-i Kasîde-i Bürde (Bûsîrî'nin meşhur kasidesinin tercümesi) ve Menâkıb-ı İmâm-ı A'zam (Cemâziyelevvel 1001/1593). Mensur eserleri: Hallü meâkıdi'l-Kavâid (Zilkade 967/1560; gramer şerhi), Zübdetü'l-esrâr (Şâban 974/1567), es-Safâyih (Molla Câmî'den tercüme), Menâzilü'l-ârifîn (dört bölüm hâlinde tasavvufî öğütler), Menâkıb-ı Çehâr Yâr-ı Güzîn (dört halife hakkında olup en meşhur eseridir), Umdetü'l-edîb (Farsça gramer kaideleri), Emr-i İlâhî ve Hüccet-i İlâhî ve Nakdü'l-hâtır (1003/1595'te başlanmış Kehf sûresi tefsiri). Türbesi ve Külliyesi — Kabrinin üzerine vefatından üç yıl sonra bir türbe yapılmış, burası önemli bir ziyaretgâh hâline gelmiştir.

SivasVefât 1006 h.İncele
Evliyâ

Niksarlı Hacı Ahmed Efendi

Hazretleri

Ordu Melet ırmağı yöresindeki Beyseki köyünde doğmuş, ilk eğitimini âlim babası Yusuf Efendi'den almıştır. Çorum'da Şeyh Mustafa Rûmî'den ders görerek icâzet aldıktan sonra Niksar'a gelip Karşıbağ mahallesinde bir tekke kurmuş, vaaz ve irşadıyla tanınmıştır. 30 Ocak 1937'de yaklaşık 90 yaşında vefat etmiş, Niksar Melik Gazi kabristanına defnedilmiştir.

TokatVefât 1937İncele
Evliyâ

Şeyh Nusreddin (Şeyh Nasîreddin b. Hamza)

Hazretleri

Zile'nin Şeyh Nusrettin (Tekke) köyünde türbe, zâviye ve câmiden oluşan külliyesi bulunan bir Horasan erenidir. Türbe taşında adı 'Şeyh Nasîreddin' olarak okunur; halk arasında Nusret/Nusreddin'e dönüşmüştür. Zâviyesine ait H.754 (1353), H.770 (1368) ve H.792 (1389) tarihli vakıf kayıtları mevcut olup kare planlı kubbeli türbe 14. yüzyıla tarihlenir. Evliyâ Çelebi Seyahatnâme'de onu Hâce Ahmed Yesevî halîfelerinden sayar.

Tokatİncele
Evliyâ

Sümbül Baba (Hacı Sünbül)

Hazretleri

13. yüzyılın sonunda Tokat'ta yaşamış bir gönül eridir. Selçuklu devlet adamı Muîneddin Pervâne'nin kızı Safiyeddin'in âzatlısı olduğu nakledilir. Tokat merkezde Gaziosmanpaşa Bulvarı üzerindeki zâviye-mescid-türbesini H.691 (M.1291-92) yılında yaptırmış, taçkapı kitâbesinde yapıya 'Dârü's-sulehâ' (sâlihler yurdu) adı verilmiştir. Kabri zâviyesinin içindedir.

Tokatİncele
Evliyâ

Seyyid Mîr Hamza Nigârî

Hazretleri

Nakşibendî-Hâlidî şeyhi ve divan şairi; şiirleri Doğu Anadolu ile Kuzey Azerbaycan'da bugün de okunmaktadır. Karabağ bölgesinin Zengezur kazasına bağlı Cicimli köyünde doğdu. Doğum yılı kaynaklarda üç ayrı şekilde kaydedilir: 1212 (1797), 1220 (1805) ve 1230 (1815). Ailesi, Horasan'dan Karabağ'a göç eden Seyyid Muhammed Şemseddin Akabâlî'ye dayanan Cicimli Seyyidleri 'dir; babası, Mîr Paşa diye anılan Seyyid Rükneddin Efendi'dir. Başlangıçta resmî eğitime direnç gösterdikten sonra Karakaş'ta Mahmud Efendi'den, ardından Şeki'de Şikest Abdullah Efendi'den okudu. Sonunda, bir rüyada aldığı işaret üzerine Nakşibendî-Hâlidî şeyhi İsmâil Sirâceddin Şirvânî 'ye (Kürdemirî) intisap etti. 1839'da hac için Mekke'ye gitti. 1841-1852 yılları arasında Karabağ'da mürşid olarak faaliyet gösterdi; bu dönemde evlendi ve oğlu Sirâceddin doğdu. 1855-1858 arasında İstanbul'da ikamet etti; Emîr Buhârî Tekkesi şeyhliğinin kendisine teklif edildiği nakledilir. 1866-1883 yılları arasında ise Merzifon'a yerleşerek Kur'an ve hadis dersleri verdi. Müridlerinin kalabalıklığından duyulan siyasî endişe ile Emevîler'in Ehl-i beyt'e muamelesini eleştiren söylemi şikâyetlere yol açtı ve 1885 yılında Harput'a sürgün edildi. Eylül 1886'da vefat etti; naaşı vasiyeti üzerine Amasya'ya getirilerek defnedildi. Tesir Halkası — Resmî konumu Nakşibendî-Hâlidî şeyhliği olmakla birlikte müridleri onu bir tarikat kurucusu (pîr) saymışlardır. Başlıca halifeleri arasında Maraşlı Gazi Osman Efendi ile Tokatlı Hacı Zekeriyyâ Efendi bulunur. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Tekke şiirinin sade söyleyişi yerine klasik divan geleneğinde yazdı; alışılmış tasavvuf ıstılahından kaçındı ve bunun yerine ilâhî aşkı, Ehl-i beyt sevgisini ve melâmet i öne çıkardı. Eserleri en çok Fuzûlî 'ye yakınlık gösterir. Azerî Türkçesiyle ve aruz vezniyle yazmıştır. Eserleri — 1. Türkçe Dîvan (1301/1884; 1326/1908). 644 gazel, 119 rubâî ve başka nazım şekillerini içerir; çay üzerine 520 beyitlik Çaynâme ile Nigârnâme şerhi de bu divanda yer alır. 2. Farsça Dîvan (1329/1910). Düzenlenmiş bir derlemedir. 3. Nigârnâme (1305/1887). İlâhî aşkı işleyen tasavvufî-alegorik bir manzum-mensur eserdir. Türbesi ve Külliyesi — Kabri Amasya'dadır; 1894 yılında kabrinin bulunduğu yere Şirvanlı Camii yapılmıştır.

AmasyaVefât 1886İncele
Evliyâ

İsmâil Sirâceddîn Şirvânî

Hazretleri

1782'de Şirvan'ın Şamahı kazasına bağlı Kürdemir köyünde doğan Hâlidî-Nakşibendî şeyhidir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin halifesi olup 'Sirâceddin' lakabını ondan almıştır. 1828'de Amasya'ya gelmiş, ömrünün son yıllarını burada geçirmiş ve 1847'de (H.1264) Ramazan ayında kolera salgınında vefat etmiştir. Kabri, oğlu Şirvanizâde Mehmed Rüştü Paşa'nın yaptırdığı Yukarı Türbe'dedir (Şamlar/Sofular mahallesi).

AmasyaVefât 1847İncele
Evliyâ

Pîr İlyas (Şücâeddîn İlyâs)

Hazretleri

Amasya'da doğan, Gümüşlüzâde diye de anılan Halvetî şeyhidir. Şirvan'da Sadreddîn-i Hiyâvî'nin halkasına katılıp Halvetî tarikatına intisap etmiş; 1405'te Amasya'ya dönerek Halvetîliği Anadolu'da yaymıştır. 1413'te Anadolu Beylerbeyi Yâkub Paşa'nın vakfıyla kurulan tekke Amasya'da tarikatın merkezi olmuştur. 1433'te vefat etti; türbesi (Yukarı Pirler / Pîr İlyas Türbesi) Pirler Parkı'nda Çilehâne Camii'nin güneyindedir.

AmasyaVefât 1433İncele
Evliyâ

Balım Sultan (Hızır Balı)

Pîr-i sânî

Bektaşîliğin ikinci pîri sayılan XVI. yüzyıl mutasavvıfı; asıl adının Hızır Balı olduğu ileri sürülür. 🔴 Kaynak, bu kaydın zeminini baştan koyar: yaşadığı dönemden kalma doğrudan kendisiyle ilgili hiçbir belge bulunmadığından hakkında bütün bilinenler yazılı ve sözlü Bektaşî geleneğine dayanır. Aşağıdakiler bu geleneğin verdikleridir. Ailesi hakkında tek bir kayıt yoktur. Bazı kaynaklar onu Resul Balı'nın oğlu sayar; Bektaşî geleneği Mürsel Balı'nın oğlu olduğunu söyler; Çelebiler kolu ise Hacı Bektaş soyuna mensup olduğunu ileri sürer. Bir başka iddia onu Dimetoka'da Sersem Ali Baba'nın Sırp prensesinden doğma oğlu olarak gösterir. Dimetoka'da doğduğu belirtilir. Buradaki Seyyid Ali Sultan Zâviyesi'ne ilgi duyan II. Bayezid ile tanışması da bu şehirde gerçekleşmiştir. 907 (1501) yılında padişah tarafından resmen Hacı Bektaş Dergâhı'nın başına getirildi. Kaynak bu tayinin sebebini de kaydeder: dergâhı Safevî propagandasından korumak . 922 (1516) yılında vefat etti; kaynak bu tarihi soru işaretiyle verir. Tesir Halkası — Bektaşîlikte bugün bilinen erkânın büyük kısmı ona nisbet edilir: tarikat içindeki Şiî ve Hurûfî unsurları sistemleştirmiş; on iki imam kültünü , mücerretlik erkânını ve on iki post erkânını kaideleştirmiştir. Bektaşîliğin "ikinci pîri" sayılması bu düzenleyici rolünden gelir. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi Hacı Bektaş'ın türbesinin yanındadır.

NevşehirVefât 922 h.İncele
Evliyâ

Cemâleddin Aksarâyî

I. Murad devrinde dinî, edebî ve aklî ilimler alanında ün yapmış âlimlerden; Aksaray Zincirli Medresesi'nin müderrisi. Asıl adı Mehmed'dir. Soyu dördüncü kuşakta Fahreddin er-Râzî'ye (ö. 606/1210) ulaşmaktadır. Doğum tarihi hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Hayatını ve ilmî faaliyetlerini Aksaray'da sürdürdü; burada Zincirli Medresesi'nde müderrislik yaptı. Vefat tarihi ihtilâflıdır: Bursalı Mehmed Tâhir 791 (1388-89), Brockelmann 1377, Adnan Adıvar ise 1388 yılını kaydeder. Tesir Halkası — Derslerinde talebelerini üç gruba ayırırdı: yürüyerek ders alanlar ( meşşâiyyûn ), revakta ders yapanlar ( revâkıyyûn ) ve medrese içinde ders görenler. Yetiştirdiği talebeler arasında Molla Fenârî ve Hasan Paşa Niksârî gibi meşhur âlimler bulunmaktadır. Eserleri — Tefsir, hadis, fıkıh, ahlâk, edebiyat ve tıp alanlarında çok sayıda eser yazmıştır. Başlıcaları Şerhu'l-Îzâh , Hâşiye ale'l-Keşşâf , Hallü'l-Mûcez , Keşfü'l-i'râb ve Ahlâk-ı Cemâlî 'dir.

AksarayVefât 1388İncele