Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 47/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Akbıyık Sultan

Velî, gâzi şeyh

Akbıyık Sultan, İkinci Murâd Han ve Fâtih Sultan Mehmed devirlerinde yaşamış büyük velîlerdendir. Asıl adı Ahmed Şemseddîn'dir. Hacı Bayrâm-ı Velî'nin sohbetlerinde yetişmiş, onun feyz ve bereketiyle olgunluğa ermiştir. Kalplere şifa olan sözleriyle anılır ve bu sohbetlerin tesiriyle manevi mertebelerde ileri derecelere ulaştığı nakledilir. Hayatının dikkat çekici yönü, tasavvuf yolu ile gaza yolunu bir arada yürütmüş olmasıdır. Bir yandan hocasının sohbetiyle manevi olarak yetişirken, diğer yandan İkinci Murâd Han'ın Haçlılara ve din düşmanlarına karşı yürüttüğü cihad hareketine de katılmıştır. Kaynaklarda nakledildiğine göre, Hacı Bayrâm-ı Velî'nin diğer talebeleriyle birlikte çıktığı seferlerde büyük yararlıklar göstermiş ve Osmanlıların Rumeli'deki ilerleyişinde önemli hizmetlerde bulunmuştur. Böylece hem ilim ve tasavvuf yolunda yetişmiş bir mürşid, hem de gaza meydanlarında öne çıkan bir gâzi şeyh olarak tanınmıştır. Manevi olgunluğa eriştikten sonra Bursa'da bir dergâh kurarak insanlara rehberlik etmiş, çevresinde toplananları irşad etmiş ve onların manevi terbiyesiyle meşgul olmuştur. Vefat ettiği yıl kaynaklarda 1455 (H.860) olarak verilir. Bursa'da Akbıyık mahallesinde, Akbıyık Çıkmazı'nda kendisinin yaptırdığı dergâhın yanındaki türbede medfundur. Adıyla anılan mahalle ve dergâh, onun Bursa'daki manevi mirasının izlerini günümüze taşır. Hayatı ve hizmetleri, Osmanlı dönemine ait biyografik ve tarihî kaynaklarda kayıt altına alınmıştır.

BursaVefât 860 h.İncele
Evliyâ

Açıkbaş Mahmûd Efendi

Velî

Açıkbaş Mahmûd Efendi, on yedinci yüzyılda Anadolu'da yaşamış velîlerdendir. Kaynaklarda doğum tarihine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. İlim tahsil ederek yetişmiş, tasavvuf yolunda ilerlemiş bir zat olarak anılır. Kendisine "Açıkbaş" lakabının verilmesi, başı açık şekilde dolaşma hâliyle ilişkilendirilir; kaynaklarda nakledildiğine göre bu yönüyle cezbe hâli öne çıkan, dış görünüşten ziyade iç hâline yönelmiş bir velî olarak tanınır. Sözlerinin gönüllere tesir ettiği ve insanları doğru yola yönelttiği rivayet edilir. Hayatını ilim ve irşad ile geçirdiği, çevresindeki insanlara rehberlik ettiği ve onların manevi terbiyesiyle meşgul olduğu belirtilir. Kaynaklarda nakledildiğine göre vakur ve tesirli bir kişiliğe sahipti; sohbetlerinde dinleyenleri etkileyen, kalplere işleyen bir hâli vardı. Yaşadığı dönemde Bursa'nın manevi hayatının içinde yer almış, ilmî ve tasavvufî yönüyle çevresinde sevilen bir sima olmuştur. Vefatına dair kayıt nettir: 15 Ekim 1666 (15 Rebîülâhir 1077) Cuma günü ikindi vaktinde Bursa'da vefat etmiştir. Naaşı, Bursa'daki Dâye Hâtun Câmii hazîresinin batı kısmına defnedilmiştir. Kabrinin ziyaret edildiği ve sevenleri tarafından anıldığı nakledilir. Hayatı ve eserleri hakkındaki bilgiler, Osmanlı dönemi biyografik kaynaklarında, özellikle Bursa velîlerini ele alan eserlerde yer almaktadır. Bu kaynaklar onun ilmî kişiliğini, tasavvufî yolculuğunu ve ardında bıraktığı tesiri kayıt altına almıştır. Kendisi, dönemin Bursa'sında manevi hayatın önde gelen simalarından biri olarak hatırlanır.

BursaVefât 1077 h.İncele
Evliyâ

Abdürrahîm Tırsî

Osmanlı evliyâsı ve mutasavvıf şâir

Abdürrahîm Tırsî, İznik yakınlarındaki Tirse köyünde yetişen ve hicrî 927 (miladî 1520) yılının Şubat ayında İznik'te vefat eden bir Osmanlı velîsi ve mutasavvıf şâiridir. Babası, köyde imamlık yapan Bâyezîd Fakih'tir. Manevî terbiyesini büyük velî Eşrefoğlu Rûmî'nin yanında aldı; daha sonra Eşrefoğlu Rûmî'nin kızı Züleyhâ Hâtun ile evlenerek onun damadı oldu. Yerine, oğlu Pîr Hamdi Efendi geçmiştir. Şiirlerini hece vezniyle ve sade bir dille yazdığı, bir dîvânının bulunduğu fakat bu dîvânın ele geçmediği belirtilir; ilâhîlerinin Kâdirî dergâhlarında okunduğu nakledilir. Kaynaklarda nakledildiğine göre, kendisiyle ilgili çeşitli menkıbeler anlatılır: bir defasında karşılaştığı bir zatın Hızır olduğunu sonradan anlaması, ormanda ağaç keserken az miktardaki çorbanın birçok tabağa yetmesi, yörük kılığındaki melekler tarafından kendisine yemek gönderilmesi ve kabre kırk gün gelen bir köpeğin kırk birinci gün gözlerinin açılması gibi haller bunlar arasındadır. Bu anlatılar, ona bağlı kaynaklarda manevî mertebesine işaret eden menkıbeler olarak aktarılır. Vefatından sonra hocası Eşrefoğlu Rûmî'nin yanına, İznik'e defnedildi.

BursaVefât 927 h.İncele
Evliyâ

Abdüllatîf Kudsî

Zeyniyye yolunun büyük velîsi, Osmanlı evliyâsı

Abdüllatîf Kudsî, hicrî 786 (miladî 1384) yılında Kudüs'te doğdu; hicrî 856 (miladî 1452) yılında ise Bursa'da vefat etti. Tam adı Abdüllatîf bin Abdurrahmân bin Ahmed bin Gânim el-Hazrecî el-Ensârî el-Kudsî'dir; İbn-i Gânim ve İbn-i Benâne diye tanınan bir aileye mensuptur. Kur'ân-ı kerîmi ezberledikten sonra babasından ve başka âlimlerden sarf, nahiv, fıkıh, ferâiz, meânî ve beyân gibi ilimleri okudu. Tasavvuf yolunda önce Kudüs'te Şeyh Abdülazîz'e bağlandı, ardından kendisini Horasan'a götüren asıl mürşidi Zeynüddîn-i Hâfî'nin terbiyesinde yetişti; silsilesi bu yolla Sühreverdî yoluna ulaşır. Kudüs, Horasan, Câm şehri, Şam ve Konya'da bulunduktan sonra Bursa'ya yerleşti. Kaynaklarda nakledildiğine göre, Câm şehrinde Ahmed Nâmık-ı Câmî'nin türbesinde kırk gün nefis muhasebesiyle meşgul olup kemâle erdiği; Konya'da Mevlânâ, Sadreddîn-i Konevî ve Şems-i Tebrîzî'nin kabirlerini ziyaretinde manevî haller yaşadığı; Bursa'da ise gaybdan kendisine seslenildiği anlatılır. Bursa'da câmi ve dergâh inşa ederek talebe yetiştirdi; kurduğu dergâh Zeyniyye Dergâhı adıyla meşhur oldu. Talebelerinin en tanınmışları Şeyh Vefâ (Müslihiddîn Mustafa) ile Âşıkpaşazâde'dir. Vefatından sonra kabri üzerine bir türbe yapıldı; dergâhının ve kabrinin bulunduğu muhit, bağlı olduğu tarîkat sebebiyle Zeynîler mahallesi adını aldı.

BursaVefât 856 h.İncele
Evliyâ

Abdülkerîm Kâdirî

Osmanlı evliyâsı

Abdülkerîm Kâdirî, Kirmasti'de doğan, hicrî 951 (miladî 1544) yılında vefat eden bir Osmanlı âlimi ve velîsidir. Daha küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmin tamamını ezberledi; ardından tecvîd ve kıraat ilimlerini öğrendi. İlmini Mevlânâ Karabâlî'nin yanında tahsil etti, İmâm-zâde adıyla bilinen zatın hizmetine girerek sohbetlerinden faydalandı. Cuma günleri Bursa'daki Emîr Sultan Câmiinde Kur'ân okumakla görevlendirildi. İstanbul'da Küçük Ayasofya zâviyesinde insanlara hem dünyevî hem uhrevî konularda rehberlik etti. Kânûnî Sultan Süleymân Han, ilminin çokluğu sebebiyle kendisine maaş bağladı ve şeyhülislâm gibi fetvâ verme yetkisi tanıdı. Riyâzete düşkün bir hayat süren bu zatın, 'Ölmeden önce ölünüz' hadîs-i şerîfine uygun bir yaşayışı olduğu nakledilir. Kaynaklarda nakledildiğine göre, mezar şeklinde bir çukur kazdırır, kırk gün boyunca beş vakit namazını orada kılar, gece gündüz orada yatıp kalkardı. Yine Taşköprü-zâde'nin anlattığına göre, unutkanlığından şikâyet eden bu âlime Abdülkerîm Kâdirî duâ etmiş ve onun duâsının bereketiyle bu durumdan kurtulmuştur. Kabri, doğduğu Kirmasti kasabasında, kendi câmi ve zâviyesinin yanındadır.

BursaVefât 951 h.İncele
Evliyâ

Abdülganî Efendi

Osmanlı âlimi ve Nakşibendî yolu mensubu

Abdülganî Efendi, aslen Bolu'nun Gerede kasabasından olan bir Osmanlı âlimidir. Nakşibendî şeyhleri arasında anılır ve miladî 1586 yılında Bursa'da vefat etmiştir. İlim tahsilinde başta Çivizâde Şeyh Muhammed Efendi olmak üzere devrin meşhur âlimlerinden ders alarak yetişti. İlmî hayatı boyunca pek çok önemli görev üstlendi: Bursa'da Emir Sultan medresesinde, İstanbul'da ise Ayasofya, Sahn-ı Semân ve Süleymâniye medreselerinde dersler verdi. Müderrisliğinin yanı sıra İstanbul, Mısır ve Şam kadılıklarında bulundu ve Anadolu kazaskerliği görevine kadar yükseldi. İlmî birikiminin yanında şairliğiyle de tanındı. Kendisinden geriye çeşitli ilmî eserler kaldığı belirtilir; bunlar arasında Hâşiye alâ Tefsîr-i Beydâvî, Hâşiye alâ Şerh-i Tecrîd, Terceme-i Fedâil-i Şam ve Risâle fî Biyâni Ahvâl-i Eyyâm sayılabilir. Oğlu, şâir Muhammed Nâdirî olup Ganîzâde adıyla bilinmektedir ve Osmanlı edebiyat tarihinde tanınan bir şahsiyettir. Vefatının ardından Abdülganî Efendi, Bursa'daki Zeynîler kabristanlığına defnedildi.

BursaVefât 1586İncele
Evliyâ

Abdurrahmân bin Yûsuf Rûmî

Osmanlı evliyâsı

Abdurrahmân bin Yûsuf Rûmî, hicrî 874 (miladî 1469) yılında dünyaya gelen, hicrî 954 (miladî 1547) yılında ise Bursa'da vefat eden bir Osmanlı âlimi ve velîsidir. İlim yolundaki yetişme döneminde Mevlânâ Kutbeddîn, Mevlânâ Ali Fenârî ve Mevlânâ Ali Yekânî gibi devrin âlimlerinin hizmetinde bulunarak ilim tahsil etti. Tahsilini tamamladıktan sonra önce Bolu'da müderrislik yaptı, ardından Bursa'daki Çermik medresesinde ders verdi ve burada uzun süre ilim öğretmekle meşgul oldu. Hayatının ilerleyen döneminde ilim ve irşad faaliyetlerinin yanı sıra ibadet ve zikre yönelerek tasavvuf yoluna ağırlık verdiği aktarılır. Kaynaklarda nakledildiğine göre, bir hastalığı sırasında duvarın yarıldığını ve bir zatın gece gündüz hizmetine geldiğini, sonradan bir köyde Kara Hoca adıyla bilinen bu zatla karşılaştığını ve onunla beraber yüksek bir yerden Kâbe'yi temaşa ettiklerini anlatmıştır. Bu tür haller, kendisine bağlı kaynaklarda onun manevî mertebesine işaret eden menkıbeler arasında nakledilmektedir. Vefatından sonra Bursa'da, bağlı bulunduğu Zeyniyye yolunun merkezi olan Zeyniye zâviyesinin bahçesine defnedildi. Kendi döneminde hem ilmî birikimi hem de zühd ve takvâsıyla tanınan bir şahsiyet olarak anılır.

BursaVefât 954 h.İncele
Evliyâ

Emîr Sultan

Seyyid, Emîr Buhârî, Şemsüddîn Muhammed

Asıl adı Muhammed Şemsüddîn olan Emîr Sultan, kaynaklarda bildirildiğine göre 1368 (H.770) yılında Buhârâ'da dünyaya geldi. Babası, çömlekçilikle uğraşan ve Nakşibendî yolundan bir velî olarak anılan Emîr Külâl'dir. Annesini küçük yaşta kaybetti; eğitiminde babasının Peygamber sevgisi, doğruluk ve Kur'ân-ı kerîm öğrenimine verdiği önem belirleyici oldu. Tasavvuf büyüklerinin sohbetlerinde yetişti, hac ibâdetini yerine getirdi ve bir süre Medîne'de kalmayı düşündü. Kaynaklarda nakledildiğine göre, gördüğü bir işâret üzerine Anadolu'ya (Diyâr-ı Rûm) yöneldi ve sonunda Bursa'ya yerleşti. Yıldırım Bâyezîd'in kızı Hundî Fâtıma Sultan ile evlenince 'Emîr Sultan' unvanıyla anıldı; doğduğu yere ve seyyid soyuna nispetle Buhârî ve Emîr Buhârî de denildi. Bursa'da pek çok talebe yetiştirdi; rivâyete göre Hacı Bayrâm-ı Velî ve Molla Fenârî gibi isimler onun sohbetinde bulundu. Talebelerini dünya hırsından sakındırır, nefisle mücâdeleyi ve riyâdan kaçınmayı öğütlerdi. Kaynaklarda ona dâir birçok kerâmet nakledilir; bunlar arasında duâsıyla kuruyan bahçelerin canlanması, hastalara şifâ olan yazılı duâları ve Ulu Câmi'nin yapımı sırasındaki manevî yardımları sayılır. 1430 (H.833) yılında Bursa'da vebâ hastalığından vefât etti; vasiyeti üzerine cenâze namazını Hacı Bayrâm-ı Velî kıldırdı. Bursa'nın doğu tarafında yüksekçe bir yere defnedildi ve bu semt onun adıyla anılır oldu.

BursaVefât 833 h.İncele
Evliyâ

Hacı Bektâş-ı Velî

Kuddise sirruh

XIII. yüzyıl Anadolu'sunun Türkmen şeyhi; Bektaşîliğin ve Alevîliğin pîri kabul edilir. Asıl adı Bektaş olup muhtemelen ölümünden sonra Hacı Bektâş-ı Velî diye şöhret bulmuştur. Kaynak, onun hakkında bilinenlerin iki ayrı düzlemde durduğunu vurgular. Devrinin kaynaklarında hemen hiçbir iz bırakmadığına bakılırsa yaşadığı dönemde yaygın bir şöhrete sahip olmadığı söylenebilir; öte yandan Yeniçeri Ocağı'nın ve Bektaşîliğin pîri kabul edilmesi ve Alevî-Bektaşî kesiminde bir iman esası olan güçlü konumu, kaynağın ifadesiyle onu "çözümlenmesi gereken tarihî bir problem" hâline getirmektedir. Menkıbevî Hacı Bektaş, Rum abdallarının pîri ve Diyâr-ı Rûm'un büyük evliyasındandır. Onu ancak kendi zamanından epeyce sonra yazılmış ikincil kaynaklardan incelemek mümkündür: ① Elvan Çelebi'nin Menâkıbü'l-kudsiyye 'si (XIV. yüzyıl; en eskisi) ② Ahmed Eflâkî'nin Menâkıbü'l-ârifîn 'i (vefatından yaklaşık yüz yıl sonra; kısa bir pasaj) ③ Menâkıb-ı Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî — daha çok Vilâyetnâme diye tanınır (XV. yüzyılın son çeyreği); Bektaşîlik ve Alevîlik'te bugün de mevcut inançların çoğunun kaynağını oluşturduğu için bu çevrelerde yarı kutsal niteliği olan bir kitaptır ④ Lâmiî Çelebi'nin Nefehât Tercümesi ⑤ Âşıkpaşazâde'nin Tevârîh-i Âl-i Osmân 'ı — müellifin büyük dedesinin halifesi olan Hacı Bektaş'a dair aile içinden gelen şifahî bilgiler ⑥ Taşköprizâde'nin eş-Şekāiku'n-nu'mâniyye 'si (XVI. yüzyıl). Kaynağa göre "Horasan erenleri" diye bilinen Kalenderiyye akımına, dolayısıyla Horasan Melâmetiyye mektebine mensup sûfîlerden biridir; XIII. yüzyılda Cengiz istilâsı sebebiyle Anadolu'ya vuku bulan derviş göçleri arasında Yesevî veya daha kuvvetli bir ihtimalle Haydarî dervişlerinden biri olarak gelmiş olmalıdır. Osmanlı tahrir defterlerine dayalı bir araştırma, ona bağlı geniş bir Bektaşlı oymağının mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Âşıkpaşazâde'nin kaydından Hacı Bektaş ve kardeşi Menteş'in Baba İlyâs-ı Horasânî 'ye intisap ettikleri, Elvan Çelebi ve Eflâkî'nin ifadelerinden de halifelik makamına kadar yükseldiği anlaşılmaktadır. Kardeşi Menteş 1239'da başlayan Babaî İsyanı'na iştirak etmiş ve Sivas'ta Selçuklu kuvvetleriyle yapılan muharebede öldürülmüştür; Hacı Bektâş-ı Velî'nin ise bu isyana katılmadığı hem Elvan Çelebi'den hem de Âşıkpaşazâde'den öğrenilmektedir. Âşıkpaşazâde'ye göre daha sonra Karayol'da (o zaman Sulucakarahöyük, bugün Hacıbektaş ) ortaya çıkmıştır; bu ortaya çıkışın Anadolu'nun Moğol hâkimiyeti altına girmesinden, yani yaklaşık 1250'lerden sonra olduğu tahmin edilebilir. Vilâyetnâme 'ye göre burada şeyhi Baba İlyas'ınkine benzer bir hayat tarzı sürmüş, zaman zaman bugün bir ziyaret yeri olan yakındaki bir mağarada inzivaya çekilmiş, zaman zaman da köyün hayvanlarını otlatmak gibi oymağının günlük işleriyle uğraşmıştır. Bir yandan kendi cemaati içinde mürşidlik görevini sürdürürken bir yandan da bugünkü Ürgüp yöresindeki hıristiyanlarla sıkı ilişkiler geliştirmiş, halifelerini Anadolu'nun dört bir köşesine yollamıştır. Kaynak, onun yönteminin "Anadolu'nun müslüman ve gayri müslim toplumları arasında önemli bir yakınlaşma ortamının doğmasına yol açtığını" belirtir; nitekim bölge hıristiyanlarının da ona büyük bir yakınlık duyduğu ve kendisini Aziz Charalambos adıyla takdis ettikleri bilinmektedir. 691 (1292) tarihli bir vakfiye kaydında kendisinden "merhum" diye bahsedildiğine göre bu tarihten önce, muhtemelen 669'da (1271) vefat etmiştir. Tesir Halkası — Kaynak, yaşadığı dönemde pek tanınmayan bu şeyhi bütün Orta ve Batı Anadolu'da tanıtan kişinin, Antalya-Elmalı yakınındaki Tekkeköy'de medfun Abdal Mûsâ olduğunu kaydeder. XIV. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra Hacı Bektâş-ı Velî Tekkesi'nin şeyhi olan Abdal Mûsâ, üretilen menkıbeler aracılığıyla bu kültün yayılmasında büyük rol oynamıştır. Not: Bu kayıtta "Öğütleri ve Dersleri" bölümü açılmamıştır. Ona izâfe edilen eserlerin — başta Makālât olmak üzere — onun kaleminden çıktığı, kaynağın açık ifadesiyle tarihen ispat edilmemiştir ; aidiyeti ispatlanmamış bir eserden öğüt nakletmek, öğüdü o zata atfetmek olurdu.

NevşehirVefât 1271İncele