Giriş

Manevî Coğrafyanın Dijital Atlası

Allah Dostları

1113 kayıt · Sayfa 46/47

Cemâziyelevvel ayında anılanlar

Bu hicrî ay vefat yıldönümü olan zevat (kaynaklı).

Evliyâ

Molla Yegân

Hanefî fıkıh âlimi ve velî

Tam adı Muhammed bin Muhammed bin Yegân bin Armağan bin Halîl olan Molla Yegân, aslen Aydınlıdır; doğum yılı bilinmemektedir. Çocukluğu Aydın'da geçti ve temel eğitimini burada aldı. Daha sonra Bursa'ya giderek Molla Fenârî'den ilim öğrenip icâzet aldı. Bursa'da çeşitli medreselerde, uzun yıllar da kendi adıyla anılan Molla Yegân Medresesi'nde müderrislik yaptı; başmüderrislik ve Bursa kadılığı görevlerinde bulundu. Kaynaklarda nakledildiğine göre Osmanlı Devleti'nin üçüncü şeyhülislâmı olduğu da söylenmiştir. Sultan İkinci Murad Han tarafından çok sevilen ve değer verilen bir ilim adamıydı. Keskin zekâlı, yumuşak huylu ve oldukça cömert bir zat olarak anlatılır; fakir zengin ayırmadan herkesi sofrasına davet ederdi. Hac dönüşünde tanıştığı Molla Gürânî'yi Bursa'ya davet etmiş ve sultanın huzuruna takdim etmiştir; Molla Gürânî daha sonra Fâtih Sultan Mehmed'in hocası olmuştur. Çeşitli meşhur kitaplara hâşiyeler yazmış olup "Risâletün fil-Hulle" adlı bir eseri vardır. Oğulları Yegânzâde Mehmed Paşa ve Yegânzâde Molla Sinâneddîn Yûsuf Bâlî'nin yanı sıra; İstanbul'un ilk kadısı Hızır Bey, Karamanlı Küçük Yâkup, İbn-ül-Hatîb Molla Taceddîn İbrâhim ve Şeyhülislâm Efdalzâde Hamîdüddîn gibi âlimleri yetiştirmiştir. Devrinin ileri gelen ilim adamlarından biri olarak tanınan Molla Yegân, 1453'te (H.857) vefat etti ve Bursa'da Yıldırım İmâreti yanındaki mektebe defnedildi; bugün mezarından bir eser kalmamıştır.

BursaVefât 857 h.İncele
Evliyâ

Molla Hüsrev

Hanefî fıkıh âlimi, üçüncü Osmanlı şeyhülislâmı, velî

Asıl adı Muhammed bin Feramuz olan Molla Hüsrev, Sivas ile Tokat arasındaki Kargın köyünde dünyaya geldi; doğum yılı bilinmemektedir. Eniştesi Hüsrev Bey'in yanında büyüdüğü için "Hüsrev kayını" diye anılmış, zamanla "Molla Hüsrev" adıyla tanınmıştır. Burhâneddîn Haydar Hirevî ve devrinin diğer âlimlerinden ilim tahsil ettikten sonra Edirne'de Şâh Melik ve Çelebî medreselerinde müderrislik yaptı. 1429'da (H.832) kadıaskerliğe getirildi ve Fâtih Sultan Mehmed döneminde de bu görevini sürdürdü. Sultan İkinci Murad'ın tahtla ilgili gelişmeleri sırasında Şehzâde Mehmed'e refakat etmek üzere Manisa'ya gitmeyi tercih etti; Fâtih yeniden tahta geçince İstanbul'a dönerek Galata ve Üsküdar kadılıklarıyla Ayasofya müderrisliğine tayin edildi. 1460'ta (H.865) şeyhülislâmlığa getirildi ve bu görevi yirmi yıl yürüttü. Orta boylu, gür sakallı, heybetli ve tevazu sahibi bir zat olarak tarif edilir; yalnızlığı sever, odasını kendisi süpürür, kandilini kendisi yakardı. Fâtih onu "zamanımızın Ebû Hanîfe'si" diyerek takdir etmiştir. Birçok talebe yetiştiren değerli bir fıkıh âlimi ve aynı zamanda şair olan Molla Hüsrev, her gün iki yaprak yazmayı âdet edinmiş, geriye kendi el yazısıyla pek çok nefis eser bırakmıştır. En önemli eseri, Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulan Dürer-ül-Hükkâm'dır. 1480'de (H.885) İstanbul'da vefat etti; cenaze namazı Fâtih Camii'nde kılındıktan sonra Bursa'ya götürülerek Emir Sultan'ın kabrinin doğusunda kendi yaptırdığı medresenin bahçesine defnedildi.

BursaVefât 885 h.İncele
Evliyâ

Molla Hayâlî

Şemseddîn; Hanefî mezhebi âlimi ve velî

Asıl adı Ahmed bin Mûsâ er-Rûmî olan, Şemseddîn lakabı ve Molla Hayâlî mahlasıyla tanınan âlim, hicrî 852 (mîlâdî 1448) yılında İznik'te doğdu ve hicrî 886 (mîlâdî 1481) yılında otuz üç yaşında vefât etti. Fâtih Sultan Mehmed devrinde yetişen bir Hanefî mezhebi âlimi ve velîsidir. İlk eğitimini kâdı olan babasından aldı; Bursa Sultâniyyesi'nde müderris Hızır Bey'e talebe olup onun yardımcılığını yaptı ve Hızır Bey'in kızıyla evlendi. Çeşitli medreselerde müderrislik yaptıktan sonra Filibe Medresesi'ne, ardından Sultan Fâtih tarafından İznik Medresesi'ne tâyin edildi; bu tâyinde, Şerh-i Akâid'e yazdığı hâşiyeyle ün kazanmış olması etkili oldu. Çok ders okuyan, az yiyen, günde bir kez yemek yiyecek kadar zühd sâhibi, zayıf yapılı bir kimseydi. Aklî ilimlerdeki kavrayışıyla akranları arasında temâyüz etti; nakledildiğine göre devrin meşhur âlimi Hocazâde, onunla ilmî münâzaraya girmekten çekinmiştir. Tasavvufta Zeyniyye koluna bağlı olup hocası Şeyh Abdürrahîm Merzifonî vâsıtasıyla bu yolda ilerledi; Edirne'deki Yeni Câmi'de zikir vazîfesi verilmişti. Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dilde şiir söylerdi. En meşhur eseri Şerh-i Akâid Hâşiyesi olup yüksek âlimler arasında dahi makbûl sayılmıştır. Kabri Bursa'da, Zeynîler kabristanı yakınındadır; bugünkü mâmur hâlini Sultan İkinci Abdülhamîd Han'ın yakınlarından Hacı Ali Efendi yaptırmıştır.

BursaVefât 886 h.İncele
Evliyâ

Molla Fenârî

Şemsüddîn; Osmanlı Devleti'nin ilk şeyhülislâmı

Asıl adı Muhammed, babası Hamza olan ve Rûmî ile Fenârî nisbeleriyle anılan Molla Fenârî, Şemsüddîn lakabıyla tanınır. Hicrî 751 (mîlâdî 1350) yılında Fener köyünde doğdu, hicrî 834 (mîlâdî 1431) Receb ayında Bursa'da vefât etti. Babasından tasavvuf yolunu öğrendi; Alâüddîn Esved, Cemâleddîn Aksarâyî ve Hamîdüddîn-i Kayserî gibi âlimlerden ders aldı. İlim için Mısır'a giderek Kemâleddîn-i Bâbertî'den fıkıh okudu. Bursa'da müderrislik yaptıktan sonra Konya'ya gitti, orada evlenip âlim olarak yetişen çocukları oldu. Bursa'da Somuncu Baba (Hâmid-i Aksarâyî) ile tanışıp ondan feyz aldı; nakledildiğine göre Ulu Câmi açılışında Somuncu Baba'nın Fâtiha tefsîrinden etkilenerek ona talebe olmak istemiştir. Tasavvufta Zeyniyye yoluna mensûp olan Molla Fenârî, geçimini ipekçilikle (kazzâzlık) sağlar, mütevâzı yaşardı. Hicrî 828 (1424) yılında Sultan İkinci Murâd tarafından ilk şeyhülislâm olarak tâyin edildi ve bu görevi altı yıl sürdürdü. Kaynaklarda, bir davada şâhidlik şartlarını taşımadığı gerekçesiyle Sultan Yıldırım Bâyezîd'in şâhitliğini reddettiği, bunun üzerine pâdişâhın câmi yaptırıp cemâate devâm etmeye başladığı nakledilir. Bursa, Kudüs ve başka yerlerde mescid, dârülhadîs ve medrese gibi pek çok hayır eseri bıraktı; vefâtında on binden fazla kitap kaldığı belirtilir. Ayn-ül-A'yân, Füsûl-ül-Bedâyi' ve Misbâh-ul-Üns başta olmak üzere çok sayıda eseri vardır.

BursaVefât 834 h.İncele
Evliyâ

Molla Ayas

Müderris ve âlim

Molla Ayas'ın doğum ve vefât tarihleri kesin olarak bilinmemekte; kaynaklarda on beşinci asrın ikinci yarısında vefât ettiğinin anlaşıldığı belirtilmektedir. İlim tahsîline Ayasoluk kâdısının oğlu Mehmed Çelebi'den ders alarak başladı ve bu sırada Hocazâde Muslihuddîn Bursavî ile birlikte okudu. Sultan İkinci Murâd tarafından, ileride Fâtih Sultan Mehmed olacak şehzâde Mehmed'e hocalık göreviyle vazîfelendirildi. Daha sonra Tâcüddîn İbrâhim Karamânî'nin talebesi olarak ilmini ilerletti. Hayâtının büyük bölümünü Bursa'da geçirdi ve burada vefât etti. Kaynaklarda, Zeynîler kabristanına defnedildiğinin tahmin edildiği ifâde edilmektedir; bu sebeple kesin defin yeri hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. İlim hayâtı boyunca pek çok talebe yetiştirdiği, hattâ öğrencilerinin geçimini kendisinin karşıladığı nakledilir. Çeşitli kitaplara hâşiyeler düşüp metinler üzerinde tashîhler yaptığı, ayrıca halka nasîhatlerde bulunarak insanları dînî bilgiye yönelttiği belirtilir. Hakkında ayrıntılı biyografik kayıt sınırlı olmakla birlikte, döneminin ilim ve irşâd faaliyetlerine katkı sağlamış bir âlim olarak anılmaktadır.

Bursaİncele
Evliyâ

Molla Arab

Âlim, vâiz ve müftî

Tam adı Muhammed bin Ömer bin Hamza olan Molla Arab, Antakya'da doğmuştur; doğum tarihi bilinmemektedir. Mâverâünnehirli olan dedesi, meşhur âlim Teftâzânî'nin talebesiydi. İlk eğitimini âilesinden alarak babasından fıkıh, amcalarından usûl-i fıkıh ve Arapça ilimlerini öğrendi. Tahsilini ilerletmek için Tebriz'e gidip Mevlânâ Mürîd'den ders aldı; ardından Halep, Kudüs ve Mekke'yi ziyâret etti. Mısır'da İmâm Süyûtî'nin derslerine katılarak hadîs ilminde icâzet aldı. Çerkez sultanı Kayıtbay'ın huzûrunda vâizlik ve müftîlik yaptı, ona "Nihâyet-ül-Fürû" adlı fıkıh eserini takdîm etti. Sultan İkinci Bâyezîd'in dâveti üzerine İstanbul'a gidip "Tehzîb-üş-Şemâil" ve "Hidâyet-ül-İbâd" eserlerini sundu; Modon'un fethine katılarak askerleri cesâretlendirdi. Halep'te üç yıl vâz ve tefsîrle meşgul oldu. Yavuz Sultan Selîm döneminde "Es-Sedâd fî Fedâil-il-Cihâd" adlı eserini yazarak Çaldıran seferine katıldı. 1526'da Kanûnî Sultan Süleymân'ın Engürüs (Macaristan) seferinde bulundu. Sonradan Bursa'ya yerleşip çeşitli eserler kaleme aldı ve geçimini ticâretle sağladı; kuvvetli hâfızasıyla, özellikle hadîs kitaplarında emsâlsiz olduğu nakledilir. Hicrî 938 (mîlâdî 1531) yılında Bursa'da vefât etti ve şehrin kıble tarafında, kendi adıyla anılan Molla Arab mahallesinde defnedildi. Başlattığı büyük câmi vefâtında henüz tamamlanmamıştı; kabri sevenlerince ziyâret edilmektedir.

BursaVefât 938 h.İncele
Evliyâ

Miskâlî Efendi

Bursa velîlerinden

Asıl adı Muhammed olan Miskâlî Efendi, Bursa velîlerinden olup hicrî 1017 (mîlâdî 1608) yılında vefât etmiştir. Kaynaklarda nakledildiğine göre gençlik yıllarında mızıka çalmakla meşgul olmuş, sonradan tasavvuf yoluna yönelerek nefsini terbiye etmeye çalışmıştır. Bu mücâhede döneminde son derece az yiyip içtiği, kimi zaman birkaç ekmek kırıntısıyla yetindiği, hattâ bazen günlerce hiçbir şey yemediği anlatılır. Nakşibendiyye yolunda Şeyh Şâmî Efendi'nin sohbetlerine devâm ederek bu yolda ilerlemiştir. Mudanya halkının durumunun düzelmesinde önemli bir rol üstlendiği, bölge ahâlîsinin ibâdet ve tâate yönelmesine vesîle olduğu nakledilir. Dünyâ malına ve rahatına değer vermez, zengin kimselerden gelen yardım tekliflerini kabul etmeyip geri çevirirdi. Kaynaklarda kendisine isnâd edilen bir kerâmet de aktarılır: Mustafa Efendi adlı bir kişi, rüyâsında Miskâlî Efendi'nin kendisini uyandırarak "Kalk buradan ey gâfil!" dediğini, uyandığında ise tam başının bulunduğu yere tavandan bir taş parçasının düştüğünü anlatmıştır. Bu menkıbe, onun manevî hâline işâret eden bir rivâyet olarak kaynaklarda yer almaktadır.

BursaVefât 1017 h.İncele
Evliyâ

Lütfullah Efendi

Velî; Emir Sultan'ın üçüncü halifesi

Lütfullah Efendi (El-Evvel), Karaman'da doğdu; doğum tarihi bilinmemektedir. Fakîh Abdullah Efendi'nin oğlu olup Emir Sultan hazretlerinin üçüncü halifesidir. İlim tahsili için Gelibolu'ya gitti; orada Şeyh Bedreddîn Efendi'nin öğrencisi oldu ve tasavvuf yolunda ilerleyerek hocasından hilâfet aldı. Otuz bir yıl boyunca insanlara İslâm'ın emir ve yasaklarını anlattı, çok sayıda talebe yetiştirdi. İki kızı ile Abdurrahmân ve Abdülganî adlı iki oğlu vardı; kızlarından birini Dâvûd Efendi ile evlendirmiştir. Vefatından sonra yerine yine Dâvûd Efendi geçmiştir. Kaynaklarda kendisine dair çeşitli menkıbeler nakledilir: bir dânişmend öğrencisinin yanında namaz kılarken ruhani bir seyahat gerçekleştirdiği, dönüşünde 'Batı ile doğu arasını gezdim, uyanık bir kimse bulamadım' dediği aktarılır. Yine sözlerinin tesir etmediğini gören Lütfullah Efendi'nin 'Benim sözlerim size tesir etmedi, fakat şu taşa tesir etti' demesinin ardından kürsü önündeki büyük taşın parça parça olduğu; vilâyet ve kerâmeti inkâr eden bir öğrenci karşısında gazaba gelince mübarek başının dergâhın tavanına kadar yükseldiği nakledilir. Câminin müezzini de kırk yıl boyunca onu her zaman ibadet hâlinde bulduğunu anlatmıştır. 1488 (H.894) yılında, Muharrem ayının sonunda bir Cuma günü akşam namazından önce vefat etti. Emir Sultan Câmii bahçesinde defnedilmiştir.

BursaVefât 894 h.İncele
Evliyâ

Lâmiî Çelebi

Âlim, velî, şair; 'Câmî-i Rûm'

Asıl ismi Mahmûd olan, 'Lâmiî Çelebi' adıyla meşhur olan zat, 1472 (H.877) yılında Bursa'da doğdu. Âlim, velî ve şair olarak tanınır; ilim ve edebiyattaki yetkinliği dolayısıyla 'Câmî-i Rûm' diye anılmıştır. Babası, Sultan İkinci Bâyezîd'in hazine defterdârı Osman Çelebi, annesi Dilşâd Hâtun'dur. Dedesi, Yeşil Câmi ve Yeşil Türbe'nin iç nakışlarını yapan meşhur sanatkâr Nakkâş Ali Paşa'dır. Molla Ehâveyn ile Molla Muhammed bin Hasanzâde'den tefsir, hadis ve fıkıh öğrendi; tasavvufta İstanbul'da Seyyid Emîr Ahmed Çelebi'ye intisap etti. Mevlânâ Câmî'nin 'Nefehât-ül-Üns' ve 'Şevâhid-ün-Nübüvve' adlı eserlerini Türkçeye çevirdi; Fettâh Nişâbûrî'nin 'Hüsn-i Dil'ini tercüme ederek Yavuz Sultan Selîm'e takdim etti. Diğer eserleri arasında Şeref-ül-İnsan, Resâil, Risâle-i Tasavvuf, Münâzarât-i Behâr ü Şitâ, Şerh-i Dibâce-i Gülistan, Münşeât-i Mekâtip, İbretnâme, Mevlid-ir-Resûl, Maktel-i İmâm Hüseyin, Şem'u Pervâne, Gûy ü Çevgân, Ferhatnâme, Lügât-ı Manzûme ve Dîvân-ı Eş'ar bulunur. 1512'de dört bin akçelik bir vakıf kurdu. Kaynaklarda nakledildiğine göre Şeyh Rüstem Halîfe, gözü ağrırken yolda karşılaştığı bir kimsenin (kendisine göre Hızır'ın) tavsiyesiyle müekked sünnetlerin son rekâtlerinde Mu'avvizeteyn okuyup şifa bulmuş; Lâmiî Çelebi de aynı şekilde davranarak gözünü iyileştirmiştir. 1531 (H.938) yılında Bursa'da vefat etti. Dedesi Nakkâş Ali'nin yaptırdığı mescidin avlusuna defnedildi; bugün yalnızca baş taşı kalan mezarında girift sülüsle 'El-merhûm Şeyh Lâmiî bin Osman' yazısı bulunmaktadır.

BursaVefât 938 h.İncele
Evliyâ

Kutbüddîn İznîkî

Velî, âlim

Osmanlı âlimi ve mutasavvıfı; Türkçe yazdığı ilmihal ve tasavvuf kitaplarıyla tanınır. Oğlu Mehmed İznîkî'nin kaydından, Niğde'de doğduğu ve sonra İznik'e göç ettiği anlaşılmaktadır. Niksârî Hasan Paşa gibi önemli hocalardan ders aldı. Babasının adı Mehmed'dir. Çeşitli hocalardan ders aldı; bunlar arasında Osmanlı veziri Niksârî Hasan Paşa da vardır. Şerh-i Metâli' tahsilini 1393 yılında tamamladı. İznik'te bir zâviye tutarak tasavvufî faaliyetini burada sürdürdü. Timur'un Anadolu seferi sırasında onunla görüştü ve nakledildiğine göre onu kan dökmekten vazgeçirdi; İsâ Çelebi ile Timur arasında diplomatik görevler de üstlendi. 8 Zilkade 821'de (7 Aralık 1418) İznik'te vefat etti. Eserleri — 1. Tefsîrü'l-Kur'ân. Arapçadır; tam nüshası bilinmemektedir. 2. Mukaddime. Türkçe bir ilmihaldir. 3. Râhatü'l-kulûb. Kelâm, fıkıh ve tasavvufun birlikte işlendiği Türkçe bir eserdir. 4. Telfîkāt. Hadisler arasındaki çelişkileri gidermek amacıyla yazılmıştır. 5. Risâle fî hakkı devrâni's-sûfiyye. Türbesi ve Külliyesi — Kabri üzerinde üstü kubbeli dört köşe bir türbe bulunmaktadır; bitişiğindeki Şeyh Kutbüddin Camii XV. yüzyıl yapısıdır; her ikisinin de bânisi kesin olarak bilinmemektedir. Kaynağa göre kendi zâviyesine defnedilmiştir.

BursaVefât 818 h.İncele
Evliyâ

İsmâil Hakkı Bursevî

Müfessir, mutasavvıf, Celvetî şeyhi

İsmâil Hakkı Bursevî, 1652 (H.1063) yılında bir pazartesi günü Aydos'ta doğdu. İstanbullu olan babası Mustafa Efendi, 1650'de çıkan bir yangının ardından Aydos kasabasına yerleşmişti. Henüz üç yaşındayken Seyyid Atpazarlı Osman Fadlî Efendiye teslim edildi; yedi yaşında annesini kaybetti. On yaşında Edirne'ye giderek Abdülbâkî Efendi'nin terbiyesi altına girdi ve yedi yıl boyunca sarf, nahiv, mantık, beyân, fıkıh, kelâm, tefsir ve hadis dersleri aldı. 1674'te hocası Osman Fadlî Efendi'den icazetini aldı. Bursa'ya halîfe olarak tayin edildi; Üsküp'te on yıl vaaz ve nasihatte bulundu. 1685'te Bursa'ya, ardından Magosa'ya gitti. 1695'te Sultan İkinci Mustafa'nın daveti üzerine Edirne'ye giderek Nemçe seferinde orduya katıldı. Hocasının vefatından yirmi sekiz yıl sonra üç yıl kalmak üzere Şam'a, sonra üç yıl Üsküdar'a geçti. 1722'de Bursa'ya dönerek Câmi-i Muhammedî dergâhını yaptırdı. İslâmî ilimlerin yanı sıra tasavvuf sahasında şöhret buldu; yüzü aşkın, kimi kaynaklara göre yüz altı kadar eser kaleme aldı; bunların altmışı Türkçedir. Başlıca eserleri arasında dört ciltlik Tefsir-i Rûh-ul-Beyân, iki ciltlik Şerh-i Muhammediyye, iki ciltlik Şerh-i Mesnevî, Şerh-i Pendi Attar, Şerh-i Bostan, Kitâb-ül-Kebîr, Silsile-i Nâme-i Celvetî ve Dîvân yer alır. Sayfada günah işleyenlerin kendilerini aldatmaları konusunda öğütleri de aktarılmaktadır. Yetmiş altı yaşında, 1725 (H.1137) yılında vefat etti. Kabri, kendi yaptırdığı Câmi-i Muhammedî'nin mihrabının arkasında bulunmaktadır.

BursaVefât 1137 h.İncele
Evliyâ

Hocazâde

Fâtih devri Osmanlı âlimi

Asıl adı Mustafa bin Yûsuf bin Sâlih olan Hocazâde, Bursa'da doğdu; doğum tarihi bilinmemektedir. Fâtih Sultan Mehmed devrinin önde gelen Osmanlı âlimlerinden sayılır. Büyük servet sahibi bir tüccar olan babası, oğlunun ilim yolunu seçmesine karşı çıkmış ve ona günlük yalnızca bir akçe vermiştir. Bu yüzden genç Hocazâde, kitap alacak parası olmadığından en ucuz kâğıtları satın alıp derslerini kendisi yazarak çalışmıştır. Kâdı Ayasuluğ'dan usûl, meânî ve beyân okudu; Hızır Bey bin Celâl'in yanında aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Hızır Bey onu muidliğe getirdi, ardından Kestel kâdılığına tayin edildi. Bursa'daki Esediyye Medresesinde altı yıl ders verdi ve bu dönemde Şerh-i Mevâkıf'ı baştan sona inceleyip ezberledi. Sultan Mehmed'in âlimlere gösterdiği muhabbeti duyunca yola çıktı; bir talebesinden borç aldığı sekiz yüz akçe ile yol masraflarını karşıladı. Pâdişâhın otağında Molla Seyyid Ali ve Molla Zeyrek ile yaptığı sohbetlerde ilmî üstünlüğünü gösterip itibar kazandı. Edirne kazaskerliği, İstanbul ve İznik müftîliği ile müderrislik görevlerinde bulundu; Bursa Sultaniye ve İstanbul Sahn-ı Semân medreselerinde ders verdi. Kazasker olan oğlunu ziyarete Edirne'ye gelen babasıyla, verdiği büyük ziyafetin ardından barıştı. Ömrünün sonlarına doğru iki ayağı ve sağ eli felç oldu; sol eliyle yazabiliyor, bu hâlde İkinci Bâyezîd'in emriyle Şerh-i Mevâkıf'a hâşiye yazıyordu. Makam sahibi olmaktan çok müderrislikle iftihar ederdi. Kaynaklarda nakledildiğine göre Ali Kuşçu, Fâtih'in 'Hocazâde'yi nasıl buldunuz?' sorusuna 'Rum'da ve Acem'de emsâli yok' diye cevap vermiş, pâdişâh da 'Arap'ta dahi eşi yoktur' demiştir.

BursaVefât 893 h.İncele
Evliyâ

Hasan Can

Velî; Yavuz Sultan Selîm Han'ın nedîmi ve sohbet arkadaşı

Hasan Can, kaynaklarda Yavuz Sultan Selîm Han'ın yakın sohbet arkadaşı ve nedîmi olarak anılan bir velîdir. Babası, güzel ve dâvûdî sesiyle tanınan, Akkoyunlu hükümdarlarının meclislerinde bulunduktan sonra Sultan Selîm tarafından İstanbul'a getirilen hâfız Mehmed Efendi'dir. Hasan Can da bu yakınlık sâyesinde sarayda yetişmiş ve pâdişâhın en yakın dostlarından biri olmuştur. Saltanatın önemli hâdiselerine şâhit olmuş; Şah İsmâil'e karşı yapılan Çaldıran Savaşı (1514), Mısır'ın fethi ve pâdişâhın son hastalığı gibi olaylarda yanında bulunmuştur. Sarayın husûsî hizmetlerinde yer almış, seferlere ve idârî işlere katılmış, pâdişâhın sırlarının emîni olmuştur. Yavuz Sultan Selîm'in vefâtına tanık olmuş ve son ânlarında Kur'ân-ı kerîm okuma vazîfesini yerine getirmiştir. Daha sonra Kânûnî Sultan Süleymân döneminde Enderûn'da çeşitli ilimler okutmuştur. Kaynaklarda manevî firâseti ve güvenilirliğiyle ilgili pek çok hâdise nakledilir. 1567 (H.974) yılında Bursa'da vefât etmiştir. Tâcü't-Tevârih müellifi Şeyhülislâm Hoca Sâdeddîn Efendi'nin babasıdır.

BursaVefât 974 h.İncele
Evliyâ

Geyikli Baba

Osmanlı velîlerinden; Geyikli Baba

Geyikli Baba, kaynaklarda Orhan Gâzî döneminin Osmanlı velîlerinden biri olarak anılır. Bağdat'ta Şeyh Ebü'l-Vefâ'dan feyz aldığı, dînî ilimleri Baba İlyas Horasânî'den öğrendiği nakledilir. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde yetiştikten sonra Anadolu'ya gelerek İslâmiyet'in yayılması için Osmanlı gâzîleriyle birlikte hareket etmiştir. Rivâyete göre Bursa'nın fethi sırasında bir geyiğe binip altmış okkalık kılıcıyla ön saflarda çarpıştığı için 'Geyikli' adıyla anılmıştır. Daha sonra Keşiş (Ulu) Dağı'na çekilmiş, burada bir tekke kurmuş ve şehre inmeden kendisini ziyârete gelenlere irşadda bulunmuştur. Kaynaklarda nakledildiğine göre, Orhan Gâzî onu imârete dâvet ettiğinde önce 'dervişler gönül ehlidir' diyerek nâzlanmış, sonra saraya gelerek tekkesinden getirdiği bir dalı dikmiş ve İbrâhîm sûresinin 24. âyetini okuyarak hânedânın büyüyüp İslâm'a hizmet edeceğini müjdelemiştir. Kendisine İnegöl ve çevresindeki topraklar teklif edilince, alçakgönüllülüğünü korumak için yalnızca küçük bir odunluk yerini kabul etmiştir. Pek çok talebe yetiştirmiş; vefâtının ardından kabrinin üzerine Orhan Gâzî tarafından bir türbe yaptırılmış, sonradan câmi ve tekke eklenmiştir. Yakınında 'Baba Sultan' adıyla bir köy kurulmuştur. Külliye 1950 (H.1369) sonrasında onarılmıştır.

Bursaİncele
Evliyâ

Eşrefoğlu Rûmî

Büyük velîlerden, şâir; Eşrefzâde-i Rûmî, Abdullah-ı Rûmî

Asıl adı Abdullah olan Eşrefoğlu Rûmî, kaynaklarda büyük velîlerden ve şâirlerden biri olarak anılır. Babası Mısır'dan göç edip İznik'e yerleşen Eşref'tir; kendisi de İznik'te dünyaya gelmiştir. İlk dînî ilimleri İznik medreselerinde okuduktan sonra Bursa'da Çelebi Mehmed'in yaptırdığı medresede tahsîlini sürdürmüş; tefsîr, hadîs ve fıkıhta derinleşmiştir. Bursa'da Abdal Mehmed ile tanışmasının ardından tasavvufa yönelmiş, bir süre Emîr Sultan'ın sohbetinde bulunmuş, sonra Ankara'da Hacı Bayrâm-ı Velî'ye talebe olarak on bir yıl hizmet etmiş ve hocasının kızı Hayrünnisâ ile evlenmiştir. Daha sonra Hama'ya giderek Abdülkâdir Geylânî soyundan Şeyh Hüseyin Hamevî'nin yanında kırk gün halvete girmiş, icâzet alıp Kâdirî yolunda halîfe olmuştur. İznik'e dönerek bir süre uzlette yaşamış, tanındıktan sonra dağlara çekilmiştir; ilk talebesi Pınarbaşı'nda bir dergâh kurmuştur. Bursa, İstanbul ve çevre vilâyetlerden talebeler etrafında toplanmış, Sadrâzam Mahmûd Paşa da kendisine bağlanmıştır. Abdürrahîm-i Tırsî'yi halîfe tâyin etmiş ve kızı Züleyhâ ile evlendirmiştir. Müzekkin-Nüfûs, Tarîkatnâme ve Dîvân gibi pek çok eser bırakmıştır; Dîvân'ındaki 'Tövbeye Gel' şiiri meşhurdur. Kaynaklarda ona nispet edilen çeşitli kerâmetler nakledilir. 1484 (H.889) yılında İznik'te vefât etmiş, türbesi İznik'tedir.

BursaVefât 889 h.İncele
Evliyâ

Eskici Mehmed Dede

Velî, Anadolu velîlerinden

Eskici Mehmed Dede, kaynaklarda Anadolu velîlerinden biri olarak anılan ve on altıncı yüzyılın sonları ile on yedinci yüzyılın başlarında yaşamış bir zâttır. Aslen Amasyalıdır; ilk tahsilini orada gördükten sonra Bursa'ya gelmiştir. Pamuklu bez ticâretiyle uğraştığı için 'Eskici' lakabıyla tanınmıştır. Bursa'da Abdülmü'min Efendi'nin sohbetlerine devâm etmiş, ona talebe olmuş ve tasavvuf yolunda ilerlemiştir; daha sonra Abdülmü'min Efendi'nin torunuyla evlenmiştir. Başlangıçta ibâdet ve uzlet için ticâreti bir kenara bıraksa da, ailesinin geçimini sağlamak üzere 'çalışan Allah'ın sevgili kuludur' anlayışıyla yeniden ticârete dönmüştür. Bursa'nın tanınmış bez tüccarları arasında yer almasına rağmen dünya malına bağlanmamış, kazancını fakirlere dağıtmıştır. Kaynaklarda nakledildiğine göre, fakir bir kimsenin hacca gitme arzusuna manevî yardımı dokunmuş ve bu hâdise, Bursa kâdısı Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin makâmını bırakıp Muhammed Üftâde'ye talebe olmasında etkili olmuştur. Yine nakledildiğine göre, tüccar Akkaşzâde Seyyid Abdurrahmân Efendi'nin kurtlanan pirinci, Mehmed Dede'nin 'bize pilav gönder' sözünden sonra düzelmiştir. Vefât tarihi, 'Gitdi Eskici Dede köhne cihândan virdi cân' mısraıyla düşürülen ebced târihine göre 1028 (1619) yılıdır.

BursaVefât 1028 h.İncele
Evliyâ

Ebdal Murâd

Bursa velîlerinden; Bursa'nın fethine katılan kırk abdaldan biri

Ebdal Murâd, Bursa velîlerinden olarak anılır. İsmi Murâd olup Horasan'da doğduğu belirtilir. Bursa'nın fethinden önce Buhârâ'dan Bursa'ya gelen ve 'hak âşığı' diye adlandırılan kırk abdaldan biri olduğu nakledilir. Doğum ve vefat tarihleri kesin olarak bilinmemekte, yalnızca Bursa'nın fethinden sonra vefat ettiği kaydedilmektedir. Orhan Gâzi'nin Bursa'yı fethi sırasında onun yanında bulunan mücâhidlerden olduğu, fetih esnasında Bursa kalesini gözetleme görevini üstlendiği ve Sultan Orhan Gâzi'ye maddî ve manevî yardımlarda bulunduğu anlatılır. Kaynaklarda nakledildiğine göre, yanında daima dört arşın uzunluğunda tahtadan bir kılıç taşır; bunu görüp 'bu nasıl kılıç' diyerek alay edenlere 'Siz onun ne kadar keskin olduğunu bilmezsiniz' derdi. Yine rivayete göre bu tahta kılıçla çarpışmalarda dikkat çekici kahramanlıklar göstermiş, hatta bir kaya parçasını ikiye ayırmıştır. Bu menkıbeler temkinli bir dille aktarılır. Harp bitip Bursa fethedildikten sonra Keşiş Dağı (Uludağ) eteklerindeki tekkesine çekildiği rivayet edilir. Kabrinin, Bursa'nın dağ yamacında Alacahırka semtinin yukarısında, hâkim bir tepe üzerinde bulunduğu belirtilir.

Bursaİncele
Evliyâ

Dede Halîfe

On altıncı asır Osmanlı âlimlerinden; tefsir ve fıkıh âlimi

Dede Halîfe, on altıncı asırda yaşamış meşhur Osmanlı âlimlerinden biridir. Gençliğinde ticaret ve deri tabaklığı (dabağcılık) ile uğraştığı, yirmi yaşına kadar ilimle meşgul olmadığı, bir ilim ehlinin sohbetinde bulunmadığı belirtilir. Amasya'da deri tabaklığı yaparken, şehre gelen bir müftünün ağırlanması için bir bahçeye götürüldüğü; orada müftünün kendisi hakkında söylediği sözleri duyması üzerine ilim öğrenmeye dair güçlü bir dönüşüm yaşadığı nakledilir. Kaynaklarda nakledildiğine göre, müftüye yaklaşıp ilim öğrenme isteğini dile getirdiği ve dua ederken yüzünü toprağa koyduğu sırada kendinden geçtiği anlatılır. Müftünün rehberliğinde ilim tahsiline başlayıp büyük gayretle ilerlediği belirtilir. Bursa'da Sultan Murâd Medresesi'nde Müderris Sinânüddîn'in yanında muîd olarak çalıştı; ardından çeşitli medreselerde uzun süre müderrislik yaptı. En son İznik'teki Süleymân Paşa Medresesi'nden emekliye ayrıldı ve kendisine müftülük görevi verildi. Tefsir ve fıkıh ilimlerinde derin bilgi sahibi olduğu; Taftazânî'nin bir eserinin şerhi üzerine bir hâşiye yazdığı, ayrıca fıkha dair bir manzumesi ile çeşitli ilimlere dair risaleleri bulunduğu kaydedilir. 1565 (H.973) yılında vefat ettiği belirtilir.

BursaVefât 973 h.İncele
Evliyâ

Dâvûd-i Kayserî

Osmanlı'nın ilk müderrisi; âlim ve velî, lakabı Şerefüddîn

Dâvûd-i Kayserî, Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde yetişen âlim ve velîlerden biridir. Asıl adı Dâvûd bin Mahmûd bin Muhammed, lakabı Şerefüddîn'dir; Dâvûd-i Kayserî adıyla meşhur olmuştur. Doğum tarihi kesin bilinmemekle birlikte kaynaklarda 1258 (H.656) veya 1261 (H.659) yılları arasında, Kayseri'de doğduğu tahmin edilir. İlk eğitimini Kayseri ve çevresinde aldıktan sonra Kâhire'ye giderek üç-dört yıl kalıp hadis, tefsir ve diğer ilimleri öğrendi. Ardından İran'ın Sava şehrine geçip Kemâlüddîn Kâşânî'nin talebeleri arasına katıldı ve tasavvuf yolunda yüksek derecelere ulaştı. Osmanlı Sultanı Orhan Gâzi'nin yaptırdığı Orhâniye Medresesi'ne ilk müderris olarak Dâvûd-i Kayserî tayin edildi; vefatına kadar burada ders verip pek çok âlim yetiştirdiği belirtilir. Kaynak metinde, âlemdeki bütün varlıkların Allahü teâlânın isim ve sıfatlarının tecellîsi ve aksi olduğu yönündeki görüşlerine yer verilir; tabiattaki her şeyin atom ve moleküllerden meydana geldiği ifade edilerek, varlığın esasını enerji ve enerji değişimiyle açıklayan bir doktrinle ilişkilendirildiği aktarılır. Vefatının 1350 (H.751) yılında olduğu belirtilir. Defin yeri konusunda kaynaklarda farklı bilgiler aktarılır: bir rivayete göre Çandarlı Halil Paşa Camii'nin karşısında, bugün Çınardibi denilen yerde defnedilmiş; bazı kaynaklar ise Kayseri'de medfun olduğunu nakletmiştir.

BursaVefât 751 h.İncele
Evliyâ

Dâvûd-i Halvetî

Mudurnu'da yetişen Halvetî velîlerinden

Dâvûd-i Halvetî, Osmanlılar döneminde Mudurnu'da yetişen velîlerden biri olarak anılır. Ali Bey adında bir zatın oğlu olup kaynaklarda 'Uzun Dâvûd' ve 'Dâvûd-i Mudurnî' adlarıyla da tanınır. Tasavvuf yolundaki terbiyesini Halvetî büyüklerinden Seyyid Yahyâ-i Şirvânî'nin önde gelen talebelerinden Şeyh Habîb'in yanında almış; onun sohbetlerine devam ederek tasavvufun yüksek marifetlerine ulaştığı belirtilir. Kendisinin meczûb bir zat olduğu nakledilir. İsfendiyâroğlu Kızıl Ahmed'in ondan 'devâir-i hamse' (beş daire) konusunda bir eser yazmasını istemesi üzerine, tasavvuftaki cezbe ve sülûk hâllerini Arapça ve Türkçe şiirlerle anlatan Gülşen-i Tevhîd adlı kitabını kaleme alıp gönderdiği kaydedilir. Kaynaklarda nakledildiğine göre ona bazı hâller nispet edilmiştir: susuz bir bozkırda meczûb bir dervişin, yani Şeyh Süleymân'ın, elindeki su dolu ibriği havaya fırlattığı ve ibriğin yere düştüğü anda boğucu sıcak havanın geçtiği anlatılır. Yine doğuştan dili tutuk olan bir kişinin, Şeyh Dâvûd'un dua edip ağzına okumasının ardından dilinin açıldığı rivayet edilir. Bu nakiller, kesin bir hüküm verilmeksizin vakur ve temkinli bir dille aktarılmaktadır. Dâvûd-i Halvetî'nin 1507 (H.913) yılında Mudurnu'da vefat ettiği belirtilir.

BursaVefât 913 h.İncele
Evliyâ

Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa

Osmanlı'nın ilk vezir ve kazaskerlerinden, Hanefî fıkıh âlimi ve velî

Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, Osmanlı Devleti'nin ilk vezir ve kâdılarından, Hanefî mezhebine mensup bir fıkıh âlimi ve velî olarak anılır. Asıl adı Halil bin Ali'dir. Bugün Eskişehir'e bağlı Sivrihisar'ın Cendere köyünde doğduğu, Çandarlı nisbesini de bu yöreden aldığı belirtilir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Küçük yaştan itibaren devrin âlimlerinden ders aldı; Osman Gâzi'nin kayınpederi Şeyh Edebâlî'nin akrabasından olduğu ve Osmanlı'nın kuruluşunda etkili ahî teşkilatı içinde yer aldığı nakledilir. Orhan Gâzi'nin İznik'te açtığı Orhâniye Medresesi'nde Dâvûd-i Kayserî, Tâcüddîn Kürdî ve Alâüddîn Esved gibi hocaların yanında yetişti. Bir gün Orhan Gâzi'nin huzurunda imamlık etmesi üzerine sultanın gözüne girdi ve hocası Alâüddîn-i Esved tarafından ona takdim edildi. Sırasıyla Bilecik, İznik ve Bursa kadılıklarında bulundu. Murâd-ı Hüdâvendigâr döneminde Osmanlı'da ilk kez ihdas edilen kazaskerlik makamına ilk olarak o getirildi. Genç devletin teşkilatlanmasında önemli rol oynadı; düzenli askerî yapının kurulmasında, yaya ve müsellem adlı piyade ile süvari birliklerinin oluşturulmasında ve Molla Rüstem'le birlikte malî teşkilatın tesisinde görev aldı. Daha sonra Hayreddin Paşa unvanıyla vezir oldu ve idarî, malî ve askerî işleri birlikte yürüttü. 1385'te ordunun başında Rumeli'ye sefere çıkarak Karaferye, Serez ve Selânik'i aldı, Tesalya ve Manastır'a girdi. Vardar Yenicesi'nde hastalanıp Serez'e nakledildi ve 1387 (H.789) yılında orada vefat etti. İlmi, takvası, tevazuu ve cömertliğiyle tanındığı; Serez, İznik ve Gelibolu'da cami ve imaretler yaptırdığı, ayrıca Kazvînî'nin Telhîs-ül-Miftâh adlı eserine şerh yazdığı kaydedilir.

BursaVefât 789 h.İncele
Evliyâ

Bahri Dede

Evliyânın meşhurlarından

Bahri Dede, evliyânın meşhurlarından sayılan bir zattır. Edirne'de doğmuş ve orada yetişmiştir. Doğum tarihi bilinmemekte olup, kaynaklarda 1566 (H.974) senesinde Bursa'da vefat ettiği kaydedilir. İlk eğitimini doğduğu şehir olan Edirne'de almış, zamanının âlimlerinden ilim öğrenmiştir. Tasavvuf yolunda İbrâhim Edhem hazretlerinin yolunu benimseyerek yetişmiş ve bu yolda olgunluğa erdiği nakledilir. İrşad vazifesine önce Kovacı Dede Dergâhında başlamış; burada insanlara doğru yolu anlatma, onları irşad etme göreviyle görevlendirilmiştir. Daha sonra Bursa'ya gelerek Murâdiye Dergâhında insanlara rehberlik etmiş, bu dergâhta hizmetini sürdürmüştür. Kaynaklarda nakledildiğine göre sohbetleri çok tesirli, duası makbul bir zat olarak anılır; çevresindekiler üzerinde derin bir manevi etki bıraktığı belirtilir. Yine kaynaklarda kendisine nisbet edilen kerâmetlerden söz edilir ve Sigetvar (Szigetvár) seferine katıldığı, bu seferde bulunduğu rivayet edilir. Hayatını ilim, irşad ve gönül terbiyesi ile geçiren Bahri Dede, hem ilmî birikimi hem de tasavvufî hâliyle çevresinde sevilen bir velî olarak tanınmıştır. Edirne'den Bursa'ya uzanan hayat çizgisi, onu Osmanlı'nın iki önemli ilim ve irfan merkezini birleştiren bir şahsiyet hâline getirir. Kabri, Bursa'daki zâviyesinde olup ziyaret mahallidir. Bu yönüyle Bursa'nın manevi coğrafyasında, dergâh geleneğiyle anılan velîlerden biri olarak hatırlanır. Hayatına dair bilgiler, Osmanlı dönemi biyografik kaynaklarında kayıt altına alınmıştır.

BursaVefât 974 h.İncele
Evliyâ

Alâeddîn Ali Fenârî

Âlim ve velî; Alâeddîn lakaplı; şiirde "Gammî" mahlasını kullanmıştır

Alâeddîn Ali Fenârî, Osmanlı Devleti'nde yetişen âlim ve velîlerin büyüklerinden olup, Şemseddîn Fenârî'nin (Molla Fenârî) torunlarındandır. Adı Ali bin Yûsuf Bâlî bin Şemseddîn Muhammed Fenârî'dir. Osmanlı Devleti'nin ilk şeyhülislâmı Molla Fenârî'nin oğlu Molla Yûsuf'un çocuğudur. Lakabı Alâeddîn olup, dedesine nisbetle "Fenârî" denmiştir. Köklü bir ilim ailesinin içinde, Bursa'da doğup büyümüştür; doğum tarihi bilinmemektedir. Aile geleneğine uygun olarak ilme yönelmiş, ilmini ilerletmek için İran'a giderek tahsilini derinleştirmiştir. Memleketine dönüşünde ilmî ve idarî görevler üstlenmiş, tedris ile meşgul olmuş ve talebe yetiştirmiştir. Bir yandan ilim ehli kimliğiyle öne çıkarken, diğer yandan tasavvufî yönelişiyle de tanınmıştır. Edebî yönü de bulunan Fenârî, şiirle ilgilenmiş ve şiirlerinde "Gammî" mahlasını kullanmıştır. Kaynaklarda nakledildiğine göre, dedesi Molla Fenârî'nin ilmî mirasını sürdüren, bu mirası temsil eden saygın bir zat olmuştur. 1497 (H.903) senesinin sonlarına doğru Bursa'da vefat ettiği rivayet edilmektedir. Dedesi Molla Fenârî'nin kabrinin yanına defnedilmiştir; böylece aile büyüklerinin medfun bulunduğu Bursa'daki türbe çevresinde toprağa verilmiş, hayatında olduğu gibi vefatından sonra da dedesinin yanında anılmıştır. Üç kuşak boyunca ilim ehli yetiştiren Fenârî ailesinin bir ferdi olarak, bu ailenin Osmanlı ilim ve irfan hayatındaki köklü yerinin temsilcilerinden biri sayılır. Hayatı ve eserleri, çok sayıda Osmanlı ve İslâm biyografik kaynağında ayrıntılı biçimde kayıt altına alınmıştır.

BursaVefât 903 h.İncele
Evliyâ

Alâeddîn Ali Esved Karahisârî

Velî, Hanefî mezhebi fıkıh âlimi; "Kara Hoca" lakabıyla bilinir

Alâeddîn Ali Esved Karahisârî, halk arasında "Kara Hoca" lakabıyla tanınan bir velî ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir. Asıl adı Ali bin Ömer'dir. İlk tahsilini Karahisar'da görmüş, ardından ilmini ilerletmek için İran'a gitmiştir. Orada, Fahreddîn er-Râzî'nin ilim geleneğinden beslenen âlimlerden ders alarak tahsilini derinleştirmiştir. Memleketine döndüğünde, dönemin Osmanlı Sultanı Orhan Gâzi tarafından İznik'te bir camiye vaiz olarak tayin edilmiştir. Daha sonra Molla Tâceddîn'in vefatı üzerine boşalan görev kendisine verilmiş ve medresede müderrisliğe yükseltilmiştir. Yetiştirdiği talebeler arasında, sonradan Osmanlı Devleti'nin ileri gelen kadıları ve devlet adamları olan kişiler bulunur; bunların arasında meşhur Şeyhülislâm Şemseddîn Fenârî ile vezir Çandarlı Kara Halîl de sayılır. Bu yönüyle Osmanlı'nın erken döneminde devletin idarî ve ilmî kadrolarını besleyen önemli bir hoca olmuştur. Kaynaklarda nakledilen bir hadiseye göre, Orhan Gâzi kendisine kadı-müşavir olarak hizmet edebilecek ehil bir talebe istemek üzere bizzat Kara Hoca'yı ziyaret etmiştir; bu hadise, onun ilmî otoritesinin devlet katındaki itibarını göstermesi bakımından anlamlıdır. Böylece hem şahsî ilmî birikimi hem de yetiştirdiği talebelerle Osmanlı ilim geleneğinin teşekkül döneminde belirleyici bir yere sahip olmuştur. Bu özellikleriyle Anadolu'da Hanefî fıkhının ve medrese geleneğinin Osmanlı topraklarında kökleşmesinde rol oynayan âlimlerden biri olarak değerlendirilir. 1397 (H.800) senesinde vefat etmiş ve İznik'in Şerefzâde mahallesindeki türbesine defnedilmiştir. Hayatı ve ilmî kişiliği, Osmanlı dönemine ait pek çok biyografik ve tarihî kaynakta kayıt altına alınmıştır.

BursaVefât 800 h.İncele