Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 42/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Osman Bedreddin Erzurûmî (İmam Efendi)

İmam Efendi

Erzurum’un Abdurrahman Ağa mahallesinde doğan, askerlik yıllarında tabur imamlığı yaptığı için “İmam Efendi” lakabıyla tanınan Nakşibendî-Hâlidî şeyhidir. Şeyhi Mahmud Sâminî Paluvî’nin halifesi olup Sâminî kolunun önde gelen temsilcilerindendir; “Gülzâr-ı Sâminî” gibi eserler bırakmıştır. 1909’da askerlikten emekli olarak Harput’a yerleşmiş, sohbetlerini Kurşunlu Camii’nde sürdürmüştür. Harput’ta vefat etmiş ve Meteris Mezarlığı’ndaki türbesine defnedilmiştir. (Doğum/vefat yılları kaynaklarda farklı verildiğinden — 1856/1858 ve 1922/1924 — belirtilmemiştir.)

Elazığİncele
Evliyâ

Abdurrahman Tâhî (Nurşînî)

Seydâ

Nakşibendî-Hâlidî şeyhi; Doğu Anadolu'da Hâlidiyye'nin yayılmasında belirleyici rol oynamış mürşid. Nurşînî nisbesiyle ve Seydâ lakabıyla anılır. 1831 yılında Siirt'in Şirvan ilçesinde doğdu. Ataları, Hülâgû'nun 1258'de Bağdat'ı almasının ardından bölgeye yerleşmiş bir soya dayandırılır. Babası Molla Mahmûd, annesi Meyâsin Hanım'dır. Molla Abdüssamed ve Molla Ziyâeddin Arvâsî gibi tanınmış hocaların yanında okudu; ardından Ispahart medresesinde ders verdi. Tasavvuf yolculuğu üç durak içerir: önce Rifâiyye 'ye girdi, sonra Kādirî şeyhi Abdülbârî Çarçâhî'nin müridi oldu, nihayet Sıbgatullah Arvâsî vasıtasıyla Nakşibendiyye-Hâlidiyye'ye intisap etti. Şeyhinin talimatı üzerine, hac dönüşünde Bitlis'in Nurşin (Güroymak) beldesine yerleşti; Hâlidiyye onun gayretiyle bölgede hızla yayıldı. 1886 yılında Nurşin'de vefat etti. Tesir Halkası — Kaynak onun bölge halkının dinî, ahlâkî, kültürel ve askerî bakımdan korunmasına önemli katkı sağladığını ve Osmanlı-Rus savaşları sırasında halkı cihada teşvik ettiğini kaydeder; bu sebeple Osmanlı Devleti tarafından kendisine üçüncü dereceden Mecîdî nişanı verilmiştir. Öne çıkan halifeleri arasında Muhammed Sâmi Erzincânî ve İbrâhim Çokreşî bulunur. Vefatından sonra silsileyi oğlu Muhammed Ziyâeddin (ö. 1923) sürdürmüştür. Eserleri — 1. Mektûbât. Müridlerine yazdığı mektupların derlemesidir. 2. İşârât. Öğretilerini ve Hâlidî esaslarını içerir.

BitlisVefât 1304 h.İncele
Evliyâ

Yazıcıoğlu Mehmed Efendi

Muhammediyye müellifi

Osmanlı mutasavvıf şairi; asırlarca okunmuş Muhammediyye 'nin müellifi. Doğum yeri kesin değildir; Gelibolu yakınlarında olduğu tahmin edilmektedir. İlk eğitimini babası Yazıcı Sâlih 'ten aldı; Arapça ve Farsça öğrendi. Tefsir, hadis, fıkıh ve kelâm dersleri gördü; Mısırlı âlim Molla Zeynüddin Arab ile Haydar-ı Hafî gibi hocalardan istifade etti. Hacı Bayrâm-ı Velî 'ye intisap ederek tasavvuf yoluna girdi. Gelibolu Namazgâhı yakınlarındaki bir çilehânede yaşadı ve eserlerini burada telif etti. 855 (1451) yılında vefat etti. Eserleri — 1. Megāribü'z-zamân. Arapça kaleme alınmıştır. 2. Muhammediyye. Türkçedir ve en meşhur eseridir. 3. el-Müntehâ ale'l-Fusûs. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi Gelibolu'daki Yazıcıoğlu Camii hazîresindedir.

ÇanakkaleVefât 855 h.İncele
Evliyâ

Câhidî Ahmed Efendi

Câhidî Sultan

Halvetî-Uşşâkī şeyhi ve mutasavvıf şair; Câhidiyye kolunun pîri. Edirne'de doğdu. Asıl adı Ahmed, şiirlerindeki mahlası Câhidî'dir. Kendi eseri Kitâbü'n-Nasîha 'ya göre Rumeli kökenli bir aileye mensuptur; babasının adı Muhammed'dir. Tasavvufa intisabı hakkında kaynaklar çelişir. Bir kısmı onu Cemâleddin Edirnevî'nin müridi sayar; fakat bu kronolojik olarak imkânsızdır — Câhidî 1070 (1659) yılında, Cemâleddin ise 1164'te (1751) vefat etmiştir. Diğer kayıtlara göre Edirne'de bir Halvetî-Uşşâkī şeyhinden hilâfet almıştır. Çanakkale'nin Kilitbahir'inde bir tekke kurdu ve irşad faaliyetini burada sürdürdü. 1070 (1659) yılında vefat etti; vefatına istirâhat kelimesi tarih düşürülmüştür. Tesir Halkası — Vefatından sonra adını taşıyan kolu oğlu Abdüllatif Efendi sürdürdü. Câhidiyye XVIII. yüzyılda Çanakkale, Bursa ve Edirne'de yaygındı; kaynak, kolun İstanbul'a hiç ulaşmadığını ve XX. yüzyılın başında tamamen ortadan kalktığını kaydeder. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirlerini hece vezniyle ve Yûnus Emre çizgisinde yazdı. Meşhur bir mısraı, çağdaş yazar Cahit Zarifoğlu'nun 1986 tarihli deneme kitabının adına ilham olmuştur. Eserleri — 1. Dîvan. Hece vezniyle yazılmış yaklaşık 100 tasavvufî şiirden oluşur. 2. Kitâbü'n-Nasîha. Genel tasavvufî öğretiler ile tarikat âdâbını içeren bir irşad kitabıdır. Türbesi ve Külliyesi — Türbesi halk arasında Câhide Sultan adıyla anılır ve önemli bir ziyaretgâh olmayı sürdürmektedir.

ÇanakkaleVefât 1070 h.İncele
Evliyâ

Emirci Sultan (Şerefüddin İsmâil b. Muhammed)

Şeyh (Yeseviyye)

Selçuklu devrinde Dânişmendiye bölgesinde (bugünkü Yozgat çevresi) faaliyet göstermiş Yesevî şeyhi. Asıl adı Şerefüddin İsmâil b. Muhammed 'dir. Emirci lakabının, ailesi mensuplarının Emîr unvanı taşımasından anlaşıldığı üzere seyyid nesebiyle ilgili olması muhtemeldir. Şeceresi belgelenmiş, önemli bir sûfî aileye mensuptur. I. İzzeddin Keykâvus, I. Alâeddin Keykubad ve II. Gıyâseddin Keyhusrev devirlerinde faaliyet gösterdi. Otuz üç köyün vakfedildiği bir derviş zâviyesi kurdu. Zilhicce 637'de (Temmuz 1240) vefat etti. Kaynak, bu tarihin Babaî isyanı tarihleriyle çakıştığına dikkat çeker ve tarihî kayıtların, zâviyesinin bulunduğu Ziyaret mevkii yakınlarında Babaî kuvvetleriyle Selçuklu askerleri arasındaki çarpışmada öldürülmüş olabileceğine işaret ettiğini belirtir. Türbesi ve Külliyesi — Kurduğu zâviye, kuzeni Osman Paşa'nın zâviye idareciliği yapmasının ardından Osman Paşa Tekkesi adıyla anılmaya başlanmıştır; bu görev 1392 tarihli bir belgeyle kayıtlıdır. Zâviye zamanla önemli bir Bektaşî merkezi hâline gelmiş ve 1826'daki kapatılışına kadar bu vasfını sürdürmüştür.

YozgatVefât 637 h.İncele
Evliyâ

Yatağan Baba (Osman Bey)

Baba (gazi-derviş)

Anadolu Selçuklu döneminde Garbîkaraağaç (Acıpayam) yöresinin fethi için bölgeye gönderildiği ve burada yerleşip halkı irşad için bir tekke kurduğu rivayet edilen gazi-derviştir. Yerleştiği bölgede kurulan Yatağan kasabası adını ondan alır. Türbesi üzerinde Hicrî 642 (1244-1245) tarihi bulunur; kesin doğum ve vefat tarihi bilinmemektedir. Türbede kendisinin yanı sıra eşinin ve oğlu Murat Bey’in sandukaları yer alır. Türbe 23 Ocak 1991’de anıtsal eser olarak tescillenmiştir.

DenizliVefât 642 h.İncele
Evliyâ

Şâhidî İbrahim Dede

Şeyh (Mevlevî)

Mevlevî şeyhi ve şair; Farsça öğretiminde asırlarca okutulmuş Tuhfe-i Şâhidî 'nin müellifi. 1470 yılında Muğla'da, bir mevlevîhâne şeyhinin oğlu olarak doğdu. İlk dinî eğitimini babasından aldı; babasını on yaşında kaybetti. Önce bir zanaata yöneldi, fakat bunu bırakarak tahsile döndü ve İstanbul ile Bursa medreselerinde okudu. Sonunda derviş yolunu benimseyerek çeşitli Mevlevî şeyhlerine bağlandı; nihayet Afyon'dan Divane Mehmed Çelebi 'nin hizmetine girdi. Şeyhinin vefatının ardından Muğla Mevlevîhânesi'nin başına geçti ve ömrünün kalan kısmını burada ders vererek ve yazarak geçirdi. 1550 yılında vefat etti. Eserleri — 1. Tuhfe-i Şâhidî. Manzum Farsça-Türkçe sözlüktür. 2. Gülşen-i Esrâr. Biyografi ve Mevlevî öğretilerini içerir. 3. Gülşen-i Vahdet. 491 beyitlik didaktik bir manzumedir. 4. Dîvan. 100'den fazla şiir içerir. Ayrıca şerhleri, bir mevlidi ve Mevlevî öğretisi ile İslâmî ilimleri vurgulayan çeşitli tasavvufî risâleleri vardır. Türbesi ve Külliyesi — Şeyhinin kabrinin yakınına, Karahisar'a defnedilmiştir.

MuğlaVefât 957 h.İncele
Evliyâ

Ahmed-i Hânî (Şeyh Ahmed)

Hânî

Şair, mutasavvıf ve âlim; Kürtçe'nin klasik mesnevisi sayılan Mem û Zîn 'in müellifi ve halk arasında velî kabul edilen bir zat. 1061 (1651) yılında doğdu. Babasının adı İlyas'tır. Nisbesinin Hakkâri yakınındaki Han köyünden, Hânî aşiretinden yahut Hâniyan ailesinden geldiği söylenir. Doğu Anadolu'yu dolaşarak Arapça, belâgat ve dinî ilimleri tahsil etti; astronomiyle de meşgul oldu. Devrin bölgesel kültür merkezlerinden Cizre'de ikamet etti ve Mem û Zîn 'i burada kaleme aldı. Daha sonra Eski Bayazıt'a (Doğubayazıt) yerleşti ve ömrünün sonuna kadar orada kaldı. Vefat tarihi, "Târe Hânî ilâ rabbih" terkibinin ebced hesabıyla verdiği 1119 (1707) yılı olarak kabul edilir. Tesir Halkası — Yetiştirdiği talebeler arasında İsmâil Bâyezîdî (ö. 1121/1709), Şerîf Han Cûlâmergî (ö. 1161/1748) ve Murad Han Bâyezîdî (ö. 1192/1778) sayılır. Vefatından sonra halk arasında velî kabul edilmiş, kabri ziyaretgâh hâline gelmiştir; Said Nursi'nin gençliğinde onun kabrini ziyaret ettiği nakledilir. Mem û Zîn ise tesirini kitap yoluyla sürdürmüştür: eser Rusça'ya (Rudenko, 1962), Arapça'ya mensur olarak (Bûtî, 1957) ve Türkçe'ye (Bozarslan, 1968 ve 1975) çevrilmiş, 1991'de Türkiye'de sinemaya uyarlanmıştır. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirinde kelâm, varlık, ahlâk ve toplum meseleleri iç içedir. Sünnî-Eş'arî çizgide bir kelâmcı olarak yaratılışın sırlarını ve ilâhî sorumluluk meselesini işler; tabiattaki zıtlıkların anlamayı ve âhengi doğurduğunu, kötü görünenin gerçekte hayır olabileceğini savunur. Devrinin sıkıntılarını dile getirir ve çözüm olarak toplumsal dayanışma ile eğitimi gösterir; hikmetin yerini maddeciliğin almasından yakınır. Tasavvufî yönüyle, insanın karakterini gerçek mânada değiştirenin yalnız ilâhî aşk ve takvâ olduğunu söyler. Mevlânâ ve Câmî gibi mutasavvıf şairlerin tesirindedir; kaynak, onun hakkında ileri sürülen İslâm öncesi tesir iddialarının dayanaksız olduğunu belirtir. Eserleri — 1. Mem û Zîn (1104/1693). Leylâ ile Mecnûn tarzında, altmış bölümden oluşan ve 3000 beyit civarında olan bir aşk mesnevisidir. Konusu şudur: divan kâtibi Mem, emîrin kız kardeşi Zîn'i sever; hizmetli Bekir bu birleşmeye engel olur; iki âşık da hasretten ölür, dostları Bekir'i öldürerek onların intikamını alır. Cizre'deki kabirleri ziyaret edilmektedir. İlk baskısı İstanbul'da (1335), ikinci baskısı Halep'te (1947) yapılmıştır. 2. Nûbahârâ Bıçûkân (1094/1683). On üç ayrı vezinde yazılmış manzum Arapça-Kürtçe sözlüktür; Kur'an öğrenen çocuklara gramer tahsilini kolaylaştırmak için düzenlenmiştir. Hâlidî'nin eseriyle birlikte basılmış (İstanbul 1310), Cezerî tarafından Şam'da yeniden yayımlanmış, Zinar tarafından Latin harflerine aktarılmıştır (İstanbul 1992). 3. Akîdâ Îmân. İslâm'ın esaslarını Sünnî bakışla anlatan seksen beyitlik manzum bir akaid metnidir; tevhid, nübüvvet, ilâhî sıfatlar, şefaat ve âhiret konularını işler, ef'âl-i ibâd meselesine girer, Eş'arî ve Mâtürîdî görüşlerden seçmeli olarak yararlanır. 4. Çârkûşe. Her beytinde Arapça, Farsça, Türkçe ve Kürtçe bir arada kullanılan rubâîlerdir; aşk, ayrılık ve vuslat konulu beş tanesi günümüze ulaşmıştır. Nûbahârâ Bıçûkân ile Akîdâ Îmân'a Ahmed Hilmî şerh yazmıştır. Türbesi ve Külliyesi — Kabri Doğubayazıt'ta İshak Paşa Sarayı'nın yakınındadır ve bugün de ziyaretgâhtır.

AğrıVefât 1119 h.İncele
Evliyâ

Pîr Muhammed Erzincânî

Bahâeddin / Pîrî Halîfe

Halvetiyye'yi Erzincan ve çevresinde yayan Halvetî şeyhi. Erzincan'ın Kerliç kasabasında (bugün Üzümlü ilçesinin Karakaya köyü) doğdu. Başlangıçta Erzincan'da bir medresede müderrislik yapıyordu. Gördüğü bir rüya üzerine Şirvan'a gitti ve Halvetiyye tarikatının ikinci pîri Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî 'ye intisap etti. Seyrüsülûkünü tamamlayınca halife tayin edilerek irşad göreviyle Erzincan'a gönderildi. Doğduğu kasabada bir zâviye ile mescid yaptırdı ve Halvetiyye'yi yaymaya başladı. Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan'ı Fâtih Sultan Mehmed ile savaşmaması konusunda uyardığı nakledilir. Vefat tarihi 879 (1474) olarak kaydedilmektedir. Tesir Halkası — Halifeleri arasında İbrâhim Tâceddin Kayserî, Pîr Fethullah, Pîr Ahmed Erzincânî ve Cemâl-i Halvetî sayılır. Halvetiyye'nin Anadolu'daki yayılması bu halkadan geçmiştir. Eserleri — Günümüze yalnız bir eseri ulaşmıştır: seyrüsülûk makamlarına dair 815 beyitlik Türkçe bir metin. Türbesi ve Külliyesi — Kabrinin Kerliç'teki Şeyhlik Mezarlığı'nda olduğu ileri sürülmektedir.

ErzincanVefât 879 h.İncele
Evliyâ

Erzurumlu İbrâhim Hakkı

Şeyh

Mutasavvıf, âlim ve şair; dinî ilimlerle devrinin müsbet ilimlerini tek bir kitapta buluşturan Mârifetnâme 'nin müellifi. 2 Muharrem 1115'te (18 Mayıs 1703) Erzurum'un Hasankale ilçesinde doğdu. Babası Derviş Osman Efendi, annesi Dede Mahmud'un kızı Şerife Hanîfe Hanım'dır. Dokuz yaşında amcası Ali tarafından Tillo'ya götürüldü; burada devrin tanınmış mürşidi İsmâil Fakīrullah'ın rehberliğinde yetişti ve İsmâil Fakīrullah'ın babası için yaptırılan hücrede yaşamaya başlayarak ondan ilim ve irfan öğrendi. Babasını kaybettikten sonra 1132'de (1720) Erzurum'a döndü ve Erzurum müftüsü Hâzık Mehmed Efendi'den Arapça ile Farsça okudu; bu ikinci tahsil döneminin sekiz yıl sürdüğü anlaşılmaktadır. 1160 (1747) yılında ilk defa İstanbul'a gitti. Sultan I. Mahmud ile görüşerek ilgi ve takdirini kazandı; saray kütüphanesinde çalışmasına izin verildi ve yeni astronomiye olan ilgisi burada başladı. 1168'de (1755) ikinci defa İstanbul'a gitti. 1177'de (1763) üçüncü defa Tillo'ya giden İbrâhim Hakkı buraya kalıcı olarak yerleşti; ömrünün kalan kısmını öğrenci yetiştirerek ve eserlerini yazarak geçirdi. 19 Cemâziyelâhir 1194'te (22 Haziran 1780) vefat etti. Vasiyetine rağmen şeyhinin türbesine defnedildi. Tesir Halkası — Tillo'ya yerleştikten sonra ömrünün sonuna kadar öğrenci yetiştirdi. Tesirinin asıl yolu ise eserleridir: devrinde ağdalı bir dil kullanılırken eserlerinin büyük bölümünü nisbeten sade bir Türkçe ile yazması, geniş tasavvuf bilgisini iyi bir düzen içinde ve anlaşılır bir üslûpla ifade etmesi, Mârifetnâme 'yi medrese dışındaki okuyucuya da açık bir kitap hâline getirmiştir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Nakşibendî tarikatına mensup görülmektedir; Mârifetnâme 'de bu tarikatı "velîlerin en seçkinlerinin tercih ettiği tarikat" diye niteler. Eserlerinde mârifet, fenâ, bekā, muhabbet, velâyet ve tevekkül gibi tasavvufî konulara geniş yer verir. İlimle olan alâkası bu çizginin dışında değil içindedir: Kâtib Çelebi'nin Cihannümâ 'sından faydalanarak yeni astronomiye ilgi göstermiş ve Kopernik astronomisini Mârifetnâme 'de tanıtmıştır; meteoroloji, tıp, anatomi, fizyoloji ve psikoloji alanlarında da geniş bilgi sahibidir. İslâm düşünürlerinden beri gelen, dört unsurdan madene, bitkiye, hayvana ve insana uzanan gelişim sürecini açıklar. Hiçbir ilmî gelişmenin Allah'ın evreni yaratıp yönettiği gerçeğine aykırı olamayacağını belirtir; ona göre din bakımından önemli olan, âlemin Allah tarafından yaratılmış olduğu inancının benimsenmesidir. Eserleri — 1. Mârifetnâme (1170/1757). En önemli eseridir; dinî ve din dışı ilimlere dair ansiklopedik bir çalışmadır. Geleneksel astronomi ile yeni astronomi modellerini bir arada verir, felsefe, anatomi ve psikolojiye geniş bölümler ayırır. Bulak (1251, 1280), Kazan (1261) ve İstanbul (1284) baskıları yapılmış; Turgut Ulusoy ve Faruk Meyan'ın sadeleştirmeleri 1980'de yayımlanmıştır. 2. Dîvân (1168/1755). 366 gazelden oluşan İlâhînâme bölümünü içerir. 3. İnsâniyye. Mecmûatü'l-insâniyye fî ma'rifeti'l-vahdâniyye adıyla kaleme alınmış geniş hacimli eser. 4. Tertîbü'l-ulûm (1165/1752). Bir eğitim programı önerisi getiren manzum eser. Ayrıca Mecmûatü'l-irfâniyye , Mecmûatü'l-meânî , Urvetü'l-İslâm ve Hey'etü'l-İslâm gibi eserleri vardır. Türbesi ve Külliyesi — İsmâil Fakīrullah'ın türbesi bizzat İbrâhim Hakkı tarafından yaptırılmış olup planı da kendisine aittir. Kubbeli türbe yaklaşık 40 m² olup sekizgen bir kaide üzerine oturtulmuştur. İbrâhim Hakkı, vasiyetine rağmen, kendi yaptırdığı bu türbeye şeyhinin yanına defnedilmiştir. Türbede her yıl 18 Mayıs ile 22 Haziran arasında anma etkinlikleri yapılmaktadır.

SiirtVefât 1194 h.İncele
Evliyâ

Hayreddîn-i Tokâdî

Şeyh

Halvetî şeyhi; Halvetiyye'nin Şâbâniyye kolunun pîri Şâbân-ı Velî 'nin mürşidi. Kimliği hakkında kaynaklarda bir karışıklık vardır: Tokat'lı bir diğer Hayreddin Efendi ile karıştırılmıştır. Halvetiyye'nin Cemâliyye kolunun kurucusu, Çelebi Halife diye bilinen Cemâl-i Halvetî 'nin (ö. 899/1494) yanında yetişti. İstanbul'da Koca Mustafa Paşa Tekkesi'nde kısa bir süre hizmet ettikten sonra Bolu'ya gönderildi. Bolu ve Düzce Pazar'da irşad faaliyetinde bulundu. 937 (1530) yılından sonra vefat etti. Tesir Halkası — Yetiştirdiği en tanınmış mürid, Halvetiyye'nin Şâbâniyye kolunun kurucusu Şâbân-ı Velî 'dir. Ayrıca Muslihuddîn-i Konrapavî ve Mahmûd-ı Kürevî gibi müridleri vardır. Türbesi ve Külliyesi — Bolu'ya on üç kilometre uzaklıktaki Elmalık köyünde ona nisbet edilen bir türbe bulunmaktadır; yaz aylarında burada geniş katılımlı anma törenleri yapılmaktadır.

BoluVefât 1530İncele
Evliyâ

Sarı Saltuk

Anadolu'nun ve Balkanlar'ın Türkleşip İslâmlaşmasında faal rol oynamış alperen; menkıbevî şöhreti tarihî kaydının önüne geçmiş bir sınır eridir. Tarihî şahsiyetini kesin olarak tesbit etmek güçtür. Kaynak bu sınırı açıkça koyar: hayatının 697'ye (1297-98) kadar olan dönemi tarihî bilgilerle ancak kısmen irtibatlandırılabilmekte, 1263 öncesi ise belirsiz kalmaktadır. Yazıcıoğlu Ali'nin anlattığına göre Sultan II. İzzeddin Keykâvus, Moğol destekli güçlere yenilmesinin ardından 1261-62 civarında Türkmen tâbileriyle birlikte Dobruca'ya (bugünkü Romanya) kaçmıştır. Sarı Saltuk bu grupların başında bölgede dolaşmış, 1304 civarında ise Batı Anadolu'ya geçmiştir. 697 (1297-98) yılında vefat etti. Kemâleddin Serrâc onu Dobruca'da, yetmiş yaşlarında vefat etmiş olarak tanıtır. Tesir Halkası — Sarı Saltuk Sünnî, Alevî ve Bektaşî çevrelerince farklı yönleriyle benimsenmiş senkretik bir figürdür; İslâmî gelenekle yerel gelenekler arasında köprü kuran bir sima olarak yaşamaya devam etmektedir. Şeyhi Şeyh Mahmud üzerinden Rifâî silsilelerine bağlanır; ancak biyografik ayrıntılar tartışmalıdır. Türbesi ve Külliyesi — Balkanlar ve Anadolu'da birden çok makamı vardır: Kaliakra (Bulgaristan), Babadağı (Romanya), Blagay (Bosna-Hersek), Ohri (Makedonya), Kruya (Arnavutluk) ile Tunceli, Diyarbakır, Niğde, İznik ve İstanbul. Babadağı'ndaki zâviye 1484'te II. Bayezid'in emriyle külliyeye dönüştürülmüştür. Rus istilâları külliyeyi tahrip etmiş; 1828 sonrası onarım çalışmaları sade ve kubbeli bir yapıyı ayakta tutmuş, yapı 2007 yılının Ekim ayında yeniden ziyarete açılmıştır.

NiğdeVefât 697 h.İncele
Evliyâ

Kemal Ümmî (Ümmî Kemal)

Mutasavvıf şair; asıl adı İsmâil'dir. Ümmî lakabını, tahsil görmediği için kullanmıştır. Nereli olduğu kaynaklarda çelişkilidir. Latîfî ile Âlî Mustafa Efendi onun Karaman'ın Lârende kasabasından olduğunu belirtir; Âşık Ahmed ise Horasan kökenli olduğunu söyler. Kaynağın en güvenilir saydığı Âşık Ahmed'e göre Bolu çevresindeki Aladağ ve Bozarmut civarında yaşamış ve Hacı Bayrâm-ı Velî 'nin ilgisini kazanmıştır. Tasavvufta Şeyh Mehmed Bedreddin'in dervişlerinden ve Cemâl-i Halvetî'nin takipçilerindendir. Şeyhi, Somuncu Baba diye de bilinen Ubeydullah Hâmid (Ebû Hamîd Aksarâyî) idi. 880 (1475) yılında vefat etti. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirleri iki grupta toplanır: tevhid, münâcât ve na't türündekiler ile dinî-tasavvufî telkin manzumeleri. Sade bir Türkçe kullanmış, hikmet ve özdeyiş yüklü bir söyleyişi tercih etmiştir; bu sadelik, şiirlerinin geniş bir çevrede okunmasını sağlamıştır. Eserleri — 1. Dîvân. Yirmi yedi yazması tesbit edilmiştir; en zengin nüshada (Beyazıt nr. 3357) yedi mesnevi dahil 140 şiir yer alır. 2. Kırk Armağan. Ölüme hazırlık temalı, 200 beyit civarında bir mesnevidir. 3. Risâle-i Vefât. Ölüm anları ile mezar hallerini anlatan bir mesnevidir. 4. Risâle-i Îmân. İman ve ibadet konulu mensur bir risâledir. Türbesi ve Külliyesi — Bolu'da medfun bulunduğu belirtilse de Niğde Mevlevîhânesi'nde gömülü olduğu rivayeti de vardır.

NiğdeVefât 880 h.İncele
Evliyâ

Ahmed Kuddûsî

Hazretleri

Bor'da yetişmiş mutasavvıf şair; şiirleri Anadolu'da yaygın biçimde okunmuş bir Kādirî dervişidir. 15 Temmuz 1769'da Niğde'nin Bor ilçesinde doğdu. Babası, Nakşibendî bir âlim olan Hacı İbrâhim Efendi'dir. Babasının 1786 yılındaki vefatının ardından uzun seyahatlere çıktı; Anadolu'yu dolaştı ve başlıca İslâm merkezlerini ziyaret etti. Mekke'de on yedi yıl ikamet etti; ardından Şam ve Mısır'ı gördü. Başlangıçta Nakşibendî yoluna bağlıyken sonradan Kādirî yoluna geçti; kaynak bu geçişin sebebini, Kādirîliği kendi mânevî mizacına daha uygun bulması olarak kaydeder. Kendisi bu çoklu mensubiyeti bir mısraında "Hem Halvetî hem Celvetî hem Kādirî hem Nakşîyem" diye ifade etmiştir. Hayatının sonraki kısmı Bor'da geçti. Buraya dönüşünde ağır bir baskıyla karşılaştı ve on üç yıl boyunca tekkesinden çıkamadı. On altı evlilik yapmış ve yirmi altı çocuğu olmuştur. 1849 yılında Bor'un Kavaklı mahallesinde vefat etti. Tesir Halkası — Mânevî silsilesi ailesi içinde sürdü: oğlu Abdurrahman ve torunu Ali onun yolunu devam ettirmişlerdir. Şairliği ve Tasavvufî Çizgisi — Şiirlerini hem aruz hem hece vezniyle yazdı; bu ikili söyleyiş, tasavvufî muhtevanın medrese çevresi dışına da ulaşmasını sağlamıştır. Çizgisi, tek bir tarikata kapanmayan ve kendi ifadesiyle dört yolu birden sahiplenen bir mizaca dayanır. Eserleri — Basılmış bir Dîvân 'ı vardır ve aruz ile hece vezniyle yazılmış tasavvufî manzumeleri içerir. Ayrıca Pendnâme ve Vasiyetnâme adlı risâleleri bulunmaktadır.

NiğdeVefât 1849İncele
Evliyâ

Şeyh Ahmed Kuseyrî

Şeyh

Şâfiî mezhebine mensup, Halvetî tarîkatından bir velîdir; babası Şeyh Abdurrahmân'dan 1520'de icâzet almıştır. Kânûnî Sultan Süleymân döneminde Kuseyr (bugünkü Şenköy) bölgesinde tekke, medrese, mescid ve çeşmeler yaptırdı. 1549 (H.956) yılında vefat etti; türbesi Hatay'ın Şenköy (Yayladağı) beldesinde olup aynı aileden on yedi zatın kabri de buradadır.

Hatayİncele
Sahâbe

Habîb-i Neccâr

Hazret

Yâsîn sûresinde kıssası anlatılan, elçilere inandığı için kavmi tarafından öldürülen mü'min; İslâm kaynaklarında neccâr (marangoz) nisbesiyle anılır. Adı hakkında müfessirler ayrılır: Habîb b. Mûsâ , Habîb b. İsrâîl ve Habîb b. Mer'î şekillerinde verilir. Mesleği hakkında da tek bir rivayet yoktur; kaynaklar onu marangoz, ipek tüccarı, çırpıcı (kumaş ağartıcısı) yahut ayakkabıcı olarak tanıtır. Günlük kazancının yarısını ailesine ayırdığı, kalan yarısını ise tasadduk ettiği nakledilir. Cüzzam hastalığı sebebiyle şehirden uzakta, inzivada ve ibadetle meşgul yaşadığı belirtilir. Kıssası Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatılır (Yâsîn 36/13-29): bir şehre iki elçi gönderilmiş, sonra onları desteklemek üzere bir üçüncüsü yollanmıştır. Şehir halkı elçilere karşı çıkmış; buna karşılık şehrin ucundan bir adam gelerek onlara inanmış ve elçileri desteklemiştir. Bu mü'min şehir halkı tarafından öldürülmüş ve cennete girmiş, inkâr edenler ise bir sayha ile helâk edilmiştir. Öldürülme biçimi hakkında da farklı rivayetler vardır: taşlanarak, linç edilerek yahut testereyle biçilerek öldürüldüğü nakledilir. Türbesi ve Külliyesi — Antakya'da Silpius dağının eteğinde, önce bir Roma mâbedi, sonra Bizans kilisesi, ardından cami olarak kullanılmış bir yapının altında bulunan üç kabirden biri ona nisbet edilmektedir.

Hatayİncele
Evliyâ

Seyda Muhammed Emin Er

Hazretleri (k.s.)

Diyarbakır Çermik'in Külüyan (Kalaş) köyünde doğan, Osmanlı medrese geleneğinde yetişmiş çağdaş âlim ve mutasavvıf. Uzun yıllar Gaziantep'te imamlık ve müderrislik yaptı, çok sayıda eser kaleme aldı. 28 Haziran 2013'te Ankara'da vefat etti; vasiyeti üzerine hizmet ettiği Gaziantep'e getirilerek Nuri Mehmet Paşa (Mehmet Nuri Paşa) Camii haziresine defnedildi.

GaziantepVefât 2013İncele
Evliyâ

Şuaybzâde Ali Âkif Efendi

Hazretleri (Ali Baba)

1822'de Antep'te doğan, halk arasında 'Ali Baba' veya 'Ali Âkif Efendi' diye anılan Antep velîlerinden. Şeyh Câmii Medresesi'nde ilim tahsiline başladı, Kilisli Baytazzâde Abdullah Efendi'den otuz yıl ders aldı; uzun yıllar halka vaaz ve nasihatte bulundu. 1905'te vefat etti; türbe kitâbesi H.1323 (1905) tarihlidir. Türbesi Gaziantep Şehreküstü (Ünaldı) civarındadır ve ziyaret edilmektedir.

GaziantepVefât 1905İncele
Evliyâ

Şeyh Fethullah Efendi

Hazretleri

Gaziantep'teki Şeyh Fethullah Külliyesi'nin bânisi. 🔴 Bu kayıt dolaylı kaynağa dayanır: zatın müstakil bir ansiklopedi maddesi yoktur; aşağıdakiler, yaptırdığı külliyenin maddesinin verdiği bilgilerdir. Kaynak onun hakkında iki şey söyler: künyesi ve külliyenin bânisi olduğu. Kaynağın ifadesiyle "külliyenin bânisi Şeyh Abdüllatif oğlu Şeyh Fethullah'tır" . Yani babasının adı Şeyh Abdüllatif'tir ve kendisi de "şeyh" unvanını taşımaktadır. Yaşadığı dönem külliyenin inşa tarihleriyle belirlenir: yapı 1550'li yıllarda inşa edilmiş, belgeler 23 Receb 966 (1 Mayıs 1559) ve 1 Ramazan 971 (13 Nisan 1564) tarihlerini vermektedir. Türbesi ve Külliyesi — Külliye cami, zâviye, hamam, medrese, kastel (su yapısı), hazîre ve bir evden meydana gelir. Kaynak yapının yelpaze tonoz örtü sistemini ve Memlük tesirli taş süslemesini ayırt edici nitelikler olarak kaydeder. Hazîre külliyenin parçasıdır.

GaziantepVefât 1563İncele
Evliyâ

Hasan Esad Bağdâdî

Kozan yöresinin mânevî büyüklerinden sayılan, halk arasında 'Hasan Dede' olarak da anılan bir zattır. Tek odalı türbesi Kozan ilçesi Yarımoğlu Mahallesi'nde (Hapisboğazı/Kozan Kalesi etekleri) bulunur. Doğum ve vefat tarihleri kesin bilinmemektedir.

Adanaİncele
Evliyâ

Sofu Dede

Horasan'dan Anadolu'ya hicret eden, rivayete göre 1560'larda Çukurova bölgesine gelen bir derviştir. Türbesi Adana'nın Karaisalı ilçesinde, Kaledağı ile Etekli köyü arasındaki yol üzerinde bulunur.

Adanaİncele
Evliyâ

Ali Dede (Adana)

Adana'nın mânevî büyüklerinden sayılan, halk arasında Cabbâr Dede'nin kardeşi olarak anılan bir zattır. 1297/1881 tarihli Adana Salnâmesi'nde 'ehlullahtan Ali Dede' olarak adı geçer. Adana merkezde (Seyhan) Alidede mahallesinde adına bir cami bulunur.

Adanaİncele
Evliyâ

Cabbâr Dede

Hazretleri

16-17. yüzyılda yaşamış, Kâdiriyye yoluna (Abdülkâdir-i Geylânî) mensup Çukurova evliyâlarındandır. Çevredeki aşiretlere İslâmiyeti öğretmiş, pek çok kişinin İslâm'a girmesine vesile olmuştur. Türbesi Adana'nın Yüreğir ilçesi, Yakapınar (Misis) yöresinde Kütüklü köyü yakınlarında, asırlık meşe ağaçları içinde bir cami yanındaki kubbeli türbededir.

Adanaİncele
Evliyâ

Mümine Hatun (Mâder-i Mevlânâ)

Vâlide Sultan

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin annesi; kaynaklarda Mâder-i Mevlânâ ve Vâlide Sultan adlarıyla anılır. 🔴 Bu kayıt dolaylı kaynağa dayanır: zatın müstakil bir ansiklopedi maddesi yoktur; aşağıdakiler, kabrinin bulunduğu Karaman Mevlevîhânesi maddesinin verdikleridir. Karaman'daki Mevlevî tekkesi, kaynağın ifadesiyle "Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin annesiyle ağabeyinin medfun bulunduğu" tekkedir. Türbesi ve Külliyesi — Mevlevîhâne, onun kabri ile oğlu Muhammed Alâeddin'in türbesinin bulunduğu yerde, 1310-1320 yılları civarında kurulmuştur; böylece Mevlevî yolunda önemli bir ziyaret merkezi hâline gelmiştir. Kaynağın tarifine göre "Mevlânâ'nın annesinin sandukası kıble duvarının hemen önünde bulunmakta olup empire üslûbunda yaldızlı yüksek bir ahşap kafesle çevrilmiştir."

KaramanVefât 1224İncele